Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 319
Ta‘dîlden sonra Lâhika’ya girebilir. Bu mektûb, Üstâdımız ta‘dîl edip öyle Lâhika’ya geçiriniz. emretmişler. Biz ta‘dîl edemedik, öylece kaydettik.
[297]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Muhterem ve çok Sevgili, Kıymetdâr Üstâdımız Efendimiz Hazretlerine,
Hulûlüyle müşerref olacağımız ve Âlem-i İslâm için bir fidye-i cân ve re’s-i necât olan Îyd-i Adhânızı tebrîk ve tes‘îd eyler ve nice nice emsâl-i kesîresiyle semâ-yı ma‘nevî olan Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’da üstâdlık ve dellâllık eylemenizi, Kâ‘be-i Muazzama’da Rızâ-yı İlâhî için yapılan tavâflar ve tekbîr-i teşrîkler ve Cebel-i Arafât’ta لَبَّیْكَ لَبَّیْكَ اَللّٰهُمَّ لَبَّیْكَ sayhaları ve kesilen kurbanlar hakkı ve hürmet için, ol Mevlâ-yı Müteâl ve Takaddes Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz eyler ve bu münâsebetle mübârek feyyâz-bahş, yed-i saâdetlerinizden takbîl ile arz-ı hürmetler eylerim efendim.
Muhterem Üstâdım, çoktan beri hâtırıma gelip yazmaya cesâret edemediğim şu ma‘rûzâtımı ulüvv-ü cenâblarınıza istinâden arzetmek cür’etinde bulunduğumdan nâşî kusurumun nazar-ı müsâmaha ile bakılmasını ve affınızı istirhâm eylerim. Şöyle ki: Gerek Risâle-i Nûr’un ve gerekse lâyihanın müteaddid sütûn-u âlîlerinde mübârek, mübeccel, münevver ve çok muhterem büyük şahsiyetinizden takdîrkârâne bahsetmekliğimiz men‘ediliyor.
SAYFA 320
Evet, âlî rûhların yüzlerine karşı medih, bazen soğuk düşer. Velâkin, girdâba batmakta olan bizleri, Hızır gibi yetişip sâhil-i selâmete çıkaran muhterem Üstâdımıza teşekkürât ve hissiyâtımızı arzetmek için yapılan iyilikten çok noksân ta‘bîrlerimizi hüsn-ü kabûl eylemenizi çok ricâ eyleriz. Münevver şahsiyetinizi çekemeyen huffâş misâller, güneşin bu kadar şa‘şaalı ihtişâmıyla beraber a‘mâya bir fâide vermediği gibi, onların nazar-ı bedbînlerinde siz ne olursanız olunuz, cevher, çamura atsalar da, cevher yine cevherdir.
Bizler zât-ı devletlülerini Şems-i Kur’ân’dan ve füyûzât-ı risâletten in‘ikâs eden feyyâz-bahş nûrun merkezinde bir havz-ı kebîr biliyoruz. Onların o gibi nâhoş sözleri kulaklarımıza zerre kadar girmediği gibi, bilakis arâis gülzâra karşı vuslat heyecânı veriyor. اَلْكَلَامُ صِفَةُ الْمُتَكَلِّمِ fehvâsınca, size bakıp kendilerini gördükleri muhakkaktır. Sizin kusûrlarınız olsa olsa benim gibi bir iki kusûrlu talebeniz olabilir. Onlar da nûrdan aldıkları feyiz ile tashîh-i ahlâk etmektedirler Elhamdülillâh.
Farz-ı muhâl olarak Üstâdımıza karşı isnâdkârâne bir iftirâda bulunsalar, اَلْعُلَمَٓاءُ وَرَثَةُ الْاَنْبِیَٓاءِ hadîs-i şerîfi muktezâsınca bizler zât-ı âlî kadrlerinde Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın kokusunu alıyoruz. Ve Elhamdülillâh o kokuyu duyuyoruz. Onun için herkes lisânı döndüğü kadar şiddet-i muhabbetini teskîn
SAYFA 321
veya iştiyâkından yanan meş‘aleyi şu‘lelendirmek üzere arz-ı iftikār ve saf beste-i akdâmla huzûr-u âlîye çıkmak istiyorlar. Menşûr hakîkatin ayrı ayrı mazharları bulunan takdîrkâr talebelerinize müsâade buyurulmasını çok ricâ eyleriz.
Zîrâ aynı hisle memlû, lâkin ifâde-i merâmdan âciz benim gibi kusûrlu talebeleriniz, o takdîrleri takdîr edip, Eğer ben de yazabilse idim, böyle yazardım diyor. Ve hissiyâtımızın bir olduğundan memnûn oluyoruz. Anadan doğma gözsüzler görmez eşyâyı. Dilberi sorarsan ûlü’l-ebsârdan sor, kāidesince, gerçi ûlü’l-ebsârdan olamadım, lâkin elimde Elhamdülillâh Kur’ân’dan verilmiş mirsâd-ı tefekkür âyîneleri ve dürbünleri vardır. Onlar vâsıtasıyla en çapaklı gözler dahi o nûr-u vahdeti görür. Münevver şahsiyetinize siyah perde çekmek isteyenler ne derlerse desinler, hased ateşleriyle kendi nâ-pâk, habîs vücûdlarını yaksınlar.
Risâle-i Nûr talebeleri bal kaymak yesinler. Gül, menekşe koklasınlar. Bülbül gibi cûş u hurûşa gelsinler. Onlar da güneşin balçıkla sıvanmadığını görecekler. Havâss-ı şem‘ası muhtel olanlar, güle kokmaz derler. Bülbül ise gagasını gülün goncasına sokup kanatlarını açarak fedâ-yı cân eder. Hem zât-ı âlîlerini takdîrkârâne tavsîf etmek, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın münevver bir mu‘cizesi olan envâr-ı kudsiye-i Nûriye ve bilvesîle Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’a medh ü senâdır. Çünkü o şümûs-u Kur’ân’ın elvân-ı seb‘asını muhtevî olan ve ismiyle müsemmâ bulunan Risâle-i Nûr ve onun biricik tercümanını
SAYFA 322
takdîrkârâne tavsîf etmeklik, bir nevi‘ şükür olduğu cihetle Hazret-i Kur’ân da müsâade verir kanâatindeyim.
Risâle-i Nûr’un gerek kendisiyle ve gerek tercümânıyla, kâinât ve kâinâttaki mevcûdât, zerreden tâ tuyûruna ve şemsten tâ anâsırına kadar alâkadârdır. Yani kâinâtın merkez ve medârında bulunan nûr denizi ve onun tercümânıyla hâdisât-ı kevniyenin irtibâtı, güneşin kâinâtla münâsebetinden daha kuvvetlidir. Hele talebeleri arasında gāibâne ve vecî‘hâne öyle bir tesânüd ve ihtizâzât ve bir vahdet hissediyor ki, şâyân-ı hayret ve şâyân-ı tebcîldir. Beynlerindeki irtibât ehl-i tarîk gibi, yalnız rüya veya keşif ile değil, kâinâttaki herhangi bir mevcûdât âdetâ telefon, telgraf ve radyo misillü vazîfeler görüyorlar. Bunları hissetmek için de, ona tam sâdık bir talebe ve çok mütâlaa gerektir. Yani kâinât Hazret-i Kur’ân’dan feyiz iktibâs ettiği için, onun bir âyînesi ve bedî‘ bir müfessiri olan Risâle-i Nûr’un hizmetinde mevcûdât istihdâm ediliyorlar.
Muhterem Üstâdım, bizler Risâle-i Nûr’a ve onun tercümanına karşı aynı hisle mütehassisiz. Yalnız isteriz ki, Üstâdımız Efendimiz onların o gibi herzelerinden müteessir olmasınlar. Ve Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den tazarru‘ ve niyâzımız, ancak mübârek ve muhterem vücûd-u şerîfleri hüsn-ü âfiyette ve selâmette olmasıdır. Ve bilvesîle tekrar tekrar selâmlarımla mübârek ellerinden hürmet ve harâretle öper ve nusret ve muvaffakiyetlerle selâmetinizi
SAYFA 323
dâimâ duâcı olduğumu âcizâne arzeylerim. Ve bura kardeşlerimizden Mehmed Efendi bayramınızı tebrîk ve tes‘îd eyler, mübârek el ve ayaklarınızdan öperek samîmî selâmlarıyla arz-ı hürmet eylerler. Bura Milâs müftülüğünde Debre’de doğmuş İlyâs Vessâf isminde bir müftü vardır, zât-ı fâzılânelerine gıyâben tanır, takdîrkârlarınızdan olup derin saygılarla hürmet ve selâmlarını arzeyler.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Günâhkâr, kusûrlu, duânıza çok muhtâç
Kardeşiniz Halîl İbrâhîm
Ta‘dîlden sonra Lâhika’ya girsin.
Üstâdımız emir etmişler ki, ta‘dîlden sonra lâhikaya kaydedilsin. Biz de ta‘dîl edilecek kelimeler çok olmadığından ta‘dîl etmeden Lâhika’ya geçirdik.
[298]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Sevgili ve çok Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Risâle-i Nûr’un hurûfâtı adedince Cenâb-ı Hakk’a şükür olsun ki, başımızda kurtarıcımız, şefîimiz, baş tâcımız, sevgili Üstâdımız olarak tekrar bizleri bu mübârek günlerde
SAYFA 324
bulundurdu. Elhamdülillâh, bu sebeble siz sevgili Üstâdımızın da hulûlüyle müşerref olduğumuz İyd-i Saîd-i Adhâ’nızı bi’l-cümle İnebolu Nûrcuları, cemî‘ Nûrcu kardeşlerimizle beraber tebrîk eder, bu vesîle ile vücûd-u nâzikânelerinizin her an sıhhat ve râhat üzere olarak nice bayramlara hep beraber ermemizi Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den her an duâ ve niyâz eyleriz.
Çok sevgili ve canımız Üstâdımız Efendimiz, zât-ı pâkinize şu tebrîkâtımızı Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın tab‘ı ile ve bu husûsta gerek ferden ve gerek toplu şekillerde, gece ve gündüz uhdemize düşen vazîfeleri edâ etmemizden hâsıl olan neş’e ve heyecan içinde yazmak arzusunda iken, son günlerde aldığımız çok keder veren ve bizleri ağlatan cânîyâne, zâlimâne bir şekilde siz sevgili ve rûhumuz Üstâdımıza yapılan vahşi zehirli saldırış üzerine, hâlimiz çok elemli olmuştur. Sevgili Üstâdımıza ve Risâle-i Nâr’a yapılan bu dehşetli sûikast, düşmanlarımızın bizim hakkımızda ne düşündüklerini bir def‘a daha bize hatırlatarak, bizleri vazîfelerimiz etrafında daha sıklaştırmış بُنْیَانٌ مَرْصُوصٌ olan bu kal‘a-i nûriyede gecesi ve gündüzü hesab edilmeden, ihtiyâtı elden bırakmamak şartıyla bütün Nûrcu kardeşler seferber hâlinde, hâssaten Zülfikār vazîfesine sarılmış ve bir an evvel netîcelendirmek için ne yapılmak lâzımsa yapmaya müheyyâ, muhterem Nazîf Bey kardeşimizin emirlerini can ve başla başarmaya yekvücûd olarak çalışmakta
SAYFA 325
bulunuyoruz. Cenâb-ı Hakk sevgili Üstâdımızın himmetlerini üzerimizden eksik kılmasın. Âmîn.
Çok sevgili Üstâdımız. son ihbârâtınızda yine makām-ı ulyânıza vâsıl olmak için yolculuğunuzu mevzûubahis ediyorsunuz اَلدُّنْیَا مَزْرَعَةٌ الْاٰخِرَةِ olan bu âlemde maatteessüf müdhiş dalâlet cereyânlarıyla bu hakîkatin unutulduğu bir hengâmda, bir lutf-u sübhânî ve bir eser-i rahmet olan civârımıza lütfen teşrîf buyurarak, ehl-i îmânı sevinçlere ve âsumânımızı nûrlara garkettiniz.
Bizler o zaman zâten isyan ile ve irşâdsız kör gibi geçen ömrümüzün mühim bir kısmını israf etmiş bulunuyorduk. Fakat âhiretimizi ve îmânımızı kurtarıcı bir müncîyi duyup, hevesimizi alamadığımız o muazzez, sekiz senelik Kastamonu müsâferetinizde, âh sevgili Üstâdımız, biz senin kıymetini bilemedik. Sana lâyık ihtirâmâtı yapamadık. Seni kim bilir ne kadar üzdük. Ve Risâle-i Nûr’un saâdet-bahş inceliklerini lâyık-ı vechile idrâk edemeden, evet, biz i‘tirâf ediyoruz ve Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsinden özürler diliyor ve aflar talep ediyoruz. Saâdet-i ebediyeyi kazandıran bu mukaddes hizmette bizler bihakkın îfâ-yı vazîfe yapamadan bu diyârdan kuşlar gibi uçtunuz. Müteessir ve melûl, âciz ve fakîr kalplerimiz, gönüllerimiz, sevgili Üstâdımızı mahcûbâne ta'kib etmek için ellerimiz açık istirhâmâtımızı, sevgili Üstâdımızı vâsıta kılarak Rabbimizden talep etmekte berdevâmız. Bu acîb seyâhatle ve Denizli hapsi
SAYFA 326
dolayısıyla ve ba‘dehû Emirdağ ve bilvesîle Konya, Afyon, Eskişehir gibi bu Anadolu’nun ma‘nevî yıldızları olan bu şehirler içinde, binler kardeş kalpleri kazandırdıkça ve ma‘nevî havz-ı nûriyenin kabarıp taştığını gördükçe, teselli oluyor, iftihâr ediyoruz. Ve sevgili Üstâdımıza karşı mahcûbiyetimize sebeb olan lâyıkıyla hizmet vazîfemizi yapamamazlık kusûrâtını, bu yeni sevgili Nûrcu kardeşlerimizi, sevgili Üstâdımıza şefâatçi yaparak, sevgili Üstâdımızdan aflar ve vakfettiğimiz canlarımızı da fedâ etsek mukābil gelmez olan hakkınızı helâl ettirmeyi, çok müşfik ve rahîm olan siz Üstâdımızdan el ve ayaklarınızı öperek talep ve niyâz eyliyoruz.
Vâcibü’l-Kahhâr olan Allâh’ımız, bu cihânın güneşi ve son nûru olan cism-i şerîfinize hûnhâr, ebedî i‘dâma mahkûm olmuş kātillerin verdirmek istedikleri acılara karşı hiç duyurmaz, incitmez ve şifâlar ve sabırlar versin. Âmîn âmîn. Bu mübârek eyyâm-ı duhâda İsmâîl aleyhisselâmvâri kurbanı olduğumuz sevgili Üstâdımızın ma‘rûz kaldığı bu mezâlim karşısında gözlerimizden akan kanlı yaşlarımızı huzûr-u Rabb-i Tealâ’da istediğimiz necât ve felâh saatinin tecellîsi için kabûl buyurmasına, sevgili Üstâdımızın nûrlu duâlarına refîk kılsın. Âmîn, âmîn, âmîn.
SAYFA 327
Çok sevgili Üstâdımız, burada Nazîf kardeşimiz nezdinde tab‘ olunan Zülfikār-ı Mu‘cizât Mecmûası, her gün artan şevk iştiyâkla devam olunmakta iken, diğer bir kısım kardeşlerimiz de kalemleriyle Zülfikār’ı yazıyorlar. Birçokları da nûrlardan noksânlarını itmâma çalışıyorlar. Ve hâssaten müjdeli, şifâlı, tatlı sıhhatnâmeleriniz bir an içinde her tarafa yetişiyor. Bizleri nûrlara garkediyor. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی Cenâb-ı Hakk devam ettirsin. İnşâallâh yakınlarda tamam olan el yazması mu‘cizâtlardan ba‘de’t-tashîh hemân irsâl edilecektir. Hamdolsun, burada düşmanlara karşı bizleri kal‘a-i nûriyede himâye eden nûr duâlarınız dolayısıyla bir sıkıntı verememektedirler. İnşâallâh veremeyeceklerdir.
Bâhusûs Nûrcular her an artmakta, bilhassa gençler ve kadınlar ve çocuklar arasında çok müştâklar duânız berekâtıyla hâsıl olmaktadır. Bâhusûs Kunduracı Rüştü ve kardeşi Mehmed ve Kunduracı Sa‘dullâh ve çırağı Rüştü ve yine Nizâmeddîn ve bir senedir fa‘âl bir şekilde bulunan Küçük İbrâhîm’in kardeşi İsmâîl ve âilesi Risâle-i Nûr’a yeni talebeler olmuşlar. Duâlarınızı talep ederler. Ve civâr muhallâtta isimlerini bilmediğimiz pek çok yeni kardeşler duâlarınızı beklerler. Bunlardan bir kısımlarının yeni öğrenmelerini gösteren ufak birer nüshalarını siz sevgili Üstâdımıza takdîm etmişlerdi. Kabûl buyurmanızı ellerinizden öperek niyâz eylerler.
SAYFA 328
Mektûb-u âlînizde mevzûubahis olan Sinop yangını aynen buyurmuş olduğunuz gibi, ehl-i dalâleti kendisine çevirmiş ve meşgūl eylemiştir. Hamdolsun, bildiğimiz cihette bizlerden bir zarar vâki‘ olmamıştır.
Çok müşfik ve sevgili Üstâdımız, mektûbumuza nihâyet verirken kalplerimiz istiyor ki, zât-ı üstâdânenize bütün şükrân ve minnet hissiyâtlarımızı ifade edebilelim. Cenâb-ı Hakk Hazretleri vücûd-u nâzikânelerinize şifâ-yı âcil ve sıhhat-ı âfiyet buyurarak ömrünüzü müzdâd buyursun. Âmîn âmîn âmîn. Muhtâç olduğumuz füyûzât-ı nûriye olan duâlarınızla ve kusurlarımızı affınızla bizleri sevindirmenizi el ve ayaklarınızdan öperek ricâ ve istirhâm eyleriz, efendimiz hazretleri.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
7 Zilhicce İnebolu ve civârı
Risâle-i Nûr şâkirdleri
Bu mektûbu yazdığımız cum‘a gecesi, sâat yediye karîb, Semerci ve Gülcü Hüseyin kardeşimizin vâlidesi Hasîbe Hanım sizlere ömür vefât eylemiş. Duâlarınıza muhtâç bulunduğunu arzeyleriz. Mezbûre, bir senedir hasta, yatakta bulunuyordu.
SAYFA 329
[299]
Lâhika’ya.
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz ve Sıddîk Üstâdım Efendim Hazretleri,
Hulûlüyle şeref-yâb olduğumuz mübârek bayram-ı şerîfinizi candan tebrîk eder, Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den Âlem-i İslâm için mübârek vücûd-u nâzikânenizi sıhhat ve âfiyet üzere dâim olmasını dileriz.
Üstâdımız efendimiz hazretleri, şu son günlerde tekrar mel‘ûnâne size yapılan tecâvüzden dolayı çok mahzûnuz. Bizim gibi âcizlerin elinden hiç bir şey gelmez. Hâtıra şu geliyor: Bu zamanın bütün Âlem-i İslâm’ın fevc fevc isyan deryasına garkolduğu ma‘lûmdur. Tabîîdir ki, bunları kurtarmak için bu asrın bir şefâatçisi olmak lâzım. İşte yine hâtıra geliyor ki, o şefâatçi de Risâle-i Nûr’dur. Bugünkü hiç bir beşer, bu asrımızda sizin gibi otuz bir sene bu işkenceler içerisinde münzevî olarak Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmvâri bu kadar zulme tahammül etsin, yoktur. Zâten yazmış olduğunuz mektûblar da bu müjdeyi gösteriyor.
Cenâb-ı Allâh, Hazret-i Peygamber aleyhisselâm hürmetine ve Hazret-i Kur’ân hürmetine ve Risâle-i Nûr’un bütün hakîkatleri ve kelimeleri ve harfleri hürmetine ve otuz bir seneden beri
SAYFA 330
size yapılan işkenceye karşı yapmış olduğunuz sabır ve tahammül hürmetine ve Zilhicce’nin aşr-ı evvelinde şimdiki her günü bir sene sayılan on günün şerefi hürmetine ve Âlem-i İslâm’a mahşeri andıran mübârek Kurban Bayramı hürmetine ve temiz kazancıyla farîza-i İlâhiyeyi ödemek için hacca giden haccâclar hürmetine, Cenâb-ı Allâh kalbimizi ıslâh etsin. Ve bu zâlimlerin zulmünden Âlem-i İslâm’ı kurtarsın. Ve nasıl ki bu dünyada siz ve Risâle-i Nûr hazretleri bizi himâyeniz altına almışsanız, öbür dünyada yine öyle bizi nûrun himâyesi altına ve şefâatine nâil eylesin. Âmîn âmîn âmîn.
Tekrar Konya havâlîsi Risâle-i Nûr talebeleri nâmına bayramınızı candan tebrîk eder, hayırlı duânızı dileriz
Âciz köleniz, şefâatinize çok muhtâç Sabrî
Zilhicce 20 4
[300]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelâ: Bana gelen Zülfikār Mecmûalarının içinde ehemmiyetli sehivler bulunuyor. Kısmen tashîh ediyorum. Fakat bazı küçücük sehivler var ki, ehemmiyetli ma‘nâyı bozar. Meselâ, dört beş nüshada aynı sehvi gördüm ki, Mu‘cizât-ı Kur’âniye zeyillerinden
SAYFA 331
Kenzü’l-Arş duâsından gelen birinci Nükte-i Kur’âniye nâmında olan İkinci Nükte-i Remziyedeki on dokuz def‘a gelmesi , kelimesi gelmiş. Birinci sahîfesinin ortada ve âhirinde hem یا nın, hem میم in, hem لام ın ve nidâ vaktinde İsmullâh’ın başında bulunan یا on dokuz bin küsûr olmakla hem لام ın, hem ها nin, hem واو ın adedlerine muvâfık gelmesi, bu ikisinde sehiv var. Makinede bu sehiv yazılmış, tashîh edilecektir. لا nın yerinde لام yazılmış, ن yerinde م yazılmış, ehemmiyetli bir sehivdir. Çünkü Kur’ân’da ل otuz bindir. Remzin başında lafzullâhtan alınan لا on dokuz bindir. On dokuz bin ن yerine م yazılsa, ma‘nâsı bozulur. Elime gelen nüshalarda iki yerde لا nın yerinde لام yazılmış. Hem sekizinci remzin âhirinde, Fâtiha-i şerîfe hurûfâtının makam-ı ebcedîsi on bin olarak با nın on bin, hem تا nın on bin, bu sehven yazılmamış. Yazdığımız nüshalarımız doğrudur. Bu cümlede sehven hem یا nın on bin dahi yazılmış, o sehivdir. یا on bin değil, یا yı bozunuz. Hâşiye Bu sehvi çabuk tashîh ediniz. Hem Nazîf’e de bildiriniz. Benim tashîhimden geçen nüshalara da bakınız. belki ben de acele ile tashîh edememişim.
SAYFA 332
Sâniyen: Medresetü’z-Zehrâ’nın nâmına demirbaş bir şâkirdin bayram teberrükü tatlısını ve Kastamonu Husrev’i Feyzî’nin nûr cüzlerinden şirin teberrükünü aldım. Cenâb-ı Hakk onlardan ve sizlerden ebeden râzı olsun. Konyalı Sabrî’nin güvercin hâdisesi, hem nûrların kerâmeti, hem onun nûrların neşrinde muvaffakiyetkârâne faâliyetinin makbûliyetine bir işâret olmasından Lâhika’ya geçmek hakkı var.
Hasan Feyzî’nin hastalığı ne derece, ne vaz‘iyette, bana bildiriniz. Cenâb-ı Hakkk şifâ versin. Âmîn. Ben çok merâk ediyorum. Umûmunuza binler selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz duânıza çok muhtâç
Saîdü’n-Nûrsî