EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

323

dâimâ duâcı olduğumu âcizâne arzeylerim. Ve bura kardeşlerimizden Mehmed Efendi bayramınızı tebrîk ve tes‘îd eyler, mübârek el ve ayaklarınızdan öperek samîmî selâmlarıyla arz-ı hürmet eylerler. Bura Milâs müftülüğünde Debre’de doğmuş İlyâs Vessâf isminde bir müftü vardır, zât-ı fâzılânelerine gıyâben tanır, takdîrkârlarınızdan olup derin saygılarla hürmet ve selâmlarını arzeyler.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Günâhkâr, kusûrlu, duânıza çok muhtâç

Kardeşiniz Halîl İbrâhîm

Ta‘dîlden sonra Lâhika’ya girsin.

Üstâdımız emir etmişler ki, ta‘dîlden sonra lâhikaya kaydedilsin. Biz de ta‘dîl edilecek kelimeler çok olmadığından ta‘dîl etmeden Lâhika’ya geçirdik.

[298]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Sevgili ve çok Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Risâle-i Nûr’un hurûfâtı adedince Cenâb-ı Hakk’a şükür olsun ki, başımızda kurtarıcımız, şefîimiz, baş tâcımız, sevgili Üstâdımız olarak tekrar bizleri bu mübârek günlerde

324

bulundurdu. Elhamdülillâh, bu sebeble siz sevgili Üstâdımızın da hulûlüyle müşerref olduğumuz İyd-i Saîd-i Adhâ’nızı bi’l-cümle İnebolu Nûrcuları, cemî‘ Nûrcu kardeşlerimizle beraber tebrîk eder, bu vesîle ile vücûd-u nâzikânelerinizin her an sıhhat ve râhat üzere olarak nice bayramlara hep beraber ermemizi Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den her an duâ ve niyâz eyleriz.

Çok sevgili ve canımız Üstâdımız Efendimiz, zât-ı pâkinize şu tebrîkâtımızı Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın tab‘ı ile ve bu husûsta gerek ferden ve gerek toplu şekillerde, gece ve gündüz uhdemize düşen vazîfeleri edâ etmemizden hâsıl olan neş’e ve heyecan içinde yazmak arzusunda iken, son günlerde aldığımız çok keder veren ve bizleri ağlatan cânîyâne, zâlimâne bir şekilde siz sevgili ve rûhumuz Üstâdımıza yapılan vahşi zehirli saldırış üzerine, hâlimiz çok elemli olmuştur. Sevgili Üstâdımıza ve Risâle-i Nâr’a yapılan bu dehşetli sûikast, düşmanlarımızın bizim hakkımızda ne düşündüklerini bir def‘a daha bize hatırlatarak, bizleri vazîfelerimiz etrafında daha sıklaştırmış بُنْیَانٌ مَرْصُوصٌ olan bu kal‘a-i nûriyede gecesi ve gündüzü hesab edilmeden, ihtiyâtı elden bırakmamak şartıyla bütün Nûrcu kardeşler seferber hâlinde, hâssaten Zülfikār vazîfesine sarılmış ve bir an evvel netîcelendirmek için ne yapılmak lâzımsa yapmaya müheyyâ, muhterem Nazîf Bey kardeşimizin emirlerini can ve başla başarmaya yekvücûd olarak çalışmakta

325

bulunuyoruz. Cenâb-ı Hakk sevgili Üstâdımızın himmetlerini üzerimizden eksik kılmasın. Âmîn.

Çok sevgili Üstâdımız. son ihbârâtınızda yine makām-ı ulyânıza vâsıl olmak için yolculuğunuzu mevzûubahis ediyorsunuz اَلدُّنْیَا مَزْرَعَةٌ الْاٰخِرَةِ olan bu âlemde maatteessüf müdhiş dalâlet cereyânlarıyla bu hakîkatin unutulduğu bir hengâmda, bir lutf-u sübhânî ve bir eser-i rahmet olan civârımıza lütfen teşrîf buyurarak, ehl-i îmânı sevinçlere ve âsumânımızı nûrlara garkettiniz.

Bizler o zaman zâten isyan ile ve irşâdsız kör gibi geçen ömrümüzün mühim bir kısmını israf etmiş bulunuyorduk. Fakat âhiretimizi ve îmânımızı kurtarıcı bir müncîyi duyup, hevesimizi alamadığımız o muazzez, sekiz senelik Kastamonu müsâferetinizde, âh sevgili Üstâdımız, biz senin kıymetini bilemedik. Sana lâyık ihtirâmâtı yapamadık. Seni kim bilir ne kadar üzdük. Ve Risâle-i Nûr’un saâdet-bahş inceliklerini lâyık-ı vechile idrâk edemeden, evet, biz i‘tirâf ediyoruz ve Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsinden özürler diliyor ve aflar talep ediyoruz. Saâdet-i ebediyeyi kazandıran bu mukaddes hizmette bizler bihakkın îfâ-yı vazîfe yapamadan bu diyârdan kuşlar gibi uçtunuz. Müteessir ve melûl, âciz ve fakîr kalplerimiz, gönüllerimiz, sevgili Üstâdımızı mahcûbâne ta'kib etmek için ellerimiz açık istirhâmâtımızı, sevgili Üstâdımızı vâsıta kılarak Rabbimizden talep etmekte berdevâmız. Bu acîb seyâhatle ve Denizli hapsi

326

dolayısıyla ve ba‘dehû Emirdağ ve bilvesîle Konya, Afyon, Eskişehir gibi bu Anadolu’nun ma‘nevî yıldızları olan bu şehirler içinde, binler kardeş kalpleri kazandırdıkça ve ma‘nevî havz-ı nûriyenin kabarıp taştığını gördükçe, teselli oluyor, iftihâr ediyoruz. Ve sevgili Üstâdımıza karşı mahcûbiyetimize sebeb olan lâyıkıyla hizmet vazîfemizi yapamamazlık kusûrâtını, bu yeni sevgili Nûrcu kardeşlerimizi, sevgili Üstâdımıza şefâatçi yaparak, sevgili Üstâdımızdan aflar ve vakfettiğimiz canlarımızı da fedâ etsek mukābil gelmez olan hakkınızı helâl ettirmeyi, çok müşfik ve rahîm olan siz Üstâdımızdan el ve ayaklarınızı öperek talep ve niyâz eyliyoruz.

Vâcibü’l-Kahhâr olan Allâh’ımız, bu cihânın güneşi ve son nûru olan cism-i şerîfinize hûnhâr, ebedî i‘dâma mahkûm olmuş kātillerin verdirmek istedikleri acılara karşı hiç duyurmaz, incitmez ve şifâlar ve sabırlar versin. Âmîn âmîn. Bu mübârek eyyâm-ı duhâda İsmâîl aleyhisselâmvâri kurbanı olduğumuz sevgili Üstâdımızın ma‘rûz kaldığı bu mezâlim karşısında gözlerimizden akan kanlı yaşlarımızı huzûr-u Rabb-i Tealâ’da istediğimiz necât ve felâh saatinin tecellîsi için kabûl buyurmasına, sevgili Üstâdımızın nûrlu duâlarına refîk kılsın. Âmîn, âmîn, âmîn.

327

Çok sevgili Üstâdımız, burada Nazîf kardeşimiz nezdinde tab‘ olunan Zülfikār-ı Mu‘cizât Mecmûası, her gün artan şevk iştiyâkla devam olunmakta iken, diğer bir kısım kardeşlerimiz de kalemleriyle Zülfikār’ı yazıyorlar. Birçokları da nûrlardan noksânlarını itmâma çalışıyorlar. Ve hâssaten müjdeli, şifâlı, tatlı sıhhatnâmeleriniz bir an içinde her tarafa yetişiyor. Bizleri nûrlara garkediyor. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی Cenâb-ı Hakk devam ettirsin. İnşâallâh yakınlarda tamam olan el yazması mu‘cizâtlardan ba‘de’t-tashîh hemân irsâl edilecektir. Hamdolsun, burada düşmanlara karşı bizleri kal‘a-i nûriyede himâye eden nûr duâlarınız dolayısıyla bir sıkıntı verememektedirler. İnşâallâh veremeyeceklerdir.

Bâhusûs Nûrcular her an artmakta, bilhassa gençler ve kadınlar ve çocuklar arasında çok müştâklar duânız berekâtıyla hâsıl olmaktadır. Bâhusûs Kunduracı Rüştü ve kardeşi Mehmed ve Kunduracı Sa‘dullâh ve çırağı Rüştü ve yine Nizâmeddîn ve bir senedir fa‘âl bir şekilde bulunan Küçük İbrâhîm’in kardeşi İsmâîl ve âilesi Risâle-i Nûr’a yeni talebeler olmuşlar. Duâlarınızı talep ederler. Ve civâr muhallâtta isimlerini bilmediğimiz pek çok yeni kardeşler duâlarınızı beklerler. Bunlardan bir kısımlarının yeni öğrenmelerini gösteren ufak birer nüshalarını siz sevgili Üstâdımıza takdîm etmişlerdi. Kabûl buyurmanızı ellerinizden öperek niyâz eylerler.

328

Mektûb-u âlînizde mevzûubahis olan Sinop yangını aynen buyurmuş olduğunuz gibi, ehl-i dalâleti kendisine çevirmiş ve meşgūl eylemiştir. Hamdolsun, bildiğimiz cihette bizlerden bir zarar vâki‘ olmamıştır.

Çok müşfik ve sevgili Üstâdımız, mektûbumuza nihâyet verirken kalplerimiz istiyor ki, zât-ı üstâdânenize bütün şükrân ve minnet hissiyâtlarımızı ifade edebilelim. Cenâb-ı Hakk Hazretleri vücûd-u nâzikânelerinize şifâ-yı âcil ve sıhhat-ı âfiyet buyurarak ömrünüzü müzdâd buyursun. Âmîn âmîn âmîn. Muhtâç olduğumuz füyûzât-ı nûriye olan duâlarınızla ve kusurlarımızı affınızla bizleri sevindirmenizi el ve ayaklarınızdan öperek ricâ ve istirhâm eyleriz, efendimiz hazretleri.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

7 Zilhicce İnebolu ve civârı

Risâle-i Nûr şâkirdleri

Bu mektûbu yazdığımız cum‘a gecesi, sâat yediye karîb, Semerci ve Gülcü Hüseyin kardeşimizin vâlidesi Hasîbe Hanım sizlere ömür vefât eylemiş. Duâlarınıza muhtâç bulunduğunu arzeyleriz. Mezbûre, bir senedir hasta, yatakta bulunuyordu.

329

[299]

Lâhika’ya.

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz ve Sıddîk Üstâdım Efendim Hazretleri,

Hulûlüyle şeref-yâb olduğumuz mübârek bayram-ı şerîfinizi candan tebrîk eder, Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den Âlem-i İslâm için mübârek vücûd-u nâzikânenizi sıhhat ve âfiyet üzere dâim olmasını dileriz.

Üstâdımız efendimiz hazretleri, şu son günlerde tekrar mel‘ûnâne size yapılan tecâvüzden dolayı çok mahzûnuz. Bizim gibi âcizlerin elinden hiç bir şey gelmez. Hâtıra şu geliyor: Bu zamanın bütün Âlem-i İslâm’ın fevc fevc isyan deryasına garkolduğu ma‘lûmdur. Tabîîdir ki, bunları kurtarmak için bu asrın bir şefâatçisi olmak lâzım. İşte yine hâtıra geliyor ki, o şefâatçi de Risâle-i Nûr’dur. Bugünkü hiç bir beşer, bu asrımızda sizin gibi otuz bir sene bu işkenceler içerisinde münzevî olarak Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmvâri bu kadar zulme tahammül etsin, yoktur. Zâten yazmış olduğunuz mektûblar da bu müjdeyi gösteriyor.

Cenâb-ı Allâh, Hazret-i Peygamber aleyhisselâm hürmetine ve Hazret-i Kur’ân hürmetine ve Risâle-i Nûr’un bütün hakîkatleri ve kelimeleri ve harfleri hürmetine ve otuz bir seneden beri

330

size yapılan işkenceye karşı yapmış olduğunuz sabır ve tahammül hürmetine ve Zilhicce’nin aşr-ı evvelinde şimdiki her günü bir sene sayılan on günün şerefi hürmetine ve Âlem-i İslâm’a mahşeri andıran mübârek Kurban Bayramı hürmetine ve temiz kazancıyla farîza-i İlâhiyeyi ödemek için hacca giden haccâclar hürmetine, Cenâb-ı Allâh kalbimizi ıslâh etsin. Ve bu zâlimlerin zulmünden Âlem-i İslâm’ı kurtarsın. Ve nasıl ki bu dünyada siz ve Risâle-i Nûr hazretleri bizi himâyeniz altına almışsanız, öbür dünyada yine öyle bizi nûrun himâyesi altına ve şefâatine nâil eylesin. Âmîn âmîn âmîn.

Tekrar Konya havâlîsi Risâle-i Nûr talebeleri nâmına bayramınızı candan tebrîk eder, hayırlı duânızı dileriz

Âciz köleniz, şefâatinize çok muhtâç Sabrî

Zilhicce 20 4

[300]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk kardeşlerim,

Evvelâ: Bana gelen Zülfikār Mecmûalarının içinde ehemmiyetli sehivler bulunuyor. Kısmen tashîh ediyorum. Fakat bazı küçücük sehivler var ki, ehemmiyetli ma‘nâyı bozar. Meselâ, dört beş nüshada aynı sehvi gördüm ki, Mu‘cizât-ı Kur’âniye zeyillerinden

331

Kenzü’l-Arş duâsından gelen birinci Nükte-i Kur’âniye nâmında olan İkinci Nükte-i Remziyedeki on dokuz def‘a gelmesi , kelimesi gelmiş. Birinci sahîfesinin ortada ve âhirinde hem یا nın, hem میم in, hem لام ın ve nidâ vaktinde İsmullâh’ın başında bulunan یا on dokuz bin küsûr olmakla hem لام ın, hem ها nin, hem واو ın adedlerine muvâfık gelmesi, bu ikisinde sehiv var. Makinede bu sehiv yazılmış, tashîh edilecektir. لا nın yerinde لام yazılmış, ن yerinde م yazılmış, ehemmiyetli bir sehivdir. Çünkü Kur’ân’da ل otuz bindir. Remzin başında lafzullâhtan alınan لا on dokuz bindir. On dokuz bin ن yerine م yazılsa, ma‘nâsı bozulur. Elime gelen nüshalarda iki yerde لا nın yerinde لام yazılmış. Hem sekizinci remzin âhirinde, Fâtiha-i şerîfe hurûfâtının makam-ı ebcedîsi on bin olarak با nın on bin, hem تا nın on bin, bu sehven yazılmamış. Yazdığımız nüshalarımız doğrudur. Bu cümlede sehven hem یا nın on bin dahi yazılmış, o sehivdir. یا on bin değil, یا yı bozunuz. Hâşiye Bu sehvi çabuk tashîh ediniz. Hem Nazîf’e de bildiriniz. Benim tashîhimden geçen nüshalara da bakınız. belki ben de acele ile tashîh edememişim.

332

Sâniyen: Medresetü’z-Zehrâ’nın nâmına demirbaş bir şâkirdin bayram teberrükü tatlısını ve Kastamonu Husrev’i Feyzî’nin nûr cüzlerinden şirin teberrükünü aldım. Cenâb-ı Hakk onlardan ve sizlerden ebeden râzı olsun. Konyalı Sabrî’nin güvercin hâdisesi, hem nûrların kerâmeti, hem onun nûrların neşrinde muvaffakiyetkârâne faâliyetinin makbûliyetine bir işâret olmasından Lâhika’ya geçmek hakkı var.

Hasan Feyzî’nin hastalığı ne derece, ne vaz‘iyette, bana bildiriniz. Cenâb-ı Hakkk şifâ versin. Âmîn. Ben çok merâk ediyorum. Umûmunuza binler selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz duânıza çok muhtâç

Saîdü’n-Nûrsî

333

Sâlisen: Rumûzât-ı Semâniye’yi yazdığım zaman, hem çok acele te’lîf edilmiş, hem benim eski mahfûzâtıma i‘timâd ederek, takrîbî iki mikyâs yaptım. Onunla, hem eski ulemânın hesablarına binâen hurûfât-ı Kur’âniyenin i‘câz cihetinde esrârını yazdım. Sonra da meşhûr Kāmûsü’l-Lügat sâhibi Mecdüddîn-i Fîrûz Âbâdî’nin El-Mikbâs nâmındaki tefsîr-i meşhûru ve makbûlünün hurûfât ve kelimât-ı Kur’âniyeye dâir beyânâtına baktık. Yüzde doksanı bizim hesabımıza tevâfuk etmiş. Yalnız beş on yerinde muhâlefet gördük. Sonra tahkîkî bir hesab yaptık. Bizimki doğru, onunki matbaaların sehvi olduğu tahakkuk etti. Mâdem böyle azîm yekûnlerdeki tevâfuklara küçük küsûrâtlar ve küçük farklar zarar vermez diye daha tam tamına tahkîkî bir tarzda bütün Kur’ân’ı, bütün hurûfâtıyla ve kelâm ve kelimâtıyla hesab etmeye ve letâif-i i‘câziyeyi onunla tam takviye etmeye vakit bulamadım. Zâlimler, bana vakit bırakmadılar. Ben de o takrîbî mikyâslarımla ve mahfûzâtımla ve eski ulemânın hesablarına ve Kenzü’l-Arş duâsındaki adedlerime iktifâ eyledim.

Bu sâlis fıkrasını münâsib görseniz, makine ile çıkan Mu‘cizât-ı Kur’âniye zeyillerinin münâsib yerinde dercedersiniz.

Saîdü’n-Nûrsî

334

İşârât olunan kısmı Lâhika’ya girsin.

[301]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Üstâdım Efendim Hazretleri,

Bugünlerde üniversiteye giden birkaç talebelere birden on üçe ve on altıdan yirmiye kadar Sözleri verdim. Ve Sirâcü’l-Gāfilîn, İhlâs Risâlesi’ni de beraber verdim.

Bugün sâyenizde üniversitede ve Ankara hukūkunda mevcûd talebeler, mühendis, kimyâger, eczacı, dişçi, doktor, yüksek muallimde muallem olarak otuz kadar Risâle-i Nûr talebesi vardır. Ve bunlar öyle bir ciddiyetle sarılmışlar ki, her birisi istediğimiz kadar arkadaş elde edeceğiz diye söz veriyorlar. Ve hepsi duânıza muhtâç ve sizden ma‘nevî himmet diliyorlar. Bugün Maraş vâizi Zekeriya Efendi’den aldığım mektûbda, Risâle-i Nûr’u yazmasına başladığını ve sizden himmet ve duâ talebinde bulunduğunu ve hürmetle ellerinizden öpeceğini bildiriyor.

Üstâdım efendim hazretleri, mağazamın bulunduğu yere hiç bir kuşun inmesi imkânı olmadığı hâlde öğle namazından sonra bayramdan üç dört gün evvel, birkaç kişi mağazada bulunuyorduk. Gördük ki, bir güvercin kapıdan yürüyerek mağazanın içerisine girdi. Ve hiç kimseden çekinmeyerek yazıhâneme girdi.

335

Evvelâ sandalyenin üzerine sonra yazıhânenin üzerine çıktı. Daha sonra kasanın üzerindeki çokça dînî, yani Risâle-i Nûr kitablarının bulunduğu yerin karşısında mağazanın camekânına âit olan kırık camın üzerine çıktı. Arkasını dışarıya, yüzünü kitablara çevirerek, sâat on bir, alaturkaya kadar kitablara bakarak durdu. Yazıhâneye müteaddid def‘alar girip çıktık. Hiç kimseden ürkmedi ve deprenmedi. Hatta gelen birkaç müşteri ve hâfızlara gösterdim. Sâat on birden sonra mağazayı kapayacağımız sırada, bu hayvana bir zarar gelmesin diyerek, aldık, sokağa bıraktık. Uçtu gitti. Tekrar hulûlüyle şeref-yâb olduğumuz mukaddes ve mübârek bayramınızı candan tebrîk eder ve cümle Risâle-i Nûr talebeleri ve mü’min kardeşlerimiz hakkında çok hayırlı bayramlarıyla hem dünyevî, hem uhrevî şefâatinize mazhariyetimizi diler, mübârek el ve ayaklarınızdan öperim

Sabrî

[302]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Sakın, hiç müteessir olmayınız. Hastalığımın mâhiyetini size beyân etmek lâzım geliyor. Bundan ziyâde müteessir olanlara da göstermeyiniz. Hem de hiç merâk etmeyiniz.

336

Çünkü bütün ağır elemlerime ve gaddarların dehşetli desîselerine ve sıkıntılı hastalığıma, hatta ölümümü ta‘cîl eden ağır belâlara, musîbetlere karşı nûr şâkirdlerinin kesretli, makbûl duâları kâfî geldiğini kat‘iyen kanâatim gelmiştir. Ben sizi müteessir etmek için bu mektûbu yazmıyorum. Belki ma‘nen bir sevinç içindir.

Evvelâ: Şimdi bir hâletimi size beyân etmek için sinir hassâsiyetiyle ve bu def‘aki tesemmümün, doğrudan doğruya dimağıma ilişmesi ve damarlarımı sarsmasıyla, iki hâletimi beyân ediyorum.

Birincisi: Öyle bir nisyân, bir unutkanlık bu tesemmümden gelmiş ki, kendi abdest, yemek gibi şahsî işlerimi çok zorla görebilirim. Bir kaşık veya bir kabı almak için kapıyı açıyorum. unutuyorum. Bu hâlden dehşet aldığım hâlde, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, Risâle-i Nûr’a temas eden hâllerde ve evrâdlarımda o acîb nisyân şimdilik gelmedi.

İkinci hâl: Pek garîb bir hiddet ve bir teessür o zehirden bana ârız olmuş ki, sinek kanadı kadar bir ârıza beni mütessir edip hiddete getiriyor. Bîçâre bana hizmet eden sâf ve sâdık hizmetçiler de, o lüzûmsuz hiddetlerden azâb çekiyorlar. Uzun zamanlarda iki Süleymân’ın hiç beni hiddete getirmeyerek hizmet ettiklerini, çok hasretlerle onları ve o zamanları tahattur ediyorum. Şimdi tahakkuk etti ki, bana sûikast edenler, iki noktayı hedef etmişler ki, ona göre zehirli maddeleri bulmuşlar.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç