Risale Online — Kur'ân-ı Kerîm, Cevşen, Risale-i Nur, Makaleler ve Soru-Cevap

Son Cevaplanan Sorular

5.446

Kur'an Dinleme Adabı

Kur'an-ı Kerim, Allah'ın insanlığa gönderdiği son İlâhî kitaptır. Bu sebeple onu okumak kadar dinlemek de büyük bir ibadettir. Kur'an okunurken saygı göstermek, dikkatle dinlemek ve onun mesajını anlamaya çalışmak, müminin Rabbine karşı edebinin bir göstergesidir. Nitekim Rabbimiz Kur'an'ı dinlemenin ehemmiyetini şu ayet ile haber vermektedir:Hem Kur'ân okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız!1Hz. Peygamber (sav) ise Kur'an'ı dikkatle dinlemenin faziletini şu hadisle bize göstermiştir:Abdullah b. Mes'ûd (ra) şöyle anlatır: “Resûlullah (asm) bana: 'Bana Kur'ân oku.' buyurdu. Ben, 'Kur'ân sana indirildiği hâlde onu sana ben mi okuyayım?' dedim. Bunun üzerine, 'Ben onu başkasından dinlemeyi de severim.' buyurdu. Ben Nisâ sûresini okumaya başladım. 'Her ümmetten bir şahit, seni de bunlara şahit getirdiğimiz zaman halleri nasıl olacak?' (Nisâ, 4/41) âyetine gelince, 'Yeter, burada bırak.' buyurdu. Resûlullah'a baktığımda gözlerinden yaşlar akıyordu.2Bu hadis, Kur'an'ı sadece okumak değil, huşû içinde dinlemenin de sünnet olduğunu göstermektedir.Ayrıca Kur'an tilaveti, sadece lafızların okunmasından ibaret değildir. Kur'an okunurken dinleyen kimsenin mümkün olduğu kadar sessiz kalması, kalbini İlâhî kelama yöneltmesi ve okunan ayetler üzerinde tefekkür etmesi tavsiye edilmiştir. Kur'an'ı dinlemek, onun emir ve yasaklarını anlamaya çalışmak, öğütlerinden ibret almak ve hayatına uygulama gayreti göstermek gerçek dinleme adabının temelini oluşturur. Kur'an'ın gelişi güzel bir konuşma gibi değil, Allah'ın kullarına hitabı olduğu bilinciyle dinlenmesi gerektiği özellikle vurgulanmıştır.3 Bediüzzaman Hazretleri ise bu konuda şöyle demektedir:Kur'ân'ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek; ve ondaki hitâbât-ı İlâhiyeyi güyâ geldiği ân-ı nüzûlünde dinlemek; ve o hitâbı Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan işitiyor gibi dinlemek; belki Hazret-i Cebrâîl'den as, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî hâlete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'ân'ın hikmet-i nüzûlünü bir derece göstermektir.4Yani mümin, Kur'an'ı sanki ilk defa nazil oluyormuş gibi bir tazelik ve heyecan içinde okumaya veya dinlemeye çalışmalıdır. Ayetleri, önce Cebrâil'in (as) Hz. Peygambere (sav) getirdiğini, ardından Peygamber Efendimizin (sav) ümmetine tebliğ ettiğini düşünerek dinlemek en güzelidir. Hatta daha da ötesinde, bütün bu vasıtaların arkasındaki hakikati fark edip Allah'ın ezeli kelâmına muhatap olduğu bilincini taşımak gerekir. Böyle bir bakış açısı, Kur'an'ı sıradan bir metin veya güzel bir tilavet olmaktan çıkarır, onu doğrudan doğruya insanın kalbine ve ruhuna hitap eden İlâhî bir mesaj haline getirir. Bediüzzaman Hazretlerinin devamındaki “kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek” ifadesi ise, Kur'an okuyan kimsenin Allah'ın kelamını insanlara ulaştıran bir elçi ve tercüman olduğunu hatırlatmaktadır. Bu şuurla yapılan tilavet hem okuyanın ihlasını artırır hem de dinleyenlerin daha derinden hissetmelerine vesile olur.Sonuç olarak, Kur'an okunurken konuşmaktan kaçınmak, oturuşunu düzeltmek, dikkatle dinlemek, mümkünse manasını düşünmek ve kalbi ilâhî hitaba açmak, Kur'an dinleme adabının en önemli esaslarındandır. Böyle bir edep ve huşû ile dinlenen Kur'an, insanın imanını kuvvetlendirir, kalbine huzur verir ve hayatına doğru istikamet kazandırır.Ayrıca BakınızKURAN-I KERİM DİNLEMEKKURAN DİNLEMEKKUR'AN OKURKEN İLAHİ/FON MÜZİK DİNLEMEK CAİZ MİDİR?YATARAK KUR'AN OKUMAK VE DİNLEMEK CAİZ MİDİR?KaynakçalarA'râf 7/204.Buhârî, Feżâʾilü'l-Ḳurʾân, 33.Abdurrahman Çetin, "Tilavet", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012, c. 41, s. 155-156.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 285.

5.464

Allah’ın Samed İsmi Ne Demektir ve Tecellileri Nasıl Görülür?

Sözlükte “bir şeye yönelmek” anlamındaki samd (sumûd) kökünden türeyen samed “ihtiyaçların giderilmesi için kendisine başvurulan kimse” demektir. Samed ayrıca içi boş olmayan kütle halindeki şeyler için kullanılır. Allah'a nisbet edildiğinde “ihtiyaçlarını gidermesi için herkesin başvurduğu, yaratılmışlara özgü acz ve ihtiyaçtan münezzeh ebedi ve bâki yüce varlık” manasına gelmektedir.Âlimler samedin iki temel mânasına vurgu yapar. Bunlardan biri “ihtiyaçların giderilmesi için herkesin başvurduğu ulu ve yüce varlık” şeklinde olup Ma'mer b. Müsennâ ve Zeccâc'dan itibaren müfessir ve lugatçılarca bu mana öne çıkarılmıştır. Mâtürîdî, yaratılmışların Allah'a olan ihtiyaçlarını varlık âlemine gelme, varlığını esenlik içinde sürdürebilme, öldükten sonra ikinci ve ebedî hayata dönüş yapma noktasında özetlemiştir.İkinci mana, “canlıların iç organlarını ihtiva eden karın ve göğüs gibi bir iç boşluğu bulunmayan” biçiminde tespit edilmiştir. Bununla anlatılmak istenen şey, Allah'ın yoğunlaştırılmış ve sıkıştırılmış cevherlerden oluşan kütlesel bir varlık niteliği taşıdığı değil genelde puta tapanların, mabudlarını karnı ve iç organları bulunan nesneler şeklinde tahayyül etmeleri, Allah'ın ise böyle bir niteliğe sahip olmadığıdır. Nitekim İhlas suresinin devamında Allah'ın evlâdı ve ebeveyni olmadığı belirtilmektedir. Esasen bazı âlimlere göre samedin manası surenin üçüncü ve dördüncü ayetlerinde zikredilen hususlardan ibarettir. Samedin bu iki anlamı Allah'ın yetkin sıfatlara sahip bulunduğu ve yaratılmışlardaki acizlik ve eksiklik içeren niteliklerden münezzeh olduğu noktasında birleşir. Fahreddin er-Râzî bu iki anlamdan otuzu aşkın başka mana çıkarmaktadır.Bu ismin tecellisi, kâinatta her canlının rızkını, hayatını ve ihtiyaçlarını Allah'ın karşılamasında açıkça görülür. İnsanlar sıkıntıya düştüklerinde, çaresiz kaldıklarında veya bir nimet istediklerinde aslında farkında olarak ya da olmayarak Allah'a yönelirler. Çünkü gerçek anlamda ihtiyaçları gideren ve her türlü yardımın kaynağı yalnızca O'dur. Bir bebeğin annesinin sütüyle beslenmesi, toprağın bitkilere ürün vermesi veya yağmurun kurak toprağı canlandırması da Samed isminin tecellilerine örnek olarak gösterilebilir.Kulun bu isimden alacağı nasip ise, insanların dini ve dünyevi meselelerinde güven duyduğu, danıştığı ve yardım istediği bir kimse haline gelmesidir. Allah, kullarının bazı ihtiyaçlarını salih insanların eliyle karşılar. Mesela bir öğretmenin öğrencilerine ilim öğretmesi, bir doktorun hastalara şifa vesilesi olması veya bir âlimin insanların dini sorularını cevaplandırması, Samed isminden alınan nasibin bir yansımasıdır. Ancak burada unutulmaması gereken nokta şudur ki, insanlar sadece birer vesiledir. Gerçek yardım eden ve bütün ihtiyaçları karşılayan yalnızca Allah'tır.1Ayrıca BakınızSAMED AYNASI OLAN KALBSAMEDİYET AYNASIESMAYI HÜSNANIN SAYISIKaynakçalarBekir Topaloğlu, "Samed", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2009, c. 36, s. 68-69.

Künye Nedir, Neden Verilir? İslam’da Künye Verme Geleneği ve Künye Verilmesinin Sebepleri

İmam Buhârî ve İmam Mâlik'in hayatlarını incelerken her ikisinin de “Ebû Abdullah” künyesiyle anıldığını gördüm. Ancak DİA'daki biyografilerde Abdullah isimli bir oğullarının bulunduğuna dair bilgiye rastlamadım; farklı isimlerde oğullarından söz ediliyor.Bu durumda her iki imamın da neden “Ebû Abdullah” künyesiyle anıldığı nasıl açıklanabilir? Abdullah isimli bir oğullarının kaynaklarda zikredilmemiş olması, künyenin mutlaka bir oğula nispetle verilmediğini mi gösterir? Yoksa biyografilerde eksik veya farklı bir nakil söz konusu olabilir mi? Detaylı şekilde izah edebilir misiniz?