
SAYFA 182
[236]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelâ: Bu kıymetdâr mübârek Ramazân’da sevâbın çok ziyâdeleşmesine bir sebeb olan şiddetli hastalık içinde Kur’ân’dan her gün birer cüz', pek çok zevkli ve câzibedâr ve sevâbdâr olan Hizb-i A‘zam-ı Kur’ânî’den yirmi sahîfe okurken kahraman Tâhirî’nin ve merhûm büyük Hâfız Alî’nin ne kadar büyük bir vazîfe yaptıklarını ve onun ve Hizb-i Nûriye’nin tevâfuklu tab‘ına muvaffakiyetlerini şükrânla ve çok hayretle karşılayıp binler Mâşâallâh Bârekallâh derdim. İnşâallâh şimdi bir veya müteaddid Hâfız Alîler ve Tâhirîler İnebolu’da ve Denizli’de tezâhür etmeye başlamaları, Zülfikār-ı Mu‘cizât dahi büyük bir fütûhâta vesîle olacağı bir beşârettir, bir fâl-i hayırdır.
Kahraman Nazîf’in Mu‘cizât-ı Kur’âniye’den makine mahsûlâtı olarak on sahîfe bize göndermiş, binler âferîn kazanmış. Ve ehl-i îmânı çok sevindirmiş. Siz münâsib görseniz, Meyve’nin Onuncu Mes’elesi veya hulâsası, Mu‘cizât-ı Kur’âniye zeyilleri içine girsin. Hakîkaten baba oğul nûrların kahramanıdırlar. Cenâb-ı Hakk muvaffak ve şeytanların şerrinden muhâfaza eylesin. Âmîn
SAYFA 183
Sâniyen: Bugünlerde râhatsızlık için Evrâd-ı Bahâiye’yi ezber değil, kitaba bakarak okudum. Âhirinde İhtitâm-ı Bahâiye olan hâtimesini, ma‘nâsını bilemediğimden, eskiden beri okumuyordum. Haydi bir def‘a bunu da okuyayım dedim. Gördüm ki, altı buçuk satırında, on dokuz def‘a nûr nûr nûr kelimeleri var. Kat‘î kanâatım geldi ki, Şâh-ı Nakşibend, Gavs-ı A‘zam gibi Risâle-i Nûr’u ve kudsî hizmetini keşfen müşâhede edip tahsînkârâne haber vererek ona işaretler ediyor. Ben de, yalnız o altı satırı ve baştaki satırı ve âhirdeki satırıyla otuz senelik Bahâiye virdime, onların nûrların intişârına muâvenetleri niyetiyle ilhâk eyledim.
Sâlisen: Atabeyli Lütfü nâmında bir kardeşimiz mektûbunda pek ciddî bir alâka ile nûrlara şâkird olmak istiyor. Mâdem Kahraman Tâhirî’nin akrabasıdır. Ve ismi Lütfü’dür. Ve müdakkikāne mektûbunda kābiliyetini gösteriyor. Elbette Merhûm Lütfü’nün vârislerinden olmasını kabûl ederiz.
Râbian: Bu mektûbu sabah yazmıştım. Şimdi dört mektûbunuzu aldım, daha bakamadım. Hem ikisi yeni harfle yazıldığından bilemedim. Ve kimden geldiğini anlayamadım. Sonra bakacağım. Isparta yangını beni mahzûn eyledi. Geçmiş olsun deriz. Umûmunuza selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 184
Husrev’in küçük mektûbâtını aldım. Ve İnebolu kahramanlarının gayretlerine binler Mâşâallâh, Bârekallâh.
[237]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk, Mübârek Kardeşlerim,
Bu mektûbu Konyalı Sabrî’ye göndermişim. Size berây-ı ma‘lûmât gönderildi.
Azîz, Sıddîk Kardeşim Sabrî, Ramazân’ınızı tebrîk ediyoruz. O hocanın azîz kelimesine i‘tirâzına deriz:
Evvelâ: eskiden beri ehl-i ilim mükâtebelerinde azîz kardeşim, azîz arkadaş ve umûm halkın muhâverelerinde azîzim azîzim ta‘bîrleri, sıfât ve ma‘nâ-yı lugavî i‘tibâriyledir. Hem یُعِزُّ مَنْ یَشَٓاءُ sırrına göre insana verilen azîz lafzı, ilm-i sarf usûlünce fâil-i binâ-yı mef‘ûldür yani izzete mazhar olmuş demektir.
Sâniyen: Gerçi Azîz ismi Esmâ-yı Hüsnâ’dandır. İsim olarak başka da isti‘mâl edilmez. Fakat ma‘nâsı i‘tibâriyle sıfat olarak dâimâ hem Azîz, hem Esmâ-yı İlâhiden Halîm ve Hakîm ve Mâlik ve Melik ve Alîm ve Âlim ve Mü’min ve Semî‘ ve Basîr gibi çok isimler isti‘mâl edilmiş. Hiç kimsenin hâtırına i‘tirâz gelmez. Yoksa اَلسَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَیْمِنُ الْعَزٖیزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖیزٌ حَكٖیمٌ deki
SAYFA 185
Mü’min ismi, sıfat ma‘nâsıyla umûm mü’minlere ümmetçe verilmesi ve Hakîm ismi sıfat ma‘nâsıyla bütün doktorlara bütün halk tarafından isti‘mâl edilmesi, o zâtın i‘tirâzına göre hatâ ve günâh olmak lâzım gelir. Bunlara kıyâsen Mâlik ismi ve Semî‘ ve Basîr isimleri sıfat ma‘nâsıyla herkese her vakit veriliyor.
Sâlisen: Benim de eski ulemâya iktidâen bu Azîz kelimesini sıfat olarak kardeşlerime vermenin sebebi ise: Onlar dîni ve ilmi dünyaya âlet yapmadıklarından, ilmin ve dinin izzetini muhâfaza ettiklerinden, temsîlde hatâ yok, Yûsuf’un as Azîz-i Mısır olması gibi bunlar da derecelerine göre bu asrın azîzleridirler. Cenâb-ı Hakk onları azîz ediyor. یُعِزُّ مَنْ یَشَٓاءُ sırrına mazhar ediyor diye isti‘mâl ediyorum.
Râbian: Öteki hocanın وَبِالْاٰیَةِ الْكُبْرٰٓی اَمِنّٖی مِنَ الْفَجَتْ de فَجَتْ kelimesine şüphesi ma‘nâsızdır. Çünkü bu kelime Süryânî’dir. İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Nûreddîn’den aldığı dersle Celcelûtiye’deki bütün Süryânî kelimelerini tefsîr etmiş. فَجَتْ ise musîbet, helâket, hatâ, belâ gibi ma‘nâdadır demiş.
Hâmisen: Vehbi Hoca’nın hacca gitmesi mübârektir. Allâh selâmet versin. Oradaki bütün ulemâya ve de müftüye ve Nûrculara çok selâm ederim. Ve duâlarını ricâ ederim. Senin mübârek mahdûmunun güzel manzûmesini daha okuyamadım. sonra bakarım
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 186
Risâle-i Nûr’un erkânından İkinci Sabrî’nin ve hâs arkadaşlarının hesabına mahdûmu Feyzî Fezaî’nin yazdığı bu samîmî fıkrasındaki Nûr doğması zamanıdır. müjdesine Âmîn deriz. Lâhika’ya girsin. Bazı kelimelerini bilemedim. Siz ıslâh edersiniz.
[238]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Azîz Üstâdım Efendim Hazretleri,
Risâle-i Nûr feyzinden almış olduğum ilhâm üzere yazılan bu kıymetsiz şiirin kabûlünü ricâ ederim.
1
Umduğumuz gün pek yakın
Nûr doğması zamanıdır
Semâvâttan akın akın
Nûr doğması zamanıdır.
Allâh söyler kamu zerre
Demek lâzım birkaç kere
Bundan böyle vedâ‘ şerre
Nûr doğması zamanıdır.
2
Can mübtelâdır illete
Kim dayanır bu zillete
Müjde evlâd-ı millete
Nûr doğması zamanıdır.
Her kalp bir gümüş buhûrdân
Hisse al düşen yağmurdan
Şükür Risâle-i Nûr’dan
Nûr doğması zamanıdır.
SAYFA 187
3
Kalb gittiği yoldan emîn
Dönmemeye ettik yemîn
Bin şükür Rabbü'l-Âlemîn
Nûr doğması zamanıdır.
Gözümüzden akar yaşlar
Sözümüz hamd ile başlar
Yüz yirmi bin kalem işler
Nûr doğması zamanıdır.
Önümüzde nûr denizi
Sevinçle bekliyor bizi
Yıkayalım içimizi
Nûr doğması zamanıdır.
Yardım eyle yüce Allâh
Her işte bulalım felâh
Şükür yakınlaştı sabah
Nûr doğması zamanıdır.
4
Allâh’ı anan sözlere
Bütün dağlara düzlere
Şol nûrdan aydın yüzlere
Nûr doğması zamanıdır.
Gönül kurtulsun yasından
Nûr içelim aşk tâsından
Yedi dağın arkasından
Nûr doğması zamanıdır.
Ölünceye dek aşk ile
Allâh diyelim meşk ile
Ol cennetteki köşk ile
Nûr doğması zamanıdır.
Bu işin fenâdır sonu
Ey gāfil bitir uykunu
Allâh’a yönelt duygunu
Nûr doğması zamanıdır.
SAYFA 188
5
Bak etrâfa fikreyle
Hak yolunda zikreyle
Var Allâh’a şükreyle
Nûr doğması zamanıdır.
Bakma sağına soluna
Doğru yürü Hak yoluna
Müjde Allâh’ın kuluna
Nûr doğması zamanıdır.
Risâle-i Nûr’un mâhiyetiyle
Hak kitabın âyetiyle
Allâh’ın inâyetiyle
Nûr doğması zamanıdır.
Yoğumuz varımız belli
Sevgimiz yârimiz belli
Şükür baharımız belli
Nûr doğması zamanıdır.
6
Tahammül kalmadı sabra
La‘net kötülüğe kibre
Işık düşer gibi kabre
Nûr doğması zamanıdır.
Anlaşılmıyor bu ne hâl
Dünya dediğin bir hayâl
Uyan ey evlâd ü ıyâl
Nûr doğması zamanıdır.
Gözlerimiz hasret düne
Derd eğlenmede gün güne
Şu karanlıklar üstüne
Nûr doğması zamanıdır.
Uğruna fedâ can beden
Bizleri teselli eden
Nûr kaynağı risâleden
Nûr doğması zamanıdır.
SAYFA 189
7
Şükürler olsun Risâle-i Nûr’a
Garketti bizi murâda
Hızır as yetişti imdâda
Nûr doğması zamanıdır.
Gayrı söz kalmasın derde
Dünyalık hevesler nerede
Güneşin doğduğu yerde
Nûr doğması zamanıdır.
Sancakla donanmada burç
Âzâd olsun şek şüphe suç
Hakka şükür avuç avuç
Nûr doğması zamanıdır.
Yazık olsun gāfillere
Allâh demeyen dillere
Hakkı aramayan ellere
Nûr doğması zamanıdır.
8
Yıllarca çekse de cefâ
Kim Hakkına kılmaz vefâ
Mü’min olana ne safâ
Nûr doğması zamanıdır.
Alnında okundu yazı
Her kul kısmetine râzı
Çoktan kuruldu terâzi
Nûr doğması zamanıdır.
Semâvâtın hikmetine
Nûrların himmetine
Âhirzaman ümmetine
Nûr doğması zamanıdır.
Arayalım aynı izi
Bayramlar bekliyor bizi
Yıkayalım içimizi
Nûr doğması zamanıdır.
SAYFA 190
9
Pek imrenme saltanata
Hangi dîndâr ana, ata
Gam deryası Kâinâta
Nûr doğması zamanıdır.
Bu hesabı bilen bilir
Herkes kazancını alır
Hak hukūk nasıl kaybolur
Nûr doğması zamanıdır.
Kubbelerden taştı ezân
Yakınlaştı yevm-i mîzân
Çalınmak üzere borazan
Nûr doğması zamanıdır.
Yolumuz Rabbimiz tek bir
Getir Teâlâ’ya tekbîr
Bal bir arı bir petek bir
Nûr doğması zamanıdır.
10
Yürü aşk gölüne eğil
Göreceğin yalan değil
Vicdânına sebîl sebîl
Nûr doğması zamanıdır.
Yeter bu çağırıp coşan
Gün gelir olursun pişman
Dinine kesilme düşman
Nûr doğması zamanıdır.
Gözünü aç olma deli
Kâinâttaki sır belli
Ara der dinle teselli
Nûr doğması zamanıdır.
Bu tuttuğumuz Hakk yolu
Yüreğimiz îmân dolu
Görmeyiz sağı solu
Nûr doğması zamanıdır.
SAYFA 191
11
Âkil olan hakkı arar
Boş oturmak neye yarar
Eyleme nefsine zarar
Nûr doğması zamanıdır.
İşlediğin günâh sâfî
Bu bitmeyen isyan kâfî
Günâhı eyle telâfî
Nûr doğması zamanıdır.
Çeken çeksin seni
Almaz hak kalesini
Bir gün bulur belâsını
Nûr doğması zamanıdır.
Üstâd engelleri yardı
Müjdenin gelmiyor ardı
Ufku ins ve melek sardı
Nûr doğması zamanıdır.
12
Akan göz yaşları ile
Dağların taşları ile
Güvercin kuşları ile
Nûr doğması zamanıdır.
Bu bir imtihândır çetin
Yolunu ara cennetin
Esîri olma cinnetin
Nûr doğması zamanıdır.
Bu mudur Allâh’a kulluk
Bak etrafına ne bolluk
Allâh’ı ara bir yolluk
Nûr doğması zamanıdır.
Vaz‘iyetin alâmeti
Andırıyor kıyâmeti
Bulmak lâzım selâmeti
Nûr doğması zamanıdır.
SAYFA 192
13
Acele eyle vakit dar
Al nasîbini bahtiyar
Nûr yolunda genç ihtiyâr
Nûr doğması zamanıdır.
Ne kadar değişti zaman
Yeter gam keder el-emân
Ortada hazır kahraman
Nûr doğması zamanıdır.
14
Ak güvercin çırptı kanat
Göklerde kurdu saltanat
Kâfire şeytana inat
Nûr doğması zamanıdır.
Kul Fezâî ağlayıp der
Günâh işlediğin yeter
Biraz ıslâh ol derbeder
Nûr doğması zamanıdır.
Sabrî ve arkadaşları nâmına çok günâhkâr âciz Fezâî
[239]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Siz mâdem Zülfikār’a başlamışsınız, ona devam ediniz. Sonra taksîmü’l-a‘mâl ile başka mecmûaları tab‘ edersiniz. Mu‘cizât-ı Kur’âniye zeyilleri içinde manzûm Lemeât’tan bir parça var. Sizde varsa iyi, yoksa onu da bulunuz.
SAYFA 193
Hem Meyvenin Onuncu Mes’elesi’nin münâsib gördüğünüz bir kısmı veya tamamı zeyillere girsin. Eğer el yazısıyla bizim için yazılan Zülfikār Mecmûası tamamlanmış varsa gönderiniz. Tâ ben de bu pek azîm ve çok kıymetli hizmete tashîhimle hissedâr olayım. Umûma selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Bu dakîka hem iftâra yakın, hem râhatsızlığım için kısa kestim.
[240]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelâ: Isparta’nın acîb yangınında musîbetzedelerin elemlerine ben cidden iştirâk ediyorum. Çünkü müteaddid vecihle ben Isparta’lı olduğum gibi, o mübârek şehir, taşıyla toprağıyla nazarımda çok ehemmiyeti var ve nûrların Câmiü’l-Ezher’i ve Medresetü’z-Zehrâsı’nın merkezi hükmündedir.
Benim tarafımdan o musîbetzedelere deyiniz ki: Nass-ı hadîsle, böyle musîbetlerde ehl-i îmânın zâyi‘ olan malları tam sadaka hükmündedir. Husûsen bu Ramazânda, yüz sadakadır. O fânî mallar, bâkî ve daha çok ebedî mallara inkılâb ederler.
SAYFA 194
Onun için sabır içinde bir cihette şükretmek gerektir. İnşâallâh dünyada dahi o keffâretü’z-zünûb olan zâyiin yerine Erhamü’r-Râhimîn ihsân eder. Geçmiş olsun, başınız sağ olsun, fâidesiz merâk etmeyiniz .
Sâniyen: Bu çeşit kazaların bir sebebi, beşerin çirkin bir hatâsı bulunmasından, bu Ramazân-ı Şerîf’in hürmetini ve kıymetini muhâfaza etmek ve nûrları himâye etmek, her yerden ziyâde nûrların menba‘ı ve medresesi olan Isparta borçludur ve vazîfesidir. Ve sefâhetlere karşı şeâir-i İslâmiyeyi muhâfaza etmekle mükelleftir. وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصٖیبَنَّ الَّذٖینَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةً sırrıyla bazı zâlim ve fâsıkların yüzünden çok ma‘sûmlar yanar ve belâ görür. Acaba burada yani Emirdağı’nda ve başka yerlerde nûrlara ilişmeleri gibi belâların def‘ine bir vesîlesi olan Risâle-i Nûr’u orada da bir derece susdurmasına bir gizli teşebbüs mü var ki, müteaddid vâkıa ve tecrübeler ile olduğu gibi, yine o zâlimâne hücûmu durdurmak için bu semâvî ve ateşli hâdise çıktı. Hakîkaten ben her vakit kalben titredim. Aman Isparta şâkirdlerine ilişmesinler diye çok merâkla her haftada gelecek mektûbu bekliyorum.
Sâlisen: Resmî bir hoca ve bid‘alara tarafdâr vazîfesi i‘tibâriyle nûrların parlak fütâhâtına karşı bir bulantı vermek için hiç bir şey bulmayarak, yalnız yüz cevâbı bulunan bir kelimenin isti‘mâlini bahâne bulmuş ki, size bir sûret-i cevâbı gönderilmiş.
SAYFA 195
Bundan anlaşılıyor ki, münâfıklar nûrlara karşı bid‘a tarafdârı olan hocaları isti‘mâl ediyorlar. Münâfıkların başka plânları akîm kalmasından, bu elîm ve acı ve bulandırıcı ve te’sîrli plânı isti‘mâl ediyorlar.
Nûrcular gāyet ihtiyât ve dikkat ve metânet ve mu‘terizleri aldırmamak ve münâkaşa etmemek ve habbeyi kubbe yapmalarına karşı ortalıkta binler ekberü’l-kebâiri görmüyorsun. Bir küçücük ve günâhsız bir sehvi görüyorsun. Ve belki bu azîz kelimesi gibi şimdiye kadar on def‘a olduğu gibi, tam doğru ve hakîkat bir mes’eleyi kendi bilemiyor. Yanlıştır der, kendisi hatâ eder.
Râbian: İnebolu hem Zülfikār’ı eski harfle, hem Asâ-yı Mûsâ’yı yeni harfle makine ile yazıyor mu ki, ikisinden numûne gönderildi. Eğer öyle ise, yüz bin Bârekallâh deriz. Umûm kardeşlerimize selâm ve selâmetlerine duâ ederiz. Ve duâlarını ricâ ederiz
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî