EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

26

(174)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Üstâdımız, Efendimiz Hazretleri,

Denizli’den avdetimizden sonra, kayınvâlidem câriyeniz bir rüyâ-yı sâdıka ile fakîrhâneye Üstâdımız efendimiz’in yed-i mübâreklerinde bir erkek çocuk tutarak, teşrîf buyurduklarını görmüş. Cenâb-ı Kādir-i Mutlak lütf u keremiyle hazîne-i rahmetinden Üstâdımız efendimiz’e bir hâdim ve hizmet-i Kur’âniye ve nûriyede bir talebe ihsân buyurmuştur.

Üstâdımız efendimiz’in mukaddes ve muazzez hâtıralarını, evlâd ve ahfâdımıza devren teslîm etmek ve lâyık olmadığımız hâlde şefkat ve mürüvvet ve kemâlât-ı insâniyenin ve Ahlâk-ı Muhammediye’nin asm bir timsâli ve Şemâil-i Ahmediye’nin asm bir âyînesi ve bu acîb asırda küfrün en koyu bataklığına düşmüş ve irtidâd ve ilhâdın kurumasında cüz’iyetleri geride bırakan denâet ve zehircilik entrikalarında olan zındıka komitesine karşı, hakîkat-i Kur’âniye ve îmâniye ve şerîat-i Ahmediye’yi asm nısf-ı asırdan fazla mesâî hayatı boyunca, Allâh’tan başka hiç bir kuvvetten korkmayarak en ağır tazyîk, en ağır şerâit ve en koyu zulüm ve zehirlerin te’sîrinden sarsılmayarak, en son acılara müftehirâne ve şükr-ü mutlakla karşı koyarak, bilâ-fütûr müdâfaa eden; ve Risâletü’n-Nûr ile küfrü susturan; ve bu mücâhedesini fîsebîlillâh

27

hiç bir emel ve dünyevî bir gāye ve makām aramadan tek başına başaran; Hazret-i Rasûl Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ma‘nevî nesl-i şerîfi; ve İmâm-ı Alî Kerremallâhü Veche’nin ma‘nevî hafîdi; ve Hazret-i Gavs-ı A‘zam Şâh-ı Geylânî radıyallâhü anhın mürîdi; ve Denizli otelinde Husrev ve Âtıf kardeşlerimizle şâhid olduğumuz kazâen kırılan on altı senelik yemek kaşığına gösterdiği alâka ile vefâkârlığın timsâli; ve bu acîb asrın meclis-i ma‘nevîde meb‘ûsu; ve bu ulvî ve kudsî vazîfelerin mümessili Üstâdımız efendimiz’in teveccüh-ü kudsîleriyle nâil ve şerefyâb olduğumuz hizmet-i Kur’âniye ve nûriyede, âciz ve hakîr şahsıma lütuf buyurulan hissemize vâris yapmak ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın dellâlı Üstâdımız efendimiz’in cenâh-ı himâye ve şefkatlerine teslîm etmek niyet-i âcizânesiyle küçük talebenizin ismini Saîd koyduk.

Üstâdımız efendimize karşı dokuz aydır i‘tirâfına cesâret edemediğimiz bu cür’etimizin afv buyurulmasını ve evlâd-ı ma‘nevî ve Risâle-i Nûr talebeliğine kabûlünü, hâk-i pâyinizden ricâ ve niyâz ederek, suçumuzun affına ve dileğimizin kabûlüne zâhirî bir işâret olmak üzere, küçük talebeniz Saîd’i künyelendirmenizi ve umûm Risâle-i Nûr talebelerine yazmak lütfunda bulunmuş olduğunuz iltifâtnâmelerdeki Necmiyeler kelimesine sâhib çıkarak bu duâ ve iltifâtın içerisinde İnşâallâh ben hasta ve âcize de varımdır diye şefâat ve teveccühünüzü sonsuz hürmetlerle mübârek el ve ayaklarınızı

28

öperek dileyen vâlidem câriyenizin istirhâm ve niyâzını ve tehzîb-i ahlâk yolunu ve bu asrî cereyânlardan îmânlarını ve erkân-ı îmâniye ve İslâmiye dâiresinde ihtiyâcât-ı dünyeviye ve uhreviyelerini ancak ve ancak Üstâdımız efendimizin himmet ve duâları berekâtıyla ve Sirâcü’n-Nûr’un nûr ve feyziyle kurtarıp muhâfazasına kāni‘ bulunan ve îmân eden ve bu teveccüh ve duâ ve himmete çok muhtâç, sıhhati muhtel ve âcize teyzem Fitnat ve kardeşim ve bütün hâne halkımız ve efrâd-ı âilemiz ve bu âdî ve âciz hâdiminizle beraber hâk-i pâyinizden ricâ ve istirhâm ve niyâz ederek dileriz. Muhterem şefkatli, merhametli, mürüvvetli Üstâdımız efendimiz.

Sönmüş rûhlarımızı hazîne-i Kur’ândan aldığı nûrlar ile hayatlandıran ferîdü’z-zaman Üstâdım, efendim.

Evvelâ, hazırlanmış kâğıtlara kopya kâğıtlarıyla yazı makinesi usûlü eski hurûf ve kopya kalemiyle bir def‘ada beş nüsha olarak Risâle-i Nûr eczâlarını duâlarınız berekâtıyla yazıyorum. Arabî nüshaları yazdıktan sonra hem tashîh etmek, hem harekelemek için tekrar elden geçirerek yanlışsız olmasına dikkat ve gayret ediyorum. Evvelce, sekîne’yi on dokuz âyet ve duâlarıyla beraber ve bu def‘a da yeni Delâil-i Hayrât ve Âyetü’l-Kübrâ’nın Hulâsatü’l-Hulâsası ve Sekîne’yi bir mecmûa hâlinde yazdım. Risâle-i Nûr’un yazı yazamayan talebelerine hediye olarak veriyorum. Üstâdımın bu def‘aki emirleri üzerine İktisâd, İhlâs, on bir mes’elesi ile

29

beraber Denizli Hapsi’nin Meyvesi, Otuz İkinci Söz’ün Birinci Mevkıfı, Tabiat Risâlesi, Otuzuncu Lemʻa’nın ikinci ve üçüncü nükteleri, Onuncu Söz’ün Dokuzuncu Hakîkati, Otuz Üçüncü Mektûb’un On Yedinci Penceresi ve Şükür hakkındaki risâleleri, elimde yazmakta olduğum Lemeât’ın hitâmında aynı usûlde beş nüsha olarak mecmûa hâlinde yazıp, İnşâallâh bir nüshasını Üstâdımız efendimize takdîm edeceğim.

Risâle-i Nûr’un yeni talebelerinden yazı ile hizmet eden Ömer, çok dikkat ve fevkalâde îmân ve merâkla okuyan Kerîm, genç ve fevkalâde merâklı ve Üstâdımızın müştâkı yeni yazı ile Meyve Risâlesi’ni yazan ve eski hurûfla yazmak ve okumak için çalışan Husrev kemâl-i hürmet ve ta‘zîm ve iştiyâkla hâk-i pâyinizden öperek teveccüh ve duâlarınızı Hulûsî-i Sânî kardeşimizle beraber niyâz ederler efendim.

Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den hazret-i Üstâdımızı bilumûm talebe ve şâkird ve ihvânlarıyla beraber hizmet-i Kur’âniye ve nûriyede ebeden dâim ve muvaffak buyurmasını ve zındıkların ve ehl-i dalâlet ve tuğyânın şer ve tasallutlarından emîn ve muhâfaza buyurarak, inâyet-i İlâhiyenin devamını ve uzun seneler Üstâdımız efendimizin başımızdan eksik olmayarak sıhhat ve âfiyetle mücâhede-i îmâniyedeki ulvî ve kudsî vazîfe-i diyânet-perverânelerine şevk-i mutlak ile devamını uzun yıllar daha nasîb buyurup, biz bîçâre ve âciz talebelerin öksüz kalmamasını ve her köşede açtıkları nûrlar saçan Medrese-i Nûriyelerin cedd-i emcedleri Seyyid-i Hâşimî’den asm aldıkları ilhâmla müjdeledikleri

30

istikbâldeki cihânşümûl umûmî tedrîsâtın semerelerini dünya gözüyle görerek, bu mübârek vatanın bağrına ve bu mübârek vatan evlatlarının sîne ve kalplerine ebede kadar sönmeyecek Sirâcü’n-Nûr’un nûruyla diktikleri îmân fidanlarının meyvelerini kanarak tatmalarını, bârgâh-ı izzet ve şefkatten مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ یُنْفِقُونَ sırrıyla dileriz. Sevgili Üstâdımız Efendimiz. Hâşiye

Fakîr, hakîr, bîçâre, âciz, âdî hâdiminiz M Sâdık

31

Hazret-i Üstâdımız olan Risâle-i Nûr’dan başka kim olabileceğini defaâtle söylemekten kendimi alamamıştım.

Şâhid olduğumuz bütün vakāyi‘ bunu bizlere göstermedi mi? Denizli hapsi’nin müdâfaanâmesi olan şâheser, bütün okuyucularını, bütün dinleyicilerini ve hatta zındıkları dahi hakîkate secde ettirmedi mi? Müdâfaâtı tekrar tekrar okudukça, değil usanç vermek, hakîkat kat kat canlanmıyor mu? Rûh ve îmân şahlanmıyor mu? Hangi eser var ki iki def‘a okuyunca te’sîrini kaybetmesin? Bu şâheser ve bütün Resâilü’n-Nûr eczâları okudukça okumak istenmiyor mu? Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın bu hâssası âhirzamanda hazîne-i Kur’ândan alınarak Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsinin kaleminde tecellîsi değil midir? Evet, mu‘cize-i Kur’ân’ın asrımızda tecellî eden bir mu‘cizesidir. Bu kadar acı ve ağır şartlar altında, bu acîb asırda, bu hakîkatleri, değil yarım asır, hatta yarım gün kim müdâfaa ve muhâfaza edebildi? Bu hakîkatleri müdâfaa ve muhâfaza ve neşreden, o şerefli nesl-i kerîm-i Arab’ın kanını damarlarında taşıyan ve ma‘nevî ahfâdından başka kim olabilir? Bu izinsiz yazılar, kalbime ve rûhuma akseden nûrun azamet ve heybet ve kuvvetinden ileri geliyor. Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd’un lütuf ve kereminden Üstâdımız efendimiz’e uzun ömürlerle sıhhat ve âfiyetin ihsânını inâyet-i İlâhiyeden duâ ve niyâz ve tazarru‘larla isteyerek, hâk-i pâyinizi öper ve teveccühünüzün bekāsını dilerim Üstâdım, efendim hazretleri.

Hâdiminiz M Sâdık

32

(175)

Asılları Kureyşî ve nûrların ciddî talebeleri olan

Ahmedlerin ve rüfekālarının nâmına Lâhika’ya geçirdik.

1

Sözün başlangıcı olsun Bismillâh

Lütuf ve ihsânla tevfîk verirse Allâh

Kabûle karîn olur İnşâallâh

2

İsm-i zâttır Allâh Rahmânü’r-Rahîm

Cümle ismi cem‘eder bu ey Hakîm

Hâtır-ı âcize geldi bir söz ki söyleyeyim

Sözlerin nûrunu izhâr eyleyeyim

3

Bu meğer ilhâm-ı Rabbânî olur

İnşâallâh derdimin dermânı olur

Yoksa ben nerde dahi söz nerdedir

Bu inâyetler dahi hep sendedir

4

Söylenilen sözler hep geliyor nûrdan

Ders veriyor ins ü cân ve hüsn-ü tuyûrdan

Risâle-i Nûr olsun dersimiz her an

Onun menba‘ı ve hakîkatidir Hazret-i Kur’ân

33

5

Sevgili Üstâd’dır ona tercüman

Her dem artsın nûru hem kemâl-i îmân

Tezyîd-i ömür eylesin Hazret-i Rahmân

6

Her an bizler o nûrdan feyz alalım

Nûrlanarak bahr-i envâra dalalım

Nûra bakan gözler ebediyen ölmez

Bu baharın nevreste gülü hiç bir zaman solmaz

7

Müezzin Allâhu Ekber deyince bizler coşalım

Mâsivâyı terk edip mescidlere koşalım

Saf saf olup da bir nizâm kuralım

Huzûr-u Hakk’da el bağlayıp dîvân duralım

8

Olmayalım sevgili kardeş âsî, nefis ve hevâya tâbi‘

Gençliğimiz bâkî olsun olalım kānûn-u İlâhî’ye mutî‘

Çok büyük ticâret ve saâdettir bizlere ibâdet

En büyük hasâret ve helâkettir bizlere sefâhet

9

İnsan olursa hodgâm hodendiş hem de bedbîn

İşi vâveylâ olur zâhirî ve bâtını çirkin

34

Dersinden feyz alıp olmalıyız bahtiyar hem de Hudâbîn

Âlem-i İslâm’ı ışıklandırıp hayrân eden Risâle-i Nûr’un

10

Çok korkunç ve elemli menzilleri bildirir Risâle-i Nûr

Toprak altında meleklerle konuşmayı sevdirir Risâle-i Nûr

Bu mekâna en çok ünsiyet hazırlayan Risâle-i Nûr

İlk menzildeki korkuları giderir Risâle-i Nûr

11

Âlem-i nûrânî hayatını göremeyenlere gösterir Risâle-i Nûr

Dağdağa-i dünyâdan terhîs olanlara nefes aldırır Risâle-i Nûr

Binler senelik yolların lâmbasıdır Risâle-i Nûr

Emsâlsiz numûnelik çiçek bahçesidir Risâle-i Nûr

12

Asrın عُرْوَةُ الْوُثْقٰی sı Risâle-i Nûr

Onu tutan her zaman kurtulur

Habl-i metîn ki حَبْلُ اللّٰهْ dır Risâle-i Nûr

Onu tutan her istediğini bulur

13

Muhkem ve kopmaz zincir dir Risâle-i Nûr

El atıp tutan necât bulur

Sarsılmaz bir îmân ile sahrâ-yı nûru seyredelim

El ele tutuşup hep beraber gidelim

35

14

Yüksel artık ey nûr-u mübârek birden bire

Salât ü selâmlar götür bizden ulu Peygambere asm

Pür-nûr olsun yolumuz tâ ezelden ebede

Hadsiz armağanlar götür Hazret-i Muhammed’e asm

15

Nûrla dolsun bu arz hem de olsun pâyidâr

Bu mübârek nûrun muhâfızıdır Hazret-i Haydar ra

İstilâ-yı arzdan arşa kadar yaslan

Şâd olsun Gavs-ı A‘zam ks ile Hazret-i Aslan ra

16

Talebe-i Resâilü’n-Nûr hem başta Üstâd

Hep beraber istiyoruz ebedî saâdet

Umuyoruz deryâ-yı merhametinden rahmet

İsyânımız affedip bekāmızı ver yâ Rab

17

ezelden bu yurt nûra sezâ

Toprağında yatan cümle-i mevtâ

Mağfiretle olsunlar aff-ı atâ

18

Duâlarımız kabûl et yâ Rabbe’l-âlemîn

تَوَفَّنٖی مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنٖی بِالصَّالِحٖینَ

Devrekâni’deki Nûrcular nâmına Çok âciz çok kusûrlu talebeleriniz Ahmed Kureyşî ve Nu‘mân Ahmed

36

Nûrun büyük santrali Sabrî’nin çalışkan bir yardımcısı Çilingir Alî’nin ümmîliğinin hâtırı için Lâhika’ya girdi.

(176)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ مَا لَا یُحْصٰی وَمَا لَا نِهَایَةَ لَهُ

Pek çok Şefkatkâr Üstâdım Efendim Hazretleri,

Mübârek ve rahmet saçan el ve yümn-ü bereket bahşeden ayaklarınızı kemâl-i hasret ve eşedd-i iştiyâkla öpüyoruz. Tekrârlarla öpüyoruz. Hem bu fakîr kulunuz gibi ümmî ve çok kusûrlu bir bîçâreyi de dâire-i nûrunuza merhameten almak gibi bir keramkârlığınızla şâd ve sevinçlere müstağrak buyurmanızı niyâz-ı yegâne gāye-i emel ve arzumdur. Bendeniz Denizli ziyâretimde, bir def‘a o ma‘hûd dar kapıda, hemen bir iki saniye kadar bir müddet müşerref ve kahraman nûrânî bahtiyârlara temas ve teşerrüfümü, her işin fevkinde bir muvaffakiyet bilmiştim. Lillâhi’l-hamd, o zamanlardan beri nûr santralliği, fa‘âl nûr hâdimleri tarafından uhde-i âcizâneme verildi. Bendeniz de, sarsılmaz bir azm ve metânetle بِسْمِ اللّٰهِ وَفِّقْنَا یَا خَیْرَ النَّاصِرٖینَ diyerek vazîfeme sa‘ye başladım. Bundan dolayı kalbimde parlayan meserret ve behçetin deracâtını tasvîr ve arz edebilmek imkânsız olmakla, onu ancak kalp ve rûh röntgenine

37

mâlik olanlar takdîr ve müşâhede edebilecekleri için kısa kesiyorum. Bahâ yetmez vazîfe ile mükellefiyetimden beri çilingirlik san‘atına az çalıştığım hâlde, çok mes‘ûd vakit geçiriyorum. Şu mukaddes hizmet, ma‘nen ve maddeten benim için en büyük bir ticârettir bildim ve biliyorum.

Sevgili Üstâdım, şimdiye kadar bütün nûrânîlerin elmas kalemlerinden damlayan mücevherât sandukçalarını tamâmen alıyorum. Her birerlerinden gelen türlü türlü füyûzât, rûhumu tezyîn ve kalbimi tahrîk etti de, onlardan cür’et ve cesâret alarak dedim: bu kadar hak ve hakîkatperestlerin elmâs misâl fıkraları içinde benim gibi bir hakîrin de cam parçaları kadar bile meziyeti hâiz olamayan bir arîzası bulunsa, o hâlis pırlantalara ne halel gelir deyip دَخٖیلَكْ یَا وَارِثَ رَحْمَةٍ لِلْعَالَمٖینَ nidâ-yı hazînânesiyle keramkâr Üstâdımın huzûrlarına sundum.

İzzetli Üstâdım,

Risâle-i Nûr’la peydâ-yı alâka ettiğimden beri şâhidim ki, tevâzu‘ ve mahviyetle şâkirdleri irşâd buyurduğunuz gibi, münâfıklara da bir def‘a olsun bed sözünüzü işitmedim. Yalnız, hey bedbahtlar, sizi Allâh ıslâh etsin diye temenniyât-ı hâlisânenin sarfı, kāilinin rûhen a‘lâ-yı illiyyîne çıktığını şeksiz irâe ediyor.

Şeyh Şiblî Kuddise Sırruhû’l-Âlî Hazretleri’nin Meyvedâr ağaçlar bana یَا شِبْلٖی كُنْ مِثْلٖی یَرْمُونَنٖی بِالْاَحْجَارِ وَاَرْمُوهُمْ بِالْاَثْمَارِ fıkra-i irşâd-kârâneleriyle hitâb ve

38

o cihetteki akîdemi tarsîn ettiler buyurmalarını tekrar ihtâr ve canlı bir sûrette gönlümde tecellî ettirmiş bulundunuz. Bu kasabamızda eskisine nisbetle çok ehemmiyetli muvaffakiyet hamd olsun görünüyor.

Barla ise kezâ, daha fevkalâdedir. Azîz Üstâdım, bu ârâmsız mesâî içinde alâ kadri’l-imkân dikkat ve i‘tinâ ve ihtiyât-ı lâzimeden geri kalmıyoruz. Başkaca siyânet ve himâyet Cenâb-ı Kibriyâ’dan bekleniyor

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Santrallikte dayısına muîn olan

Âciz Çilingir Alî

(177)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk, Kahraman Kardeşim,

Binler safâlarla gittin geldin. Sizler nasıl münâsib görseniz kabûl ederim. Eğer eski harfle imkân varsa, evvelâ ikinci vazîfenin mahsûlü ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniye nâmındaki mecmûa gāyet dikkatle ve ihtimâmla tashîhine; ve eğer kābilse tevâfuklu olmasına çalışılsın. Şimdilik numûne olarak bu def‘a beraber aldığın ve Asâ-yı Mûsâ’nın bir zeyli ve müellifin bir tercüme-i hayâtı nâmındaki mecmûa tab‘edilsin. Fakat ben dünyanın vaz‘iyetini bilmediğimden,

39

fırkalar fırtınası bizim bu mes’elemize ilişmemek için mümkün olduğu kadar ihtiyât etmemiz lâzımdır. Sizlerin şimdiye kadar isâbetli ve tam yerinde, hatta rûhânîleri dahi alkışlamaya sevkeden kudsî hizmetiniz ve hakîkatbîn tedbîrleriniz ve Eski ve Yeni Saîdlerin ve Abdurrahmân’ın vazîfelerini tam tamına yapmanız gösteriyor ki, Risâle-i Nûr ve Medresetü’z-Zehrâsı, hakîkî sâhib ve hâmî ve nâşir ve şâkirdlerini bulmuş. Daha bu bîçâre, zayıf, perişan, ihtiyâr Saîd’e ihtiyâç kalmamış.

Sâniyen: Nûrların neşrinde muvaffakiyetli kahraman Tâhirî, sûreten bu def‘a câsûsların ziyâde dikkatleri için görüşmediğimizden müteessir olma. Her günde, çok def‘a sizlerle ma‘nen görüşüyorum. Zâten meşrebimizde sûrî sohbet lâzım değil. Hangi risâle okunsa ma‘nevî bir sohbettir ve görüşmektir. Ben de yazılarınızı okudukça, sizi arkasında görüp mütesellî ve mesrûr oluyorum. Ve senin mübârek hânen küçük bir Medrese-i Nûriye’dir. İçindekilere pek çok selâm ve duâ ederek duâlarını isterim. Siz, benim tarafımdan Isparta ve civârındaki umûm kardeşlerimize bir rûhlu ve hayâtdâr mektûbsunuz. Selâm ve çalışmalarını çok tahsîn ve takdîrlerimi onlara teblîğ ediniz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç