Risale Online — Kur'ân-ı Kerîm, Cevşen, Risale-i Nur, Makaleler ve Soru-Cevap

Öne Çıkan Sorular

5.584

Risale-i Nur'un Kahraman Talebelerinden "İmamoğlu Hafız Mustafa (Ertürk)" Kimdir?

İmamoğlu Hafız Mustafa Ertürk, 1904 yılında Kuleönü'nde dünyaya gelmiştir. Üstad'ın 'Erkân-ı Sitte' namını verdiği en seçkin altı talebesinden biridir. Risale-i Nur'un neşrinde çok muktedirâne faaliyet ve hizmetlerde bulunmuştur. Risalelerin teksir makinesiyle ilk defa çoğaltılması, 1942-43 yıllarında onun evinde yapılmaya başlanmıştı. Denizli Hapsi öncesinde evinde yapılan aramada bu makinenin klişelerinin ele geçmesi onun da hapse girmesine sebeb olmuş ve dokuz ay hapis yatmıştır.Risale-i Nur Hizmeti'nde faalâne çalışan Hâfız Mustafa Efendi'nin uzun yıllar devam ettiği güzel âdetlerinden biri, her gün sabah hizmete çıkmadan önce Bediüzzaman Hazretleri'nin okuduğu evradlardan derlenen Hizbü'l-Hakaiki'n-Nûriye mecmuasının tamamını okumasıydı. Bu güzel âdet, o dönemin Nur Talebelerinin önde gelen simalarının, bilhassa Kuleönü Mübarekler Heyeti kahramanlarının umumiyetle benimsediği ve titizlikle sürdürdüğü bir uygulamaydı. Sabahları Cevşenü'l-Kebir, Delailü'n-Nur ve Evrad-ı Kudsiye gibi bu mecmuadaki duaları mânevî bir zırh kuşanmak niyetiyle okurlar ve evlerinden öyle ayrılırlardı.Bediüzzaman Hazretleri, Hâfız Mustafa'nın 'Said Nursî' adını verdiği oğlunun ismini 'Said Nuri' olarak değiştirmesi, Risale-i Nur Hizmet tarihi açısından dikkat çekici hâdiselerden biri olmuştur. Hazret-i Üstad'ın buna dair Emirdağ Lâhikası'nda yer alan mektubu şöyledir:Çalışkan mübareklerden ve Nurlar'ın neşrine çok hizmet eden Hâfız Mustafa'nın yedi yaşında iken Altıncı Şuâ'ı ve bana bir mektup yazan tam mübarek, masum mahdumu; burada, masumlar içinde Nurlar'a bir iştiyak uyandıracak. Onun namı, Said Nuri olmalı; Nursî köydür, mânâsız olur. (Sin) olmasın, yalnız (ye) olsun; tâ Nurlar'a alâkasını göstersin.1Evet, Hafız Mustafa Efendi'nin oğlu olan ve ismini bizzat Bediüzzaman Hazretleri'nin verdiği Said Nuri Efendi, Ahmed Hüsrev Efendi'nin uzun yıllar omuz omuza hizmet ettiği, birçok defa "manevî evlâdım" diye hitap ettiği ve Risale-i Nur davasının sevk ve idaresini kendi yerine emanet ettiği Said Nuri Ertürk Hoca Efendi'den başkası değildir. Hayrat Vakfı Başkanı olan Said Nuri Ertürk Hoca Efendi, bugün de Risale-i Nur davasının başında bulunarak Kur'ân ve iman hizmetinin istikametle devamına rehberlik ve Üstadlık etmektedir.Hazret-i Üstad, Hafız Mustafa Efendi'nin Nur Hizmeti'ndeki mühim mevkiine işaretle kendisinden övgüyle şöyle bahsetmiştir:Hâfız Mustafa'nın Hizmet-i Nûriye'de büyük iktidarı içinde kuvvetli bir sadakatı ve fedakârâne teslimiyeti...2Hazret-i Üstad'ın emriyle Nur Talebeleri aralarında taksimat yaparak hazırladıkları Fihrist Mecuması'nın ikinci cildinde Hastalar ve İhtiyarlar Risaleleri'nin fihristlerini yapmak da Hafız Mustafa'ya nasib olmuştur.1950 kışında Emirdağ'da bulunan Bediüzzaman Hazretleri'ne Isparta'da yazılan risalelerigötürürken bindikleri vasıta yolda arızalanmış, karlar içerisinde saatlerce yürüyerek donma tehlikesi geçirmiştir. Hasta vaziyette evine dönüşünde çocuklarına: “Hazret-i Üstad ayrılırken beni çağırıp ikinci bir kez daha musafaha etti. Hiç böyle yapmazdı. Ya o, ya ben, birimiz âhirete gideceğiz” diye söyler. Gerçekten de kendisinin firâsetiyle haber verdiği gibi, şiddetli soğuktan dolayı yakalandığı bu hastalıktan kurtulamayarak kısa süre içinde, o sırada imamlık yapmakta olduğu Denizli-Çivril'in Süngüllü Köyü'nde vefat eder ve oraya defnedilir.3İmamoğlu Hafız Mustafa'nın (Ertürk) Süngüllü'de bulunan Kabr-i ŞerifiVefatından hemen önce hanımına ve o anda beraberlerinde bulunan hanımının kız kardeşine4 hitaben: “Başlarında Bediüzzaman Hazretleri olarak bir kile (teneke dolusu) haşhaş tanesi kadar binlerle evliya ziyaretime geldiler” demesiyle Risale-i Nur Talebeleri'nden bir mâneviyat kahramanı olarak âhirete gideceğini müjdeler.Vefatı üzerine çok müteessir olan Bediüzzaman Hazretleri, Emirdağ Lâhikası'nda bulunan şu tâziye mektubunu kaleme alır:Aziz, sıddık kardeşlerim! Evvelâ: Hem Medresetüzzehrâ şâkirdlerini, hususan Mübarekler Heyeti'ni ve Isparta Vilayeti'ni merhum Hâfız Mustafa'nın vefatıyla tâziye ile Hâfız Mustafa'yı tam vazifesini yapmasıyla yirmi senede ikinci bir Hâfız Ali olarak yirmi seneden beri usanmadan, sarsılmadan Nurlar'ın neşrine çalışmasını, bütün ruh u canımızla tebrik, hem onu, hem Isparta Vilayeti'ni, hem Medresetüzzehrâ'yı tebrik ediyoruz. Hakikaten bu merhum kahraman kardeşimiz aynen Hâfız Ali gibi vazifesini bitirdi; âlem-i nura ve berzaha Hâfız Ali ve Hasan Feyzi gibi kardeşlerinin yanına gitti. Cenab-ı Hak Risale-i Nur'un hurufatı adedince onun defter-i hasenatına hayırlar yazsın ve ruhuna rahmet eylesin. Âmîn!5Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TALEBELERİNDEN MUHACİR HAFIZ AHMET KİMDİR?BÜYÜK RUHLU KÜÇÜK ALİŞAMLI HAFIZ TEVFİK (MEHMED TEVFİK GÖKSU) KİMDİR?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TALEBELERİNDEN MUHACİR HAFIZ AHMET KİMDİR?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ÇOK TAKDİR ETTİĞİ SAFRANBOLULU MUSTAFA USMAN KİMDİR?DENİZLİ HAPSİ ÂDİL HAKİMESİ HESNA ŞENER HANIM KİMDİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.1, s. 400.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 310.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 257Hafız Mustafa'nın hanımının kız kardeşi olan bu hanım Nur Talebeleri'nden olup bahsi geçen Hizbü'l-Hakaik dua mecmuasını kırk yıl boyunca aralıksız her gün okuyup bitirmiştir.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.17.

Son Cevaplanan Sorular

Ahmed Hüsrev Altınbaşak Hazretleri Namazını Nasıl Kılardı?

Hüsrev Efendi'nin NamazıAllahu Teala Kur'an'da mü'minlerin sıfatlarını sayarken mü'minlerin namazları hususunda şöyle buyurmaktadır:Onlar ki namazlarında huşu içindedirler.1Resul-i Ekrem (asm) da ihsan makamını şöyle tarif buyurmaktadır:Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor.2Bediüzzaman Hazretleri, namaz esnasında mü'minlerin taşıması gereken halet-i ruhiyeyi şöyle izah eder:(Allah'ın) nihayetsiz rahmetinin iltifatına iltica edip (sığınıp), hesapsız nimetlerinekarşı şükür ve hamd ederek, izzet-i rububiyetine karşı (Rabliğinin yüksek makamıkarşısında) zelilane (alçalarak) rükua gidip, sermediyet-i uluhiyetine (İlahlığınındevamlılığına) karşı mahviyetkarane (tevazuyla) secde ederek, hakiki bir teselli-i kalb,bir rahat-ı ruh bulup huzur-u kibriyasında (büyüklüğünün huzurunda) kemerbeste-iubudiyet olmak (kulluğa el bağlamak)3Hayatı boyunca arkasında namaz kılan pek çoklarının şehadetiyle Bediüzzaman Hazretleri, burada tarif ettiği gibi ulvi, hazin ve mahviyetkarane duygular içerisinde namaz kılardı. Namaza başlarken aldığı tekbirin manevi azametiyle, bulundukları odanın titrediğine pek çokları şahid olmuşlardır. Bediüzzaman Hazretleri, kendisine Cenab-ı Hakk'ın mahza bir lütfu olarak gördüğü bu kulluk halini Mektubat Mecmuası'nda tahdis-i nimet sadedinde şöyle izah eder:Ubudiyet (ibadet) vaktinde dergah-ı ilahiyeye müteveccih olduğum vakit, Cenab-ıHakk'ın ihsanıyla bir şahsiyet veriliyor ki, o şahsiyet bazı asarı (halleri) gösteriyor. O asar,mana-yı ubudiyetin esası olan: 'Kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile dergah-ı ilahiyeye iltica etmek' noktalarından geliyor ki; o şahsiyetle, kendimi herkesten ziyade bedbaht, aciz, fakir ve kusurlu görüyorum. Bütün dünya beni medh ü sena etse, beni inandıramaz ki ben iyiyim ve sahib-i kemalim.Risale-i Nur'un ders verdiği ve Bediüzzaman Hazretleri'nin bizzat tatbik ettiği; Allah'ın huzurunda huşu ve huzu ile namaz kılma hali, başta saff-ı evvel talebeler olmak üzere Hafız Ali, Hulusi Yahyagil ve Tahiri Mutlu Efendiler ve emsali Nur Talebeleri'nde de müşahede olunmaktaydı.Bu nevden olarak Bediüzzaman Hazretleri'nin “Risale-i Nur'un kahramanı” unvanını verdiği Hüsrev Efendi de namazlarını huşu içerisinde ve tam bir huzur haliyle kılardı. Arkasında namaz kılan bütün talebeleri buna daima şahid olmuşlardır. Hüsrev Efendi'nin arkasında namaz kılarken aldıkları feyzi başka hiçbir yerden almadıklarını söylemektedirler. Tekbir almadan önce huzur arardı. Huzur bulmadan namaza durmazdı. Bazen birkaç dakika huzur buluncaya kadar “Estağfirullah, estağfirullah” diye istiğfara devam ederdi, sonra tekbir alırdı. Aynen kendi talebeleri gibi, ziyaretine gelen bazı kimseler dahi onun fevkalade feyizle kıldığı namazlara şahid olup nakletmişlerdir. Bunlardan birkaçı şöyledir:Mustafa Sungur anlatıyor:Hüsrev Ağabeyin namaz kılması muhteşemdi. Kılarken iki büklüm oluyor, Fatiha'yı ve diğer sureleri tane tane ve yürekten okuyordu. Bir keresinde namaz kılarken dışarıdan gelen gürültüler huşuunu engellemişti. Birkaç kez namaza durdu, tekrar bozdu. En sonunda gaz ocağını yaktı ve onun çıkardığı ses, dışarıdan gelen gürültüyü bastırdığı için huzurla namazını kıldı.4Ali Tunç anlatıyor:Üstad'ın vefatından sonra dedemle beraber Hüsrev Ağabey'in ziyaretine gitmiştik. Öğle,ikindi ve akşam namazlarını arkasında kıldım. O güne kadar pek çok alimler, veliler görmüş, arkasında namaz kılmıştım. Hatta pek çok Nur Talebesi ağabeyin arkasında da namaz kıldım. Fakat Hüsrev Ağabey'in arkasında kıldığım namazda okuduğu Fatiha, zamm-ı sure ve o namazdan aldığım heybet ve lezzeti hiçbirinden almadım.5Sıddık Dursun anlatıyor:Gerçekten birinci safta yer alan, Üstad'ın “benim yerimde” deyip iltifatına mazhar olan bir zatla (Hüsrev Efendi'yle) görüşmenin kolay olmayacağı şuuru içerisinde kapıyı çaldım. Kapıyı açtıklarında büyük bir muhabbet ve şefkatle karşılandım. Kalabalık bir cemaat vardı ve dizleri üzerinde oturuyorlardı. Kemal-i tazimle ellerini öptüm ve kendimi takdim ettim. Memnuniyetini izhar ettiler ve sohbetlerine devam ettiler. Çok uzun sohbet ettiler. Şunu itiraf edeyim ki, o sohbet ederken gerçekten ben başka bir dünyaya gittiğimi zannettim. Farklı bir alemde seyahat ediyordum. O halet-i ruhiyeyi burada anlatmak mümkün değil. Çünkü o alem yaşanır, anlatılmaz. Aradan saatler geçmişti. İkindi namazı gelmişti. İkindi namazını kılmak için saf tuttuğumuzda, imamlığa geçtiğinde hayatımda o kadar huzurlu namaz kılmak nasip olmamıştı. Büyük bir huzur ile “Allahu Ekber” deyince ayakları sabitti ve fakat vücudu hareketliydi. İkindi namazı kılıyorduk. Derinden bir ses edasıyla okuduğu Fatiha duyuluyordu. Namaz bittikten sonra o huzuru bir daha bulmadım, diyebilirim. Beş saate yakın sohbetimiz devam etti.6KaynakçalarMü'minun Suresi, 23/2Buhari, İman, 37Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.27Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1240Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1241Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1241

Timur Zalim miydi? Tarihi Kaynaklar Ne Söylüyor?

Timurlu hanedanının kurucusu ve ilk hükümdarı (1370-1405) olan Timur hakkında en çok tartışılan konulardan biri, onun zalim olup olmadığıdır. Bu soruya tarih ilmi açısından, tek taraflı değil genel bir yaklaşım göstermek lazım. Çünkü Timur, bir taraftan büyük bir devlet kuran, başarılı bir askeri deha ve teşkilatçı hükümdar olarak kabul edilirken, diğer taraftan fethettiği şehirlerde uyguladığı sert yöntemler sebebiyle ağır şekilde eleştirilmiştir. Dönemin tarih kaynaklarında İsfahan, Delhi, Bağdat, Sivas ve Astarhan gibi şehirlerde büyük katliamlar ve yıkımlar yaptırdığı, kendisine karşı çıkanlara son derece acımasız davrandığına dair çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Bu sebeple tarihçiler arasında Timur'un sert ve zalim uygulamalar yaptığı konusunda önemli ölçüde görüş birliği vardır. Nitekim onun zulümlerini konu alan müstakil eserler de kaleme alınmıştır. Bununla birlikte bu olaylar değerlendirilirken, 14. yüzyılın savaş anlayışı ve "cihan hâkimiyeti" düşüncesi de göz önünde bulundurulmalıdır. O dönemde birçok hükümdar, isyan eden şehirleri ağır şekilde cezalandırmayı devlet otoritesinin bir gereği olarak görüyordu. Bu durum Timur'un yaptıklarını meşru hale getirmese de, tarihi şartlar içerisinde değerlendirilmesini gerekli kılar.Öte yandan Timur'u yalnızca "zalim" sıfatıyla tanımlamak da eksik bir değerlendirme olur. Çünkü o, Semerkant'ı dönemin en önemli ilim, sanat ve ticaret merkezlerinden biri haline getirmiştir. Camiler, medreseler ve büyük mimari eserler yaptırmış, fethettiği bölgelerden sanatkâr ve âlimleri Semerkant'a getirerek şehrin gelişmesini sağlamıştır. Tarımı geliştirmek amacıyla sulama kanalları açtırmış, ticareti teşvik etmiş ve Orta Asya'nın imarında önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Ayrıca bazı tarihçiler, Orta Asya'daki göçebe toplulukların İslamlaşmasına önemli katkılar sağladığını da ifade etmektedir. Bununla birlikte Timur'un dini hassasiyetlerinin büyük ölçüde siyasi hedeflerine hizmet ettiği, dini zaman zaman meşruiyet aracı olarak kullandığı yönünde değerlendirmeler de yapılmaktadır.1Sonuç olarak Timur'u anlatan tarihi kaynaklar onun hem üstün devlet adamlığı ve askeri dehasını hem de işlediği ağır zulümleri birlikte ortaya koymaktadır. Bu sebeple Timur hakkında en doğru yaklaşım, onu bütün yönleriyle ve yaşadığı dönemin şartlarını dikkate alarak değerlendirmektir. Kısacası, Timur'un zalimce uygulamaları tarihi bir gerçekliktir. Ancak onu yalnızca bu yönüyle değerlendirmek doğru değildir.Ayrıca BakınızBAZI OSMANLI PADİŞAHLARININ KENDİ OĞUL VE KARDEŞLERİNİ ÖLDÜRTMELERİNİN SEBEPLERİOSMANLI DEVLETİ'NİN YIKILIŞINI NETİCE VEREN MANEVİ SARSINTIKaynakçalarİsmail Aka, "Timur", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012, c. 44, s. 173-177.