Son Cevaplanan Sorular

5.238

Farz İbadetlerde Eksiği Olan Bir Kişi Risale-i Nur'u Yazarak Yine de Yüz Şehid Sevabı Kazanabilir mi?

Risale-i Nur talebeliğinin belli şartları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:1. İhlâs2. Yazı3. Sünnet-i Seniyeye tabi olmak4. Sadakat5. Sebat6. Takva7. Beş vakit namazı kılmak8. Yedi kebairi terk etmek9. Namazın arkasındaki tesbihatı yapmak10. Risale-i Nur'u kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıkmak11. Neşir (hakikatleri yayma)Yukarıda yazılan talebelik şartları arasında yazı da vardır. Bediüzzaman Hazretleri, Kur'ân harflerinin yasaklandığı bir asırda Kur'an'a hizmet ettiğinin bir neticesi olarak her bir talebenin risaleleri Kur'ân harfleriyle bizzat yazarak neşretmesini de bir talebelik şartı olarak kabul etmiştir. Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Risale-i Nur'a intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, Risale-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında, her yirmi dört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazen daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber; benim gibi dua eden kıymetdar binler kardeşlerin ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olur.1Görüldüğü gibi Bediüzzaman Hazretleri, talebelerinden risaleleri yazmalarını, Risale-i Nur'a intisab edip bağlanmanın şartı olarak koşuyor. Eğer yazmaları mümkün olamıyorsa, kendine bedel başkalarının yazmalarını şart koşuyor ve ancak bu takdirde “Nur Talebesi” ünvanını alacaklarını beyan ediyor.Bu şekilde bir yandan Risaleler neşrolup yayılırken, bir yandan da Kur'ân harflerinin toplumca tamamen terk edilmesinin önüne geçiliyordu. Herkesin, “artık eski harfler terk edildi, kimse kullanmıyor, bilmiyor” zannettiği bir dönemde memleketin dört bir yanında Nur Talebeleri manevî bir cihad ruhuyla Kur'ân yazısıyla meşgul oluyor, öğreniyor ve öğretiyordu.Bediüzzaman Hazretleri eserinde şu hadis-i şerifi delil getirerek, risaleleri Kur'an harfleriyle yazmanın önemini, sünnet oluşunu ve yüz şehit sevabı kazandırdığını ifade etmektedir:Bid'aların ve dalâletlerin istilası zamanında, sünnet-i Seniyeye ve hakîkat-i Kur'âniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir.2Sizin sorunuzdaki yüz şehid sevabı meselesi ise, herkes yukarıda sayılan şartlara ne kadar riayet ediyorsa ve bu esaslarda ne kadar muvaffak oluyorsa ona göre hissesi olur. Yani her yazan yüz şehid sevabı alacak değildir. Dikkat ederseniz, yüz şehid sevabı kazanabilir denilmektedir. Yüz şehid sevabı kazanmak çok yüce bir idealdir. Bunun için çalışıp gayret göstermeli ve sonucunu da Allah'a bırakmalıdır. Hadiste geçen yüz şehit sevabı ifadesi, iman hizmetine sadakatle çalışan, yazan, neşreden ve bu yolda sıkıntı çeken kimseler için bir teşvik ve manevî müjdedir.Ancak bu ifade, farzları terk eden kimseye kayıtsız şartsız bir garanti anlamına gelmez. Namaz dinin direğidir ve farz ibadetlerin yerini hiçbir nafile hizmet dolduramaz. Bir kimse Risale-i Nur'u yazsa, iman hizmetinde bulunsa bile, namazı bilerek ve önemsemeyerek terk ediyorsa, yaptığı hizmetin sevabı ayrı, terk ettiği farzın mesuliyeti ayrı değerlendirilir. Sevap kazanmak, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Aziz ve Celîl olan Rabbi, Kulumun nafile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir. 3İbadetlerin mahiyetini ve mertebelerini şöyle anlamlı bir bütün içinde değerlendirebiliriz:Farz, Allah'ın kesin ve tartışmasız emridir. Yerine getirilmesi zorunlu, terki ise büyük günahtır. Manevî hayatın sarsılmaz temelini farzlar oluşturur.Sünnet ise Peygamber Efendimiz'in (sav) farzlar dışındaki uygulama ve tavsiyeleridir. Bu yol, temeli tahkim eder, ruh kazandırır ve mümini Peygamber ahlakına yaklaştırır.Nafileler de farz ve sünnetlerin ötesinde, kulun kendi iştiyakıyla Rabbine yakınlaşmak için yaptığı gönüllü ibadetlerdir.Böylece ibadet hayatı; temeli farz, duvarları sünnet, ziyneti ve letafeti nafile olan bir manevî bina hâline gelir. Bu sebeple bir Nur Talebesi her şeyden önce farz ibadetlerini titizlikle muhafaza etmelidir. İman hizmeti ne kadar ulvî olursa olsun, farzların ihmali üzerine bina edilemez. Kur'ân hattını ve farz olan ibadetleri yapmak, hizmetin ruhunu canlı tutar. Çünkü ibadetle beslenmeyen bir hizmet zamanla derinliğini kaybeder. Namazla kuvvet bulmayan bir gayret istikametini muhafaza etmekte zorlanır.Netice olarak yüz şehit sevabı ifadesi gelişi güzel bir mükâfat vaadi değildir. Bu ifade, ihlâs, sadakat ve farzlara bağlılık zemininde verilen manevî bir kıymet ölçüsüdür. Bu müjde, dinin temel direklerini muhafaza ederek yapılan hizmete bakar. Asıl hedef, hizmeti ibadetin alternatifi yapmak değil; ibadetle derinleştirmektir. En sağlam yol, farzları titizlikle yerine getirip Kur'an hattını da bu şuurla muhafaza ederek, o ibadetlerin nuruyla iman hizmetini omuzlamaktır. Ancak bu sayede amel kök salar, hizmet bereketlenir, hakiki bir kul sırrına mazhar olarak Allah'ın rızasına ulaşılır.Ayrıca BakınızKur'an Hattı / Risale-i Nur YazısıRisale-i Nur Talebesi Olmanın ŞartlarıFarz ve Sünnetin Ehemmiyet SırasıKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 25.Et-Tergîb ve't-terhîb, c.1, s. 80.Ebu Davud, Salat, 149.

4.533

Bir Risale-i Nur Talebesi Günde Ne Kadar Mütalaa Yapması Gerekir?

Risale-i Nur, Kur'ân-ı Kerîm'in bir tefsiri olması ve içinde kuvvetli iman hakikatleri ders verildiğinden dolayı, onu okumak tefekkür etmek demektir. Tefekkür ise ibadettir. Bu sebeple, ne kadar çok zaman ayrılabilirse o kadar iyi olur. Böyle olmakla beraber, bir şeyin az da olsa devamlı olması çok önemlidir.Sevgili Peygamberimiz (asm) bu konu ve birçok konuda temel ölçü olan, ifade edeceğimiz hadîs-i şerif ile bize bir ölçü verecektir. Hz. Âişe'den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.1Bizim için her konuda rehber olan Sevgili Peygamberimizin (asm) ifadesine bakılırsa, günlük “şu kadar yapmak” lazım diyemeyiz. Fakat tefekkür, ilim ve ibadet niteliği taşıyan bu hayırlı iş için “her gün muhakkak, az da olsa mütalaa yapmaya, anlayarak okumaya gayret etmek gerektiğini” tavsiye edebiliriz. Ayrıca herkesin kapasitesi, seviyesi ve müsait vakti bir olmaz. Bediüzzaman Hazretleri de bu konuda bir miktar tayininden ziyade, devamlı meşgul olmayı tavsiye etmiştir. Bu noktadaki beyanı şöyledir:"...Her bir adam, eğer hânesinde (evinde) dört beş çoluk çocuğu bulunsa, kendi hânesini bir küçük Medrese-i Nûriyeye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadâr komşularından üç dört zât birleşsin ve bu hey'et, bulundukları hâneyi(evi) küçük bir Medrese-i Nûriye ittihâz (kabul) etsin. Hiç olmazsa işleri ve vazîfeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakîka dahi olsa, Risâle-i Nûr'u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir mikdar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun (hakiki ilim talebesi) sevablarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlas Risalesi'nde yazılan (yazı mektubundaki) beş nevi ibadete de mazhar olurlar. Hakikî ilim talebeleri gibi, onların maişetlerini (geçimini) temin hususundaki âdi (sırada günlük) muameleleri de bir nevi ibadet hükmüne geçebilir..." 2Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadeleri, aslında sorumuzu çok güzel bir şekilde cevaplamaktadır. Yani evlerimizin ilim yuvası olması; hem kendimiz, hem çoluk çocuğumuz hem de alâkadar olabileceğimiz komşularımızla gruplar hâlinde, imkân nispetinde Risale-i Nurları okumak, yazmak veya dinlemek cihetiyle meşgul olmak gerekiyor.Elbette imkân nispetinde beş on dakika bile olsa çalışmak gerekiyor. Fakat tam bir ilim talebesi olma imkânını, devam ile elde edebiliriz. İlim talebesi olmak ise ciddi gayret ister. İlim, emek ve mücadele ile olur. Zaten ilim için bu önemli bir esastır.Hem bu meşguliyet ibadet olmakla beraber, hayat şartlarını ekonomik olarak zorlaştıran geçim sıkıntılarına bile fayda verebilir. Bereketlere vesile olur.Başka bir yerde Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:Vazifedarane kalemi her gün istimal etmeyenler, Risale-i Nur talebeleri ünvan-ı icmalîsinde her yirmidört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususî isimlerle has şakirdler dairesi içinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi Çıkarıldı." 3Metinden anlaşıldığı üzere, tam bir vazife şuuruyla talebe olabilmek, kalemle devamlı risaleleri yazma ve onlara çalışma şartına bağlanmıştır. Kalemi bırakan, geçici olarak bütün Nur Talebelerinin sevaplarından ve dualarından mahrum kalır; ta ki tekrar yazmaya başlayıncaya kadar.Buradan anlıyoruz ki, öncelikle risaleleri Kur'an hattıyla muhafaza ederek Risale-i Nur Talebesi ünvanını almak, devamında ciddi okuma ve mütalaalarla kendimizi iman ve Kur'an hakikatlerinde yetiştirmemiz gerekir. Böylece daha ciddi istifade edebiliriz. Yazarak öğrenmek elbette çok daha faydalı bir yöntemdir.Sonuç olarak mütalaada asgarî sınırlar, imkân nispetinde devamlı olmak şartıyla, beş on dakikalık çalışmalar bile çok önem arz etmektedir. Daha da güzeli, günlük en az beş veya on sayfa anlayarak, dikkatlice ve notlar tutarak okumak gerekir. Kendisini Risale-i Nur'dan daha özel olarak geliştirmek ve yetiştirmek isteyenler için Risale-i Nur'un derin hakikatlerini ciddi bir şekilde okumak, notlar tutmak, anlayamadığı yerleri ehil kişilere sormak ve bu öğrendiği hakikatleri anlatarak paylaşması gerekir. Bazen özel gruplar hâlinde belirli konular üzerine ciddi çalışmalar da yapılabilir. Herkes kendi imkânları, hedefleri nispetinde bu ölçülerden birini kullanabilir.Risale-i Nur'dan kendimizi yetiştirme usul ve metotlarının detayları için lütfen bakınız;Ayrıca BakınızRisale-i Nur'dan Kendimizi Tam YetiştirmekRisale MütalaaRisale Mütalaasında Hızlanmanın Yolu KaynakçalarEbû Dâvûd, Tatavvu", 27.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s. 262.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 68.