Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 157
Bir sûretini de Afyon Emniyet Müdürü'ne elden gönderdim. Şimdi emniyet müdürü merâk etmiş. Bu güzel yazı kimindir, diye sormuş. Güyâ bir cinâyet yapmış gibi bana sıkıntı vererek, kim yazmış diye beni sorguya çekiyorlar. Acaba zâbıtın tensîbiyle ve eliyle Dâhiliye ve Başvekîle ayn-ı hakîkat bir hasbihâli tebyîze çeken bir adamın ne kabahati var? Ve benim de bir sene sakladığım o istid‘âyı zâbıtaya verdim. Onlar da gönderdiler. O yüzden ne hatâm var ki, bu iki günde iki ay hapis azâbını verdiler. Şimdi hem bana hizmet eden yalnız bir tek çocuk korktu. Anahtarı verdi. Ve hem yazan adamı da ürküttü. Daha kendini bildirmez. İnsaniyet nâmına bayrama kadar beni lüzûmsuz, kanunsuz karakola çağırmayınız. Tahammül edemiyorum
Saîd
[226]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ ثَوَابِ قِرَٓائَةِ حُرُوفِ الْقُرْاٰنِ فٖی شَهْرِ رَمَضَانَ اٰمٖینَ
Azîz, Sıddîk kardeşlerim
Evvelâ: Buraya görüşmek için çok zâtlar, bazen çok uzak yerlerden gelip, çok da masraf ederek bizimle görüşemeden mecbûriyetle görüşmeden dönüyorlar. Hocalardan birisi uzaktan gelmişti. Bir sâat âdî şahsıma bedel, Asâ-yı Mûsâ
SAYFA 158
Mecmûası’yla bir sene sohbet etmek için aldı. Memnûniyetle gitti. Evet, Risâle-i Nûr’la görüşen, benim âdî şahsımla değil, belki Kur’ân hâdimi ve nûr tercümânıyla görüşür. Çünkü nûrlardaki ilim başka kitablar ve ilimler gibi bir ilmî dersi dinlemek değil belki müellifinin ma‘nevî ameliyât ve tedavileri içinde bütün latîfe ve duygularıyla çırpındığı ve çalıştığı ve kısmen ayne’l-yakîn kazandığı, aklî ve hâlî ve kalbî ve hissî tasdîk ve zevk ettiği hakîkatleri, onun ders aldığı yerden ders almak ve o ma‘nevî muhâvere ve suâli ve cevâbı müstefîdâne dinlemektir. Bu ise fânî ve fenâ şahsımla sohbetten çok ziyâde fâidesi var. Hem meşrebimizde sûrî ve muvakkat sohbet esas değil, ma‘nevî ve dâimî sohbet yeter.
Sâniyen: Bu ma‘nîdâr zelzeleyi merâk ettim. Kalben dedim: Eğer sâir yerlerde bu şiddetiyle olmuş ise, her hâlde nûr şâkirdlerine dahi yine bir tecâvüz var. Yoksa yalnız benim Ankara’ya Dâhiliye Vekîli’ni mahkemeye vermeye dâir açık mektûbumla alâkadârdır diye sordum. Dediler: Yalnız Ankara ve hafîf, Afyon ve Eskişehir ve bu Emirdağı’nda ve en şiddetlisi bu kasabada olmuş. Fakat medâr-ı hayrettir ki, dört def‘a şiddetli olduğu hâlde, hiç bir zarar olmadı. Bunun bir hikmeti budur: Kat‘î emir verilmiş ki: Saîd’i cebren hükûmete getiriniz. Bekçiler ve bir onbaşı gelmişler. Kapımı kapamıştım, kilitlemiştim. Onlar demişler: Biz isti‘fâ ederiz, onun kapısını kırmayacağız. Dönmüşler, gitmişler. Demek ki bu husûsî zelzele, müdâfaâtımdaki zelzeleler gibi
SAYFA 159
Risâle-i Nûr’la alâkadârdır ki, bu def‘a husûsî kaldı, hem şiddetiyle beraber zararsız geçti. Eğer nûrun buradaki küçük medresesinin kapısını kırsa idiler, elbette tokat ciddî olacaktı. Yalnız ihtâr için olmayacaktı. Gerçi bu taarruz, cüz’î ve hafîf idi. Fakat ben gizlemem ki, hiç bu def‘a gibi damarıma dokunmamıştı. Fakat nûr ve Nûrcuların hâtırı için, hârika tahammül ettim. Çünkü o bedbaht, hükûmette, vazîfe sandalyesinde bana şetmedip hizmetçime der: Git, ona söyle Hükûmetin nüfûzunu, serseri şahsına mal ederek meydan okumuş ve Eski Saîd’in bende irsiyet kalan damarıma çok ilişti. Fakat fevkalâde ehemmiyetli olan sükûn ve temkîn ve i‘tidâl-i dem ve sabır ve tahammülün kat‘î lüzûmu beni teskîn etti.
Sâlisen: Marangoz merhûm Barla’lı, hârika sadâkatlı Mustafâ Çavuş’un tam yerine geçen Medrese-i Nûriyenin tam çalışkan kahramanlarından Marangoz Ahmed’in benim için Sava’nın Dâvrâz Dağı’nda berzahî ve uhrevî bir menzil, bir mezar düşünmesi ve yazması, beni çok sevindirdi ve hazînâne ağlattırdı.
Umûm kardeşlere ve hemşîrelere selâm ve duâ ve istid‘â eden kardeşiniz
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 160
Marangoz Ahmed’in mektûbudur.
Lâhika’ya girebilir.
Fakat tashîh ve ta‘dîli size havâledir.
[227]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Sevgili Üstâdım Efendim Hazretleri,
Kardeşimiz Husrev ile bir hasbihâlimizi siz sevgili üstâdımıza arz ediyoruz. Her Isparta pazarı günü kardeşimiz Husrev’in yanına varırım. Bu def‘a yine vardığımda bana dedi: Ahmed müjde Müjdeme ne vereceksin? Ben de dedim: Ne istersen vereyim. Sana para versem almazsın. Mal versem istemezsin. Ne vereyim, dedim. Sonra ben, ne istersen iste vermeye hazırım dedim. Daha sonra Sava’daki diğer kardeşlerime de dedim. Hepsi de benim gibi râzı oldular. Sonra kardeşimiz Husrev, siz sevgili Üstâdımın mektûbunu okuyuverdi. Bizim gibi kusûrlu ve âciz ve fakîr talebeleri düşünerek âhirde kabristânımıza defnolmak istiyorsun. Bizleri bu mektûbun hakîkaten çok sevinçler içinde koydu. Ve yeniden bizleri gayrete getirdi. Hakîkaten sevgili Üstâdım, bizler de bu bayram-ı şerîflerimizi burada beraber yapmak istiyoruz ve Cenâb-ı Hakk’a duâ ediyoruz. İnşâallâh Risâle-i Nûr’u
SAYFA 161
perde altından çıkaran ve dünyanın her tarafına saçan Cenâb-ı Allâh, İnşâallâh müellifini de selâmete çıkarıp bizim gibi kusurluların başına gönderir. Ve İnşâallâh göndersin. Âmîn.
Hakîkaten sevgili Üstâdım efendim hazretleri, biz Sava talebeleri öyle arzu ediyoruz ki, Cenâb-ı Hakk Üstâdımızı memleketimize gönderse de, biz de Barla ve Kastamonu talebeleri gibi memleketimizin üstüne binen Dâvrâz Dağı’na Üstâdımızı çıkarıp, o yüksek dağlarda hizmetinde bulunsak. Duâsına iştirâk etsek. Hem de noksân kalan risâlelerimizi Cenâb-ı Hakk’ın izniyle burada te’lîf etsek diye Cenâb-ı Hakk’tan istiyoruz. Sonra da terhîs zamanı bütün talebeler âcizâne ve fakîrâne duâlarımızla uğurlayıp, bu mektûbun müjdesine her şeyi vermeye râzı olduğumuz gibi, o koca dağın tepesine de rızâmızla sırtımızda taş çekip bir türbe yapacağız. Sonra o mübârek türbeye varıp, Hasan Basrî Hazretleri’nin talebeleri gibi, bizler de vefâtından sonraya kalan derslerimizi ve müşkillerimizi o mübârek türbenden alacağız. İnşâallâh Cenâb-ı Hakk arzumuzu böyle kabûl buyurup bizleri kıyâmete kadar sevindirsin.
Âmîn Âmîn Âmîn.
Sava talebeleri nâmına günâhkâr kusûrlu talebeniz duânıza çok muhtâç Marangoz Ahmed
SAYFA 162
[228]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰ بِدٖینَ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sizin üç merkezde üç makineye dâir müjdeniz nûrun fütûhâtına geniş bir zemîn ihzâr edilmiş diye bütün rûh u cânımla mesrûrâne şükrettim. Tashîhât hakkındaki endişelerim kalmadı. Çünkü sizler dâimâ başında bulunacaksınız. Hem bu pek büyük hizmet-i îmâniye temiz, kuvvetli, mübârek elleriniz ile olacak. Matbaacıların kirli elleri karışmayacak. Hem yine tekrar ederim ki, en ehemmiyetli mes’ele tashîhine dikkat etmektir. Az olsa, yanlışsız olsa daha iyidir. Rakîbler tarafından medâr-ı i‘tirâz ve tenkîd olmamak için sıhhatine ihtimâm etmek gerektir. Ve şimdilik eski yazı ile olsa daha münâsibdir. Tevâfuk muhâfaza edilmese de zararı yok. Belki kendine mahsûs başka tevâfuk çıkar.
Hem mâdem iki sahîfe yazılsa teraşşuh eder. İnebolu gibi yalnız uzun kıt‘ada bir sahîfe yazılsın. Hem elmas kalemler Makine geldi, hizmetimiz hafifleşti demesinler. Belki daha parlak bir fa‘âliyet meydanı açıldı. Yüzer nüshaların tashîhâtı ve yüzer risâlelerin ayrı ayrı ve beraber yüz binlere yetiştirmek için
SAYFA 163
beş nevi‘ ibâdet hükmündeki kalem ile yazmak vazîfesi, başka tarzda İnşâallâh ziyâdeleşecek. Noksân olmayacak.
Sâniyen: Şimdilik asabiyetiyle hâricî ve dâhilî cereyânların mücâdeleleri içinde Dâhiliye Vekîli’ni mahkemeye vermeye dâir pek kuvvetli açık mektûbum gazeteye ve makamâta verilmemesi isâbettir. Yoksa istibdâd-ı mutlakın pek zâhir bir misâlini gösterdiği için çok dedikodulara sebeb olup nazar-ı dikkati bize celb edecekti. Hâlbuki maslahatımız onlar bizi düşünmemektedir.
Sâlisen: Uşak’ta İmâm İzzet ma‘sûm evlâtları ile Şâkir Şeref Fahreddîn ve orada mektûbunda isimleri bulunan şâkirdler ile yazdıkları uzun mektûbu okudum, Mâşâallâh Bârekallâh dedim. İnşâallâh hânesini ve köyünü tam nûrlandıracak. Homalı Mehmed Alî’nin de samîmî ve hâlis, fakat imlâsız mektûbunu okudum. Veffekakellâh ve Bârekallâh dedim. Onlara ve rüfekālarına selâm ve Ramazânlarını tebrîk ederiz. Umûma selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Kusura bakmayınız, başımı kaşıyacak kadar vaktim yok. Meşgalem çok.
SAYFA 164
[229]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk, Kahraman, Sarsılmaz, Çekilmez, Mücâhid Kardeşlerim,
Evvelâ: Hem sizi hem ikinci küçük Isparta kahramanlarını hem bütün Nûrcuları tebrîk ediyoruz ki, bu kudsî hizmet-i nûriye-i îmâniye, makine vâsıtasıyla yine mübârek kalemlerinize kısmet oldu. Kahraman Nazîf’in dediği gibi, bu sırada tam Zülfikār’ın lüzûm-u neşri hengâmında bu hârika makinenin imdâdımıza gelmesi, Zülfikār-ı Mu‘cizâtın mu‘cizevârî bir kerâmeti ve büyük bir inâyet-i Rabbâniyedir.
Hem Husrev ve Tâhirî gibi güzel ve şirin yazıları aynen intişâr eder. Fakat Nazîf’in buraya yazdığı îzâhâtında anlaşılıyor ki çok masraflı düşer. Şimdilik iki yüz veya beş yüz veya bin nüsha, hem eski yazı ile taksîmü’l-a‘mâl kāidesiyle Zülfikār’a Nazîf’ler başlaması gibi, siz dahi Asâ-yı Mûsâ veya İstanbul’a Tâhirî’nin tab‘ etmesi için beraber aldığı ma‘nevî Târîhçe-i Hayât Mecmûası veyâhûd İnebolu makinesine makinenizle Zülfikār’dan Mu‘cizât-ı Ahmediye parçasını onların yazdıkları aynı kıt‘ada yazıp yardım ediniz. Mâdem Risâlelerden daha müteaddid mecmûalar çıkacaklar. Siz meşveretle intihâb edersiniz.
Kardeşlerim, dünya işlerini bilemediğimden size havâle ediyorum. Bu büyük masraflara karşı ekser kardeşler fakîrü’l-hâl ve çoktan beri aleyhimizde propaganda ile herkeste
SAYFA 165
bir çekinmek ve nûrlardan kaçınmak cihetiyle abone usûlüyle, hem ucuz verilmemek, tâ kıymetini takdîr etmeyenlerin ellerine düşmesin, hem büyük masraflara girmemek, hem temkînli ve ihtiyâtlı bulunmak ve hürriyetçilerin nûrun neşrinde yardımlarını ve himâyelerini elde etmek lâzım geliyor.
Sâniyen: Ben bu sene çok zayıfım ve zehirlenmeden teessürâtım ve teellümâtım ziyâdeleşmiş. Ve buranın havasıyla imtizâc edemediğimden hasta oluyorum. Bu pek çok kıymetdâr Ramazân-ı Şerîf’te çalışmama makbûl duâlarınızla yardım etmenize çok ihtiyacım var. Ve derim: Ya Rab, bu Ramazân’daki Leyle-i Kadr’i nûr şâkirdleri hakkında bin ay kadar hayırlı yap. Ve Ramazân’ın her bir gününü onlara bin gün ve her geceyi bin gece kadar sevâblı ve fazîletli eyle. Âmîn Âmîn. Umûma selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[230]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelâ: Tekrar mübârek Ramazân’ınızı tebrîk ederiz. Sâniyen: İki kahraman kardeşin Rüştü, Burhân ve Mu‘cizât-ı Ahmediye’de yedi çocuğun bir cihette bir sekizincisi
SAYFA 166
hükmüne geçen Süleymân Rüştü’nün mübârek kerîmesinin makine ile Zülfikār-ı Mu‘cizât’a çalışmasını ve Husrev ve Tâhirî’nin şirin ve dikkatli yazılarını teksîr etmeyi fedâkârâne deruhde etmelerini bütün rûh u cânımızla onları tebrîk ederek, şimdiye kadar pek fevkalâde nûrlara ettikleri kıymetdâr ve meyvedâr sâbık hizmetlerine karşı, Risâle-i Nûr hesabına binler Mâşâallâh ve Bârekallâh ve Veffakakümullâh deriz. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûma selâm ve duâ ve istid‘â eden bir parça râhatsız kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 167
[231]
Aşağıya yazılan parçayı mübârek Üstâdımız Emirdağı’nda Ceylan’a yazmış. Ceylan da berây-ı ma‘lûmât bize göndermiş. Biz de Lâhikalarımıza kaydederek size gönderiyoruz.
Ceylan, Nazîf’e yaz ki: Bin veya beş yüz nüsha yeter. Fazla olsa şimdilik münâsib değil. Hem Isparta’da aynen beş yüz nüsha makine ile yazmaya başlamışlar. Hem Husrev ve Tâhirî gibi zâtların kuvvetli ve dikkatli ve güzel kalemleri İnebolu’ya gelemez. Isparta muhîtinde nûrların tashîhli nüshaları ve çok dikkatli şâkirdleri var. Herhalde meşveretle ve teennî ile hareket etmek ve çoklukla değil, belki sıhhatli ve yanlışsız olmasına ehemmiyet vermek lâzımdır
سع
Lâhika’ya; Husrev’in mektûbudur.
[232]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz, çok Mübârek, çok Kıymetdâr çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Arz-ı ta‘zîmât ve takdîm-i ihtirâmât ile hâtır-ı şerîflerinizi suâl eder, sıhhat ve
SAYFA 168
âfiyetinize duâ ederiz. Yine her vakit olduğu gibi bu def‘a da huzûr u sükûnunuzu bütün bütün ihlâl eden ve hiç yoktan sebebsiz on def‘adan fazla hükûmete celbedilmeniz hâdisesine son verilmek üzere Emirdağı kardeşlerimize hitâben yazılmış acıklı bir pusulanız ile birlikte sevgili Üstâdımıza ve nûrlara yapılan bu tahkîrkârâne ihânet ve şetimlerinin cezâsı olarak bir gecede dört def‘a şiddetli gelen zelzele ile, Risâle-i Nûr’un ta‘tîline rızâ göstermeyen ve sevimli müellifinin hiç bir tevbîh ve tahkîre hedef olmasına müsâade etmeyen inâyet-i İlâhiye yalnız Emirdağı’nda değil, silsilevârî alâkadâr olan Afyon ve Ankara da dâhil olmak üzere zâlimleri korkutması ve titretmesi ile, Risâle-i Nûr’un bir vesîle-i def‘-i belâ olduğunu tekrar gösterdiğini bildiren acıklı bir mektûbunuzu ve beraberinde Emirdağı zâbıtasıyla bir hasbihâlinizi ve kaymakamın cebrî emriyle sevgili Üstâdımızı hükûmete istemeleri üzerine onlara söylediğiniz ifâdelerinizi aldık.
İki gün sonra çok uzaklardan sevgili Üstâdımızla görüşmek için gelen ve zarûretle görüşmeden giden zâtların, sûrî bir sâat sohbete mukābil, Asâ-yı Mûsâ ile bir sene ma‘nevî sohbet etmeleri, hem müellifinin en ince hissiyât ve latîfeleriyle en yüksek ve en dakîk hakîkatleri en nûrânî ve en nâfiz ve en ulvî makamdan aldığı dersi müstefîdâne dinlemelerinin ehemmiyet ve kıymetini çok güzel bir sûrette îzâh eden; ve sevgili mübârek Üstâdımızın müdâfaâtındaki
SAYFA 169
zelzelelerle alâkadâr olan ve şiddetli olduğu hâlde zararsız geçen bu dört zelzelenin bir hikmeti, mübârek Üstâdımızı tekrar cebren hükûmete götürmek için emir alıp sevgili Üstâdımızın kapısına gelen bir onbaşı ile bekçilerin Sevgili Üstâdımız kendi kapılarını kilitlemeleri üzerine Biz vazîfemizden isti‘fâ ederiz. Bu kapıyı kırmayız deyip geri dönüp gitmeleri ve sevgili Üstâdımızı daha çok rencîde etmemeleri gösterilen, ve eğer bu maddeten küçük Medrese-i Nûriyenin kapısı kırılsa idi Denizli hapsinde gelen zelzeleler gibi dehşetli zelzeleler ile inâyet ve rahmet-i İlâhiye imdâda geleceği tebşîr edilen, sabır ve tahammülde, temkîn ve sükûnda hârika metânet gösteren sevgili Üstâdımıza bu hâl-i esefin şimdiye kadar gördüğü işkence azâblardan daha çok ağır geldiğini ve fakat nûr ve Nûrcuların hâtırları için sükûnetin kat‘î lüzûmu, sevgili mübârek Üstâdımızı teskîn ettiğini iş‘âr eden; ve Sava kahramanlarından Nûrcu Marangoz Ahmed’in sevgili Üstâdımız için Dâvrâz Dağı’nın başında uhrevî bir menzil yapmak arzusundaki mektûbunun ba‘de’t-tashîh ve ta‘dîl Lâhikalarımıza kaydedilmesi hakkındaki bir diğer hüzünlü mektûbunuzu aldık. Hepsini de birlikte, Marangoz Ahmed’in mektûbunu da tashîh ve ta‘dîl ederek Lâhikalarımıza kaydedip arkadaşlarımıza tamâmen gönderdik.
Azîz ve mübârek Üstâdımız, bu hüzünlü ve elemli yazılarınız bizi de pek çok muzdarib bir hâlde bırakmış. Fakat inâyet-i İlâhiyenin yâr olup yardıma koşması ve sevgili
SAYFA 170
Üstâdımızın izzet ve şerefini, haysiyet ve refahını çok def‘alar bizim için terkederek, bu kadar gadirli, işkenceli azâbları hazmetmesi, bizi çok şükrettirdi. Ve sevgili mübârek Üstâdımızın sabır ve tahammülde daha çok metîn olmaları için duâ ettirdi
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kusûrlu talebeniz Husrev
[233]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ شَهْرِ رَمَضَانَ
Azîz, Sıddîk, Fedâkâr Kardeşlerim,
İnebolu kahramanlarının tebrîk mektûblarında iki tevâfuk ve iki kuşun garîp ziyâretleri çok ma‘nîdârdır. Evet, benim bir tek mektûbumu yazan bir tek adamı hükûmetçe araştırması ve ehemmiyetle bakması bir tazyîk zamanında, şahsımdan binler derece daha ziyâde konuşan ve te’sîrli ders veren Risâle-i Nûr’un Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın bin nüshaları ve bin dille ve binler mektûbâtıyla şimdiye kadar çok rakîbleri bulunan ve ta‘kîb edilen ve mümâşâta tenezzül edemeyen Ahmed Nazîf’in kalemiyle serbest ve mümânaât görmeden yazılmasına, değil yalnız kuşlar, belki melekler ve rûhanîlerden bir kısım temessül edip bu hârika muvaffakıyeti tebrîk etseler, yine çok değil. Biz dahi