EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

220

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ

Zülfikār’ın hem kalemle, hem makine ile yazılanlarının âhirinde Hulâsatü’l-Hulâsa’nın bedeline, Hizb-i Nûriye'nin yirmi ikinci sayfasına kadar yazılsın. Ve onun başında Türkçe kerâmetine ve kıymetine dâir olan üç fıkra dahi yazılsın. Mâdem Husrev hâtıra getirdi. Çok münâsib

Saîdü’n-Nûrsî

[253]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîze, Sıddîka, Muhtereme, Mübâreke Hemşîrelerim,

Evvelâ: Ramazân’ınızı, hem Leyle-i Kadir’inizi, hem bayramınızı tebrîk ederiz.

Sâniyen: Ben Kastamonu’da iken nasıl her gün duâlarımda ve ma‘nevî kazançlarımda nûrun hâs şâkirdlerinden Âsiye, Ulviye, Lütfiyeler, Zehrâlar, Şerîfeler, Hâcerler, Necmiyeler, Ni‘metler, Aliyeler hissedâr olmak için ma‘nen yanımda bulunuyordular, aynen şimdi de öyledirler.

Ben sizleri unutmuyorum. Hatta bugünlerde birden Ulviye, Lütfiye’yi merâk ettim. İkinci gün, ikisinin mektûblarını ve hediyelerini aldım. Onların sadâkatlarına bir emâre oldu.

221

Sâlisen: Eskiden beri âdetim hediyeleri kabûl etmemek ile beraber, sizin cübbe ve yeleğinizi bu geceki Leyle-i Kadir’de giyip Âsiye ile beraber Kastamonu’daki bütün şâkirdleri nâmına kabûl ettim. Fakat kāideme muhâlif olmamak için ona mukābil, Emîn’de bulunan risâlelerimden Lütfiye, Ulviye istediklerini alsınlar veyâhûd benim hesabıma Mehmed Feyzî ve arkadaşları onların beğendiklerini yazsınlar.

Râbian: Benim yanıma çok def‘a gelen bu hemşîrelerimin ma‘sûm evlâdları, nûr şâkirdlerinden ma‘sûmlar dâiresinde dâhildirler. Çok def‘a onları hâtırlıyorum.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[254]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حَاصِلِ ضَرْبِ حُرُوفِ ذُو الْفِقَارِ الْمَطْبُوعِ فٖی عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ لَیْلَةِ الْقَدْرِ وَیَوْمِ الْعٖیدِ

Azîz Kardeşlerim ve Sıddîk Arkadaşlarım ve Mübârek Yoldaşlarım,

Evvelâ: On adet mektûblarınızdaki bayram tebrîklere mukābil, Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi nâmına bin بَارَكَ اللّٰهُ فٖی عٖیدِكُمْ وَاَسْعَدَكُمُ اللّٰهُ فٖی عُمْرِكُمْ وَوَفَّقَكُمُ اللّٰهُ فٖی خِدْمَتِكُمُ النُّورَانِیَّةِ اٰمٖینَ deriz.

222

Sâniyen: Şimdi üç cihette hâlim müsâadesizliği sebebiyle şu mübârek mektûblarınıza cevâb veremediğimden sıkılmayınız. Vaktim olsa idi ayrı ayrı konuşacaktım. Her mektûbda ismi veya bahsi bulunan bütün o kardeşlerime ve hemşîrelerime birer birer selâm ve duâ ederiz. Başta Medresetü’z-Zehrâ kahraman şâkirdleri ve İnebolu ve Kastamonu ve Safranbolu fedâkârları ve Denizli ve Milâs’lı muhlis Nûrcuları olarak umûm nûr şâkirdlerini, belki bu memleketi, belki Âlem-i İslâm’ı Zülfikār’ın teksîr makinasıyla ehl-i îmânın imdâdına yetişmesini tebrîk ve bu ma‘nevî bayramımızı tes‘îd ederiz. Ve bu pek ehemmiyetli ve kudsî hizmete zarar gelmemek için her bir tedbîr ve ihtiyât ve dikkat ve sebâtı tavsiye ederiz.

Sâlisen: Halîl İbrâhîm’in maddeten dahi o hizmete yardımı İnşâallâh makbûldür. Ve Hasan Feyzî, hâkim-i âdilin Konya’ya naklini nûrlar noktasından sorması ise, Denizli râzı olsa, Konya kemâl-i memnûniyetle kabûl eder. Nûrlu sînesine basar, kucağına alır. Nûr santrali Sabrî’nin dâiresinden Eğirdir ve Barla’da, onun eski muhterem kardeşlerini ve yeni çalışkan arkadaşlarını unutmuyorum. Nûrlara çok hizmet eden Atabeyli Alî Osmân’ın ve Çamdağı’nda gaybî bir ekmeğin şâhidi Barlalı mübârek Süleymân’ın mektûblarını, Sabrî’nin mektûbu içinde gördüm. Üçüne Bârekallâh dedim ve Mâşâallâh derim. Ve Alî Osmân’ın mektûbunda isimleri bulunanlara husûsî selâm ederim. Ve Medresetü’z-Zehrâ’nın demirbaş eski

223

talebelerinden Kâtib Osmân’ın umûm Nûrcular hesabına yazdığı bayram tebrîknâmesi, umûmun nâmına rûh u cânımızla kabûl ve o Nûrcular adedince Bârekallâh deriz.

Yine o havâlî şâkirdlerin nâmına Husrev’in mektûbu içinde Küçük Alî Rızâ’nın tebrîkine ve Zülfikār Mecmûası’nı hediye etmesine karşı, her bir harfine mukābil on hayır defter-i hasenâtına ilâve edilmesini rahmet-i İlâhiyeden niyâz ederiz. Çok güzel kalemli ve çok ince hisli ve nûrlara alâkası çok kuvvetli Âtıf’ın buraya tashîh için gönderdiği ve müstesnâ kalemiyle yazdığı Hulâsatü’l-Hulâsa’dan pek şirin ve kendi evvelce yazdıkları salavât-ı nûriye kıt‘asında iki nüshayı, şimdi tashîhe vakit bulamadım. Sonra göndereceğim.

Sâlih Yeşil, bayram için mektûbunda başbakan ve onun dostu Recep Bey’den bahseder. Siz benim tarafımdan Sâlih’e yazınız ki bilmukābele bayramını tebrîk edip derim: Yirmi dört sene evvel Ankara’ya gittiğim zaman, Recep Bey nâmında vicdânlı ve dindârları sever bir zâtı gördüm. Eğer bu Recep o Recep ise, benim selâmımı ona söyleyebilir. Fakat bana işkenceli zulüm edenler cihetinde şekvâyı demesin. Çünkü ben onların her nevi‘ ta‘cîz ve ta‘zîblerine karşı sabır ve tahammüle karar vermişim. O zâlimlere dâimî cehennemi ve bize ebedî cenneti kazandıran bu muvakkat sıkıntıları netice i‘tibâriyle hoş görüyorum. Hem medâr-ı hayret ve ibret ve şükrândır ki,

224

bu mazlûmiyet ve gurbet zamanımda, bütün memleketimden en ziyâde benim imdâdıma koşan Erzurûm adamlarıdır. Hatta Kastamonu’da ve Konya’da ve Afyon’da ve İstanbul’da onlardır ki, beni Erzurûm’la çok alâkadâr ve ahâlisine çok minnetdâr eylemişler.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Umûma selâm ve duâ ve istid‘â eden kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[255]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk, Mübârek, Sarsılmaz Kardeşlerim,

Evvelâ: Hadsiz şükür ve hamd ü senâ ediyorum ki, sizlerin bu mektûblarınızın, hem Husrev ve arkadaşlarına ve makinelerine, hem Nazîf ve yardımcılarına ve makinesine ve bu kudsî yeni hizmette devam edebilmelerine âit sıkıcı çok endişelerimi izâle ettiler. Binler Elhamdülillâh.

Hatta mektûblarınızı aldığımdan bir gün evvel, araba ile gezmeye çıkmıştım. Birden, Kur’ân’ın medhine mazhar olan hüdhüd ü Süleymânî kuşu, bir müjde vermek istiyor gibi, on beş dakîka kadar yolumuzu ta‘kîben sağa sola ve yola konup, uçup ve yine gelip, hiç bu acîb tarzı görmediğimiz sûretten, kanâatım geldi ki, yarın

225

beni mesrûr edecek bir haber alacağım. Beni gezdiren Nûreddîn’e dedim. O da benim gibi o kuşun o garîb vaz‘iyetinden hayret ediyordu. Birden, biz onun sırrını ifşâ ettiğimizden kayboldu. İkinci gün, hem tesellîkâr Nazîf’in mektûbunu ve makinesinin yeni mahsûlünü, hem Abdurrahmân Salâhaddîn’in medâr-ı merâk mektûbunu ve bana şapka için Ankara’da sıkıntı veren Vâlî Nevzâd’ın intihârıyla, kendi tokadını ve cezâsını kendi eliyle verilmesi ve Zülfikār hizmetine hiç bir taarruz olmadığını ve devam ettiğini, hem Medresetü’z-Zehrâ’nın kahramanları hiç telâş etmeyerek Zülfikār’a devamlarını ve hakîkat-hâl beyân etmelerini; ve çok alâkadâr olduğum Atabey kahramanlarının ve Lütfî vârislerinin ve büyük merhûm Hâfız Alî’nin vekîl ve vâris ve hizmet-i nûriyede muktedir arkadaşlarının, Tâhirî ve Abdullâh Çavuş’un tebrîk mektûblarını ve Alevî köyünün imamı Alî’nin bu yeni taarruzda pek merdâne ve nûr şâkirdlerine lâyık bir tarzda hükûmette suâllerine karşı ma‘nîdâr ve hakîkatli cevablarını aldım ve dedim: İşte, hüdhüdün müjde sözü doğru çıktı.

Sâniyen: Nasılki Asâ-yı Mûsâ risâlesi, tabiatta boğulanları dalâletten kurtarıyor ve bu zamanda herkese, husûsen şüpheye ve inkâra düşenlere lâzımdır ve tiryâktır, öyle de Zülfikār, ehl-i îmâna ve ehl-i ilme ve bilhassa hâfızlara elzemdir. Her bir hâfız-ı Kur’ân, bu mecmûaya bu zamanda şiddetle ihtiyacı var. Kur’ân’ın kırk vecihle i‘câzını beyân eden bu eser, her hâfızın elinde bulunmalı.

226

Sâlisen: Şimdiye kadar hiç bir zaman târîh göstermiyor ki, Risâle-i Nûr gibi, pek çok tâifelere ve mesleklere hücûm eden ve bu derece, pek az ve hafîf tenkîdle kurtulmuş olsun. Hatta yüz derece daha az zahmetle, yüz derece kudsî hizmet ve mücâhede mukābilinde, küçük ve muvakkat ve netice i‘tibâriyle hayırlı bir iki hapis ve iki üç inâyetli ve fütûhâtlı musîbet gördüler.

Umûma binler selâm ve muvaffakıyetlerine duâ

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Mübârek Üstâdımızın müjdeci Hüdhüd kuşu hâdisesini aynen gördüm. Bütün kuvvetimle tasdîk ediyorum

Nûreddîn

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Azîz Kardeşlerim,

Nazîf’in makine ile yazdığı, çok güzel ve sıhhatlidir. Binler Bârekallâh ve veffekakümullâh. Yanlışları az ve ekserce noktalardadır. Bazen ح, خ خ, ح yazılmış. Ma‘nâ bir derece değişir. Mâşâallâh, Kastamonu dahi Nazîf’in yardımına koştuğu ehemmiyetli Nûrculardan Feyzî ve Emîn yüz yetmiş lirayı Zülfikār’ın masrafına vermeleriyle gösterdi

Saîdü’n Nûrsî

227

Denizli hapsinde hârika bir sebât ve sadâkat ve hizmet gösteren Sâdık Bey’in bu tebrîği Lâhika’ya girsin.

[256]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Üstâdımız Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den sıhhat, âfiyet ve selâmetinizi temennî ederek hulûlüyle müşerref olduğumuz iyd-i saîdinizi tebrîk ederim.

Teveccüh-ü kudsîlerinin bekāsını diler ve vâlidem câriyeniz ve hânemiz efrâdıyla beraber hürmetlerle hâk-i pâyinizden öperiz. Şefkatli Üstâdımız efendimiz hazretleri.

İmdâd-ı ma‘nevîyelerine çok muhtâç, âciz, hakîr ve çok kusûrlu talebeniz M Sâdık

Lâhikaya girsin.

Kastamonu’nun Husrev’i ve Rüşdü’sü olan Feyzî ve Emîn’in bir fıkralarıdır.

[257]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Pek çok Sevgili, Kıymetdâr, Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Evvelâ: Ramazân-ı Şerîf’inizi ve Leyle-i Kadir’inizi ve bayramınızı tebrîk ve el ve ayaklarınızı

228

öper, bu mübârek günlerde ve gecelerde makbûl duâlarınızı ve feyizli teveccühâtınızı bütün rûh u cânımızla istirhâm ve kusurumuzun affını ricâ ediyoruz.

Sâniyen: Hakkında mübârek Üstâdımız hazretlerinin ikinci Isparta buyurmuş olduğu İnebolu’lu kardeşlerimiz, hakîkaten bu teveccühe nâiliyetlerini bilfiil isbat etmekte gayret ediyorlar. Bu yakınlarda Küçük İbrâhîm kardeşimiz buraya geldi. Uzunca görüştük, konuştuk. Ve İstanbul’dan Risâle-i Nûr yazmak için aldıkları acîb makinayı ve yazma keyfiyetini istişâre ettik. Ve Emîn kardeşimizle dedik ki: O makineden bir de buraya lâzımdır. İbrâhîm kardeşimiz diyor ki: Bu makine o kadar acîbdir ki, bir def‘a güzelce tertîb edildi mi, bin nüsha çıkıyor. Burada hâcet yok. Hemân siz bize yardım ediniz. Bu hafta İstanbul’a kâğıt, mürekkeb almaya gideceğiz, dedi. Hâşiye Biz de kabûl ettik. Cenâb-ı Hakk hayırlı selâmetler ve muvaffakiyetler ihsân buyursun. Âmîn.

229

Sevgili Üstâdım İnşâallâh یُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَی النُّورِ âyetinin bir hakîkati tecellî eder. Ve İmâm Alî radıyallâhu anhın Risâle-i Nûr’un keyfiyet-i tenevvürüne âit سِرًّا تَنَوَّرَتْ tebşîrinin bir sırrı zuhûra gelir. Ve şemsü’ş-şümûs-u hidâyet olan Kur’ân-ı Hakîm’e bağlı Risâle-i Nûr, her biri birer sirâc-ı vehhâc-ı vahdâniyet olan otuz üç adet Sözler ile hem her biri birer kamer-i münîr-i ma‘rifet olan otuz üç adet Mektûblar ile, hem her biri birer necm-i hidâyet olan otuz üç adet Lem‘alar ile, hem her biri birer كَوْكَبٌ دُرِّیٌّ hakîkat olan otuz üç adet Şuâ‘lar ile, her biri birer maşrık-ı ma‘nevide tulû‘ edince artık جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ sırrıyla zulümât-ı küfürde boğulanların ma‘zeretleri kalmaz. قَدْتَبَیَّنَ الرُشْدُ مِنَ الْغَیِّ fermân-ı celîlinin bir nüktesi zâhir olur. Ve öyle olmasını rûh u cânımızla Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’in rahmetinden niyâz ediyoruz.

Sevgili Üstâdım, Şevket’e teslîm ettiğimiz nûrları teslîm aldık. Emir Üstâdımızındır. Emrederseniz, emîn bir vâsıta ile gönderelim. Çok arz-ı hürmetle ellerinizden öper, duânızı istirhâm eder.

Sâlisen: Bu âciz, miskîn kusûrlu talebeniz, sevgili Üstâdımızla geçirdiğim Ramazânları ve leyâlî-i mübârekeleri ve bayramları tekrar bu sene Ramazân-ı Şerîf’te hâtırladım. Derinden derine bir mahzûniyet içinde âh ettim. Ve kendi kendime dedim ki, Denizli hapsi musîbetinden pek fazla bir musîbet benim üzerime gelmiş. Bütün

230

kardeşlerimden ziyâde bu mes’elede benim zararım var. Çünkü hayâtımda medâr-ı tesellim, hayâtımın hayatı, rûhumun rûhu, gönlümün sürûru olan sevgili müşfik Üstâdımın her vakit kālî, hâlî, maddî, ma‘nevî, ulvî, kudsî, nûrlu, feyizli dersinden ve irşâdından birdenbire maddî mahrûmiyet hapis musîbetinden bin derece fazla beni sarstı. Hâlâ aklım başıma gelmedi. Bu dehşetli müfârakatdan hâsıl olan elîm hâlime, belki bir teselli bulurum ümîdiyle sevgili Üstâdımızla beraber gittiğimiz ve Risâle-i Nûr ders verdiği ve tashîh ettiği dağlara ve hâlî derelere ara sıra gidip, sevgili Üstâdımın ihtiyâr ettiği mevki‘lere varıp bakıyorum ki, o vücûd-u mes‘ûdu göremiyorum. Birdenbire bana bir hâl oluyor. Güyâ o mevki‘ler, ağaçlar lisân-ı hâl ile diyorlar ki: Buraları ve bizleri nûrlandıran ve bizlere cemâdât nazarıyla değil, belki birer müsebbih ve birer zâkir nazarıyla bakıp bizi hakîkî vazîfemiz başında gören ve bizleri birer kasîde gibi okuyan hakîkî mütâlaacı, kudsî mütefekkir, âlî müfettiş olan Üstâdın nerede? Sen bizleri tam okuyamıyorsun. Tesbîhlerimizi anlamıyorsun, derler gibi bir hâl hissedince hüznüm daha ziyâdelenerek, âh bu maddî müfârakat ne vakte kadar devam edecek diye sersem ve perişan olarak avdet ediyorum. Âh, bu ni‘met-i uzmânın şükrünü tam îfâ edemediğimden bu pek dehşetli firâk cezâsı çektiriliyor. Kusur bendedir. Ne çâre, kader böyle imiş.

231

Hemen sevgili, müşfik Üstâdımızın benimle hakîkî sohbet etmek isteyen, Risâle-i Nûr’la meşgūl olsun buyurduklarını hâtırlayarak nûra mürâcaatla ancak o mahzûniyetim hafifleşiyor. Tesellîyi ancak onda bulabiliyorum.

Evet Üstâdım, feyizli sohbetinize ve iltifâtınıza nâil olduğum dakîkadan i‘tibâren tasarruf-u ma‘nevînizi gaflet anlarım müstesnâ el’ân bütün vakitlerde hissetmekteyim. Kasemle te’mîn ediyorum ki, bu hâle maddî müfârakat ve maddî uzaklık aslâ müdâhale etmiyor. Hatta ne zaman Risâle-i Nûr’un hizmetinde kusurum olsa, şimdi de Üstâdımdan bir mahcûbiyet-i ma‘neviyeyi ayânen huzûrunda gibi hissediyordum. Ne zaman iki kardeş bir araya gelsek, mutlakā sevgili Üstâdımızın zikr-i cemîli ve Risâle-i Nûr’un bir iki risâlesinin mütâlaası olacak ve kalplerimiz nûrlanarak Cenâb-ı Hakk’a hamd ü senâ ve Üstâdımızın selâmetine duâ edilecek. Bunu bir vazîfe olarak biliyoruz.

Sevgili Üstâdım, bizim kusurumuza bakma. Bu mübârek günlerde makbûl duâlarınızda yâd ile teveccühâtınızı bizlerden esirgeme. Yakînen biliyoruz ki, sizde sıddîkiyet meşrebi gālibdir. Her husûsta şâkirdlerinizin saâdetini nefsinize tercîh ettiğinizi biliyoruz. Tekrar tekrar ellerinizden öper, bayramınızı tebrîk ediyoruz, sevgili Üstâdımız efendimiz.

Duânıza ve teveccühâtınıza her zaman muhtâç kusûrlu talebeniz Feyzî, Emîn

232

[258]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk, Sebâtkâr, Sarsılmaz, Kaçmaz ve muârızlara dehâlet edip iltihâk etmez Nûrcu Kardeşlerim ve hizmet-i îmâniye ve Kur’âniyede Fedâkâr Arkadaşlarım,

Evvelâ: Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, Risâle-i Nûr’a muârız ve muhâlif veya mâhiyetini bilmeyenler pek çok oldukları hâlde, şimdiye kadar târihlerde emsâli bulunmayan bir tarzda, ağır şerâit altında ve aleyhimizde şiddetli propaganda içinde nûrun parlak fütûhâtı ve kudsî te’sîrli hizmeti ve ehl-i dalâlete ve bid‘a tarafdârlarına kuvvetli tokatları olmasına mukābil, her taraftan nûrlar ve şâkirdler aleyhine binler tenkîdler ve i‘tirâzlar gelmek ihtimâli ve imkânı var iken, hiç hükmünde bir iki tenkîd ve ehl-i vukūfun pek hafîf ve cevabları zâhir dört beş i‘tirâzlardan başka i‘tirâz ve tenkîd olmaması büyük bir inâyet ve muvaffakiyettir.

(Hadsiz hamd ü senâ olsun.)

Yalnız bir mes’ele beni düşündürüyor ki, nûrun şâkirdlerinden zayıf ve fakîr ve bir parça hocalık etmiş bir kısmı, çalınmak ve çekinmek ve çekilmek ihtimâli var. Çünkü kendilerine bid‘akârlık cihetinden özür arayan ve bir teselli bulmak isteyen ve millet nazarında mevki‘lerini muhâfaza için ruhsât-ı şer‘iyeye zarûret haysiyetiyle

233

yapışıp ehl-i azîmet-i şer‘iye ve takvâ olan Nûrculara karşı zayıf fetvâlar ile ve Nûrcuların fa‘âl bir kısım hocalarını çalmak ve maâşlarla kendilerine çekmek ve nûrdan çekinmek vaz‘iyetini vermeye çalışan ve kendiler de perde altında nûrun hakîkatlerinden alan ve çalan ve mesleklerini onun ile te’yîd eden resmî makam sâhibi hoca ve âlimler, bize hücûm etmeleri ve beni çürütmekle haysiyetlerini muhâfaza etmesi için esbâb çoğalmış. Şimdi biz ve siz bütün kuvvetimizle demir gibi sebât ve metânet etmemiz lâzımdır ve elzemdir. Ben kendim hapiste dediğim gibi , müflis fakîr ehemmiyetsiz bir dellâlım Elimdeki elmas ve cevherler Kur’ân’ın malıdır. Benim iflâsım ve dehşetli kusurlarım, onların kıymetlerine zarar vermez.

Hem o nûrlarla îmânını kurtaran hâkimler, benim i‘dâmıma hüküm etseler, helâl ederim diye hapiste demiştim. Hem çokların cehennemden kurtulması için cehenneme girmeme lüzûm varsa kabûl ederim demiştim. Ve şimdi de derim. Hem ben i‘tirâf ediyorum ki, Benim o derece kusurlarım ve noksâniyetlerim var. beni gāyet şiddetle mahcûb ve hacîl ve utandırıyor. Hatta bu geçen Ramazân’da mübârek kardeşlerime bir derece arkadaş ve amel-i hayrîde bir derece yoldaş olmak ve dehşetli kusurlarım refâkate mâni‘ olmamak için gāyet şiddetli ve sıkıntılı hastalığımdan gāyet ferahla ve o hastalık, bir saatimi on saate terfî‘le beni mübârek kardeşlerime yoldaş yapmaya sebeb olması için kemâl-i sürûr ile karşıladım.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç