EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

173

Umûm kardeş ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve selâmetlerine ve muvaffakiyetlerine duâ ederiz. Ve deriz: Ya Rabbenâ, bu Ramazândaki Leyle-i Kadr’i nûr şâkirdleri hakkında bin ay kadar hayırlı yap. Âmîn Âmîn Âmîn

Kardeşiniz hasta Saîdü’n-Nûrsî

İnebolu kahraman şâkirdlerinin Ramazân tebrîğine âit bu mektûbları Lâhika’ya geçsin.

[234]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Sevgili, çok Azîz çok Mübârek ve Kıymetli Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Zât-ı müncînize olan hasret ve iştiyâk ateşi, Risâle-i Nûr’a hizmet yollarında devre devre geçirdiğimiz muzafferâne ve gālibâne mücâhedâttan mütevellid hissiyât-ı azîmenin şevki, Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nın yazılması anlarında ve Zülfikār Mecmûası’nda yazılmaları arasında zuhûr eden hikmet, mecmûalarla kalplerimize dolan ferah ve sürûr neş’esi, en son müşerref olduğumuz açık mektûb emr-i âlîsine tebeiyyet eden şu birkaç haftalık vukūâtlar, Mûsâ Aleyhisselâm’ın asâsı ile taştan sular fışkırmasının bir nev‘i olan maddiyât ile mahsûr, şehevât ile ölmüş

174

kalplerin bir anda başka bir şekil alarak hayatlanması, bir vakitler iki üç kardeş bir arada gördükleri zaman tabiatla kör olmuş, evhâmla çıldırmış اَلْخَائِنُ خَائِفٌ zümresinin güpegündüz gözleri önünde binlerce insan taptıkları putları elleriyle kırarak bağırırken, biz Risâle-i Nûrculara lutf-u Sübhân, feyz ve himmet, siz Üstâdımız Hazret-i Bedîüzzamânın müzeyyen kanatları altında duyduğumuz his ve gördüğümüz mu‘cize-i Kur’ân ve nûr karşısında sabahlara kadar şükren Lillâh tecemmu‘ eden nûr meclisinde yirmi beş senedir siz sevgili Üstâdımızın her anbeân işâret edip haber verdiği vukūâtların tezâhüründen, hatta yarınlar ve hatta hayât-ı uhreviyeyi de aynen böylece siz sevgili Üstâdımızın Kur’ân’ın Risâle-i Nûr ile haber verdiği hakîkatler ve müjdeler tahakkuk etmişcesine bizlere verdiği sevinç, ferah ve sürûr ve onun âteş-i aşkı ve en sıcak ve sâf hissiyât-ı medîdesiyle şu mecliste bulunamayan kardeşlerimize de vekâleten hepimiz şeref-i hulûlüyle müşerref bulunduğumuz mübârek Ramazân-ı Şerîflerinizi âcizâne, fakîrâne ve çok kusur ve günâhlarımızla, fakat şefkat-i merhametle afflarınıza sığınarak tebrîke müsâraatla müşerref olarak, çok sevgili siz Üstâdımızın ömürleri müzdâd, sıhhat ve âfiyetle daha pek çok şühûr-u selâseler, Ramazân-ı Şerîflerde siz sevgili Üstâdımızı başımızda görmek isteyerek bizim için menba‘-ı hayât ve necât olan mübârek ve müteyemmin Hâk-i pâyilerinizi ve kadem-i şerîflerinizi ve mübârek ve temiz ellerinizi biz İnebolu ve havâlîsi Risâle-i Nûr şâkirdleri

175

hep ayrı ayrı yüzlerimize ve gözlerimize sürerek öpmekle mes‘ûd ve son derece müftehiriz.

Aynı hissiyâtlarla bildiğimiz ve bilmediğimiz bilcümle Risâle-i Nûr kardeşlerimizin ve bilhassa başta Husrev ve Tâhirî ve Kâtib Osmân ve Alî ve Mehmed ve Geylân ve refîkleri mübârek Isparta ve civârı, Kastamonu ve Denizli, Aydın ve Safranbolu ve Konya, Afyon ve Eskişehir ve civârları ve daha hâtırımıza gelmeyen bütün Nûrcuları bu muazzam ve mübârek Ramazân-ı Şerîflerini tebrîk eder ve çok seneler dünyada ve cennetlerde hep beraber böylece siz sevgili ve mübârek Üstâdımız başımızda çok mübârek günler geçirmemizi Rabbimizden temennî ve niyâz eyliyoruz. Âmîn Âmîn Âmîn.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Duâlarınıza her an muhtâç İnebolu ve civârı Risâle-i Nûr şâkirdleri

[Çok muhteşem bir tevâfuk]

Çok sevgili Üstâdımızın tahmînen altı aydan daha evvel yazmış olduğu müjdeli mektûblarından bir satır yazıdır. Matbaanın tâhir olmayan elleriyle yeni hurûf libâsında beş yüz nüshayı vermesine bedel, İnşâallâh Risâle-i Nûr şâkirdleri beş bin nüshayı temiz elleriyle, hatt-ı Kur’ân ile Müslümanların ellerine yetiştirecekler. İlh;

176

Bir eser-i inâyet ve bir teşvîk-i feyz-i nûr ve sevkiyâtla idrâkine tam muktedir olamayacağımız muazzam bir inkılâbın anahtarı olan Zülfikār-ı Mu‘cizâtlar Mecmûası’nın kitabet ve teksîri için çâreler araştırırken, bir hüsn-ü tesâdüfle ve kardeşlerimiz Nazîf ve Salâhaddîn’in maddî ve ma‘nevî hamiyetperverlikleri ile münâsib ve muvâfık bir makineyi İnebolu’da yerleştirmiş ve tecrübe ve tecrübe numûnesini de sevgili Üstâdımıza göndererek intizârda iken, bir gün alemdâr-ı nûr ve mücâhid ve kahraman kardeşimiz Tâhirî güler ve nûrlu yüzüyle burada karşımıza çıkıyor ve bizi meserretlere garkediyor, Sebeb-i ziyâreti gāyet basît. Hem bir hasbihâl, hem de bu acîb makine hakkında ma‘lûmât alıp, îcâb ederse bir de kendisi alacak. Henüz gönderilen numûneye bir cevap alınamadığından Zülfikār’a da başlanmamış. Bu husûsda konuşuyoruz.

Bu esnâda Tâhirî kardeşimiz, bir kere ben de tecrübe edebilir miyim diye suâl etmesiyle, hiç birşey ve yukarıya yazdığımız bir satır yazı vesâire hâtır-ı hayâlimize gelmeden sırf bir tecrübe mâhiyetinde onun muayyen kalem ve kâğıdını Tâhirî kardeşimizin eline verip, bu tecrübe için yapılan kâğıtları da boşa gitmesin gāyesiyle Mu‘cizât-ı Kur’âniye’nin Bismillâh ve ilk sahîfesini yazarak bu sahîfeden yapılması, arzu edilen bin aded mecmûanın bin aded ilk bir numaralı sahîfesi kendi kaleminden hâsıl oluyor. Bundan on beş yirmi gün evvel vâki‘ olan

177

bu tevâfuk, bugün şu âciz mektûbumuzu Ramazân-ı Şerîf tebrîği münâsebetiyle yazarken hâtırlıyor ve derhâl yukarıya yazdığımız, sevgili Üstâdımızın bir seneye yakın evvelden o tâhir eli haber vermesi, bizi hayretlere düşürüyor. Ve bu satırları yazmak mecbûriyetinde kalıyoruz. Şüphesiz ki bu bin nüsha ilk teşebbüsdür. Nitekim bu hafta içinde Asâ-yı Mûsâ’nın da bin nüshası için cem‘an yekûn şimdilik üç ton kâğıt şipariş vermiş bulunuyoruz. Şu hâlde beş bin nüsha az bir zamanda Cenâb-ı Hakk’ın inâyetiyle hazır olmuş demektir.

Ey sevgili Üstâdımız, buna biz kusûrlu ve âciz talebeleriniz gözyaşlarımızdan başka hiç bir söz bulup söyleyemiyoruz. Şu hâlde Risâle-i Nûr’un elli senelik, Hazret-i Kur’ân’ın bin beş yüz senelik mücâhedâtının son azametli mahsûlünün bu çok ma‘nîdâr tevâfukuna biz Mâşâallâh ve Bârekallâh diyerek, daha geniş tasrîh ve şumûllerini kudretli kalemlere bırakarak Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükürler ediyoruz. Evet, bu ne büyük bir hakîkat ki, pek yakın şânlı istikbâlin ve câdde-i şerîat-ı kübrâsının resm-i küşâdını pek çok zaman evvelden ma‘nevî işâretinizle bu mübârek alemdâr-ı nûrun tâhir elleriyle kendi zâtınıza vekâleten yaptırdığınıza bizler şâhid ve bütün rûh u cânımızla bunu tasdîk ediyoruz.

Nazîf Çelebi, Büyük İbrâhîm, Küçük İbrâhîm, Sâlih, İsmâîl,

Gülcü Hüseyin, Dursun, Ahmed Hamîd, Berber Alî Osmân ve arkadaşları

178

[Bu mektûbun yazılmasından az sonra garîp bir vâkıa]

Risâle-i Nûr’un hakîkatlerine şimdiye kadar alâkadâr olmamış, beş vaktini kılan birisi, son günlerde hayât-ı uhreviyesini mahvedecek bir kâğıt kullanmış. Bu vesîle ile Risâle-i Nûr’un hakîkatlerini bir kardeşimiz dört kişi arasında onlara îzâha çalışıyorken, cinsini bilmediğimiz bir ufak kuş geliyor. O kâğıdı kullananın göğsüne tırnaklarını geçiriyor. Bu beş kişilik kalabalığın içinde ve hayret nazarları arasında hiç kaçmadığı gibi, gözleri o adamın gözlerinde ve başını da mütamâdiyen sallıyor. Bir müddet mütehayyir seyrediyoruz ve elimle alıp sevdikten sonra oradakiler de seviyor ve bırakıyoruz. Bir ok gibi gidişi, bu hayvanın tamâmen sıhhatte ve özürsüz olduğunu bize isbat ediyor. Risâle-i Nûr hakîkatlerinin yalnız insanlar değil, hayvânât-ı tuyûrât dahi tasdîkçisi olduğunu bizlere ve bütün orada bu hakîkatleri dinleyen ve görenlere tasdîk ve kabûl ettiriyor. Hâşiye Biz Nûrculara da şükren Lillâh gözyaşları döktürüyor

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

İnebolu talebeleri

179

Hem Lâhika’ya, hem Isparta, hem İnebolu’ya gitsin.

[235]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

بِعَدَدِ ثَوَابَاتِ قِرَٓائَةِ حُرُوفِ الْقُرْاٰنِ فٖی شَهْرِ رَمَضَانَ

Çok Azîz, çok Kıymetdâr, çok Şefkatli ve Merhametli nûruyla cihâna Şân ve Şeref veren, Âciz, Fakîr ve Hakîr Kalplere îmân dolduran Kurtarıcımız, Anamız ve Babamız Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

180

Kalblerimizden coşan sevgi ve saygı ile ol mübârek gülden nâzik hâtır-ı âlînizi candan suâl eder, el ve ayaklarınızdan ve eteklerinizden öper ve iki cihân içinde ehl-i îmân için bir ni‘met ve bir lutf-u İlâhî olan o mübârek vücûd-u şerîfinizin sıhhat ve âfiyet ve selâmet kadîm olması için Cenâb-ı rabbü’l-Mennân Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz eyleriz.

Mübârek senenin bir ayı ve ayların sultânı, ömrümüzün Leyle-i Kadr’i ve âhiret şehrinin kârlı pazarı olan mübârek mü’minlere nûr saçan ve Nûrculara çok uğurlu gelen ve gelirken her iki kanadında iki aded makine getiren Risâle-i Nûr’u çoğaltmaya sebeb olan Şehr-i Ramazân-ı Şerîf’inizi tebrîk eder ve bu uğurlu aydaki hasenâtın zât-ı Sevgili Üstâdımız ve umûm Risâle-i Nûr talebeleri ve ehl-i îmân için binler aylardan hayırlı olmasını, bizleri dalâlet ve gaflet bataklıklarından kurtarıp nûrlarıyla imdâdımıza yetiştiren Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’e milyarlar def‘a şükreder ve اَلْحَمْدُلِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَ حَمْدًا یُوَافٖی نِعَمَهُ وَیُكَافِئُ مَزٖیدَهُ deriz.

Yeni bir muvaffakiyet ve kerâmet-i nûriye olan canımızdan kıymetli Üstâdımız, bundan bir sene evvel ihbâr ve iş‘âr ve tebşîr buyurduğunuz bu açık ve âşikâr olan Hatt-ı Kur’ân, o matbaacıların kirli ve lâyık olmayan ellerine verilmez. Bunlara bedel, yine Risâle-i Nûr talebeleri binler nüshaları kendi mübârek ve tâhir elleriyle yazacaklar. Emrinizin çok zâhir bir tasdîkçisi olarak elde edilen hârikulâde makinenin

181

Isparta ve İnebolu Medrese-i Nûriyesi’nde milyonlar kalem yerine muvaffakiyetle çalışması, bizleri nihâyetsiz derece sevinç ve sürûrlara garketti. Bu uğurlu makineleri ve çalışan Kur’ân hizmetkârlarını biz Emirdağ talebeleri tebrîk ve takdîs ederiz.

Yine öpmeye, koklamaya doyamadığımız el ve ayaklarınızdan öper ve ehl-i îmâna iki cihânda gāyet müessir olan hayır duâlarınızı bahr-ı ummân kadar âcizleri biz kara yüzlüler bekler, dileriz, efendimiz hazretleri.

Emirdağ talebeleri nâmına kusûrlu, günâhkâr, âsî talebelerinizden

Terzi Râşid, Sıhhıye Hayrî, Terzi Sâdık, Mehmed Ceylan, Camcı Mehmed, Hasan, Terzi Mustafâ, Kasap İbrâhîm Osmân

Çok mübârek Üstâdımız efendimiz, görmeyi çok arz ettiğimiz mübârek İnebolu ve gül kokulu Ispartalıların aldığı uğurlu ve hayırlı makinelerin levâzımâtına yardım için küçücük Emirdağı’nın bîçâre talebeleri bir yardım olmak üzere şimdilik her makineye yüzer lira ayırıp hazırladı. Yerlerine göndermemize yüksek müsâade-i âlîlerini candan ricâ eder, ellerinizi öperiz.

182

[236]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk kardeşlerim,

Evvelâ: Bu kıymetdâr mübârek Ramazân’da sevâbın çok ziyâdeleşmesine bir sebeb olan şiddetli hastalık içinde Kur’ân’dan her gün birer cüz', pek çok zevkli ve câzibedâr ve sevâbdâr olan Hizb-i A‘zam-ı Kur’ânî’den yirmi sahîfe okurken kahraman Tâhirî’nin ve merhûm büyük Hâfız Alî’nin ne kadar büyük bir vazîfe yaptıklarını ve onun ve Hizb-i Nûriye’nin tevâfuklu tab‘ına muvaffakiyetlerini şükrânla ve çok hayretle karşılayıp binler Mâşâallâh Bârekallâh derdim. İnşâallâh şimdi bir veya müteaddid Hâfız Alîler ve Tâhirîler İnebolu’da ve Denizli’de tezâhür etmeye başlamaları, Zülfikār-ı Mu‘cizât dahi büyük bir fütûhâta vesîle olacağı bir beşârettir, bir fâl-i hayırdır.

Kahraman Nazîf’in Mu‘cizât-ı Kur’âniye’den makine mahsûlâtı olarak on sahîfe bize göndermiş, binler âferîn kazanmış. Ve ehl-i îmânı çok sevindirmiş. Siz münâsib görseniz, Meyve’nin Onuncu Mes’elesi veya hulâsası, Mu‘cizât-ı Kur’âniye zeyilleri içine girsin. Hakîkaten baba oğul nûrların kahramanıdırlar. Cenâb-ı Hakk muvaffak ve şeytanların şerrinden muhâfaza eylesin. Âmîn

183

Sâniyen: Bugünlerde râhatsızlık için Evrâd-ı Bahâiye’yi ezber değil, kitaba bakarak okudum. Âhirinde İhtitâm-ı Bahâiye olan hâtimesini, ma‘nâsını bilemediğimden, eskiden beri okumuyordum. Haydi bir def‘a bunu da okuyayım dedim. Gördüm ki, altı buçuk satırında, on dokuz def‘a nûr nûr nûr kelimeleri var. Kat‘î kanâatım geldi ki, Şâh-ı Nakşibend, Gavs-ı A‘zam gibi Risâle-i Nûr’u ve kudsî hizmetini keşfen müşâhede edip tahsînkârâne haber vererek ona işaretler ediyor. Ben de, yalnız o altı satırı ve baştaki satırı ve âhirdeki satırıyla otuz senelik Bahâiye virdime, onların nûrların intişârına muâvenetleri niyetiyle ilhâk eyledim.

Sâlisen: Atabeyli Lütfü nâmında bir kardeşimiz mektûbunda pek ciddî bir alâka ile nûrlara şâkird olmak istiyor. Mâdem Kahraman Tâhirî’nin akrabasıdır. Ve ismi Lütfü’dür. Ve müdakkikāne mektûbunda kābiliyetini gösteriyor. Elbette Merhûm Lütfü’nün vârislerinden olmasını kabûl ederiz.

Râbian: Bu mektûbu sabah yazmıştım. Şimdi dört mektûbunuzu aldım, daha bakamadım. Hem ikisi yeni harfle yazıldığından bilemedim. Ve kimden geldiğini anlayamadım. Sonra bakacağım. Isparta yangını beni mahzûn eyledi. Geçmiş olsun deriz. Umûmunuza selâm

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

184

Husrev’in küçük mektûbâtını aldım. Ve İnebolu kahramanlarının gayretlerine binler Mâşâallâh, Bârekallâh.

[237]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk, Mübârek Kardeşlerim,

Bu mektûbu Konyalı Sabrî’ye göndermişim. Size berây-ı ma‘lûmât gönderildi.

Azîz, Sıddîk Kardeşim Sabrî, Ramazân’ınızı tebrîk ediyoruz. O hocanın azîz kelimesine i‘tirâzına deriz:

Evvelâ: eskiden beri ehl-i ilim mükâtebelerinde azîz kardeşim, azîz arkadaş ve umûm halkın muhâverelerinde azîzim azîzim ta‘bîrleri, sıfât ve ma‘nâ-yı lugavî i‘tibâriyledir. Hem یُعِزُّ مَنْ یَشَٓاءُ sırrına göre insana verilen azîz lafzı, ilm-i sarf usûlünce fâil-i binâ-yı mef‘ûldür yani izzete mazhar olmuş demektir.

Sâniyen: Gerçi Azîz ismi Esmâ-yı Hüsnâ’dandır. İsim olarak başka da isti‘mâl edilmez. Fakat ma‘nâsı i‘tibâriyle sıfat olarak dâimâ hem Azîz, hem Esmâ-yı İlâhiden Halîm ve Hakîm ve Mâlik ve Melik ve Alîm ve Âlim ve Mü’min ve Semî‘ ve Basîr gibi çok isimler isti‘mâl edilmiş. Hiç kimsenin hâtırına i‘tirâz gelmez. Yoksa اَلسَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَیْمِنُ الْعَزٖیزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖیزٌ حَكٖیمٌ deki

185

Mü’min ismi, sıfat ma‘nâsıyla umûm mü’minlere ümmetçe verilmesi ve Hakîm ismi sıfat ma‘nâsıyla bütün doktorlara bütün halk tarafından isti‘mâl edilmesi, o zâtın i‘tirâzına göre hatâ ve günâh olmak lâzım gelir. Bunlara kıyâsen Mâlik ismi ve Semî‘ ve Basîr isimleri sıfat ma‘nâsıyla herkese her vakit veriliyor.

Sâlisen: Benim de eski ulemâya iktidâen bu Azîz kelimesini sıfat olarak kardeşlerime vermenin sebebi ise: Onlar dîni ve ilmi dünyaya âlet yapmadıklarından, ilmin ve dinin izzetini muhâfaza ettiklerinden, temsîlde hatâ yok, Yûsuf’un as Azîz-i Mısır olması gibi bunlar da derecelerine göre bu asrın azîzleridirler. Cenâb-ı Hakk onları azîz ediyor. یُعِزُّ مَنْ یَشَٓاءُ sırrına mazhar ediyor diye isti‘mâl ediyorum.

Râbian: Öteki hocanın وَبِالْاٰیَةِ الْكُبْرٰٓی اَمِنّٖی مِنَ الْفَجَتْ de فَجَتْ kelimesine şüphesi ma‘nâsızdır. Çünkü bu kelime Süryânî’dir. İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Nûreddîn’den aldığı dersle Celcelûtiye’deki bütün Süryânî kelimelerini tefsîr etmiş. فَجَتْ ise musîbet, helâket, hatâ, belâ gibi ma‘nâdadır demiş.

Hâmisen: Vehbi Hoca’nın hacca gitmesi mübârektir. Allâh selâmet versin. Oradaki bütün ulemâya ve de müftüye ve Nûrculara çok selâm ederim. Ve duâlarını ricâ ederim. Senin mübârek mahdûmunun güzel manzûmesini daha okuyamadım. sonra bakarım

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

186

Risâle-i Nûr’un erkânından İkinci Sabrî’nin ve hâs arkadaşlarının hesabına mahdûmu Feyzî Fezaî’nin yazdığı bu samîmî fıkrasındaki Nûr doğması zamanıdır. müjdesine Âmîn deriz. Lâhika’ya girsin. Bazı kelimelerini bilemedim. Siz ıslâh edersiniz.

[238]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Azîz Üstâdım Efendim Hazretleri,

Risâle-i Nûr feyzinden almış olduğum ilhâm üzere yazılan bu kıymetsiz şiirin kabûlünü ricâ ederim.

1

Umduğumuz gün pek yakın

Nûr doğması zamanıdır

Semâvâttan akın akın

Nûr doğması zamanıdır.

Allâh söyler kamu zerre

Demek lâzım birkaç kere

Bundan böyle vedâ‘ şerre

Nûr doğması zamanıdır.

2

Can mübtelâdır illete

Kim dayanır bu zillete

Müjde evlâd-ı millete

Nûr doğması zamanıdır.

Her kalp bir gümüş buhûrdân

Hisse al düşen yağmurdan

Şükür Risâle-i Nûr’dan

Nûr doğması zamanıdır.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç