
SAYFA 19
[170]
Yeşil Sâlih’in Çalışkan Hasan’a Üstâdımız hakkında yazdığı mektûba mukābil Üstâdımızın yazdığı mektûbudur.
Azîz Kardeşim Hasan Efendi Sen benim tarafımdan kıymetli kardeşimiz Mehmet Sâlih Efendi’ye yaz ki, ben ölünceye kadar onun bu insaniyetini unutmayacağım. Ve ona çok minnettârım ve çok selâm ve duâ ederim. Fakat ben her sıkıntıya karşı tahammüle karar vermişim. Hem ben iyiliği o reîslerden beklemiyorum. Hem İstanbul’a giden Tâhirî, benim tarafımdan Yeşil Sâlih’e canlı bir mektûbdur.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[171]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Tâhirî’nin İstanbul’a gitmesi, İnşâallâh hayırdır. Ve Husrev’in pek çok vazîfelerini tamâmen yapması, kanâatim geldi ki, Barla’da bulunduğum zaman bütün yazanların tashîhâtını ve te’lîf hizmetini yapmakta tahakkuk eden büyük inâyet ve hârika muvaffakiyet, aynen Husrev’de ve yardımcılarında dahi numûnesi var.
SAYFA 20
Sâniyen: Tâhirî’nin Hâşiyecik Denizli hapsinde unutulmaz, hâlisâne hizmeti ile ve nûrlara sarsılmaz sadâkatiyle ve yanılmaz zekâvetiyle ve çekilmez bahâdırlığıyla, dâire-i nûrda ehemmiyetli makāmı için, bütün bu def‘aki mektûbunu Lâhika’ya geçirdik. Başta nûrun şâkirdlerinden vâlidesi Zübeyde olarak, akrabasına ve rüfekāsına selâm ederim. Cenâb-ı Hakk onlardan ebeden râzı olsun. Âmîn.
Sâlisen: Neslen Kureyşîlerden Ahmed Kureyşî, muhterem pederiyle ve ammi-zâdesi Ahmed ile nûrların hâs nâşir ve talebelerinden olması, o havâlî şâkirdlerinin nâmına nûrlar hakkında güzel manzûm fıkraları Lâhika’ya girdi. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn.
Râbian: Eğirdir kasabasında, isimlerini yazmadığım gāyet ehemmiyetli kardeşlerimiz var. Onlara ve Mehmed Sabrî gibi büyük santrale istinâden ve Sabrî’nin yazısına benzettiğim dikkatli ve güzel ifâdeli bir mektûbu çalışkan ve ciddî kardeşlerimizden Çilingir Alî’den aldım. Onun arzusuyla aynını Lâhika’ya geçirdik. Ona ve onu çalıştırana Mâşâallâh ve Veffekakumullâh deriz.
Hâmisen: Bu def‘a tekrar Yeşil Sâlih, Târihçe-i Hayât’ıma âit eski ve yeni hapsimize ve te’lîf olunan nûrlara dâir on ehemmiyetli suâlleri soruyor. Tâ yazmakta
SAYFA 21
olduğu bu asrın târihçe-i ulemâsının içinde yazsın. Ben ise şimdi başımı kaşıyacak kadar vakit bulamıyorum. Sizler ve Feyzî ve Abdülmecîd ve Salâhaddîn gibi nûrlar noktasında hayâtımı bilen ve tedkîk edenler; ve İhtiyâr ve Âyet-i Hasbiye ve Târîhçe-i Hayât ve eski ve yeni Müdâfaât risâleleri cevâb versinler. Yeşil Sâlih’e karşı sahîfedekini yazdım. Siz de ayrı bir cevâb yazarsınız. Umûma selâm ve selâmetlerine duâ ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Şehîd Merhûm Hâfız Alî’nin mübârek refîka-i ebediyesi Ümm-i Hânî’nin kendi yazdığı ve bize hediye ettiği Onuncu Söz’ün zeyilleriyle her bir harfine mukābil, hem ona, hem o şehîde binler rahmet ve hasenât defterlerine yazılsın. Âmîn. Yeşil Sâlih’in suâllerini size gönderdik.
Üstâdımızın Yeşil Sâlih’e yazdığı mektûbdur.
[172]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk, Âlîcenap Eski ve Yeni Kardeş Yeşil Sâlih,
Benden, sergüzeşt-i hayatıma âit sorduğun maddelere gāyet kısa ve mücmel
SAYFA 22
işâret edilecek. Bir zaman sonra İnşâallâh başkalar îzâhla cevâb verecekler. Fakat târîhe geçmek ve bu asır âlimlerinin içinde kendi âdî şahsımı nesl-i âtîye göstermek, bildirmek, ne isterim ve ne de liyâkatim var. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükrederim ki, beni bana beğendirmemiş. Dehşetli kusurlarımı bana göstermiş.
Hem insanlara kendini bildirmek, bir şöhretperestlik olmasından; bir enâniyet, bir hodfurûşluk, bir riyâkârlık ihtimâli var. Bu ise bizim gibilere tam zarardır.
Hem ben, mâdem bu asırda maddeten ve ma‘nen münferid yaşamaya ve hayât-ı ictimâiyeden çekilmeye mecbûr olmuşum; elbette hakkım yoktur ki, hayât-ı ictimâiyeyi geçirenler içinde târîhe binip istikbâldekilere görüneyim. Yalnız bu cihet var ki, Risâle-i Nûr’un, bu vatana ve bu millete pek büyük menfaati, mahkemelerin ve ehl-i vukūfların müttefikan kararlarıyla tahakkuk etmiş. Bu nokta-i nazarda, benim ehemmiyetsiz, bîçâre, perişan, çok kusûrlu şahsiyetim değil, belki yalnız Kur’ân’ın malı ve meâli olan Risâle-i Nûr nâmına, sizin suâllerinize cevâb için ben işaretler ederim, sonra da Risâle-i Nûr ve şâkirdleri îzâhla cevâb versinler.
Evvelâ: Otuz sene evvelki hayâtımın tarihçesini merhûm Abdurrahmân yazmış, tab‘edilmiş.
SAYFA 23
Sâniyen: Risâle-i Nûr’un zuhûr zamanının bir nevi‘ tarihçesi, Eskişehir hapsi’nin müdâfaanâmesiyle Denizli hapsindeki müdâfaa risâleleriyle İhtiyârlar Lemʻası ve Âyet-i Hasbiye Risâlesi ve On altıncı Mektûb la Hücûmât-ı Sitte ve İşârât-ı Selâse ve İşârât-ı Seb‘a risâleleri gibi nûr eczâları, suâllerinize tafsîlen cevâb vermek için mahkeme bana iâde ettiği ve şimdi elimde bulunmayan risâleler, bir zaman elinize gelecek. İnşâallâh sizi hiç unutmayacağım. Bu hâlimde bu alâkadârlığınız, benim çok ağır sıkıntılarımı hafifleştirdi. Allâh senden râzı olsun, Âmîn
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(173)
Yeşil Sâlih’in Üstâdımızdan sorduğu on bir suâlidir.
Muhterem Üstâd,
Sizin hakkınızda Şâir Merhûm Mehmed Âkif Bey ile Dârü’l-Hikmetü’l-İslâmiye a‘zâlığında bulunmuş olan Merhûm Şevket Efendi’den dinlediğim kıymetli notlarım vardır. Hâl tercümenizi o zâtlardan duyduklarımı yazmak mecbûriyetinde kaldığım için lütfen suâllerime kısa kısa cevâb yazınız. Kendi nâmına yazacağın hâl vasiyetnâmenizi arzu ettiğin kadar mufassal yazmakta emir sizindir
Mehmed Sâlih Yeşiloğlu
SAYFA 24
Suâl: 1Hangi târihte ve nerede Cenâb-ı Hakk sizi dünyaya getirdi?
2Baba ve büyükbabanızın adı ve mesleklerini lütfen yazınız?
3Kimlerden, nerede ders okudunuz? Ve nerede kimlere ders okuttunuz?
4Van’da, Van Vâlîsi Tâhir Paşa’nın evinde ne kadar kaldınız? Ve o zâta ne okuttunuz? Meşrûtiyet’in ikinci senesinde Erzurûm’a vâli olarak gelen Tâhir Paşa merhûm, bir ramazân iftârında, sofra başında sizin mezâyânızdan uzun uzadıya bir şeyler anlatmıştı.
5Meşrûtiyet’in i‘lânından kaç ay evvel İstanbul’a geldiniz? İttihâdcılar, halka nasihat için sizi Selânik’e götürmüşlerdi. Selânik’ten sonra sizi Rumeli’de hangi şehirleri gezdirdiler?
6Balkan Harbi’ne iştirâk ettiniz mi?
7 Umûmî harpte nerede esîr oldunuz? Ruslar size hangi şehirlerini gezdirdiler? Hakkınızda ne gibi muâmele yaptılar? Tazyîkte, hakārette bulundular mı
8 Esâretten hangi târihte İstanbul’a geldiniz? Hangi târihte, Dârü’l-Hikmetü’l-İslâmiye aliyesine a‘zâ oldunuz?
9Millet Meclisi’nin ilk devresinde Ankara’ya geldiğiniz zaman evvelâ hürmete, bir hafta sonra da meclisin teneffüs salonunda ve soba başında abdest, namaz, Cenâb-ı Hakk’tan yardım isteyiniz, sözlerinizden dolayı reîs-i cumhûrla
SAYFA 25
münâkaşadan sonra, Ankara’dan uzaklaştığınızdan ne kadar sonra ilk olarak nereden nereye nefyedildiniz? Ve ol vakit diyânet riyâseti tarafından, bir emre müsteniden size vâizlik nâmıyla elli lira maaş tahsîs edilmiş iken, bu maaşı neden kabûl etmediniz?
10Hangi şehir veya kasabada menfî iken, yazdığınız kitablar bahânesiyle Eskişehir’e sevk ve mahkûm edildiniz? Ve kaç sene hapiste kaldınız? Ve hapisten çıkarıldıktan sonra nereye nefyolundunuz?
11Kastamonu’dan kimin ihbârıyla hükûmet sizi Denizli cezâevine sevketti? Kaç ay hapishânede kaldınız? Hapsinize sebeb olan kitablar tedkîk olunup, muzır olmadıkları anlaşılmakla, hükmen serbest bırakıldıktan sonra, o hayatınızın mahsûlü olan âsârınız size iâde edildi mi?
Lütfen pek kısaca bu suâllerin cevâbını yazınız.
Nûrların bir kahramanı ve bir Husrev’i olan Sâdık’ın bu fıkrası, gerçi haddimden pek çok ziyâde makām vermiş, fakat onun fevkalâde tavsîfâtı hem duâ-yı ma‘nevî, hem hakîkî üstâdı olan Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi nâmına kabûl edip, Lâhika’ya geçirdik.
SAYFA 26
(174)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Üstâdımız, Efendimiz Hazretleri,
Denizli’den avdetimizden sonra, kayınvâlidem câriyeniz bir rüyâ-yı sâdıka ile fakîrhâneye Üstâdımız efendimiz’in yed-i mübâreklerinde bir erkek çocuk tutarak, teşrîf buyurduklarını görmüş. Cenâb-ı Kādir-i Mutlak lütf u keremiyle hazîne-i rahmetinden Üstâdımız efendimiz’e bir hâdim ve hizmet-i Kur’âniye ve nûriyede bir talebe ihsân buyurmuştur.
Üstâdımız efendimiz’in mukaddes ve muazzez hâtıralarını, evlâd ve ahfâdımıza devren teslîm etmek ve lâyık olmadığımız hâlde şefkat ve mürüvvet ve kemâlât-ı insâniyenin ve Ahlâk-ı Muhammediye’nin asm bir timsâli ve Şemâil-i Ahmediye’nin asm bir âyînesi ve bu acîb asırda küfrün en koyu bataklığına düşmüş ve irtidâd ve ilhâdın kurumasında cüz’iyetleri geride bırakan denâet ve zehircilik entrikalarında olan zındıka komitesine karşı, hakîkat-i Kur’âniye ve îmâniye ve şerîat-i Ahmediye’yi asm nısf-ı asırdan fazla mesâî hayatı boyunca, Allâh’tan başka hiç bir kuvvetten korkmayarak en ağır tazyîk, en ağır şerâit ve en koyu zulüm ve zehirlerin te’sîrinden sarsılmayarak, en son acılara müftehirâne ve şükr-ü mutlakla karşı koyarak, bilâ-fütûr müdâfaa eden; ve Risâletü’n-Nûr ile küfrü susturan; ve bu mücâhedesini fîsebîlillâh
SAYFA 27
hiç bir emel ve dünyevî bir gāye ve makām aramadan tek başına başaran; Hazret-i Rasûl Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ma‘nevî nesl-i şerîfi; ve İmâm-ı Alî Kerremallâhü Veche’nin ma‘nevî hafîdi; ve Hazret-i Gavs-ı A‘zam Şâh-ı Geylânî radıyallâhü anhın mürîdi; ve Denizli otelinde Husrev ve Âtıf kardeşlerimizle şâhid olduğumuz kazâen kırılan on altı senelik yemek kaşığına gösterdiği alâka ile vefâkârlığın timsâli; ve bu acîb asrın meclis-i ma‘nevîde meb‘ûsu; ve bu ulvî ve kudsî vazîfelerin mümessili Üstâdımız efendimiz’in teveccüh-ü kudsîleriyle nâil ve şerefyâb olduğumuz hizmet-i Kur’âniye ve nûriyede, âciz ve hakîr şahsıma lütuf buyurulan hissemize vâris yapmak ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın dellâlı Üstâdımız efendimiz’in cenâh-ı himâye ve şefkatlerine teslîm etmek niyet-i âcizânesiyle küçük talebenizin ismini Saîd koyduk.
Üstâdımız efendimize karşı dokuz aydır i‘tirâfına cesâret edemediğimiz bu cür’etimizin afv buyurulmasını ve evlâd-ı ma‘nevî ve Risâle-i Nûr talebeliğine kabûlünü, hâk-i pâyinizden ricâ ve niyâz ederek, suçumuzun affına ve dileğimizin kabûlüne zâhirî bir işâret olmak üzere, küçük talebeniz Saîd’i künyelendirmenizi ve umûm Risâle-i Nûr talebelerine yazmak lütfunda bulunmuş olduğunuz iltifâtnâmelerdeki Necmiyeler kelimesine sâhib çıkarak bu duâ ve iltifâtın içerisinde İnşâallâh ben hasta ve âcize de varımdır diye şefâat ve teveccühünüzü sonsuz hürmetlerle mübârek el ve ayaklarınızı
SAYFA 28
öperek dileyen vâlidem câriyenizin istirhâm ve niyâzını ve tehzîb-i ahlâk yolunu ve bu asrî cereyânlardan îmânlarını ve erkân-ı îmâniye ve İslâmiye dâiresinde ihtiyâcât-ı dünyeviye ve uhreviyelerini ancak ve ancak Üstâdımız efendimizin himmet ve duâları berekâtıyla ve Sirâcü’n-Nûr’un nûr ve feyziyle kurtarıp muhâfazasına kāni‘ bulunan ve îmân eden ve bu teveccüh ve duâ ve himmete çok muhtâç, sıhhati muhtel ve âcize teyzem Fitnat ve kardeşim ve bütün hâne halkımız ve efrâd-ı âilemiz ve bu âdî ve âciz hâdiminizle beraber hâk-i pâyinizden ricâ ve istirhâm ve niyâz ederek dileriz. Muhterem şefkatli, merhametli, mürüvvetli Üstâdımız efendimiz.
Sönmüş rûhlarımızı hazîne-i Kur’ândan aldığı nûrlar ile hayatlandıran ferîdü’z-zaman Üstâdım, efendim.
Evvelâ, hazırlanmış kâğıtlara kopya kâğıtlarıyla yazı makinesi usûlü eski hurûf ve kopya kalemiyle bir def‘ada beş nüsha olarak Risâle-i Nûr eczâlarını duâlarınız berekâtıyla yazıyorum. Arabî nüshaları yazdıktan sonra hem tashîh etmek, hem harekelemek için tekrar elden geçirerek yanlışsız olmasına dikkat ve gayret ediyorum. Evvelce, sekîne’yi on dokuz âyet ve duâlarıyla beraber ve bu def‘a da yeni Delâil-i Hayrât ve Âyetü’l-Kübrâ’nın Hulâsatü’l-Hulâsası ve Sekîne’yi bir mecmûa hâlinde yazdım. Risâle-i Nûr’un yazı yazamayan talebelerine hediye olarak veriyorum. Üstâdımın bu def‘aki emirleri üzerine İktisâd, İhlâs, on bir mes’elesi ile
SAYFA 29
beraber Denizli Hapsi’nin Meyvesi, Otuz İkinci Söz’ün Birinci Mevkıfı, Tabiat Risâlesi, Otuzuncu Lemʻa’nın ikinci ve üçüncü nükteleri, Onuncu Söz’ün Dokuzuncu Hakîkati, Otuz Üçüncü Mektûb’un On Yedinci Penceresi ve Şükür hakkındaki risâleleri, elimde yazmakta olduğum Lemeât’ın hitâmında aynı usûlde beş nüsha olarak mecmûa hâlinde yazıp, İnşâallâh bir nüshasını Üstâdımız efendimize takdîm edeceğim.
Risâle-i Nûr’un yeni talebelerinden yazı ile hizmet eden Ömer, çok dikkat ve fevkalâde îmân ve merâkla okuyan Kerîm, genç ve fevkalâde merâklı ve Üstâdımızın müştâkı yeni yazı ile Meyve Risâlesi’ni yazan ve eski hurûfla yazmak ve okumak için çalışan Husrev kemâl-i hürmet ve ta‘zîm ve iştiyâkla hâk-i pâyinizden öperek teveccüh ve duâlarınızı Hulûsî-i Sânî kardeşimizle beraber niyâz ederler efendim.
Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den hazret-i Üstâdımızı bilumûm talebe ve şâkird ve ihvânlarıyla beraber hizmet-i Kur’âniye ve nûriyede ebeden dâim ve muvaffak buyurmasını ve zındıkların ve ehl-i dalâlet ve tuğyânın şer ve tasallutlarından emîn ve muhâfaza buyurarak, inâyet-i İlâhiyenin devamını ve uzun seneler Üstâdımız efendimizin başımızdan eksik olmayarak sıhhat ve âfiyetle mücâhede-i îmâniyedeki ulvî ve kudsî vazîfe-i diyânet-perverânelerine şevk-i mutlak ile devamını uzun yıllar daha nasîb buyurup, biz bîçâre ve âciz talebelerin öksüz kalmamasını ve her köşede açtıkları nûrlar saçan Medrese-i Nûriyelerin cedd-i emcedleri Seyyid-i Hâşimî’den asm aldıkları ilhâmla müjdeledikleri
SAYFA 30
istikbâldeki cihânşümûl umûmî tedrîsâtın semerelerini dünya gözüyle görerek, bu mübârek vatanın bağrına ve bu mübârek vatan evlatlarının sîne ve kalplerine ebede kadar sönmeyecek Sirâcü’n-Nûr’un nûruyla diktikleri îmân fidanlarının meyvelerini kanarak tatmalarını, bârgâh-ı izzet ve şefkatten مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ یُنْفِقُونَ sırrıyla dileriz. Sevgili Üstâdımız Efendimiz. Hâşiye
Fakîr, hakîr, bîçâre, âciz, âdî hâdiminiz M Sâdık
SAYFA 31
Hazret-i Üstâdımız olan Risâle-i Nûr’dan başka kim olabileceğini defaâtle söylemekten kendimi alamamıştım.
Şâhid olduğumuz bütün vakāyi‘ bunu bizlere göstermedi mi? Denizli hapsi’nin müdâfaanâmesi olan şâheser, bütün okuyucularını, bütün dinleyicilerini ve hatta zındıkları dahi hakîkate secde ettirmedi mi? Müdâfaâtı tekrar tekrar okudukça, değil usanç vermek, hakîkat kat kat canlanmıyor mu? Rûh ve îmân şahlanmıyor mu? Hangi eser var ki iki def‘a okuyunca te’sîrini kaybetmesin? Bu şâheser ve bütün Resâilü’n-Nûr eczâları okudukça okumak istenmiyor mu? Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın bu hâssası âhirzamanda hazîne-i Kur’ândan alınarak Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsinin kaleminde tecellîsi değil midir? Evet, mu‘cize-i Kur’ân’ın asrımızda tecellî eden bir mu‘cizesidir. Bu kadar acı ve ağır şartlar altında, bu acîb asırda, bu hakîkatleri, değil yarım asır, hatta yarım gün kim müdâfaa ve muhâfaza edebildi? Bu hakîkatleri müdâfaa ve muhâfaza ve neşreden, o şerefli nesl-i kerîm-i Arab’ın kanını damarlarında taşıyan ve ma‘nevî ahfâdından başka kim olabilir? Bu izinsiz yazılar, kalbime ve rûhuma akseden nûrun azamet ve heybet ve kuvvetinden ileri geliyor. Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd’un lütuf ve kereminden Üstâdımız efendimiz’e uzun ömürlerle sıhhat ve âfiyetin ihsânını inâyet-i İlâhiyeden duâ ve niyâz ve tazarru‘larla isteyerek, hâk-i pâyinizi öper ve teveccühünüzün bekāsını dilerim Üstâdım, efendim hazretleri.
Hâdiminiz M Sâdık
SAYFA 32
(175)
Asılları Kureyşî ve nûrların ciddî talebeleri olan
Ahmedlerin ve rüfekālarının nâmına Lâhika’ya geçirdik.
1
Sözün başlangıcı olsun Bismillâh
Lütuf ve ihsânla tevfîk verirse Allâh
Kabûle karîn olur İnşâallâh
2
İsm-i zâttır Allâh Rahmânü’r-Rahîm
Cümle ismi cem‘eder bu ey Hakîm
Hâtır-ı âcize geldi bir söz ki söyleyeyim
Sözlerin nûrunu izhâr eyleyeyim
3
Bu meğer ilhâm-ı Rabbânî olur
İnşâallâh derdimin dermânı olur
Yoksa ben nerde dahi söz nerdedir
Bu inâyetler dahi hep sendedir
4
Söylenilen sözler hep geliyor nûrdan
Ders veriyor ins ü cân ve hüsn-ü tuyûrdan
Risâle-i Nûr olsun dersimiz her an
Onun menba‘ı ve hakîkatidir Hazret-i Kur’ân