EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

92

Karye-i irfân’dan Mustafâ Ertuğrul’un mektûbudur. Lâhika’ya girsin.

(201)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Üstâdımız Hazretleri,

Talebelerimizin hizmet-i nûriyedeki hatâları yüzünden dâimâ pâk-i vücûdunuz zahmetlerimize katlanıp, bin türlü müşkillerimizi hallederek, türlü türlü işkence ve sıkıntıları tevekkül olarak tahammül etmektesiniz. Ey sabır kahramanı olan Üstâdımız, Cenâb-ı Hakk sana tûl-ü ömürler ihsân ederek sabrınıza Mâşâallâh Bârekallâh deriz. Bizler talebeleriniz, bir adı Asâ-yı Mûsâ, diğer ismi Âyetü’l-Kübrâ olan pek büyük mu‘cizeli eseri zaîf ve nâkıs akıllarımızla ve âciz ve pek noksânlı imlâlı hatâlarımızla ve kalemlerimizle yazmış olduklarımız, Yedinci Şuâ‘ risâlelerimizi kabûl buyurup, bu mukaddes eserlerin mu‘cizât ve ma‘neviyâtına müştâk ve arzu eden talebeleriniz kardeşlerimize hediye ederek okuyup ve yazmalarında ve intişârı için siz müncîmiz tarafından tevzî‘ ve terakkiyâtları münâsib görürsünüz.

Risâle-i Nûr’un Asâ-yı Mûsâ Risâlesi, şu asrın pek dağdağalı ve çok kalplerin nûrunu söndürüp dalâletlerde kalıp, fesâdât ve bid‘a cereyânlarından husûle gelen ateşleriyle yanan milyonlar insanın kalplerinde yanan o ateşleri söndürüp

93

nûr-u îmân doldurup parlatan böyle bir eser ve âb-ı kevsere Mâşâallâh Bârekallâh Böyle îmân edenlere insanlar Vâcibü’l-Vücûd ve Tekaddes Hazretleri’ne hakîkî bir kulluk ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm Peygamberimiz Efendilere ümmet olup teblîğ buyurmuş olduğu şerîat-i Ahmediye’yi asm ve sünnet-i seniyeyi îfâ etmekle Hazret-i Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın emri kānûn-u İlâhî tatbîk ve te’mîn ederek Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın tefsîri olan Risâle-i Nûr dahi binler huccetleri ile hakāik-i îmâniyelerimizi takviye edip o dalâlet bataklıklarından çıkarıp, nûrlu yollara sevk ve hareket ettirmektedir.

Bu asırda dalâlet ve fesâdât cereyânlarına karşı nûrlu risâleleri okuyup yazmak ve hâlisâne tasdîk ederek îmânlarımızı taklitten tahkîke çıkararak, daha kalplerimizde kalan dalâlet ve fesâdât, bid‘a kirlerini tamâmen yıkayıp temizlemek ehl-i İslâm ve ibâd-ı müslimînin pek büyük vazîfeleri ve vazîfemizdir. Bu mübârek eserlerin batnında bizler anlayamıyoruz. Fakat Üstâdımızın ilm-i kelâmları ve diğer kardeşlerimizin vasıf ve bahisleri îzâh etmektedir. Şöyle ki, her ehl-i îmân ve İslâm Risâle-i Nûr’a hakîkat-ı hâlde ve sıdkıyla bağlanan talebe olan kardeşlerimiz, gerek bu fânî dünyada ve saâdet-i ebediyede mes‘ûdâne yaşayacaklardır. Ve âb-ı kevser feyzinden feyiz alarak hâslar içine katılıp hakîkî bir îmân sâhibi olacağımız duygu ediliyor.

94

Mâdem bizlerin için ne büyük müjde ve ne büyük servet ve ne büyük ticâret ve kazançtır ki, kelime-i tevhîdi ve salavât-ı şerîfeleri bir nebze dahi kalplerimizden çıkarmayıp zikrederek, yarın dehşetli mahşerde o selâmlarla ve o mektûblarla Rabbimize bir kul ve peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’e ve evlâd-ı Rasûl’e ve ezvâc-ı Rasûl’e ve yârları olan Cihâr-i Yâr-i Güzîn ve ashâbîn ve aktâbîn huzûrlarında yüzlerimiz ak olup, biz mücrimlere şefâat ve yardımlar ederek ve müncîmiz olan hazret-i Üstâdımız olan Risâle-i Nûr dahi bizleri yavrulu kuş gibi ardına düşürüp Huzûrullâha Celle Celâlühû ve huzûr-u Peygamberiye asm Risâle-i Nûr’un nûrlu eserlerine hizmet eden hizmetçilerin emek-i mükâfâtını ister ve talep eder ve ediyoruz İnşâallâh.

Bizler şimdi fırsat elde iken Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın feyzinden akıp gelen ve Risâle-i Nûr’da tecellî eden nûrlu kevser şarabı ile kalplerimizi yıkatıp, kalplerimizi tathîr edip ve kaplarımıza da doldurup yarın mahşerin dehşetli, elemli karanlıklı, harâretli ve daha bin türlü dertlerimize dermân, derin ve uzun yollara köprü olup saâdet-i ebediyeye vâsıl eylesin.

Şüphemiz kalmadı ki Risâle-i Nûr bu dünyada insanlar ve talebeleri ve şâkirdleri için kötü huylarını tebdîl ve kötü ahlâklardan ırak ve kötü amellerden dahi uzak ederek, nûr-u îmânla müşerref ve saâdet-i ebediyeye mazhar, rabbimizle mülâkāt ve Cemâlullâh’ı

95

müşâhede ve Habîbullâh’ın sancak-ı şerîfi altına cem‘edeceği için, pek sevgili olan Üstâdımız haps-i münferidde ve çilehânede, gurbet ellerde, bin türlü zahmetler ve binler türlü işkenceleri tahammül edip, Mevlâmıza mütevekkil olup, başka bir mahalden imdâd talep etmeye hemen Allâh’a sığınıp senelerden beri vücûd-u pâkini harâb edip, canını dahi nûr yollarına fedâ etmektedir. Güzel Allâh’ımız muîn olsun, imdâd etsin, inâyet etsin. Âmîn Âmîn Âmîn. Risâle-i Nûr’un kudret, kerâmet, hikmet, ulviyet, yüceliği Kur’ân’ın nûru ve tefsîridir, mu‘cizedir.

Ey Üstâdımız Hazretleri, şu cihet-i memnûniyetimizi ta‘rîf edemeyeceğim. Her üstâdlar talebe ve şâkirdlerine binbir türlü san‘at öğretip fânîde iâşelensin diye muvakkat ömre çalışıyorlar. Üstâdlarına binlerce duâlarla minnettâr oluyorlar. Zât-ı pâkin bizlere öğretmiş olduğunuz Risâle-i Nûr öyle bir mukaddes san‘at ki, fânîde bütün sıkıntılara merhem ve tiryâk ve ukbâda dahi saâdet-i ebediyeye bir vâsıta-i necât olduğu ve bu dünyada dahi dalâlet ve fesâdet cereyânlarına karşı bir hançer, bir Zülfikār, bir Asâ-yı Mûsâ’dır.

Böyle bir dertlerin dermânı olan nûrlu eserleri ve âb-ı kevserleri bu asra kadar uzatıp siz Üstâdımız tarafından te’lîf edilip ve bizler âciz ve fakîrleri hizmetçi olmaklığımızı nasîb eden Erhamü’r-Râhimîn’den ve Peygamberden ve haydarî ve ahfâddan ve siz Üstâdımızdan Allâh’ımız râzı olsun. Ve mektûbları ve ma‘lûmâtları günü gününe

96

metânetiyle mahallerine ulaştıran kardeşlerimizden dahi Allâh’ımız râzı olsun

هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی

Karye-i irfânın çok kusûrlu ve sizi çok zahmetlere dûçâr eden talebeleriniz rûh u cânımızla severek, hasretlik çeken iştiyâklı gönüller selâmetlerinizi diler, pâk ellerinizden öperek hürmetlerimizi takdîm ve selâmlarımızı sunar, pâk el ve ayaklarınızı öperiz Üstâdımız efendimiz hazretleri.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Çok kusûrlu, çok hatâlı ve çok günâhkâr talebelerinizden karye-i İrfân talebeleri nâmına Mustafâ Ertuğrul

(202)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Sizin Miʻrâc-ı şerîfinizi bütün rûhumla tebrîk ederim. Ve gelecek mübârek günler ve gecelerdeki duâlarınıza şimdiden binler Âmîn deriz.

Sâniyen: Antalya’da Nûrların intişârına çalışan Mehmed’ler ve Ahmedler ve Alîler ve İbrâhîmlere çok selâm ve tebrîk ve muvaffakiyetlerine duâ ederiz. Acaba Eskişehir’de berâberimizde bulunan Hüseyin Usta hayatta mıdır, merâk ediyorum.

97

Sâlisen: Kâtib Osmân’ın nasıl ki ma‘lûm mektûbu Medresetü’z-Zehrâ’nın umûm talebeleri nâmına Asâ-yı Mûsâ’da makām almış, öyle de onun kiraz bahçesi Risâle-i Nûr bahçesi nâmını burada alıp, onun kirazlarını çoklar teberrük niyetiyle aldılar. Nûrlar hesabına yediler.

Râbian: Sava Medrese-i Nûriyesi hakîkaten ümîdimizin pek fevkinde kahramânâne Nûrlara hizmet ediyorlar. Bana gelen mecmûalarda onların hârika çalışmalarını hayretle karşıladım. Binler Bârekallâh

Salâhaddîn’in yazdığı Asâ-yı Mûsâ âhirinde kısacık tercüme-i müellife dâir mektûbunu size gönderdim. Lâhika’ya girsin. İsteyenler ve münâsib görseniz kendi nüshalarının âhirinde yazabilir.

Umûm kardeş ve hemşîrelerimize selâm

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[203]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Husrev’le bir rûh iki cesed ve kendisi ve bahâdır birâderiyle nûr hizmetinde çok ehemmiyetli mevki‘ alan kahraman Rüşdü’nün acîb bir el makinesini nûrlar için

98

celbine çalışması, ehemmiyetli bir fütûhât-ı nûriyenin mukaddimesidir. İnşâallâh yine nûrlar, Nûrcuların lâyık elleriyle, kalemleri gibi tab‘ ve neşredilecek, yabânî ve lâyık olmayanlara muhtâç olmayacak. Fakat her şeyden evvel sıhhatli ve yanlışsız ve güzel bir tarzda makine ile, mümkün ise evvel eski harfle yazılsa, sonra yeni harfle daha münâsibdir. Sizlerin isâbetli tedbîrinize havâle ediyoruz.

Sâniyen: Konya’lı Sabrî’nin Re’fet’e yazdığı mektûbunu gördüm, ondan bildim ki, bu Sabrî, öteki Sabrî gibi gāyet hâlis ve samîmî ve çalışkan bir Nûrcudur. Bin bârekallâh, hem ona, hem onu teşvîk ve teşcî‘ eden ve hocaların yüzlerini ak eden Konya âlimlerine. Başta müfessir mübârek Hoca Vehbî olarak onlara ve oradaki nûr şâkirdlerine çok selâm ederiz ve bu mübârek şuhûr-u selâsede duâlarını isteriz

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Lâhika’ya Husrev’in mektûbudur.

(204)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Çok Mübârek, çok Kıymetdâr, çok Azîz, çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

99

Bu hakîr talebeleriniz bizler, sevgili mübârek Üstâdımızdan bu hafta içinde iki mübârek mektûb aldık. Bu mübârek mektûblardan birisi, şuhûr-u selâsenin hulûlü ve derd-i maîşetin tazyîki ile nûrların kitabetine fütûr verilmemesine; hem nûrların serbestiyetine emâre olduğu evvelce sevgili Üstâdımızca müjdelenmiş olan yağmurların rızkımız üzerine mebzûlen yağması; husûsen bu şuhûr-u selâsede daha çok gelmesi ve rûhlarımızın en çok muhtâç olduğu rahmetin Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât Mecmûaları elleriyle mebzûlen nüzûl etmesi; ve bu baharda çiçeklerin envâıyla tezyîn edilen dağlar ve taşlar gibi Nûrcuların ve ehl-i îmânın kalpleri füyûzâtla bezenmesine dâirdir.

Diğer mübârek mektûb ise, her iki Isparta’nın, husûsen küçük Isparta’nın çok güzel, çok letâfetli nüshaları; ve hem karye-i İrfân ve Homa talebelerinizin sevgili Üstâdımıza takdîm edilen firdevsî, kudsî, nûrânî hediyelerinin mübârek kahraman, hem çok çalışkan kardeşimiz Nûrcu İbrâhîm’in eliyle sevgili Üstâdımıza vâsıl olduğuna ve sevgili mübârek Üstâdımızın fevka’l-had memnûniyetlerine dâirdir.

Evet, sevgili mübârek Üstâdımız, sizi dâimâ şen ve şâdân görmek isteyen Isparta ve civârı talebeleriniz, Lillâhi’l-hamd fütûrsuz Mu‘cizâtlar mecmûalarını tamamlamakta ve yağmurlar da maddî ve ma‘nevî pek kesretli yağmakta devam ediyorlar. Hudûdsuz şükürler olsun Rabbimize

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kusûrlu talebeniz Husrev

100

(205)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ شَعْبَانَ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Şa‘bân-ı Şerîf’inizi tebrîk ve muvaffakiyetinize duâ ederiz.

Sâniyen: Bir lüzûma binâen Dâhiliye Vekîli’yle bir hasbihâl parçası nâmındaki fıkrayı açık mektûb olarak bir münâsib gazete ile neşretmek için Sâlih Yeşil’e gönderdik. Ve bir sûretini başvekîl'e ve birisi de adliye vekîline ve biri de dâhiliye vekîline ve biri de Afyon Emniyet Müdürü’ne veyâhûd vâlisine buranın kumandanı vâsıtasıyla gönderiyoruz. Bir sûretini dahi yine size gönderiyoruz.

Sâlisen: Eğirdir’de Alîl Alî Osmân’ın uzun bir mektûbunu aldım. Husûsî cevâba hâlim müsâid değil. Mektûbunda isimleri bulunan ve başta Hakkı ve پ olarak oradaki kardeşlerimize çok selâm ederiz. Ve Alî Osmân’ın bir kısım mektûbunu Lâhika’ya geçirdik. Umûma selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz ve duâlarınızdan dâimâ istifâde eden Saîdü’n-Nûrsî

101

[206]

Ey Emirdağı hükûmeti ve zâbıtası Bu hasbihâli bir sene evvel yazmıştım. Fakat vermedim, sakladım. Şimdi beş cihetle kanunsuz, beni husûsî ikāmetgâhımda bir hizmetçiyi de men‘ ve müdâhale etmeleri, dünyada emsâlsiz bir tarzda beni istibdâd-ı mutlak altına alıyorlar. Kanun nâmına kanunsuzluk edenleri, insafa gelmek fikriyle izhâr ediyorum.

Dâhiliye Vekîli ile hasbihâlden bir parçadır.

Hiç bir târihte ve zemîn yüzünde emsâli vukū‘ bulmayan bir zulme ve on vecihle kanunsuz bir gadre ve tazyîke hedef olmuşum. Şöyle ki:

Hem şiddetli sûikast eseri olarak zehirlenmeden hasta; hem gāyet zayıf, yetmiş bir yaşında ihtiyâr; hem kimsesiz, acınacak bir gurbette; hem palto ve fanilâ ve pabucunu satmakla maîşetini te’mîn eden fakîrü’l-hâl; hem yirmi beş sene münzevî olmasından, binden ancak tam sâdık bir adam ile görüşebilen bir merdümgirîz, mütevahhiş; hem yirmi sene hayatını ve eserlerini üç mahkeme ve Ankara ehl-i vukūfu inceden inceye tetkîkten sonra bi’l-ittifâk berâatine ve eserleri vatana ve millete zararsız olarak menfaâtli olmasına karar verilmiş bir ma‘sûm; hem eski harb-ı umûmîde ehemmiyetli hizmet etmiş bir evlâd-ı vatan; hem şimdi bu milleti, bu vatanı,

102

anarşilikten ve ecnebî ifsâdlarından kurtarmak için meydandaki te’sîrli âsârıyla bütün kuvvetiyle çalışan bir hamiyetperver; hem mahkemede yetmiş şâhidle isbat edildiği gibi yirmi beş senede bir tek gazeteyi okumayan, merâk etmeyen ve yedi sene harb-ı umûmiye bakmayan, sormayan, bilmeyen ve eserlerinde kuvvetli esbâb ve delîllerle siyâsetten bütün bütün alâkasını kestiğini isbat eden ve dünyanıza karışmadığını adliyeleriniz resmen i‘tirâf ettiği zararsız bir adam; ve âhiretine ve ihlâsına zarar gelmemek için şiddetle teveccüh-ü âmmeden kaçan ve kardeşlerinin onun hakkındaki hüsn-ü zanlarından ve medihlerinden çekinen ve beğenmeyen bu bîçâre Saîd’e; başta Dâhiliye Vekîli olan sen, Afyon vâlîsini ve Emirdağ zâbıtasını musallat edip, her gün bir ay haps-i münferid azâbını çektirmek ve tecrîd-i mutlak içinde tek başıyla bir haps-i münferidde durmaya mecbûr etmek, hangi maslahatınız iktizâ eder? Hangi kanun bu dehşetli gadre müsâade eder diye, hukūk-u umûmiyeyi muhâfaza eden adliyenin yüksek dâiresi vâsıtasıyla Dâhiliye Vekîli’ne beyân ediyorum.

Zulmen bütün hukūk-u medeniyeden ve insâniyeden ve yaşamak hakkından mahrûm edilen Saîdü’n-Nûrsî

103

Alîl Alî Osmân’ın mektûbu. Lâhika’ya girebilir.

(207)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا بَاقِیًا بِشَفَاعَةِ الرَّسُولِ عَلَیْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ

Çok Azîz, çok Sevgili ve çok Muhterem ve Şefkatli Üstâdım Efendim Hazretleri,

Mübârek şuhûr-u selâselerinizi tebrîkle, mübârek el ve etek ve bizlere yümn-ü bereket bahşeden kadem-i mübârekelerinize yüzümü, gözümü sürerek hürmetlerle bûs ederim. Bu fakîr, âciz talebeniz, iki gün evvel mübârek aylara tebrîkiniz olan mübârek kendi yazınız tebdîl edilmeden iki mübârek mektûbunuzu aldım.

Birisi: Kahraman Tâhirî ve İnebolu ve Kastamonu kahramanlarından aldığınız teberrüklerin tevâfukunu bahseden.

İkincisi: Bizlerin sa‘y ve gayretlerini artıran bu mübârek aylarda beş vecihle sevâb kazandıran Zülfikār-ı Mu‘cize-i Kur’âniye ve Ahmediye çalışmamıza dâir müjde ve beşâretleriniz.

Üçüncüsü: Canlı bir mektûbunuz olan kahraman Tâhirî ağabeyimin bu mektûblarla beraber gelerek, bir akşam hânemizde kalarak, siz sevgili Üstâdımız Hazretleri’nin karşıdan selâmlaşmalarınızla, cismen bizimle görüştürür gibi anlatmaları,

104

bu âciz, pür kusûr talebenizi ta‘rîfinde âciz bir derecede memnûn ederek, bu mükerrer tebrîklerin bir günde gelmesini hakkımda büyük bir ni‘met bilerek kabûl ettim. Cenâb-ı Hakk her ikinizden ebediyen râzı olsun. Âmîn.

Sevgili Üstâdım Efendim, biz mübârek nûrlarınızı burada ümmî talebeniz Çilingir vâsıtasıyla herkese, hatta her eve ulaştırıp okutmakta ve neşrine çalışmaktayız. Ve nûrlar takdîr edilmektedirler. Cenâb-ı Hakk’ın lutfu ve siz sevgili Üstâdımızın duâ himmetleri ve nûrların te’sîriyle Cenâb-ı Hakk bizlere yoldaş verip, bu hafta iki tane Asâ-yı Mûsâ siz sevgili Üstâdımızın mübârek ellerinizle tashîh ettiğiniz bir müsveddeden tashîh ediyoruz. Ve bu arada tashîh için gelecek arkadaşlarım gelinceye kadar da ikinci vazîfe-i Zülfikār’ı yazıyorum.

Onuncu Söz zeyliyle ve Yirmi Beşinci Söz zeyilleriyle beraber hemen bitmek üzere. Yetmiş sahîfe kadar bir şey kaldı. Ondan sonra On Dokuzuncu Mektûb’u Cenâb-ı Hakk’ın müsâadesiyle ve duâlarınız himmetiyle bu mübârek şuhûrlarda hitâm buldururum İnşâallâh.

Sevgili Üstâdım, senelerden beri nûr içinde bulunduğum hâlde ve bütün ömrümü ona sarfedip, hatta başka eski güzel tefsîr görüp içerisinde bazı ihtiyâç görülen mes’ele olup, okunması lâzım iken, vaktin zâyi‘ olmaması için Risâle-i Nûr’dan anladığım ve aldığım feyiz kâfî diye onları okumaya bile vakit

105

geçirmediğim hâlde; nûrları takdîrime dâir kalemim kalbimdeki takdîr ve tahsînlere tercümanlık yapıp, hiç bir vecîze yazamamaklığım ve bir kısım yeni kardeşlerimin mektûblarındaki güzel tahsînleri görüp, kendimi Risâle-i Nûr’dan uzak görüp, bu güzel nûrlar kalbimde bir ilhâm açmayıp, açtı ise de kalemim tercüman olamadığına müteessir oluyorum. Anlıyorum ki, her kardeşim terakkî edip, kendimi de tedennîde görüyorum.

Risâle-i Nûr’dan aldığım îzâhla, ben kendime yine büyük bir lütuf olduğunu anlayarak kabûl ediyorum. Çünkü sıhhatim yâr olsa idi, ben de bir kısım emsâlim gibi mübârek nûrların kevser şerbetlerini siz sâkî olan sevgili Üstâdımdan alıp sizlerle temas edemezdim biliyorum. Bu kusûrlu talebeniz fakîr âileye mensûb olup, ibtidâiye tahsîlinden başka tahsîlim olmayıp, on beş, on sekiz senedir de marîza-i bedenimin şiddetli ızdırâbları yüzünden o tahsîlin açtığı fikir ve zekâ kapıları kapanıp, bilgilerimi unutmuştum. Şu on senedir de bulunduğum hâneden bir tarafa çıkamayıp, anlamak istediğim müşkillerimi anlamak için hiç bir âlimin yanına varamıyorum. Allâh’ıma şu dünyadaki bütün zerrâtlar adedince hamd olsun, şu zamanın, hatta mâzî ve müstakbelin de en büyük ve en mühim ulemâsı olan Risâle-i Nûr’u bizlere bahşetmiş

Nûr Şâkirdlerinden Atabeyli Alîl Alî Osmân

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç