
SAYFA 242
[263]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk, Bahtiyar Kardeşlerim,
Evvelâ: Hem Denizli’yi, hem Hasan Feyzî’yi, hem oradaki Nûrcuları, hem oranın ahâlisini ve mahbûslarını bu makine yüzünden tebrîk ederiz. Bin Bârekallâh deriz ki, birden bin kalemli bir Nûrcu kâtib buldular. Her şeyden evvel, sıhhatine ve güzel olmasına ve yanlış olmamasına çok dikkat etmek lâzım ve elzemdir. İnşâallâh makine isti‘mâlinde tecrübeli zâtlar Denizli’de yardıma koşacaklar. Isparta müdakkikleri de onlara tecrübeleriyle yardım etsinler.
Sâniyen: Denizli’ye hem Asâ-yı Mûsâ, hem ma‘nevî Târîhçe-i Hayât Mecmûaları gönderilse münâsibdir. Hem beş yüz nüshadan fazla olmasın. Hem sönük olan sahîfeler ayrı olsun.
Sâlisen: Ben ehl-i siyâsetin her nevi‘ ta‘zîblerine karşı حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖیلُ deyip sabır ve tahammüle karar vermişim. Kâzım Karabekir ile eskiden münâsebetim var idi. Acaba şimdi de o münâsebetin sebebi olan merdâne mesleğini muhâfaza ediyor mu? Eğer eski gibi ise ve nûrlara zararı yoksa ve nûra fâidesi muhtemel ise ve dost ise, benim selâmımı ona teblîğ edebilirsiniz. Fakat mâdem
SAYFA 243
ehl-i siyâset, hayât-ı bâkiyesi için Risâle-i Nûr’a mürâcaata tenezzül etmiyor, o hayâta nisbeten beş paralık olan bu hayât-ı fâniye için onlara mürâcaata ben de tenezzül etmem ve istirâhatım için şekvâ ve ricâ istemem.
Râbian: Konyalı Sabrî’nin mektûbu beni çok mesrûr eyledi. Mâşâallâh, her yerden evvel Anadolu medresesi olan Konya’nın âlimleri medresenin mahsûlü ve herkesten evvel hocaların malı olan Risâle-i Nûr’a sâhib çıkmaya başlamışlar. İnşâallâh başka hocaları da intibâha sevkedecekler. Biz hem onlara, hem oradaki nûr talebelerine çok selâm ederiz. Ve Sabrî’nin ve Eşref’in ve mektûbundaki şâkirdlerin fa‘âliyetlerini tebrîk ederiz.
Hâmisen: Gül ve nûr fabrikasının kahramanları Husrev ve yardımcıları ittifâkla münâsib gördükleri işleri kabûl ederiz. Ma‘nevî Târîhçe-i Hayât Mecmûası’na sizler münâsib gördüğünüz parçaları ilâve edebilirsiniz. Meselâ pencerelerden bir kısmını veya tamamını ve Tâhirî ve Abdullâh Çavuş’un beğendikleri Eski Saîd Yeni Saîd’e inkılâbı zamanındaki münâcâtı gibi fıkraları ilhâk edebilirsiniz.
Sâdisen: Mübâreklerin pehlivânı Küçük Alî’nin her vakit kalemi tam dikkatli ve tam sıhhatli olduğu, hâlde bu def‘a gāyet güzel ve mükemmel yazdığı Zülfikār’da, Arabî cümlelerde, ara sıra az sehivlerin bulunması gösteriyor ki, ondan istinsâh
SAYFA 244
ettiği asıl nüsha tashîhsizdir. O nüsha dahi tashîh edilsin. Tâ tenkîdci hocalar bahâneler bulmasınlar.
Evet, medâr-ı hayret ve teessüftür ki, hocalar bütün kuvvetleriyle Risâle-i Nûr’a yardım ve şâkirdlerini teşvîk etmek onlara vâcib ve lâzım iken, derd-i maîşet sebebiyle aksiyle hareket görünüyor.
Hem bu memleketteki vatanperver ehl-i idâre, her şeyden evvel Risâle-i Nûr’u resmen tervîc ve takdîr ve teksîr etmek millet ve memleket maslahatı noktasında onlara lâzım iken, bilakis ma‘nâsız evhâm yüzünden asılsız bahânelerle ve yalan propagandalar ile intişârına ve revâcına mâni‘ oluyorlar.
Mâdem hâl böyledir. sizler telâş etmeyiniz. Şevkiniz kırılmasın. Tâ onların akılları başlarına gelinceye kadar tam metânet edip, onların çekinmelerinden me’yûs olmayınız. Elbette makinenin fa‘âliyetine karşı, münâfıklar ve zındıklar dahi aksine çalışacaklar.
Hem siz hiç merâk etmeyiniz. İnşâallâh inâyet-i İlâhiye muârızları susturup makine mahsûlâtını Âlem-i İslâm’a neşrettirecek. Zemîn yüzünde revâc verecek. Umûmunuza binler selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
duânıza muhtâç Saîdü’n Nûrsî
SAYFA 245
[264]
Haddimden yüz derece fazla hüsn-ü zan ile bu mektûbu yazan zât, hem Eskişehir’in Husrev’i ve Hasan Feyzî’si, hem Risâle-i Nûr’a bütün mensûbları alâkadârlık gösteren Seydişehirli Hâcı Abdullâh Hazretleri’ne tam merbût hem on iki sene ve bir cihette otuz seneden beri benim ile ciddî dost bir kardeşimizdir. Onun hâtırı için aynen Lâhika’ya geçebilir
سع
لَهُ هِمَمٌ لَا مُنْتَهٰی لِكِبَارِهَا وَهِمَّتُهُ الصُّغْرٰٓی اَجَلُّ مِنَ الْدَّهْرِ
Reşâdet-Meâb Efendim,
Bu Emirdağ seferimizde maksadımız, sırf yed-i beyzâlarınızı takbîl ve himem-i kudsîyenizi istirhâm idi. لَهُ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ iltifâtınız bizi mesrûr etti. Bu teveccüh ve iltifâtınızla ebediyen müftehirim. Efendimiz’e karşı muhabbetimde samîmî olduğumu zannediyorum. Tabîî bu da, Üstâdımızın mukaddem iltifâtı semeresidir. Civârınızda bir haftadır bûy-u kudsînizle müstağrak-ı sürûrum. Yarın İnşâallâh müsâade-i âlîyenizle, cismen Emirdağı’ndan ayrılıp rûhumla yine sizinle beraber kalacağım. Tarafımdan niyâbeten şu âcizâne yazılarımı vedâ‘ ziyâretini îfâ ve yed-i beyzâlarınızı takbîle vâsıta olmak üzere takdîme cesâret ediyorum. Vâki‘ kusurlarımın affıyla teveccühât-ı kudsîyenizi istirhâm eder, Allâh’a ısmarlarım
اَلْفَقٖیرُ الْمُحْتَاجُ اِلٰی دُعَٓاءِ اُسْتَاذِهٖ
Abdullâh Toprak
SAYFA 246
[265]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim ve Kur’ân hizmetinde Muktedir Arkadaşlarım,
Evvelâ: Bu def‘a uhrevî ve firdevsî yâdigârlarınızı aldım. Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn her harfine mukābil, her bir kâtibine bin rahmet eylesin. Âmîn. Ve her satırına bedel, yüz hasene defter-i a'mâline yazdırsın. Âmîn. Ve her bir sahîfesine mukābil, sahâif-i hasenâtlarında yüz bin sevâb yazdırsın. Âmîn.
Hâfız Mehmed, Mustafâ Çavuş, Sâlih Çavuş: Zekâî, Hâfız Ahmed, Halîl İbrâhîm
Sava Medrese-i Nûriye kahramanlarının Zülfikārları ve nûr fabrikasının şâkirdlerinin Asâ-yı Mûsâları bizleri memnûn ve müferrah ettikleri gibi, elbette onların üstâdları ve ustabaşları olan merhûm büyük Hâfız Alî ve merhûm büyük Hâfız Mehmed, bizden ziyâde âlem-i berzahta ve husûsî medreseleri olan nûrlu kabirlerinde bunların bu hizmetlerinden müftehirâne seviniyorlar. Biz ölmemiş gibi dünyadaki bu kardeşlerimiz yüzünde sevâb kazanıyoruz, derler. Hatta bu kıymetli mübârekler buraya girmeden on sâat evvel yoldan geliyordum. Yine Hüdhüd-ü Süleymânî önüme çıktı. Âdete muhâlif beş def‘a sağa sola gitti geldi. Altıncıda uzun gitti. Başka bir vaz‘iyetle, başka bir haber veriyor gibi hissettim.
SAYFA 247
Bana hizmet eden Mehmed’e Hâşiye söyledim: Herhalde bir müjde ve beni sevindirecek bir ma‘nevî hediye var, dedim. Ben sabah kapıyı açtım. Aynı müjde tam çıktı. Altıncı müjdeli işareti ise, Nazîf’den gelen makine mahsûlâtı için olduğunu şüphem kalmadı. Hâşiye
Çünkü ben bugünlerde rakîbleri çok olmasından, Nazîf’in devamına bir mâni‘ çıkmasın diye çok endişe ediyordum. Hadsiz şükür olsun. Hem devam eder, hem güzel ve dikkatli ve sıhhatli bir tarzda o kahraman Zülfikār’ını keskinleştiriyor. Mâşâallâh, yanlışları pek azdır. Hem dikkatle o yanlışlar anlaşılıyor. Meselâ, medeniyetle Kur’ân’ın hükümlerini müvâzenede birinci kelime-i vücûb-u zekâtla, ikinci kelime-i ribâ
SAYFA 248
ve fâizle deyip hürmet kelimesi noksân kalmış. Dikkat eden anlar. Hem aynı bahiste bütün اختلالات yerinde احتلالات yazılmış. خ, ح olmuş.
Sâniyen: Hizb-i Nûriye’den olan parçayı bekliyorum ki, Zülfikārlar tamam olsunlar. Bu hediye sâhiblerine ve bu elmas kalemli kardeşlerimize binler Bârekallâh, Mâşâallâh deriz. Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve iki cihânda selâmetlerine duâ ederiz
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n Nûrsî
Konyalı Sabrî’nin mektûbudur. Lâhika’ya girsin.
[266]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz ve Çok Kıymetli Üstâdım Efendim Hazretleri,
Göndermiş olduğunuz kıymetli ve irşâdlı mektûbunuzu aldım. Azîz kelimesi hakkındaki cevabınızı ekser Konya hocalarına gösterdim. Hepsi cevabınızı i‘tirâzsız kabûl ettiler. Ve müftü efendi de, isim olarak azîz kelimesinin kullanılmasının câiz olmadığını, sıfat olarak kullanılması için bir şey söylemediğini söylediler.
SAYFA 249
Diğer Âyete’l-Kübrâ hakkındaki cevabınızı da Maraş Vâizi Zekeriyyâ Efendi’ye gönderdim. Henüz ondan bir cevâb alamadım. Ve bu mektûbun geç gönderilmesinin de sebebi budur.
Buradaki Risâle-i Nûr yazı işleri çok iyi devam ediyor. Âlimlerin ekserîsi yazdıklarını kendilerine alıyorlar. Ve talebelerden, me’mûrlardan yazan çoktur. Receb isminde bir kardeşimiz, Sözleri, Mektûbları, Lem‘aları bi’t-tamâm yazmaktadır. Hatta buradaki muhtelif tarîkate mensûb zâtlar bile hepsi Risâle-i Nûr ile alâkadârdırlar. Herkes okuyunca, derhâl teslîm oluyor. Eşref kardeşimiz de Mektûb Lâhikası’nı yazmakla meşgūl, Yedinci Şuâ‘ın birkaç tanesini bir akrabamla Erzurûm’a göndermiştim. O akrabam üç dört gün evvel tekrar buraya geldi. Ve Erzurûm’un vilâyeti, kazâları dâhil, bütün oradaki âlimlerin nöbetle okuduklarını söyledi. Ve birkaç tane risâle daha ricâ ile istediklerini söyledi. Bendeki mevcûd olanların hepsini göndereceğim. Bizde hâl-i hâzırda noksân olan Zülfikār Mecmûası’dır. Onu da Isparta’dan isteyeceğiz.
Bu sene Konya’da hacca giden çok kimseler var. Ben de imkân bulursam gitmek niyetindeyim. Ve gidersem, Asâ-yı Mûsâ risâlesi ile İhlâs ve Sirâcü’l-Gāfilîn Risâlelerini götürmek için müsâadelerinizi bekliyorum. Buradaki bütün âlimlerin ve Risâle-i Nûr talebelerinin ayrı ayrı selâmları vardır. Sizin
SAYFA 250
duâlarınızı bekliyorlar. Ve hâssaten Mollâ Fethullâh, Rıf‘at, Recep, Mehmed Metîn, Zîver, Mehmed, Ziyâ, Hâfız Alî, Nebî, İsmâîl, bu talebelerin hepsi ayrıca el ve ayaklarınızdan öperler. Bunlar Risâle-i Nûr’un müdâvim talebeleridir. Bendeleriniz ve Eşref de ayrıca hürmetlerimizi sunar, Risâle-i Nûr ve Kur’ân’da muvaffakiyeti ve ölünceye kadar sadâkatimiz için müstecâb olan duâlarınızı ricâ ile ayaklarınızı öperiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Âciz köleniz, duânıza muhtâç Sabrî
Birisi sevgili mübârek Üstâdımızın bildiği Hacı Osmân olmak üzere Kuleönü Köyü’nden iki mübârek zât bu sene hacca gittiler. Sevgili Üstâdımızdan duâ isterler
Husrev
[267]
Lâhikaya girsin.
(Fazîletli rehberimize)
Biinâyetihî teâlâ dünyayı nûr ile münevver eden hocamızın mübârek iki ellerinden öperim. Cenâb-ı Hakk ve Feyyâz-ı Mutlak ve Rabbü’l-Felak Hazretleri ömr-ü âlilerinizi müzdâd ve firâvân buyursun. Muhtâç ve müştâk bulunduğumuz envâr-ı İlâhiyeyi ihvân-ı dîne rehber olarak telkîn ve teblîğ ettiğinize ve âciz kulları da alâ kadri’l-imkân o dünyaya saçılan envâr-ı İlâhiyeden hisse-yâb olduğuma ve duânız berekâtıyla İnşâallâh
SAYFA 251
füyûzât-ı İlâhiyenin daha ziyâde inkişâfına ve bu nûrânî kitabları okudukça efrâd-ı insanın sıdkla kabûl buyurulan Risâle-i Nûr vâsıtasıyla ıslâh ve iflâhına ve güneşin tulûu gibi meydana gelen şâkirdleriniz dahi bütün bilâd-ı İslâmiyede herkesin derece-i insaniyete girmeleri hakkında son derece çalıştıkları ra’ye’l-ayn görüldükçe, milyonlarca, tâ ebede kadar teşekkür eder Ve kusurumun affını diler Ve mektûbumun kabûl buyurulmasını ricâ ederim.
24 Ramazân-ı Şerîf
Eddâî
İnebolu’nun Hatîbbağı Mahallesinden Huboğlu Osmân C
[268]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Zülfikār’ın üç makamı, her birinin ayrı hâsiyeti ve ehemmiyeti ve başka müşterîsi ve müştâkı bulunmasından, makine mahsûlâtı üç tarzda toplansa, cildlense: Bir kısmı başta Birinci Makam Mu‘cizât-ı Ahmediye ve zeyilleri, sonra ötekileri, bir kısmı da başta Mu‘cizât-ı Kur’âniye ve zeyilleri, sonra Ahmediye ve Onuncu Söz, bir kısmı da başta Birinci Makam olarak Onuncu Söz ve zeyilleri, sonra Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniye
SAYFA 252
daha münâsibdir diye hâtırıma geldi. Çünkü âlim veya hâfız olmayan zâtlar, başta i‘câzât-ı Kur’âniye’nin derin ve âlimâne nüktelerini bilemez. Zevk etmez, vazgeçer. Eğer tâlibi âmî ise, başta Onuncu Söz bulunan mecmûa verilsin. Eğer hoca ise, başta Mu‘cizât-ı Ahmediye takdîm edilen mecmûayı alsın. Eğer hâfız ise, Mu‘cizât-ı Kur’âniye’yi başta bulsa, daha ziyâde şevklenir. Anlamazsa da yine hoşuna gider. Her ne ise, siz daha iyi bilirsiniz.
Sâniyen: İnebolu’da nûra ciddî bir tarzda hizmete başlayan Hoca Osmân Efendi’nin ve Safranbolu ve Mustafâ Usman’a nûr hizmetinde tam bir yardımcı ve arkadaş olan Ahmed Fuâd’ın samîmî mektûblarını aldım. Ve çok memnûn oldum. Gülcü Hüseyin’in Asâ-yı Mûsâ’sını yazan bu Osmân imiş. Bildim, mesrûr oldum. Ahmet Fuâd’ın mektûbu da merâk ettiğim Dadaylı Muallim Hasan ve Kastamonu lise talebelerinin intibâhına bir sebeb olan Abdullâh, babası Muallim Mehmed Emîn hakkında bir derece ma‘lûmât verdi. İnşâallâh metânet ve sadâkatte Nazîf’e benzeyen Mustafâ Usman’a nûr hizmetinde tam arkadaş olurlar. Husûsî mektûblara cevâb vermeye ne vaktim, ne hâlim müsâade etmediği için husûsî cevâb yazmadığımdan gücenmesinler.
Sâlisen: Bu zaman, cemâat ve şahs-ı ma‘nevî zamanıdır. Benim âdî şahsiyetime hârika bir sadâkat ve hüsn-ü zanla pek yüksek fazîlet ve makam verip, o noktada bağlanmak ve ona binâen nûrlara şâkird olmakta, gerçi o bağlanana ziyâde şevk
SAYFA 253
verebilir. Fakat bir ârıza, bir hâdise, benim ehemmiyetsizliğimi ve müflis bir dellâl olduğumu gösterdiği zaman eğer o şâkird birden nûrun ve Nûrcuların çok ehemmiyetli ve pek yüksek kıymetine bakıp sarsılmazsa, âdîliğim onun şevkini kırmazsa, zararı yok. Eğer kırsa zararı var. Ben çok def‘a tekrar ettiğim gibi yine derim:, Risâle-i Nûr hakkında fevkalâde i‘tikād ve hüsn-ü zannınız yerindedir. Kat‘î huccetler ve bedâhet derecesindeki burhânlar ve hadsiz mantıkî delîller sizlere tam kâfî ve metîn bir nokta-i istinâddır. Benim şahsım ne olsa olsun, ne kadar fenâ olsa da, o istinâd noktasını bozamaz. Ve yüz derece haddimden ziyâde zanları gibi fazîlet olsa da, daha ziyâde kuvvet vermez. Demir ve elmas gibi bir istinâdgâh nûrlarda var. O yeter.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûma binler selâm ve duâ Kardeşiniz Saîdü’n Nûrsî
[269]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰ بِدٖینَ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Bugünlerde bana sûikast edenler, yine Afyon hükümetinin evhâm yüzünden bize ilişmek fikrini hissedip gāyet te’sîrli gizli iliştiler. Ben yirmi dört sâat, hayâtımda görmediğim dehşetli baş dönmesiyle hastalık
SAYFA 254
gördüm. Hayattan ümîdim kesildi. Vasiyetimi ettim. Ben öldükten sonra, Tâhirî’yi buraya çağırınız, gelsin. Malım olan nûrlara sâhib olsun dedim. Birden İnâyet-i Rabbâniye imdâda yetişti. Duâlarınızı bana şifâ eyledi. Hatta bu tesemmümün darbesiyle yirmi gün sıkıntılar çekeceğim diye düşünürken, birden öyle bir geçti ki, bir şey olmamış gibi bugün at ile gezmeye çıktım. Dün mektûbunuzda, on beş sivil polis, Afyon’dan Isparta’ya tarîkat var bahânesiyle Nûrculara ehemmiyetsiz bir telâş vermesini gördüm. Fesubhânallâh dedim. Demek hem bana, hem kardeşlerime aynı zamanda eskide, geçen sene olduğu gibi iliştiler. Telâş etmeyiniz. Mâdem bana vurulan şiddetli darbe bir halt etmedi, İnşâallâh Medresetü’z-Zehrâ şâkirdlerine de zararları olmayacak. diye teselli buldum. Evet, o polisler makineye ve Husrev’e ve kahraman arkadaşlarına birden ilişmemeleri bir emâre-i rahmettir.
Aldığım bir habere göre, Afyon’da bize ilişenlere demişler: Bu zararsız adama neden sıkıntı veriyorsunuz. İlişenler demişler: Biz ondan korkuyoruz Hâşiye. Çok kuvveti var.
SAYFA 255
Yüz binler talebesi var. Hatta bu Emirdağ’da dahi bazı resmî adamları öyle diyorlar. Hem ürküyorlar, hem ürktürüyorlar.
Sâniyen: Beni hiç merâk etmeyiniz. İnâyet devam ediyor. Ben de hayırlı netîcesini düşündükçe, sabırda lezzet buluyorum. Sabırda şükür ederim. Hem nûrlar da daha ziyâde nazar-ı dikkati kendilerine celbedip, en ziyâde muhtâç ve ma‘nen yaralı olan resmî me’mûrlarına kendini okutturup onları tedâvi eder. Ve dershanesini genişlettirir, şenlendirir. Sizin dahi şevkiniz kırılmasın. Yalnız ihtiyâtınız ziyâde olsun.
Sâlisen: Lüzûm olsa dersiniz: On sene fâsıla ile iki şiddetli mahkeme hâkimleri ve yirmi sene zarfında üç vilâyetin dikkatli zâbıtaları ve son muhakemede dokuz ay tetkikte üç adliyenin ve Ankara ehl-i vukūfunun inceden inceye teftîş eden münakkıdları, ne âsâyiş, ne idare, ne vatan, ne millet aleyhinde kanunca hiç bir madde yüz risâlede bulmadıklarına kat‘î delîl ise, ittifâkla hem Saîd’in, hem risâlelerinin, hem kardeşlerinin berâetlerine karar vermeleridir. Hem biz, onun kardeşleri size ve hükümete beyân ve i‘lân ederiz ki, Saîd bizi siyâsetten ve âsâyişi bozmaktan o derece men‘ediyor ki, hiç birimiz hilâfına hareket edemiyor. Bu kadar fırtınalarda sarsılmıyor. Âdetâ her birimiz bir inzibât me’mûrudur. Bu vatanı zararlardan muhâfaza eder. Mâdem hakîkat budur. Saîd’in hayatı, bu vatan