Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 76
Lâhika’ya girsin
Husrev’in mektûbudur.
(193)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz ve Mübârek Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Bu def‘aki şuhûr-u selâsemizi tebrîk eden bu mübârek mektûbunuzla birlikte gönderilen ve baş harfi ب olan besmele ile başlayan Risâle-i Nûr’un ve baş harfi ب olan ve şâkirdleri onunla kemâle ulaşan bedî‘ bir Üstâdın Ve baş harfi ب ile başlayan ilk meskenleri olan Barla’nın; hem talebe-i nûrun baş kahramanları nâmına isminin başı ب harfi ile başlayan Barlalı Nûrcu Bahrî ile, o mübârek köyün mübârek rüfekālarından ve ismi ile yâd edilen san‘atının baş harfi ب ile başlayan Berber Mehmed’in ve diğer kardeşlerinin Risâle-i Nûr’a fevkalâde hizmetlerinin bir kerâmeti olarak, sevgili mübârek Üstâdımız sabahda bize yazdıkları mektûbun orta kısmını boş bırakarak nihâyet kısmını tamamlamışlar. Akşamda aldıkları bu iki mübârek kardeşlerimizin biri manzûm, diğeri mensûr mektûblarında yazdıkları hâlisâne hizmet ve sadâkatlerini parlak bir sûrette gösteren güzel ve sevimli yazıları ve sevimli ve güzel Üstâdımızın
SAYFA 77
o büyük kudsî rûhlarına bu mektûbların gelmekte oldukları i‘lâm edilmekle kerâmetini göstermiş ve bize yazılmış. Bu mektûbun boş bırakılan orta kısmını o mübârek karyenin eski ve yeni mübârek Nûrcuları nâmına bu iki mübârek Nûrcunun, bu iki mübârek mektûbları, mübârek nûrların sahîfeleri arasına girmesine emir verilmekle tamamlanmış.
Hem merhûm Abdurrahmân’dan münhal kalan vazîfeye en başta Sarı Bıçaklı Elmâs Kalemli Mustafâ’nın ma‘nen tesâhub ettiği hâlde ma‘zeretinden tam yapamaması ve hem çok senelerle sevgili Üstâdımıza ciddî hizmet eden Barla'lı Muhâcir Hâfız Ahmed’in nûrların baş talebelerinden olduğunu sevgili Üstâdımız hissettiği hâlde kendinde gözükmemesi, bu hakîkatin çok seneler sonra bu iki mübârek zâtın müteallikātında çok bâriz bir şekilde zuhûru, bizi çok kereler düşüncelerimizde mahcûb eden Hakîkatlerin derkinde sevgili mübârek Üstâdımızı aldatmayan bir hâtıraya Risâle-i Nûr’un nâiliyetinden dolayı en başta sevgili mübârek Üstâdımızı, hem Risâle-i Nûr’u, hem bütün Nûrcuları bütün zamanlarda bütün rûhumuzla tebrîk ediyoruz. Ve bizi böyle şaşmaz ve şaşırtmaz bir hakîkatle maddî ve ma‘nevî merzûk eden Rabbimize nihâyetsiz şükürler ediyoruz. Ve diyoruz ki: Bizler düşüncelerimizde dâimâ mahcûb olsak da, bu hakîkatler daha çok tezâhür etse, daha çok istifâde etsek.
SAYFA 78
Milyonlar şükürler güzel Rabbimize, nihâyetsiz salât ve selâm sevgili Resûlümüze, sonsuz duâ-yı rahmet mübârek Üstâdımıza olsun der duâ ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kusûrlu talebeniz Husrev
[194]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk, Sarsılmaz, Usanmaz, Çekinmez, Çekilmez Kardeşlerim,
Evvelâ: Bu yaz, derd-i maîşet cihetiyle ve bu şuhûr-u selâse, ibâdet haysiyetiyle bir derece nûrların kitabetine fütûr verebilir diye beyân ederiz ki: Bilakis, yazmaya şevk verir ve vermek gerektir. Çünkü nûrun hizmeti hem maîşet, hem râhat-ı kalbe bereketleriyle yardım ettiği gibi, ibâdet-i tefekkürî nev‘inden olması cihetiyle, mübârek ayların sevâblarına büyük yardımı var.
Sâniyen: Nûr’un bir şâkirdi bana dedi ki: Geçen sene daha nûrlar bize teslîm olmadan ve husûsî bir iâde netîcesinde burada rahmet dahi husûsî bir derece tezâhürüyle demiştin ki: Ne vakit tam serbestiyetle nûrlar okunsa ve yazılsa ve bize iâde edilse, yağmurla rahmet tam olacak, haber vermiştin. Hakîkaten bu baharda hem Asâ-yı Mûsâ her tarafta merâkla yazılması ve okunması, hem Zülfikār-ı Mu‘cizât
SAYFA 79
yazılmasına şevkle başlanması, bu emsâlsiz rahmete bir vesîle olduğunu kat‘î kanâatim geliyor dedi.
Ben de dedim: Evet, çok emârelerle sâbit olmuş ki, Risâle-i Nûr bu memlekete bir rahmettir ve belâların def‘ine bir vesîledir. Ve ona hücûm edildiği zaman zelzele ve kuraklık başlıyor. Ve Âlem-i İslâm’ı ve zemîni alâkadâr eden hakîkatleri neşreder. Elbette cevv-i hava yağmuruyla alâkadâr olabilir ki, bu sene emsâlsiz bir sûrette taşlar, dağlar dahi bahçeler gibi çiçeklerin envâıyla süslenmiştir. Ben de senin fikrine iştirâk ederim, ona söyledim. Umûma selâm
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(195)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Sizin Firdevsî ve kudsî ve nûrânî hediyenizi aldım. Cenâb-ı Hakk o nüshaların her harfine mukābil Leyle-i Kadir’de gibi binler sevâb ve defter-i a‘mâlinize otuz binler hasenât yazdırsın. Âmîn.
Hakîkaten Asâ-yı Mûsâ risâlesi tab‘ca geri kalması, büyük bir ikrâm ve inâyet ve büyük bir hikmet ve rahmet ve büyük bir fütûhât ve kudsî bir hizmet için idi.
SAYFA 80
Binler Mâşâallâh ve Bârekallâh ve Veffekakumullâh Hadsiz şükür olsun ki, İnebolu Nazîf ve İbrâhîm gibi oradaki fedâkârların gayretiyle ikinci bir Isparta olduğunu ve sebâtkâr bir Medrese-i Nûriye ve Zehrâviye olacağını isbat ediyor. Daha nüshalara bakamadım. İnşâallâh bunlar pek çokların îmânlarını kurtaracaklar. Ve Zülfikār-ı Mu‘cizât Mecmûası’nın pek büyük futûhâtına hem tab‘ına, hem çokların dâire-i nûra girmesine vesîle olacak.
Kardeşlerim, her bir nüshanın kâtibine ayrı ve uzun bir husûsî mektûb yazmak arzu ediyorum ve haklarıdır. Fakat hâlim ve kalemim ve vaktim müsâade etmediğinden, ona bedel, tâ bayrama kadar ma‘nevî kazançlarıma dâire-i nûrun hâs şâkirdlerinde bulunmaları gibi, duâlarda ve bağışlamalarda hâs üstâdlarımın dâirelerinde merhûm Hâfız Alî gibi dahi bulundurmaya karar verdim. İnşâallâh Zülfikār-ı Mu‘cizât’taki ma‘nevî ferah ve iştiyâk kendini kolayca yazdıracak. Çok zahmet yazanlara vermeyecek. Asâ-yı Mûsâ yardımına çabuk yetişecek. Fakat ben tashîhe kâfî gelmiyorum. Mümkün olduğu kadar tashîh ediniz. Umûm Nûrculara birer birer selâm ve duâ eder ve duâlarını isterim. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 81
(196)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ الشُّهُورِ الثَّلَاثَةِ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Yirmi Yedinci Mektûb’u hâlisâne ve tahsînkârâne fıkralarıyla tezyîn eden iki Hulûsî’lerin iki samîmî fıkraları Lâhika’ya geçmek için size gönderildi. Nûr santralinin Mâşâallâh eskiden ziyâde hizmet ve sadâkati devam ediyor. Ve civârı Barla ve Eğirdir dahi ileri gidiyor. Ve eski H., K., V., P. gibi kardeşleri dahi eski alâkalarını tam muhâfaza etmeleri bizi çok mesrûr ediyor. Sabrî de merhûm Hâfız Alî gibi tam farz vazîfesini az zamanda bitirmiş. Şimdi sünnet nev‘inde yine tam çalışması şâyân-ı tebrîktir. Şânlı Hâfız Tevfîk’in yine eski kıymetdâr hizmetine ve Muhâcir Hâfız Ahmet gibi kalemsizlere parlak kalemiyle yardımlarına koşması için bin Bârekallâh ve Şânlının yanındaki Risâle-i Nûr’un
SAYFA 82
bazı arabî parçaları var, bana gönderilsin. Mâşâallâh zâyi‘ etmeyip muhâfaza etmiş, ben onları unutmuştum.
Sâniyen: Karye-i irfân talebeleri nâmına kardeşlerimizden Mustafâ ve Homa şâkirdleri hesabına Hâfız İbrâhîm Çelebi’den dokuz nüsha Âyetü’l-Kübrâ aldım. Eğer tekrar onlara gönderilecek ise, şimdilik tashîhe vakit bulamıyorum. Bayramdan sonra bakabilirim. Eğer bizde kalacaklarsa, bize büyük bir yardım ve kudsî çok mübârek bir hediye-i nûriye olarak kabûl edip, onları yazanlara dâimî sevâbları kazandırmak için lâyık ve müştâklara tevzî‘ edilecek. Homalı ve hapis arkadaşlarımızdan Kara Mehmed’in vefâtı beni mahzûn eyledi. Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn ona, yazılan nûrların harfleri adedince rahmetler eylesin. Âmîn. Mustafâ’nın mektûbunun bir kısmını Lâhika’ya geçirdik ve size de gönderdik. Mâşâallâh o havâlî sadâkat ve sebâtta tam devam ediyor.
Sâlisen: Asâ-yı Mûsâ’nın tashîhinde zahmet çekiyorum. Gerçi kısmen tashîh etmişsiniz, fakat daha ehemmiyetli sehivler var. Meselâ Kur’ân ve kâinât ortalarında sonra ilâve edilen hakîkat-i insâniye şehâdeti âhirdeki بِلِسَانِ الْحَقٖیقَةِ الْاِنْسَانِیَّةِ الَّتٖی هِیَ الْكَٓائِنَاتُ الْمُصَغَّرَةُ ilâ âhirihi sehven بِلِسَانِ الْحَقٖیقَةِ الْاِنْسَانِیَّةِ اِلٰهِی الْكَٓائِنَاتُ الْمُصَغَّرَةُ İnebolu’dan gelen bazı nüsha yazılmış. Böyle bazı yanlışlar için ben her bir nüshayı dikkatle okumaya mecbûr oluyorum. Hem tevâfuk sebebiyle
SAYFA 83
atlamaklar var. İnşâallâh ben de bu cihette, yazan mücâhid kahramanların gāyet kudsî kıymetdâr mücâhedelerine hissedâr olacağım ki, benim bîçâre kalemime hisse bırakılmış. Umûma binler selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Husrev’in mektûbudur, Lâhika’ya.
(197)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Mübârek, çok Sevgili, çok Azîz, çok Kıymetdâr Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Safranbolu’lu kardeşlerimizin tebrîkleri münâsebetiyle yazılan ve sevgili Üstâdımızın şân ve şereften ve şahsî medihlerden hoşlanmadıklarını, hem bu gibi enâniyeti kamçılayan kelimelerin kabûlüne İhlâs Lemʻaları’nın müsâade etmediğini, yalnız talebe-i nûrun hüsn-ü zanlarını kırmamak için ve Risâle-i Nûr’a karşı sadâkat ve kanâatlerine bir emâre olduğu için, bazı müfrit ta‘bîrlerin zarûretle kabûl edildiğini bildiren mübârek mektûbunuzla beraber, aynı günde gelen ve bu mübârek aylarda Nûrcuların şirket-i ma‘neviyesine pek çok kudsî servet gireceğini tebşîr eden, hem latîf,
SAYFA 84
tatlı, ma‘nîdâr tevâfuklarıyla sevgili Üstâdımızın rızkında bereket ve inâyeti müjdeleyen bir mübârek mektûbunuzu daha aldık ki, bu mübârek mektûbunuzla Nûrcuları yutmak için koşan tâğūt hücûmlarının sona erdiğini; arzı istîlâ için saldıran küfür ve inkârın şiddetli tazyîkinin nihâyete yaklaştığını; bütün dehşetiyle Nûrcuları mütamâdiyen ezen bu zulümlü ve zulmetli gecenin metâını toplayarak üfûle hazırlandığını; bu merhametsiz beşer semâsının âfâkını saran rahmetsiz kara bulutlarının çekilmekte olduğunu; dalâlet ve ilhâdın kahhâr elleriyle attığı zehirli gazları içinde son günlerini yaşadığını ma‘nâ-yı işârî ile haber veriyorsunuz. Ve letâif-i insân ile rûh-u beşere dehşetli cehennem ateşleri biriktiren bu münkerât asrında, ızdırâbından mütemâdiyen inleyen Nûrculara sonsuz müjdeler, beşâretler saçıyorsunuz. Rûha inşirâh verecek bir tatlı nesîm için mütemâdiyen gözyaşları döken talebelerinize nihâyetsiz in‘âmlar ve ihsânlar yağdırıyorsunuz.
İşte bu kıymetdâr, sevimli, mübârek mektûbunuzla birlikte gönderilen ve Lâhikalara geçmesi emredilen bu kusûrlu Husrev’in Mu‘cizâtlar mecmûası hakkında yazdığı kusûrlu mektûbuyla, mübârek kardeşimiz Hasan Feyzî’nin vazîfe-i nûriyesini pek ciddî bir sûrette îfâ ederken sevimli Üstâdımıza fidye-i necât olarak giden ve âlem-i misâle istirâhate çekilen Şânlı Şehîd Hâfız Alî kardeşimiz hakkında kaleme aldığı çok hoş, çok hazîn, hakîkaten takdîr edilen manzûm mersiyesini aldık.
SAYFA 85
Bu mübârek Şânlı Şehîd, Üstâdımızın mübârek duâları arasında silsile-i aktâb içine girdiği gibi, ferâgatkârâne fedâkârlığıyla Nûrcu kardeşlerinin kalplerine de girmiştir. Bu Şânlı Şehîd kardeşimizin aramızdan muvakkaten müfârakati, Risâle-i Nûr hesabına bize çok ağıra mal olmuş. Fakat mukābilinde bize öyle bir Üstâd kazandırmıştır ki, bütün talebeler bu mübârek Üstâd için seve seve fidye-i necât olmaya hazırdır. Bu büyük şânlı şehîdi bu güzel manzûm mersiyesiyle her ân bize hâtırlatmaya vesîle olan ve Risâle-i Nûr’un hoş bir bülbülü denmeye sezâ bulunan mübârek kardeşimiz Hasan Feyzî’den Cenâb-ı Hakk ebediyen râzı olsun. Âmîn Âmîn Âmîn.
Bu şânlı şehîdin ind-i Ulûhiyetteki makbûliyetinin yüksekliğine ve kerâmetlerinin ulviyetine bir emâredir ki, On Üçüncü Şuâ‘ı yazarken manzûm mersiyesi elime verilmiş. Sevgili Üstâdımıza bu mektûbumu yazarken mübârek Şânlı Şehîd Hâfız Alî ile birlikte vefât eden Homalı bir Alî ve Denizli hapsindeki Risâle-i Nûr’a tâbi‘ Mustafâ, bu üçünün selâmetimiz hesabına fedâ olduklarını bildiren sevgili Üstâdımızın mektûblarını yazmıştım. Ne kadar gariptir ki, iki seneden beri sevgili Üstâdımız’da olan bu şânlı şehîdin bu şânlı yazıları kendi vefâtıyla ve gösterdiği fedâkârlığıyla alâkadâr mektûbunu yazarken gönderilsin. Bu dört mektûb Lâhikalarımızda kaydedilerek kardeşlerimize gönderilmiştir
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kusûrlu talebeniz Husrev
SAYFA 86
Birinci Hulûsî’nin Nûrcular diliyle ve hesablarıyla yazdığı bu samîmî fıkrası Lâhika’ya girsin
(198)
[Levha-i hakîkat]
1
Hakîkat dersini nûrlardan aldık
İhlâsın zevkini nûrlardan aldık
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Kur’ân’ın feyzini nûrlardan aldık,
Tevhîdin şevkini nûrlardan aldık,
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz.
2
Nûr ismi tecellî eyledi birden
Nûrları görenler geçtiler serden
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Muhammed ümmeti kurtuldu dertten
Allâh’a şükredip dediler birden
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
3
Tercümân-ı Kur’ân açıkça dedi
Kur’ân’a yapışmak zamanı geldi
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Îmânı kurtarmak zamanı geldi
Allâh’a sığınmak zamanı geldi
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
4
Düstûrlar şunlardır bilin ey ihvân
Kanâat mal için bir bahr-i ummân
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Dost ancak Allâh’tır yârân da Kur’ân
Düşmandır nefis mevt vâiz inan
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
SAYFA 87
5
Çok sözü bırakıp kısaca derim
Mürşidim Kur’ân, tevhîddir virdim
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Muhâtab nefsimdir ıslâhı derdim
Mü’minler ihvânım ben de bir abdim
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
6
Hulûsî hulûsla ihlâsa çalış
Nûrları bırakma ihvâna karış
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Hâdim ol Kur’ân’a irfâna alış
Aldanma dünyaya tevbeye yapış
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
Uhrevî kardeşiniz muhibbî muhlisiniz Hulûsî
Yirmi Yedinci Mektûb’u takdîrkârâne fıkralarıyla ziynetlendiren Nûr Santrali Sabrî’nin çizgiler ortasındaki bu mektûbu Lâhika’ya yazılsın.
(199)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَٓائِنَاتِ وَمُرَكَّبَاتِهَا
Üstâd-ı Mükerremet-i Meâbım Efendim Hazretleri,
Şuhûr-u selâsenin hulûlü ve geçen Regāib ve gelecek bulunan Mi‘râc ve Berât-ı eyyâm ve leyâli-i mübârekesinin tebrîk ve teyemmünü ve bilhassa Risâle-i Nûr’un birinci sınıf ve birinci
SAYFA 88
talebe ve muhâtabı olan muhlislerin muhlisinin kalem-i destiyle muharrer vürûd eden, hem ma‘nen ve rûhen, daha doğrusu ezher-i cihet zengin bir rüknünün pek kıymetdâr, gāyet ma‘nîdâr nâme-i mergūbelerinin nûr-u menbaa bu yol ile irsâlini ihtiyârı, sanki Raûf ve Rahîm olan Allâh-u Azîmü’ş-şân’ın sâlih ve zâhid ibâdı da re’fet ve şefkatlidir. Ver elini huzûra çıkarayım demek şeklinde bu âcizi cebânetten cesârete atlattı. Ve hem de Otuz İkinci Söz’ün hâtimesindeki taş misâl yürekleri eriten ve ihyâ eden Yâ Rab senin mahbûb abdin olan Üveyse’l-Karanî’nin edâ ve nidâsıyla dakk-ı bâb ediyorum. Dergâh-ı ulûhiyetine onu kabûl ettiğin gibi beni de kabûl buyur. Nidâ-yı hazînânesinden in‘ikâs sûretiyle durgun kalemime kuvvet-i mahz gelerek, her ân nazargâhımız olan o makām-ı ulyâya, yazı ile bâri olsun dehâlet ve yüz sürmek emellerimi takviye etti. Bundan daha büyük bir fırsat belki bulamam deyip, o sevgili muhâtab-ı evvele açılan mübârek kapı ve beşâşetli sîmâ ve vech-i pür envârla müşerrefiyete her ayıp ve hatâmla can attım. مَا لٖی سِوٰی قَرْعٖی لِبَابِكَ حٖیلَةً وَلَئِنْ رَدَدْتَ فَاَیَّ بَابٍ اَقْرَعُ kıt‘alarının kıymetdâr mefhûmundan müstefîd oldum. Şefkatli Üstâdım, biz bazen diyor idik ki: Üstâdın bulunduğu yere gitmek değil, gittiği şerîat ve Risâle-i Nûr ve takvâ yoluna gitmeye gayret etmeli. Netîcede a‘mânın gün doğmadan neler doğar deyip mütesellî olduğu gibi, bu bîçâre âciz de ummadığımız bir sûrette aksâ-yı şarkdan köyümüze, hatta evimize kadar teşrîfi
SAYFA 89
takdîr eden mukadder hakîkî nazarımızın ve şuûrumuzun dâiresi fevkinde ve hâricinde hayret-fezâ bir hâlde an-karîb yine müşerref ve mesrûr eder İnşâallâh deyip, bazen Barla’daki serîrinizin üzerinde, bazen Denizli Hey’et-i Hâkimesi karşısında, hem hâkimâne, hikmetli ve kuvvetli ve celâlli ve kemâlli, hem salâhiyetli müdâfaa ve mukāvemetleri îrâd ve izhârınızdaki etvâr ve ahvâlinize kalp ve hayâl gözüyle bakarak, kusûrlu şahsımı nezd-i ekremîlerinde gibi görerek mütesellî oluyorum.
Azîz Üstâdım, öyle kanâatim geldi ve ümîdvarım ki, Rabbim Celle Şânühü Hazretleri Habîb-i Ekrem’ine asm Kelâm-ı Kadîm ve Kitab-ı Mübîn’inde neler va‘d ve tebşîr buyurmuşsa, Risâle-i Nûr’da münderic. Hatta husûsî gibi bir hâlde mevzû‘-u bahis bulunan umûm nikāt ve fıkarât hiç biri müstesnâ kalmayarak, zuhûr ve vukū‘ ile İnşâallâh netîcelenecektir.
Ezcümle, ilk Isparta’da tevkîfimizde ve Ramazân Bayramı’nda فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ ilâ âhirih âyet-i kerîmesi, şâkirdlere mektûb olarak tefsîr edilip bizim vazîfemiz sabr-ı cemîldir. Tesbîh ve tahmîddir. Başka değil. Zîrâ nazar-ı himâye-i Rabbâniye Hizbullâh ve Hizbu’l-Kur’ân’a müteveccihtir. Telkînâtınıza karşı, bu dehşetli zulüm ve teaddî ve tecâvüz karşısında bize yegâne tesellîdir zu‘muna kapıldığımı gizlesem Hudâ âlimdir. Hâlbuki o dâhî-i muhakkik ve mâzî ve istikbâl röntgeni, dokuz ay sonra verilecek hükmü dokuz ay evvel değil, on dokuz ay evvel gelmiş olan mektûb-u mergūblarında,