
SAYFA 468
doğduğu bu mübârek gecenin şerefi için kabûl buyursun. Âmîn âmîn âmîn.
Bilvesîle mübârek ellerinizden, mübârek ayaklarınızdan öperek kusurlarımın affını tekrâren niyâz ve kardeşlerimin selâm ve hürmetlerini arz ederim, sevgili efendim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Nûrlar hizmetinde, nûrlar yolunda çok kusûrlu şâkirdiniz
çok hakîr ve zelîl niyâz-mendiniz Mustafâ
Lâhika’ya. 349
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz ve Kıymetli, Müşfik, Sıddîk, çok Sevgili Üstâdımıza,
Hakîm-i Zü’l-Cemâl, Rahîm-i zü’l-Kemâl, Mukîm-i zü’l-Celâl-i ve’l-İkrâm Hazretleri’ne hesabsız ve ta‘dâdsız hamd ve şükür olsun ki, bizim gibi dalâlet çukuruna hemen hemen düşmüş ve tâife-i insâniyeden uzaklaşmış gibi olan bîçârelere kardeş ve talebe kelimesiyle hitâp ediyorsunuz.
1350 seneden beri hiç misli görülmeyen ve ehl-i hakkı hayrete düşürüp titreten bu karanlıklı, zulümâtlı asr-ı fesâdîde ve medeniyet-i Avrupaîye ve tabîiyyûnun senelerden beri fırsat beklerken, asr-ı mezkûrden istifâde ederek, belde-i İslâmiyeyi istîlâ edip
SAYFA 469
bazısını evhâmla ve bazısını zevkini okşayan ihtişâm ve açıklığıyla ve kendilerine bend ettikleriyle de kalmayarak, beşikteki çocuktan tâ en ihtiyâr, çocuk hâline gelen zavâllıları bile aşılayıp sarhoş ettikleri bir sırada, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-beyân’ın eczâhâne-i kudsîsinden çıkan şifâ-yı nûriye fabrikasının tezgâhında bir hizmetçi olarak bulunup, süfyân komitesinin o taaffün etmiş aşısından kurtulduğumuz bizim için ne büyük saâdet, ne yüksek izzet, ne tatlı lezzet, ne üstün bir ni‘met, ne azîm fahr, ne a‘lâ sürûr, ne âlî bir şeref olduğundan, o mübârek fabrika-i nûriyenin müdürüne meftûn ve tezgâhında bir hizmetçi olduğumuza da memnûn ve medyûnuz. Çünkü asırlardan beri misli görülmeyen bu güzel eser, şimdiye kadar nûş edilmeyen bu mübârek kevsere cümle Nûrcu kardeşlerimizle, Denizli kahramanı Hasan Feyzî’nin vârisi sıfatıyla, bilhassa cemiyet-i mübâreke mal ve canımızı fedâya hazırız.
Büyük Üstâdımız, o büyük rehber ve şefîʻmiz olan Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz’in مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتٖی عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتٖی فَلَهُٓ اَجْرُ مِائَةِ شَهٖیدٍ fermanında buyurduğu gibi, böyle bir zamanda temessük uğrunda böyle bir şehâdetlik her insana müyesser olabilir mi? Üstâdımız, biz bîçâreler, hayır, hayır, her insana müyesser değildir diyoruz. Çünkü bu mertebe-i âliyeyi kazanmak, görünüşte o kadar tehlikeli ve o kadar karanlıklı ki, herkes bunu idrâkten âcizdir. Lâyıkıyla yapışan, bu sevâbı alacağı
SAYFA 470
âşikâr. Fakat bu uğurda dönmemek için de fedâ-yı cân etmek نور علی نور değil mi Üstâdımız? Zaman-ı câhiliyette, şefîʻmiz, seyidimiz Resûl-i Ekrem Efendimiz asm Hazretlerinin dîn-i İslâm’ı sür‘atle meydana getirmek üzere Zülfikār’ı İmâm-ı Alî keremallâhü vechehu Hazretlerinin eline vererek, o mübârek zât dahi îmâna gelmeyenlere saldırdığında, sahîhen rivâyet edildiği gibi, şimdi de aynı ismi taşıyan ve ilim güzergâhı olan Risâle-i Nûr’un güzîde-i hulâsâsı Zülfikār ismine mutâbakatı için bir yazılışında beş yüz Risâle-i Zülfikār-ı Nûriye yazdığı da bir hârika değil midir? Bu hârika ki, o zamanda ma‘nen yetmiş arşın uzayan mübârek Zülfikār’ın şimdi en son Zülfikār olan Risâle-i Nûr’un zübde-i hulâsası bu mübârek ise, beş yüz arşın ve hatta bütün dünyayı istîlâ ettiğini görüyoruz. Bu hakîkat değil midir? Üstâdımız, Elhamdülillâh ve Bârekallâh deriz
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Nûr şâkirdleri nâmına Ahmedler
[350]
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Eskişehir ve İstanbul için bana yirmi tane onar banknot fiyatında gönderiniz. Ben bazı zâtlara hediye vermeye mecbûr olduğumdan, on beş fiyatını tedârik edemem.
سع
SAYFA 471
[351]
1
Soyun gaflet libâsını
Yıka kalbin kirli pasını
Bulayım dersin Hakk rızâsını
Oku sıdk ile Risâle-i Nûr’u
2
Bu sözler nûra gufrândır
Bu sözler kalbe îmândır
Bu sözler derde dermândır
Oku sıdk ile Risâle-i Nûr’u
3
Belâlara perde olur
Kamu derde şifâ olur
Şefâat eder mahşerde
Oku sıdk ile Risâle-i Nûr’u
4
Ararsın derdine dermân
Umarsın Tanrı’dan îmân
Olursun mahşerde sultân
Oku sıdk ile Risâle-i Nûr’u
5
Cennet sana Rezzâk ola
Bineceğin Burâk ola
İki cihânda yüzün ak ola
Oku sıdk ile Risâle-i Nûr’u,
6
Risâle-i Nûr’u yazan kula
Dahi hem okuyan dile
Kabrine nûrlar ine
Oku sıdk ile Risâle-i Nûr’u
7
Bu manzûme burada oldu tamam
Üstâdıma olsun hadsiz selâm
Yâ Rab, Üstâdımızı selâmetlere çıkar yâ Rab sen
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Âciz, fakîr talebeniz
Marangoz Ahmed
SAYFA 472
[352]
Bu ikinci Hasan Feyzî, Ahmed Fuâd’ın bu samîmî mektûbu, gerçi ehemmiyetsiz şahsiyetime fazla ehemmiyet, fakat onun fevkalâde kendini fedâ etmek arzusu Lâhika’ya girmeye hak kazandı.
Şefkatli Üstâdımız, çok Merhametli Efendimiz,
Nûr hizmetlerinde çok geride kalan bir tenbel ve miskîn ve çok âciz, liyâkatsiz şâkirdlerinizi ileri saftaki kahraman kardeşlerimize yetiştirerek, mücâhede-i ma‘neviyeye katılabilmemiz için Isparta kahramanlar hey’âtının tensîb ve teklîfi ve siz Üstâdımız efendimizin de tasvîbi ile, büyük ve şânlı şehîd merhûm Hâfız Alî, gibi nûrâniyeti, mübârekiyeti ve kudsiyeti hem büyük nûr âilesinin tarihçesine, hem İslâm büyükleri târîhine altın satırlarla yazılmaya elyak bir zâtın nûrlu elleriyle yazdığı Risâle-i Nûr külliyâtının ve bütün nûr hazînelerinin biz bîçârelere teberûu kalplerimize nâmütenâhî bir ferah ve sürûru bahşetmiştir. Hadsiz minnetdârlıklarımızı, kalplerimizden taşan şükrân hislerimizi huzûr-u fâzılânelerinize arz ederek mübârek el ve ayaklarınızdan ta‘zîmle öperiz. Kerîm ve Rahîm olan Hâlık’ımız bizlerdeki bu ferah ve sürûrun binler kat fazlasını çok şefkatli ve merhametli kalb-i mübârekinize ihsân buyursun. Âmîn. Ondaki dâimî sıkıntıları dâimî meserretlere tebdîl ve tahvîl eylesin. Âmîn âmîn âmîn.
SAYFA 473
Azîz Üstâdımız efendimiz, Sıddîk Süleymân ve Mübârek Sabrî’nin ziyâretinize gelişlerinden bahsederken, maddî ve ma‘nevî kışın verdiği elîm sıkıntıları münâsebetiyle dünyadan müfârakat ve büyük nûr âilesinden iftirâk ihtimâline işaretle, bütün âileniz mensûblarının kalbinde kıyılanmış ve kabuklanmış bir yarayı tekrar deşiyor ve kanatıyorsunuz. Âh, bu öyle bir yara, öyle bir ızdırâb ki, bir yanardağ gibi zaman zaman feverân ederek kıvılcımları dökülen, kalpleri dâğlıyor.
Evet, sizin maddî ve ma‘nevî varlığınızdan, sahâbet ve himâyet kanatlarınız altında ayrılmış olmanın gönüllerimize düşüreceği firâk ateşinin şiddetini tasvîr edici kelimeler bulamıyoruz. Buna tahammül ve sabrımız olmadığından bedelinize üçüncü bir kurban olarak bu miskîn şâkirdinizi fedâ etmenizi, ayaklarınızı öperek yalvarırım.
Evet, zât-ı fâzılânelerinizin şu fenâ âleminde bir sâat fazla kalmanız, Âlem-i İslâm için ve bilhassa azîz milletimiz ve memleketimiz için hadsiz bir rahmet ve bereket olduğu kadar, buradan bir sâat önce müfârakatınız da telâfîsi imkânsız büyük bir ziyân ve bir ziyâʻdır. Bu ziyâı bir müddet daha geciktirmek bedeline bir kurban ve ikinci bir Hasan Feyzî olarak onun cânibine bu hakîr şâkirdinizin gönderilmesinde hiç bir zarar görülmez.
SAYFA 474
Yâ İlâhe’l-Âlemîn dünyadan müfârakat ihtimâlinden bahseden Üstâdımız efendimiz’in mektûblarını okuduğum anda kalbe doğan bir hâlisâne dileği dergâh-ı ulûhiyetine arzediyorum. Hazret-i Kur’ân’dan feyezân eyleyen nûr-u ilm-i İlâhî’ni, Risâle-i Nûr ve onun müellifi lisânıyla kulûb-u mü’minîne akan mecrâsını kesme. Îmâna ve Kur’ân’a çok şümûllü hizmet eden o mübârek lisânı, daha uzun müddet susturma. O nûrlu kalbi, daha çok yıllar işletmek ve yaşatmak ivazına lâzımsa, bu miskîn ve ahkaru’l-hakîr kulunu fidye olarak kabûl et. Âmîn. Âmîn. Âmîn.
Yâ Erhame’r-Râhimîn, âhirzamanda sevgili Habîbi’nin asm şerefini ihyâ yolunda fânî ve cismânî hayatını fedâ eden Üstâdımız Saîdü’n-Nûrsî Hazretlerini bu fenâ âleminde ihyâ eyle ki, o mübârek vücûd, yeryüzündeki zümre-i muvahhidîn için bâis-i rahmet ve bâdî-i mağfirettir. Sidre-i arş-ı muallâ hürmetine bu âcizâne duâlarımızı müstecâb eyle, yâ Rab Âmîn âmîn âmîn.
بِحُرْمَةِ سَیِّدِ الْمُرْسَلٖینَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَ
Hürmet ve ta‘zîmle el ve ayaklarınızdan tekrar öperim Üstâdımız efendimiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Eflâni nâhiyesi Nûrcuları nâmına
çok kusûrlu şâkirdiniz Ahmed Fuâd
SAYFA 475
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
یَٓا اَللّٰهُ یَا رَحْمٰنُ یَا رَحٖیمُ یَا فَرْدُ یَا حَیُّ یَا قُیُّومُ یَا حَكَمُ یَا عَدْلُ یَا قُدُّوسُ
İsm-i A‘zam’ın hakkına ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın hürmetine ve Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın şerefine, bir kalem ile binler nüsha yazan Husrev’i ve mübârek yardımcılarını ve Nûrcu arkadaşlarını Cennetü’l-Firdevs’te saâdet-i ebediyeye mazhar eyle. Âmîn Ve hizmet-i îmâniye ve Kur’âniyede dâimâ muvaffak eyle. Âmîn Ve defter-i hasenâtlarına bu mecmûanın her bir harfine mukābil bin hasene yazdır. Âmîn Ve nûrların neşrinde sebât ve devam ve ihlâs ihsân eyle. Âmîn Âmîn Âmîn
Yâ Erhame’r-Râhimîn Umûm Risâle-i Nûr şâkirdlerini iki cihânda mes‘ûd eyle. Âmîn İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhâfaza eyle. Âmîn Ve bu âciz ve bîçâre Saîd’in kusûrâtını affeyle. Âmîn Âmîn Âmîn
Umûm nûr şâkirdleri nâmına
Saîdü’n-Nûrsî