
SAYFA 290
[286]
İnebolu Nûrcuları hakkında kısa bir tarîfedir.
Birinci: Üstâdından ve nûrundan mün‘âkis her an Bir sultân, bir küheylân vakārın azametinden Gezerken sokakta titrer zemîn, gürler melekler heybetinden Çarpar kalbim görünce kûşeden, der için için Nazîf geliyor Bütün gözler ona dikilmiş, kimi beğenmez temerrüdünden Kimi bakamaz yüzüne utancından Kimi kalbinden âşık, havf-ı halktan hakkı izhâr edemez Nûrcu kalbinde tık tak, sanki huzûr Üstâdda Buyurun lütfen oturalım Üstâd hesabına cevâb Sağol, teşekkür ederim Bazen, peki muvâfık, haydi oturalım Bil ki gönüller mesrûr o anda Melekler bile tebessümde Nâçîz kalemim nasıl ta‘rîf etsin Siyâsetten bahiste bir fısıltı Biz Nazîf’i siyâsetçi diyorduk Şimdi anladık ki, onlar Nûrcu imişler Evet, Ahmet Nazîf Çelebi, maddî ma‘nevî memleketi kurtarmak külfetini tek başına bile sırtına aldığı zaman aleyhinde yapılan zâlimâne en fenâ telâkkîlerin vakārını bozmayan bu kardeşin îmânî hizmetine Âlem-i İslâm minnetdârıdır.
İkincisi: Zekî ve tahsîlli olup, bütün bilgisini ve zekâsını Risâle-i Nûr’dan tahsîl eden, çok gayretle çalışan, Risâle-i Nûr’u şarkta garbda yayan, Amerika misyonerlerine, yani Amerika Kıt’ası’na Risâle-i Nûr’u tanıttıran,
SAYFA 291
tam Müslümanca neşriyât yapan bir mecmûacı, Şâir Necîb Fâzıl ile Risâle-i Nûr’un arasını bularak sâbık çekingenliği ortadan kaldırıp Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı vererek, remzen, parça parça intişârına sebep olan ve gerek tab‘ ve gerek Risâle-i Nûr’un umûmîhusûsî çok mühim işlerinde başrolü alan ve çalışan, Abdurrahmân Salâhaddîn.
Üçüncü: Zâhirde küçük boyuyla, ma‘nâ dolu lisânıyla, pek temiz, anadan doğma kirlenmemiş her gün tezâyüd eden güzel hûyuyla, risâledeki gayret ve ibret numûnesi, çok takdîre değer gidişatıyla, mantık ve bilgi dolu hitâbıyla, İnebolu Risâle-i Nûr talebelerinin topluluk ve tesânüd timsâliyle ve hânesini bizzât bütün talebeye açık bir Medrese-i Nûriye vaz‘iyetine getirmesiyle, memleketimizi temsîlde çok ileri giden, hakîkaten şerefli ve çok çalışkan kardeşimiz Küçük İbrâhîm.
Dördüncü: Risâle-i Nûr’a intisâbla gençliğinin ilk sarhoşluklarından çabuk ayılan ve ciddî, sarsılmaz zühd ve takvâsıyla ve çalışmasıyla nûru ta‘rîf ve tavsîfte hoş sohbetiyle, güzel yazı tashîhçi ve mahremiyetle maddî ve ma‘nevî nûra hizmeti kat‘î ve çok ciddî vakār ve haysiyet-i takdîrkârlığıyla temiz bir nâsiye-i irfân hâline gelen ikinci mübârek Zekeriyâ olan Mehmed bin Sâlih.
Beşinci: Sevgili Üstâdımızın şifâlı nazarlarıyla, nûrun tedâvisine mazhar olmuş, gençliğini bu sûretle sefâhâtin elinden kurtarmış, ümmî olduğu hâlde tereddütsüz
SAYFA 292
teslîmiyetiyle nûr hesabına gülcülüğü ve iki evsâfı birleştirmesiyle, Isparta’nın güzel yazılı nûrlarını yüzlerce lira sarfından çekinmeyerek memleketimizde intişâr ettirip, burayı tâm gayrete getirmesiyle, kuvve-i hâfıza ve nâtıkasının dürüstlüğü sebebiyle nûr hakîkatlerini arzu edenlere kâtiblerin ekserinden daha iyi îzâh etmesiyle, evini, güzel bahçesini nûr dershânesi hâline getirmesiyle, hoş sohbetiyle Risâle-i Nûr’un haysiyet ve azametini göstermekte çok iyi tanınan kardeşimiz Gülcü Hüseyin.
Altıncı: Süflî bir hayatla otuz beş yaşını harcayıp istikbâlinden korkarak Risâle-i Nûr’un kucağına atılan, ümmî denecek derecede yazıda noksân olduğu hâlde, Hâfız Mustafâ kardeşimiz İnebolu’ya geldiği zaman elinden tutup kerâmet-i nûriyeyi bizzât bu kardeşlerimize gösteren, ondan sonra buranın en güzel kalemini kullanan, Risâle-i Nûr’a derin bağlılığıyla tanınan, nûr câdde-i kübrâsına girdiğinden dolayı çok büyük sefâhat, felâket çukurundan kurtulduğundan çok sevinç ve neş’eli olan, gerek maddî, gerek ma‘nevî nûrlara yardımda zevk duyarak çalışan ve içimizde çok sevilen kardeşimiz Nalbant Ahmed.
Yedinci: Risâle-i Nûr talebelerinin Ramazân’da tevkîfi sırasında Isparta’dan getirtmiş olduğu kitabların içinde Hücûmât-ı Sitte ve Beşinci Şuâ‘ gibi risâlelerin sende var diye pestil gibi gece sabaha kadar dövülüp, yine sabrederek bir çok
SAYFA 293
zorlukların önüne geçilmesine sebep olan, günlerce ızdırâbını çektiği hâlde zerre kadar şikâyet etmeyen, Risâle-i Nûr’a talebe olmadan evvelki gaflet, nûru elde etmek sûretiyle hasenâta tebdîlinden dâimâ şükren, intişârında gerek yazı ve gerek maddî ferâgatte gayret gösteren kardeşimiz Semerci Dursun.
Sekizinci: Sevgili Üstâdının elini öpmesiyle ve kaleme sarılıp nûrları yazmaya başlamasıyla hayret verici bir değişikliğiyle, son derece çalışan, son zamanlarda kendi yazısını çok güzel saymadığı için Sâlih kardeşimizle beraber tashîhçilikte çok ileri iş gören, Risâle-i Nûr’a açıktan açığa dil uzatanlara karşı şâhîn bakışıyla onları susturan, ferâgat ve gayretiyle ittihât ve teşebbüste kuvvetli teslîmiyet ve hayırhahlığıyla anılan ve sevilen kardeşimiz Büyük İbrâhîm.
Dokuzuncu: Genç bir şahsiyet olduğu hâlde, ihlâs sebebiyle Risâle-i Nûr’un mütenevvi‘ kerâmet ve güneş gibi hakîkatleriyle bütün köyünün önce ileri gelenlerini fenâlıklardan, şimdi de küçükbüyük ahâlinin kısm-ı a‘zamını Risâle-i Nûr dâiresine sokmaya muvaffak olan, bütün sene köyünün çocuklarına Kur’ân dersi vermek ve bilhassa Risâle-i Nûr’un yazısında çok gayret gösteren, bütün köyünü olduğu gibi, hatta civâr köylere de yardımda te’sîr gösteren ve onları da Risâle-i Nûr’a teşvîk ederek ıslâhına sebep olan, mütevâzi‘, mükerrem, takvâ ve hüsn-ü ahlâka sâhib olmak güzelliğine mazhar olan, köyünün bir çok çocuklarına Risâle-i Nûr
SAYFA 294
derslerini bizzât çalıştıran va‘z ve hutbesini Risâle-i Nûr’dan aldığı ilhâm ile söylediğini her an i‘lân eden, Orza köyü hatîbi Mollâ Rıf’at.
Onuncu: Çok güzel yazısıyla bütün talebelerin başkalarına yazdırmak hissini duyanların yazı işlerini sırtına alan, yirmi dört saatte birkaç saatçiğini yemek ve uyku gibi zarûrî işlerinden mâadâ bütün gününü yazı yazmakla Risâle-i Nûr’un gölgesinde hak, diyânet ve takvâya ve kendine mahsûs ehl-i kalb olmuş, nûr yazıcısı ve kâtib ünvânına bihakkın liyâkat gösteren İzzet.
On birinci: : Risâle-i Nûr’u ilk okuyuşta âşığı olan ve göz yaşlarıyla Kur’ân kalemini ıslatan, köyünde tek oldukları hâlde ehl-i ilhâdın en ateşli zamanlarında bile îmân ve Kur’ân derslerine çalışan ve köyünün çocuklarını çalıştıran Ömer Ağa.
On ikinci: : Kardeşi Büyük Rûhlu Küçük İbrâhîm kardeşimizin tavsiye ve gayretiyle çok kalın pas ve gaflet ve sefâhat çukurundan Risâle-i Nûr’un ışığı sâyesinde kurtulan, az zamanda çok çalışan, umûma çok her cihette yardım eden kardeşimiz İsmâîl.
Risâle-i Nûr’a sevgisi, çalışkanlığı, bağlılığı ile, güzel yazısıyla, teşvîk ve tergîbiyle sevilen Mollâ Ahmet, Ömer Lütfü, Mübârek Zekeriyyâ, Tabâkçı İsmâîl ilâ-âhir daha çok var.
Nûr şâkirdi Alî Osmân
SAYFA 295
[287]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Çok alâkadâr olduğum Kastamonu Nûrcuların başı hükmünde merhûm Şeyh Ziyâeddîn’in vefâtı, bizi çok müteessir eyledi. O zât, eskiden beri Hâlid Ziyâeddîn, Ahmet Ziyâeddîn, Hazret-i Ziyâeddîn’in dördüncüsü, bu Şeyh Ziyâeddîn olarak dâimâ, her gün bütün ma‘nevî kazançlarımı onlara da bağışlıyorum. İnşâallâh devam da edeceğim. Kastamonu’nun Husrev’i olan Mehmed Feyzî bizim bedelimize, hem o merhûmun akrabasını ta‘ziye, hem Kastamonu ve civârındaki Nûrcuların bayramını tebrîk ettiğimizi teblîğ etsin. Husûsen Hilmî, Emînler, Tahsînler, İhsânlar, Ahmedler, Hâfızlar vesâire ve Nûrcu hemşîrelere hem selâm, hem bayramlarını tebrîk ediyorum. Hem oradaki komşularıma ve dostlarıma ayrıca selâm ederim.
Sâniyen: Medresetü’z-Zehrâ’nın demirbaş şâkirdlerinden Kâtib Osmân’ın oranın şâkirdleri nâmına bayram tebrîkleri içinde hakkımda ve hakkımızda gāyet güzel ve te’sîrli, İnşâallâh makbûl, mübârek duâları, benim bu sıkıntılı hastalığımda sürûrlu bir inşirâh vermesi, o duâların makbûliyetine bir emâre telakkî ettim. Isparta Hulûsî’si Re’fet’in benim yerimde tashîhâta başlaması ve mübâreklerden Tâhirî’nin ciddî arkadaşı
SAYFA 296
Abdullâh Çavuş’un Zülfikār’ını benim için tashîh etmesi, beni çok memnûn ve minnetdâr eyledi.
Sâlisen: Nûrlarla alâkası çok kuvvetli ve az bir zamanda çok iş gören Mustafâ Usman’ın, Safranbolu şâkirdleri nâmına bayram tebrîki münâsebetiyle nûrun ihbârât-ı gaybiyesinin tezâhürüne dâir uzun mektûbunun mesleğimize muhâlif olan siyâset maddelerini bırakıp, yalnız başta ve âhirde bir kısmını Lâhika’ya geçirdik. Hem ona, hem iki ma‘sûmu ve refîkası ile nûrlara çalışan Hıfzı’ya ve o civârdaki Nûrculara bilmukābele bayramlarını tebrîk ve muvaffakiyetlerine duâ ediyoruz.
Râbian: Aydın tarafında bulunan ve eskiden beri ehemmiyetli bir kardeşimiz Halîl İbrâhîm’in nûr dersinde bir zekî arkadaşı ve hapishânede nûrların kuvvetli bir da‘vâ vekîli Ahmet Feyzî’nin sizlere yazdığı güzel tebrîknâmesini ve şiddetli alâkasının devam etmesini gördüm, çok mesrûr oldum. İnşâallâh o kuvvetli Nûrcu, o tarafı tenvîr edecek. Zâten öyle birisi öyle bir yerde lâzım imiş. Benim tarafımdan ona çok selâm. Ve şiddetli alâkasını ve bayramını ve orada nûrlarla alâkadâr olanların bayramlarını tebrîk ediyoruz. Husûsen, Hâcı Emîn akrabalarına çok selâm ediyorum. Denizli ve civârında ve hapsinde bütün kardeşlerimize ve Nûrculara, husûsen Denizli Husrev’i Hasan Feyzî ve rüfekāsı ve nûrları bana getiren Hâfız Mustafâ ve Yalvaçlı M, K, Y ve hâkim-i âdil ve nûrun serbestiyetine hizmet eden
SAYFA 297
Muharrem gibi zâtlara ve hapiste bize kardeş olup çok insaniyet gösteren zâtlara, hem bayramlarını tebrîk, hem çok selâm ediyoruz. Ve onları unutmuyoruz ve unutamıyoruz.
Umûm Nûrculara binler selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Altı yedi sene kemâl-i sadâkatle bana ve Risâle-i Nûr’un kitabetine hakîkatli hizmet eden Kastamonu Husrev’i Mehmed Feyzî’nin mektûbu, şahsıma âit kısmı, haddimden pek çok ziyâde makam vermesi, gerçi mesleğime muhâliftir. Fakat onun, o hüsn-ü zanları, hakkımda bir makbûl duâdır diye ilişmedim. Onun gibi dikkatli, nûrun sır kâtibinin yazısına ilişmemeli diye aynen Lâhika’ya girmesini kabûl ettim
سع
[288]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Sevgili, Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,
Mübârek leyâlî-i aşerenizi, hem kudsî bayramınızı, hem Risâle-i Nûr’un tenevvürünü tebrîk ve başta Sevgili Üstâdım olarak umûm Risâle-i Nûr şâkirdleri ve bütün ehl-i îmân hakkında bu mübârek leyâli ve eyyâmın müjdeli, beşâretli ve sürûrlu olmasını
SAYFA 298
Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den niyâz ve istirhâm eder, Sevgili Üstâdımızın hayra yükselen nûrlu mübârek ellerinden öper, külliyet kesbetmiş makbûl duâlarını bekler, en derin hürmetlerimi takdîm ederiz.
Bu def‘a yine Sevgili Üstâdım, Şâkirdleriniz hüsn-ü zanlarını kırıyorsunuz. Ve şahsıma fazla kıymet vermeyiniz, buyuruyorsunuz. Elbette bu hâl, kemâl-i tevâzu‘ ve kudsiyetinize delâlet ediyor. Fakat sevgili Üstâdım, sizin sûretiniz İnâyet-i Hakk’la ayn-ı hakîkat, şahsınız ayn-ı şahs-ı ma‘nevî olmuş. Cenâb-ı Hakk sizi İsm-i A‘zam’ının tecellîsine mazhar اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰی نُورٍ مِنْ رَبِّهٖ âyetinin sırrına nâil buyurup, mübârek kalbinize öyle hârika bir kudsiyet ve hikmet, sadrınıza öyle bir inşirâh ve vüs‘at ihsân eylemiş ki, işte o mes‘ûd sadr-ı vâsi’in simâ-i ma‘nevîsi olan ulvî kalbinizde, külliyât-ı nûrda, Risâle-i Nûr’un sözleri nâmını alan ve her biri gāyet hârika birer îmân-ı tahkîkî huccetleri olan otuz üç adet Sirâcü’n-Nûr, hem Risâle-i Nûr’un Mektûbâtı nâmını alan ve her biri birer burhân-ı vahdâniyet ve risâlet olan otuz üç adet مَصَابٖیحُ النُّورْ hem Risâle-i Nûr’un Lem‘aları nâmını alan ve nûr-u hidâyet caddelerini gösteren لَمَعَاتُ النُّورْ, hem Risâle-i Nûr’un Şuâ‘ları nâmını alan ve nûr-u ma‘rifet ve muhabbet-i İlâhî dürbünleri olan شُعَاعَاتُ النُّورْ, kalbinizden tulû‘ ve zuhûr bulmuş. İzn-i Hakk’la ulû’l-ebsâra tarîk-i hidâyeti gösteriyor.
SAYFA 299
اَللّٰهُمَّ لَا مَانِعَ لِمَٓا اَعْطَیْتَ وَلَا مُعْطِیَ لِمَا مَنَعْتَ: Sevgili Üstâdım, işte şâkirdleriniz hüsn-ü zanlarındaki ifrât, bu hakîkati kâh Risâle-i Nûr’un, nûr-u hidâyet ve nûr-u tevfîk ve nûrlu tevâfuk meşâbihleriyle zînetli semâ-yı ma‘nevîsi olan nûrlu sahîfelerinde, kâh Sevgili Üstâdımızın nûr-u ilm-i hakîkat ve nûr-u hikmetle münevver mes‘ûd sîmâsında yine Risâle-i Nûr’dan açılan dîde-i nûr-u îmân ve çeşm-i basîretle temâşâlarından hâsıl olan pûr safâ-yı kalbi ve müteşekkirâne ve takdîrkârâne ve istihsânkârâne ve minnetdârâne, silsile-i tefekkürâtlarından neş’et eden bir sürûr rûhâniyetin temessül ve tecessüm etmiş birer meyvesi ve sûreti var.
Çok def‘adır alâkadârâne merâkla sorduğunuz Muhterem, Fâzıl, merhûm Şeyh Ziyâeddîn Efendi, âlem-i nûra irtihâl eyledi. Cenâb-ı Hakk, başta Sevgili Üstâdımız olarak bütün Nûrcuları hizmet-i kudsiye-i nûriyede dâim buyursun, Âmîn. Hakîkaten bu mübârek zât, âhir ömrüne kadar burada bütün ulemâ ve meşâyıh ve eşrâf içinde Risâle-i Nûr’a ve sevgili Üstâdımıza karşı ciddî alâkadârlığını göstermekten geri kalmazdı.
Hatta bir bayramda ziyâretine gitmiştik. Cemâat huzûrunda Ne gam, ümmet-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gibi şefî‘leri ola. Ne korku, denizin dalgasından ol kimseye ki, Nûh aleyhisselâm gemici ola. Ne hüzün, ne keder sizlere ki, Bedîüzzamân gibi müdâfi‘niz, Saîdü’n-Nûrsî Hazretleri gibi
SAYFA 300
Üstâdınız ola. diyerek Sa‘dî-i Şîrâzî’nin چِە غَمْ دِیوَارِ اُمَّتْ رَاكِە بَاشَدْ چُونْ تُوپُشْتِیبَانَ چِە بَاكْ اَزْمَوْجِ بَحْرْآنْ رَاكِە بَاشَدْ نُوحْ كَشْتِیبَانْ beyitlerini okuyup, Üstâdımızı hürmetle yâd eylemiştir. رَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی عَلَیْهِ رَحْمَةً وَاسِعَةً. اَللَّهُمَّ نَوِّرْ قَبْرَهُ بِنُورِ حَقَٓائِقِ رِسَالَةِ النُّورِ. اٰمٖینَ
Mehmed Feyzî
Lâhika’ya girsin.
[289]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Mübârek, çok Sevgili Üstâdımız, Efendimiz Hazretleri,
İrsâl buyurmuş olduğunuz, birinci mektûbunuzda geçen leyâli-i aşeremizin her bir gecesi birer Leyle-i Kadir ve Leyle-i Berât ve Leyle-i Mi‘râc kadar büyük kıymetleri olduğunu, Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’ın وَالْفَجْرِ وَلَیَالٍ عَشْرٍ sûre-i celîlesiyle isbat ederek ve o gecelerde biz âciz kusurluların duâlarımızın makbûliyeti için rahmet-i İlâhiyeye el açıp duâ ettiğinizden çok memnûn ve müteşekkiriz. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz ve hudûdsuz şükürler olsun ki, şu âhirzamanda biz âcizleri insan olarak yaratıp. kendi zâtına kul ve Habîb-i Zîşân Efendimiz asm Hazretleri’ne ümmet olarak halk edip ve siz çok mübârek ve hak hakîkatlerin kahramanı ve Hazret-i Kur’ân’ın ser tercümânı olan
SAYFA 301
Üstâdımız hazretlerine talebe ve bu zamana kadar bir daha misli getirilmeyen Risâle-i Nûr’a şâkird kabûl olunduğumuza medyûn-u şükrânız. Ve esrâr-ı Kur’âniye ve îmâniyenin hakîkatlerini bize öğreten siz hamiyetperver ve sabır kahramanı Üstâdımız efendimiz hazretleri için milyonlar sene ömrümüz olsa, gece ve gündüz hizmetinizde bulunsak ve dâimâ Cenâb-ı Hakk’a saâdet ve selâmetiniz için duâlar yapsak, yine hakkınızı ödeyemeyiz.
Cenâb-ı Risâlet-Penâh Hazretleri olan Nebiyy-i Zîşân Sallallâhu Aleyhi Vesellem Efendimiz Hazretleri dünyaya teşrîfinde Ümmetî, Ümmetî ve âhirete, dâr-ı bekāya teşrîf buyurduklarında yine Ümmetî, Ümmetî diye Mevlâsına kavuştuğu gibi, siz azîz Üstâdımız da, sekerât gibi olan dehşetli ve ağır hastalık ve sıkıntılarınızda, biz âciz kusûrlulara duâ ediyorsunuz. Cenâb-ı Hakk, ümmet-i Muhammed’in saâdet ve selâmeti için yaptığınız duâlarınızı ind-i ulûhiyetinde kabûl buyursun. Âmîn.
Ve Hazret-i İbrâhîm Aleyhisselâm’ın bu yevm-i arefe ve bayram gününde gözünün yaşını dindiren ve İsmâîl Aleyhisselâm’ı bıçaktan kurtarıp selâmete çıkaran ve bütün melâikeleri ve enbiyâ ve evliyâ rûhlarını şâd ve hürrem eden bu mübârek günler hürmetine Cenâb-ı Hakk vücûd-u şerîfinize şifâ versin. Âmîn. Ve bu mübârek arefe ve bayramların emsâl-i kesîresiyle müşerref eylesin. Âmîn. Ve biz âciz kusûrluları nûrun fütûhâtı için ve dünyaya i‘lânı için izn-i İlâhî ile arkanıza alıp hak ve hakîkatleri meydana çıkardığınız gibi, öyle de, yine dünyada bizleri peşinize alıp,
SAYFA 302
hacca götürüp, Nebiyy-i Zîşân aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri’nin eşiğine yüzümüzü sürerek gözyaşlarımızı akıtmaklar nasîb ve müyesser eylesin. Âmîn. Ve âhirette de, yine ol Nebiyy-i Zîşân Efendimiz Hazretleri’nin şefâatini cümlemize ihsân eylesin. Âmîn âmîn âmîn.
Bu taraftan cümle kardeşlerimiz, kalpler dolusu selâm ile mübârek ellerinizden öper ve bayram-ı şerîfinizi tebrîk ederek emsâl-i kesîresiyle müşerref olmaklığınızı tekrar tekrar Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd Hazretleri’nden temennî ve niyâz ederiz, efendimiz hazretleri.
Kusûrlu talebeniz ve duânıza muhtâç Osmân Kâtib
[290]
Çok Sevgili, çok Kıymetdâr, çok Mübârek ve çok Müşfik Üstâdımız, Efendimiz Hazretleri,
Mübârek el ve ayaklarınızdan ta‘zîm ve ihtirâmla öperek, umûm Nûrcu kardeşlerimizle beraber İyd-i saîd-i Adhâ’nızı bütün rûh u cânımızla tebrîk ve tes‘îd eyler, bu hayât-ı fâniyede idrâk ettiğiniz seneler boyunca, beşer için çok ehemmiyetli ve mukaddes ve lüzûmlu olan hayatınız ve bu mes‘ûd ve nezîh hayâtın ehemmiyetli ve kıymetli ve hayat ve vücûd kadar lüzûmlu olan semeresi Risâle-i Nûr’la umûm beşere ister bilmesinler, ister bilsinler alet-tevâlî nûr ve feyiz ve bereket ilkā ettiğinizden, yine
SAYFA 303
rûh u cânımızla tebrîk ve biz Nûrcular da hâs bir teveccühle ve Risâle-i Nûr’un nefes kadar lüzûmlu dersleriyle her nefesimizde büyük bir bayram yaptıran zât-ı fazîlet meâbınıza sonsuz minnetdârlıklarımızı arzederken, Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn Hazretleri’nden şöyle niyâz eyleriz: Yâ Rabbî, sevgili Üstâdımızın ömrünü müzdâd ve saâdet ve selâmet-i dâime içinde daha çok seneler bizimle bu hayât-ı fâniyede beraber eyle. Ve Risâle-i Nûr’u, küfür ve dalâlet bataklıklarında çırpınan beşere bizzât okutmasını nasîb ve müyesser eyle Ve biz zavâllıları ebediyen onun gösterdiği yoldan ve ondan ayırma. Ve ondan ve umûm Nûrculardan râzı ol. Âmîn.
Hizmetkârlarınız ve talebeleriniz, Safranbolu ve civârı kusûrlu Nûrcuları Risâle-i Nûr şâkirdleri siyâsete tenezzül etmediklerinden, bu Mustafâ kardeşimizin nûrun fütûhâtı hesabına yazdığı üç dört madde yazılmadı. Nûrculara lüzûmu yok. Yalnız netice ve hâşiyesi yazıldı.
Netîcetü’n-netîce, bu gençlik mümessili olan genç, bilmeyerek, âdetâ bu hâdisenin delâlet ve işârâtıyla Risâle-i Nûr’un hakîkatlerini tasdîk ve hak ve ayn-ı hakîkat olduğuna bütün gençlik nâmına imza koyuyor. Ve fakîr, kat‘iyen tasdîk ediyorum ki, biz Nûrculara müjdelediğiniz inâyet ve eltâf-ı sübhâniye peyderpey tezâhür ediyor. Ve dîn ve îmân ve Kur’ân aleyhine harekete geçmek isteyenlere, derhâl bir muhâlif ve muârız kitle zuhûr ve yüzlerinden sütreleri, maskeleri alınarak, enzâr-ı nâsta