Bağış Yap

Risale Online — Kur'ân-ı Kerîm, Cevşen, Risale-i Nur, Makaleler ve Soru-Cevap

Öne Çıkan Sorular

106.805

Çarşaf Giymek Farz mıdır? İslam’da Çarşafın Yeri ve Önemi Nedir?

Tesettür konusunda, bir kıyafetin şer'î şartları yani İslam'a uygunluk şartlarını taşıyıp taşımadığı esas alınmalıdır. Bununla beraber fitneyi azaltan, nazarları üstüne çekmeyen ve örtünmeyi daha sağlam temin eden geniş dış kıyafetler elbette tesettürün ruhuna daha uygundur. Kur'an-ı Kerim'de tesettür şu ayetler ile emredilmektedir:Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarından (dış elbiselerinden) üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir. 1Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! 2Ayette “üzerine örtülen” ifade olarak cilbab geçer. Cilbab kelimesi şu anlamlarda kullanılmaktadır:Cilbab; “bütün bedeni saran bir giysi, kadının örtündüğü her şey, kadının elbiselerini baştan aşağı örttüğü geniş dış örtü/çarşaf gibi bir şey” şeklinde tanımlanır ve yaygın biçimde mutlak kamis (gömlek), geniş dış örtü, çarşaf, izar (bele sarılan örtü veya alt giysi) ve mülae (dışa alınan büyük örtü) kelimeleriyle açıklanır.Asım Efendi, cilbabı “baştan aşağı örten çarşaf, örtü gibi dış giysi, üstlük” diye açıklar. 3Elmalılı Hamdi Yazır; “Cilbab”, baştan aşağı örten çarşaf, dış giysi gibi dış örtülerin genel adıdır. 4Bu tanımların ve karşılıkların gösterdiği netice, cilbabın normal elbise üzerine giyilen, kadınların vücut organlarını belli etmeyecek şekilde örten, dikkat çekmeyen çarşaf veya çarşaf tarzı bol bir dış giysi olmasıdır.Ahzab Suresi 59. Ayetin Sebeb-i Nüzulü (İniş Sebebi)Ahzab Suresi'nin 59. ayetinin sebeb-i nüzulü hakkında müfessirlerin ittifakla zikrettiği hadise şöyledir:İffeti muhafaza maksadıyla ziynet yerlerinin örtülmesine dair emir, daha önce Nur Suresi'ndeki ilgili ayetlerde beyan edilmiştir. Burada ise kadınların, dışarı çıktıklarında eza ve tacizden korunmaları için dış giysi kullanmaları emredilmektedir.Tefsirlerde yer alan müşterek bilgiye göre Medine'deki evler dar idi ve çoğunda tuvalet bulunmuyordu. Kadınlar ihtiyaçlarını gidermek için gece vakti evlerinden çıkar, biraz uzaklaşır, ihtiyaçlarını giderip geri dönerlerdi. Bu durumu fırsat bilen bazı münafıklar ve kendini bilmez kimseler, uygun yerlerde bekler, kadınlara sözle ve elle tacizde bulunurlardı. Yakalandıklarında ise, “Biz onları cariye sandık” diye mazeret ileri sürerlerdi. Bu mazeretin ortadan kaldırılması için hür kadınların, dışarı çıkarken cilbab denilen dış giysilerine bürünmeleri emredildi. Bu hususta nakledilen rivayet şöyledir:Hz. Aişe (r.a.) şöyle rivayet eder: Resulullah (s.a.v.)'in hanımları, geceleyin ihtiyaçlarını gidermek için Medine'nin kenarındaki açık alan olan Menası'a giderlerdi. Hz. Ömer, Resulullah (s.a.v.)'e, 'Hanımlarına örtünmelerini emret' derdi; fakat o vakte kadar bu hususta bir emir nazil olmamıştı.Yatsı vaktinde bir gece, Resulullah (s.a.v.)'in zevcesi Sevde binti Zem'a dışarı çıktı. Sevde uzun boylu bir hanımdı. Hz. Ömer, hicab emrinin nüzulünü çok arzu ettiği için, 'Seni tanıdık ey Sevde!' diye seslendi. Bunun üzerine Allah hicab ayetini indirdi.” Rivayetin devamında Hz. Aişe (r.a.) şöyle der: Resulullah (s.a.v.) kadınlara şöyle buyurdu: 'İhtiyacınız için dışarı çıkmanıza izin verilmiştir. 5Buna göre cilbab emri, bir taraftan hür kadınların ayırt edilmesini sağlamak, diğer taraftan da kadınların dışarıda rahatsız edilmemesi, beden hatlarının belli olmaması, kötü söz ve tacize maruz kalmamaları için emredilmiştir. Ümmü Seleme (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:Cilbablarını (dış giysilerini) üzerlerine alsınlar' (Ahzab Suresi, 59) ayeti nazil olduğu zaman, Ensar kadınları başlarında kargalar varmış gibi siyah örtülere (çarşaflara) bürünmüş olarak dışarı çıktılar. 6Ayetin Tefsirindeki Bazı İnceliklerBirinci İncelikAllahü Teala, örtünme emrine evvela Resulullah (sav)'ın zevceleri ve kızları ile başlamıştır. Bu, onların diğer kadınlara önder ve uyulacak numune olduklarını göstermektedir. Diğer kadınlar onlara uyacakları için uygun olan da şer'i emirlere ve hükümlere önce onların sarılmaları ve bunları aynen yerine getirmeleridir. Zira bir davetin tesirli olabilmesi için davetçi, tezlerini önce kendinde ve aile efradında tatbik etmelidir.İşte bu hususta da Resulullah (sav)'ın zevceleri ve kızlarının önder ve öncü olmaları gerekir. Bunun için Allahü Teala, Peygamberine kadınların örtünmesini vahyederken ayetin başında evvela kendi zevce ve kızlarını zikretmiştir.İkinci İncelikTesettür ayeti, kadınların avret mahallerini örtmeleri yerleştikten sonra nazil olmuştur. Öyleyse bu ayette emredilen tesettür, daha önce farz kılınan setr-i avretten başka ve fazla bir örtünmedir.Bunun içindir ki bütün müfessirler, tabirleri değişik de olsa manada birleşerek ayetteki “cilbab”dan maksadın, normal elbise üzerine giyilen, kadınların vücut organlarını belli etmeyecek şekilde örten bol bir dış giysi olduğunda ittifak etmişlerdir.Üçüncü İncelikAyetteki “Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına...” ifadesindeki tafsilat, hicabın yalnız Resulullah (sav)'ın zevcelerine farz olduğunu iddia edenlerin iddialarını açıkça reddetmektedir. Çünkü ayetteki “müminlerin kadınlarına” ifadesi, örtünmenin bütün mümin kadınlara emredildiğine, onların da bu umumi hitaba dahil olduklarına kesin bir şekilde delalet etmektedir. Bu sarih emir karşısında Müslüman kadınların örtünmesinin farz olmadığı nasıl iddia edilebilir?Ayetteki Şer'i (Dini) HükümlerBirinci Hüküm: Tesettür Bütün Kadınlara Farz mıdır?Ayet-i kerimenin zahirine göre hicabın, yani tesettürün; mükellef olan Müslüman, hür ve baliğ yani ergenliğe girmiş bütün kadınlara farz olduğu anlaşılır. Çünkü Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mümin kadınlara söyle; dış elbiselerini üzerlerine alsınlar. 7Buna göre kâfir kadınlara tesettür farz değildir. Çünkü onlar İslam'ın hükümleriyle mükellef değildir. Ayrıca, kendi hallerine bırakılmaları emredilmiştir. Hicab, yani örtünme, bir ibadettir. Çünkü bunda Allah'ın emrine itaat vardır.Örtünmek, Müslüman bir kadın için namaz ve oruç gibi farzdır. Bu sebeple bir Müslüman kadın, örtünmeyi inkar ederek terk ederse mürted olur yani İslam dininden çıkar. Fakat inkar etmeden, sadece bozuk bir çevreye uyarak terk ederse mürted olmaz; günahkar olur. Bu davranışıyla Kur'an'ın ayetlerine muhalefet etmiş olur. Çünkü Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Hem evlerinizde (vakarınızla) oturun ve evvelki cahiliye devri (kadınlarının) açılıp saçılması gibi, ziynetlerinizi ızhar etmeyin. 8Şu da vardır ki, her ne kadar örtünmekle mükellef olmasa da gayrimüslim bir kadının, toplumu bozacak şekilde ortalıkta dolaşmasına izin verilemez. Bugün de görüldüğü gibi bazı toplumsal ahlak kuralları vardır ki bunlara uymak herkes için gereklidir. Toplumu kötülüklerden korumak bakımından bu toplumsal ahlak kurallara uyma noktasında Müslümanlarla gayrimüslimler aynıdır. Bu içtimai edepler, İslam'ın şer'i siyasetinin bir parçasıdır. Bunları uygulamak da Müslüman hâkimin vazifesidir.Müslümanların vazifesi, kız çocuklarını ileride örtünmede zorluk çekmemeleri için on yaşına geldiklerinde örtünmeye alıştırmaktır. Bu, teklif anlamında bir emir değildir; fakat terbiye bakımından gereklidir. Namazda da durum böyledir. Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:Çocuklarınıza yedi yaşına geldiklerinde namazı emredin. On yaşına geldiklerinde kılmazlarsa onları bundan dolayı cezalandırın. 9İkinci Hüküm: Kadınların Yüzünü Örtmesi Farz mıdır?   Nur Suresinin tefsirinde geçtiği gibi, kadının ziynetlerini mahremlerinden başkasına göstermesi haramdır. Zira Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar. 10Ayette geçen "görünen kısımlar müstesna" ifadesine yüz bölgesinin dahil olup olmadığı hususunda mezhep imamları ve müctehid alimler iki görüş beyan etmişlerdir. Hanefi ve Maliki mezhebi imamları, yüzün avret yani örtülmesi gereken yerlerden olmadığını kabul etmişlerdir. Şafii ve Hanbeli mezhebinde ise cumhur, yüzü de avret kapsamında değerlendirmiş ve örtülmesinin vacip olduğunu ifade etmiştir.Hanefi/Maliki GörüşüAyette geçen görünen kısımları müstesna olarak neden el ve yüz anlaşılmalıdır?Bu kısımların el ve yüz olması ile ilgili İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun ittifakı vardır. Bunu sahabelerden gelen birçok rivayete dayandırmaktadırlar. İlgili rivayetler şöyledir:Hz. Aişe (ra) şöyle rivayet etmektedir:Esma bint Ebi Bekir, üzerinde ince bir elbise olduğu halde Resulullah (sav)'in yanına girmişti. Resulullah (s.a.v.) ondan yüzünü çevirdi ve: 'Ey Esma! Şüphesiz bir kadın ergenlik çağına ulaştığında, ondan şurası ve şurası müstesna (başka bir yerinin) görünmesi uygun olmaz' buyurdu ve kendi yüzü ile ellerine işaret etti. 11Abdullah b. Ömer (ra) şöyle rivayet etmektedir:Bir adam ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! İhramdayken nasıl elbiseler giymemizi emredersiniz?" diye sordu.Resulullah (sav) şöyle buyurdu: ...İhramlı kadın yüzüne peçe (nikap) takmasın, ellerine de eldiven giymesin. 12Bu rivayetlerden anlaşılıyor ki, kadının yüzü asli itibarıyla avret sayılmamış; bu sebeple örtülmesi mutlak olarak farz kabul edilmemiştir. Yüzün örtülmesi, takva ve güven açısından önem arz etmekle birlikte, açılmasına da fetva verilmiştir. Bununla beraber ihtiyatı gözetmek ve fitneye mahal vermemek açısından yüzün örtülmesinde önemli maslahatlar vardır. Hanefi imamları da fitnenin yaygın olduğu zamanlarda kadının kendisini fitneden korumak amacıyla yüzünü örtmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Fitnenin ve haramların yaygınlaştığı, kötü niyetli kişilerin sürekli etrafı gözetlediği günümüzde, Müslüman bir hanımın bu konuda daha ihtiyatlı ve dikkatli davranması, takvayı esas alarak yüzünü örtmeyi tercih etmesi büyük önem taşımaktadır.Öte yandan, Şafii ve Hanbeli mezhebindeki alimlerin çoğunluğu, yüz bölgesinin avret olduğuna hükmetmişlerdir. Bu kanaatlerini, bazı sahabe uygulamalarına ve ilgili ayetlerde geçen “ziynetlerini açmasınlar” ve Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. ifadelerine dayanarak yüzün de avret sayıldığına hükmetmişlerdir. 13Üçüncü Hüküm: Şer'i Örtünmenin Şartları?Şer'i örtünmenin zaruri şartları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:1- Örtünün asgari ölçüsü, el ve yüz hariç bütün vücudu örtmelidir. (Fitne zamanı yüz de örtülmelidir.)2- Örtü, vücudu gösterecek kadar ince ve dikkat çekici bir renkte olmamalıdır. Zira örtünmekten maksat gizlemektir, fark edilmemektir.3- Örtü, vücut hatlarını belli edecek ve fitneye sebep olacak kadar dar olmamalıdır. Bu konuda şöyle bir hadis rivayet edilmektedir:Ebu Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:Cehennem ehlinden, henüz görmediğim iki sınıf vardır: Biri, yanlarında sığır kuyruğu gibi kamçılar bulunan ve onlarla insanlara vuran bir topluluk; diğeri ise giyinmiş oldukları halde çıplak olan, meyleden ve meylettiren, başları eğri deve hörgüçleri gibi olan kadınlardır. Bunlar Cennete giremezler; onun kokusunu da duyamazlar. Halbuki Cennetin kokusu çok uzak mesafelerden duyulur. 144- Örtüden güzel koku gelmemelidir. Çünkü güzel koku, erkekleri etkiler. Zira Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:Erkeklerin sürüneceği kokunun kokusu belirgin, rengi gizli olmalıdır; kadınların sürüneceği süs/koku ise rengi belirgin, kokusu dışarı yayılmayan/gizli olmalıdır. 155- Kadın ne erkek elbisesi giymeli ne de giydiği elbise erkek elbisesine benzemelidir.Resulullah (sav): Allah, kendilerini kadınlara benzeten erkeklerle erkeklere benzeten kadınları lanetler. 16Sual: Bir Kadının, Farz Olan Tesettürü Yerine Getirebilmesi İçin Mutlaka Çarşaf mı Giymesi Gerekir?Bir kadının dış örtü olarak mutlaka çarşaf giymesinin farz olduğunu söylemek doğru değildir. Bununla birlikte çarşaf, örtünme emrini en iyi ve sorunsuz şekilde yerine getiren kıyafetlerin başında gelmektedir. Elbette vücut hatlarını belli etmeyecek bollukta çarşaf benzeri bir dış örtü/kıyafet giymesi, tesettürün farzını yerine getirmek için yeterlidir. Bununla beraber çarşaf, fitneden daha sağlam surette korunmaya vesile olan ve tesettürde daha kuvvetli bir muhafaza sağlayan bir örtü şeklidir. Bu cihetle çarşaf, tesettür hassasiyetini daha ileri seviyede gözetmek isteyenler için daha güçlü bir siper hükmündedir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de çarşafın, bir kadının tesettürü ve fitneden muhafazası için en mühim kalelerden biri olduğuna işaretle şöyle buyurmaktadır:Tesettür etmekle na-mahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal'ası, çarşafı olduğunu gösterir. 17Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, fitne ve fesadın bu denli yaygın olduğu bir dönemde, bir kadının tesettürünü en güzel şekilde yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, kendisini haramlardan ve günahlardan koruması açısından çarşaf giymesinin en uygun tercih olduğu kanaatindeyiz.DEĞERLENDİRMEKadının, kendisine namahrem olan kimselere karşı vücut hatlarını belli etmeyen, dikkat çekici renk ve desenlerden uzak, bol bir dış örtüyle tesettüre riayet etmesi farzdır. İslam'ın mühim hedeflerinden biri, kadının haysiyetini, iffetini ve şerefini muhafaza etmektir.Unutulmamalıdır ki, iman zaafı bulunan ve kalpleri marazlı olan kimseler, kadın hakkında suizan besler. Bu gibiler, kadının haysiyet ve şerefini zedeledikten sonra nefsani emellerine ulaşmayı hedeflerler.Açıktır ki tesettürün zayıflamasıyla birlikte evliliklerin azalması, aile içi geçimsizliklerin ve boşanmaların artması arasında ciddi bir münasebet vardır. Birçok genç erkek ve kadın evlilikten uzak durmaktadır. Zira beşeri arzularını helal olmayan yollarla, zahmetsiz ve mes'uliyetsiz biçimde tatmin imkanı bulan kimseler, evliliğe ihtiyaç hissetmemektedir. Bu hal ise toplumları ciddi bir çözülme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Aile yapısının zayıflaması, eşler arasındaki güvenin sarsılması ve iffet duygusunun zedelenmesi gibi sorunlarda, tesettür hassasiyetinin azalmasının ve kadınların süslenerek toplum içinde tesettür ölçülerine yeterince riayet etmeden bulunmalarının da büyük etkisi olmaktadır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek bir elbise ile süsleneceğiniz bir libas indirdik. Takva libası ise daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir; ta ki düşünüp ibret alasınız. 18Bu ayet-i kerime, insan için en hayırlı libasın takva libası olduğunu açıkça nazara vermektedir. Çarşafın da kadınlar için tesettür noktasında mühim bir takva libası olduğunu unutmamak gerekir.KaynakçalarAhzab, 33/59Nur, 24/31H. YUNUS APAYDIN, "TESETTÜR", TDV İslam Ansiklopedisi, 2011, c.40, s.543-544Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2012, Cilt 4, s. 588Buhari, Kitabü'l-Vudu', Bab: 13, Hadis No: 146Ebu Davut, 4101Ahzab, 33/59Ahzab, 33/33Ebu Davud, Salat 26; Tirmizi, Mevakit 182Nur, 24/31Ebu Davut, Libas, 31/4104Buhari, Hac, 1/1838Abdurrahman El-Ceziri, ,Dört Mezheb Fıkhı, trc. H. Ege vd., Çağrı Yayınları, İstanbul, 1993, Cilt 1, s. 504–506, 512–515.Müslim, Cennet, 53/2857Tirmizi, Edeb, 2787Buhari, Libas, 61/5885Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.207A'raf, 7/26

Son Cevaplanan Sorular

Kudret Kanunlara Taalluk Eder mi?

Sözlükte kanun, nesnelerin kendisiyle ölçüldüğü ölçü aletine denir. Terim olarak ise herkesi bağlayıcı hükümler anlamında kullanılır. Tabiat kanunları, iki varlık veya iki olay arasında görülen sabit bir nispettir. Bu kanunlar değişmez; ancak mümkün olup zaruri değildir. Bediüzzaman Hazretleri'ne göre kanun, ilim, irade ve emrin türlere olan tecellisidir; yani kanun, emirdendir.Bediüzzaman Hazretleri, kanunların itibari emirler ve vehmi düsturlar olduğunu, dolayısıyla hariçte bir vücutlarının bulunmadığını ifade eder. Ona göre kanun, bir kural olmaktan öteye geçmemeli ve tabii olarak kabul edilmemelidir. Kanunun zihni varlığından öteye geçerek harici bir vücudu olduğu sanılmamalı; itibari olduğu fark edilerek bir hakikat olduğu zannedilmemelidir. Kanunun yalnızca bir âlet olduğunu bilip müessir/tesir sahibi olmadığının şuurunda olmak gerekir.Dolayısıyla kudretin kanunlara taalluku söz konusu değildir. Kudret, kâinattaki kanunlara değil, doğrudan doğruya eşyaya ve hadiselere taalluk eder. Kanun ise kudretin bizzat yaptığı bir iş değil, o icraatın intizamlı ve muntazam surette görünmesinden çıkan itibari bir isimdir. Yani kanun, harici vücudu olan müstakil bir fail değildir; kudret-i İlahiyyenin âdetullah tarzında cereyan eden tasarrufunu tarif eder.Bu sebeple “kanun yapıyor” denilmez; hakikatte yapan kudrettir. Kanun ise yapılan işlerdeki düzenin unvanıdır.Ayrıca BakınızKANUNLARIN YALNIZ İLMÎ VÜCUTLARININ BULUNMASIÂDETULLAH KANUNLARININ İŞLEYİŞİ

1.495

Mahşer Gününde Yakınların Birbirinden Kaçmasının Hikmeti Nedir?

Konu ile ilgili birkaç hadis-i şerifte şöyle geçmektedir:Kıyamet günü insanlar çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak diriltilecekler. “Aişe peki insanların avret yerleri ne olacak, birbirlerine bakmayacaklar mı?” diye sordu. Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “O zaman herkesin kendine yetecek kadar derdi, sıkıntısı ve meşguliyeti vardır.1Sizler kıyamet günü çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak mahşer yerinde toplanacaksınız. Ben: “Kadınlar ve erkekler bir arada birbirlerinin avret yerlerine bakmazlar mı?” dedim. Rasûlullah (sav): “O gün o kadar korkunç bir gündür ki kimsenin kimseye bakacak hali yoktur.2Bu hadis-i şerifler bağlamında haşir meydanında insanların birbirlerini tanımaması ve fark edememesi, o gün yaşanacak büyük korku ve dehşetle açıklanmaktadır. Sur'a üflenmesiyle başlayan bu dehşetli günde herkes kendi hesabını ve akıbetini düşünmekten başka bir şeyle ilgilenemez. Zihinler büyük bir şaşkınlık içinde kalır, insanlar ne yapacağını bilemez ve etrafındaki kişilere karşı dikkatli değildirler.Kur'ân-ı Kerîm'de bildirildiği üzere, o gün insanı tamamen meşgul eden çok ağır bir endişe vardır. Şöyle ki:Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve öyle bir günden korkun ki, (o gün) ne baba çocuğuna (onun nâmına birşey) öder, ne de çocuk babasına (onun nâmına) bir şey ödeyicidir. Şübhe yok ki Allah'ın va'di haktır; öyle ise sakın dünya hayâtı sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı (şeytan) sizi (bir taraftan günâha sevk ederek) Allah('ın affına güvendirmek) ile şaşırtmasın!3Herkes kendi günahının, hesabının ve karşılaşacağı sonucun kaygısını taşır. Bu sebeple insan, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından bile uzaklaşır. Dünyada insanları birbirine bağlayan soy, nesep ve akrabalık ilişkileri o gün kişiyi kurtaracak bir fayda sağlamaz. Bu durum ayette şöyle bildirilmektedir:Sûr'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında ne soy sop kalır, ne de birbirlerine bir şey sorarlar.4Kur'an'da insanların o gün sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi görünecekleri şöyle bildirilir:Onu göreceğiniz gün, her emziren kadın emzirdiği (yavrusu)nu unutur ve her hâmile kadın yükünü (karnındaki çocuğunu) düşürür; (o gün) insanları, sarhoşlar (gibi yalpalarken) görürsün; hâlbuki onlar sarhoş kimseler değildir. Fakat Allah'ın azâbı (pek) şiddetlidir.5Çünkü karşılaşacakları dehşet ve şaşkınlık son derece büyüktür. İnsanlar, etrafa dağılmış çekirgeler veya şaşkın halde uçuşan pervaneler gibi bir hal içinde olacaklardır. Böyle bir ortamda kişi, yanı başındaki insanı fark edecek veya onun halini soracak durumda değildir. 6Kısacası mahşer günündeki dehşet, insanın bütün dikkatini kendi hesabına ve akıbetine yöneltecektir. Dünyadaki yakınlık ve alışılmış ilişkiler o anda ikinci planda kalacaktır.Ayrıca BakınızMAHŞER GÜNÜ HESAP NE KADAR SÜRER?MAHŞERDE GÜNAH VE SEVABIN EŞİT OLMASIKABİRDE HESAP VAR MI, ASIL HESAP MAHŞERDE Mİ GÖRÜLECEK?MAHŞERDE HESAP VE AMELLERİN TARTILMASI NASIL OLACAK?MAHŞERDE İMAN NASIL TARTILIR?NAMAZ KABİRDE, MAHŞERDE VE SIRAT'TA BİZE NASIL FAYDA SAĞLAR?KaynakçalarNesâî, Sünen, 2056. / Buhârî, Rıkak, 45. / İbn Mâce, Zühd, 33.Nesâî, Sünen, 2057. / Buhârî, Rıkak, 45. / İbn Mâce, Zühd, 33.Lokman, 31/33.Mü'minûn, 23/101.Hac, 22/2.İbn-i Kesir, “Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri”, Çağrı Yayınları, 2008, c. 14, s. 8105.

1.063

Taberi Tarihi Okunur mu, Bu Esere Nasıl Yaklaşılmalıdır?

İslam tarih kitapları içerisinde Taberi Tarihi'nin ayrı bir yeri ve değeri vardır. Taberi, döneminde aktarılan tarihi olayları ve kendisine ulaşan rivayetleri büyük ölçüde nakletmiş, bazı konularda farklı rivayetleri de bir arada vermiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: Tarih kitaplarında yer alan her rivayet, mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Tarihçiler, hadis âlimleri kadar sıkı sıhhat şartları aramadan zayıf, hatta uydurma olabilecek rivayetleri de eserlerine almışlardır. Taberi de eserinin ön sözünde, naklettiği rivayetlerin doğruluğundan değil, kendisine ulaşan haberleri aktarmasından sorumlu olduğunu ifade eder. Bu bakımdan onun eserini, geçmişte yaşanan veya anlatılan olayların bütününü anlamaya yönelik önemli bir kaynak olarak değerlendirmek gerekir.Bu yaklaşımın önemli bir faydası da şudur: Zayıf bir rivayet bile bazen tarihi bir olayın izlerini taşıyabilir veya başka kaynaklarla birlikte değerlendirildiğinde önemli ipuçları verebilir. Taberi gibi tarihçiler, bir bakıma kendi dönemlerinde dolaşımda olan haberleri ve farklı görüşleri sonraki nesillere aktarmışlardır. Elbette bazı konularda kendi değerlendirmelerini yapmış veya çıkarımlarda bulunmuşlardır. Fakat Taberi'nin bir görüşü eserine alması, o görüşü doğru bulduğu ya da bizzat savunduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman yalnızca bir rivayeti aktarmaktadır. Bu sebeple Taberi Tarihi'ni okumak tavsiye edilir. Ancak eserdeki her bilgiyi doğrudan doğruya doğru kabul etmek yerine, rivayetlerin kaynaklarını, güvenilirliğini ve diğer tarihi bilgilerle uyuşup uyuşmadığını araştırmak gerekir.Ayrıca BakınızKUR'AN'DAKİ NOKTALAMA VE HAREKELEMELERİN TARİHÇESİOSMANLICA'NIN TARİHİTARİHTE İLK HAPŞIRAN VE "ELHAMDÜLİLLAH" DİYEN KİŞİRİSALE-İ NUR'UN İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİNDE YERİ VE ÖNEMİTİMUR ZALİM MİYDİ? TARİHİ KAYNAKLAR NE SÖYLÜYOR?ŞİA NEDİR? ŞİİLİK NASIL ORTAYA ÇIKTI? ŞİA'NIN TARİHİ, GRUPLARI, İNANÇLARI VE İMAMET ANLAYIŞI

4.781

Rüya Tabiri İçin Nereden Yardım Alınır, Güvenilir Kitaplar Hangileridir?

Görülen hakikatli rüyaların tabir ilmine vakıf kişilerce tabir ettirilmesi en doğru olanıdır. Tabir ettirecek ehil kimselerin bulunmaması durumunda ise güvenilir rüya tabirleri kitaplarından istifade edilebilir.Rüyalarda görülen şeylerin neleri sembolize ettiğini açıklayan ilme; ilm-i ta'bir, ilm-i ta'bir-i rü'ya, rüyaları yorumlayanlara muabbir denir. Bu konuda yazılan eserler de ta'bir-name, ta'birat-ı vukūat, ta'birat-ı rü'ya, rü'ya-name, vakıa-name, segir-name, güzariş-name gibi adlarla anılır. İbn Haldun'un Muḳaddime, Taşköprizade'nin Mevzuatü'l-ulum ve Katib Çelebi'nin Keşfü'z-zunun adlı eserlerinde tabir ilmi ve literatürü geniş yer tutar.İslam dininde rüya tabirine önem verildiği Kur'an'da ve hadislerde yer alan bilgilerden de anlaşılmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf'a (as) rüya yorumunun öğretildiği,1 Hz. İbrahim (as) ile Hz. Yakub (as) ve Hz. Yusuf'un (as) gördükleri rüyaları tabir edip ona göre hareket ettikleri belirtilir.2 Hz. Yusuf'un (as) rüyasını babası Hz. Yakub'un (as) yorumlaması, Hz. Yusuf'un (as) zindandayken iki gencin ve daha sonra Mısır kralının rüyalarını tabir edişi de Kur'an'da haber verilmektedir.3 Resul-i Ekrem'e (sav) ilk vahyin salih rüya şeklinde gelmesi, hadis kitaplarında da rüya ve tabirin yer almasına vesile olmuştur.İslam geleneğinde rüya tabiriyle ilgili olarak Danyal, Ca'fer es-Sadık, İbn Sirin, Ebu İshak İbrahim el-Kirmani, Cabir el-Mağribi, Nasr b. Ya'kūb ed-Dineveri, İbn Ebü'd-Dünya, Abdülgani en-Nablusi ve Seyyid Süleyman el-Hüseyni gibi müelliflere nisbet edilen eserler önemlidir. Bilhassa Muhammed b. Sirin'in rüya tabirlerini konularına göre sıralayan Kitabü Taʿbiri'r-rüʾya'sı, Abbasi halifelerinden Mehdi-Billah döneminde yaşayan İbrahim el-Kirmani'nin Kitab-ı Düstur'u, İbn Kuteybe'nin Kitabü Taʿbiri'r-rüʾya'sı, Memlük kumandanlarından Halil b. Şahin'in el-İşarat fi ʿilmi'l-ʿibarat adlı eserinden esinlenerek Seyyid Süleyman el-Hüseyni tarafından yazılan Kenzü'l-menam ve Abdülgani en-Nablusi'nin Taʿtirü'l-enam fi taʿbiri'l-menam adlı eseri zikredilebilir.4Rüyaların tabiri için yukarıda sayılan muteber eserlerin güvenilir Türkçe tercümelerinden istifade edilebilir.Ayrıca BakınızRÜYA İLE AMEL EDİLİR Mİ?MANA VE RÜYA ALEMİKÖTÜ RÜYARÜYANIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE ÖNEMİİSTİHARE NAMAZI-DUASI VE RÜYASI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLERVEFAT EDEN YAKINLARIMIZLA RÜYADA NASIL GÖRÜŞEBİLİRİZRÜYADA PEYGAMBER EFENDİMİZİ (SAV) GÖRMEKALLAH'I RÜYADA GÖRMEK MÜMKÜN MÜDÜR? AHİRETTE ALLAH'IN GÖRÜLMESİ MÜMKÜN OLACAK MI?EZANI RÜYASINDA GÖREN SAHABELERKaynakçalarYusuf, 12/6, 21.Yusuf, 12/4-6; Saffat, 37/102.Yusuf, 12/6, 36-37, 41-49, 100.İlyas Çelebi, "Rüya", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2008, c. 35, s. 309.

Hayrat İlmi Araştırmalar Derneği — bağış
Hayrat İlmi Araştırmalar Derneği

İlmi çalışmalarımıza destek olabilirsiniz

Sorularınızı titizlikle araştırıp cevaplayan ve sadece gönüllülerden oluşan ekibimize siz de destek olabilirsiniz.