
SAYFA 118
çeviriniz. Anadolu’nun her tarafında fışkıran nûrların mecmûu bir güneştir. Küre-i arz üzerindeki zulmeti dağıtıyor. Yalnız İslâmlara ve İslâmiyet’e girenlere dünyevî ve uhrevî veya İslâmiyet’le ittihâd ve ittikān edenlere dünyevî refâh ve saâdet veriyor. Çünkü Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniye Risâlesi ismiyle müsemmâdır. Semâdan, Kur’ân-ı Kerîm’den, Medîne ve Mekke’den, hadîs-i şerîften tereşşuh etmiştir.
Nice şuhûr-u selâsenin mübârek Kadir’ini bularak, nice seksen üç sene ma‘nevî ibâdeti kazanmanızı ve kazanmamızı Hakk Teâlâ’dan diler ve mübârek el ve ayaklarınızdan cümlemiz hasretle ve iştiyâkla öperiz.
Duânıza muhtâç çok kusûrlu ve günâhkâr talebeniz Abdurrahmân Salâhaddîn Çelebi
(212)
Çalışkan hânedânından Risâle-i Nûr’a ciddî alâkadâr, bana da çok hizmet eden Hacı Osmân ve refîkası Sultân ve mahdûmları Halîl’in nûrlar hakkında yazdıkları bu fıkra Lâhika’ya girsin.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
SAYFA 119
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz, çok Muhterem Üstâdımız efendimiz hazretleri,
Ey Risâlei’n-Nûr, aşkınla feryâd ve figān içinde ben
Sevginle cûş u hurûş eden yine ben
Acıyarak hâline vicdânla elem çeken ben
Mübârek nûr, yirmi beş seneye nasıl tahammül ettin sen?
Kudret yazsın, seni bütün dünya seyretsin
Âlemi nûr kaplasın, mü’minler şâd u hurrem olsun
Zulüm kalksın, dalâlet ağlasın, zındıkın mumu sönsün
Hasret kalan züvvâr-ı nûr ellerini öpsün.
Mübârek nûr el bende, kalem bende parlayan ziyâ sende
Emir sende, hüküm sende beşâret yine sende
Bağlayan sen, çözen sen, ferman sende
Açılsın mekteb, okunsun ebced, sultânlık sende.
Dileriz rahmet Cenâb-ı Hakk’tan bol olsun
Talebeler umar himmet, Üstâdımız var olsun
Çoğalsın kardeş, cihâna îmân dolsun
Ey Risâlei’n-Nûr ömrümüz uzun, üç aylarınız mübârek olsun.
SAYFA 120
Seni bize imdâda yolladı Rahmân
San‘atını biliriz, kurtarmak îmân
Nûrdan devamız var, korkmayız hemân
Ey korkaklara bir kuvvet Risâletü’n-Nûr.
Artık göster yüzünü açılsın gözümüz
Dağıt dermânını, gülsün yüzümüz
Nûrunla yoğruldu bütün özümüz
Ey karalara pür-ak Risâletü’n-Nûr
Nûrunla aydınlandı cihân güneşi
Dünyaya gelmedi nûrun bir eşi
Yoktur aramızda hâinin işi
Ey zındıka bir korku Risâletü’n-Nûr.
Vallâhi sensin, cihâna ma‘nevî başkan
Senin cismin büyüktür dağdan ve taştan
Sen emân çekilme bu fâideli işten
Ey ölümden korkmayan Risâletü’n-Nûr.
Senin nûrun bir nûr ki tadına doyulmaz
Nûrun deryasına dalan artık ayılmaz
SAYFA 121
Senin mübârek yüzünü görmeden durulmaz
Ey insanlara bir ümit Risâletü’n-Nûr.
Senin eserlerini dünyada kapıştık
Nûrun eline Bismillâh deyip yapıştık
Meylimiz yok dünyaya tek bir kuruşluk
Ey dertlilere dermân Risâletü’n Nûr.
Bizler âciziz çevirme, geldik kapına
Senin yolunu gördük, girdik yoluna
İmdâd eyle kemter âciz kuluna
Ey doğruya delîl olan Risâletü’n-Nûr.
Canımız fedâ olsun senin yoluna
Kılıcı çekip girdik senin koluna
Kendimizi attık Risâle yoluna
Ey münkire bir tokat Risâletü’n-Nûr.
Artık imdâd eyle bizlere
Allâh uzun ömür versin
Nûr deryasına dalan gözlere
Ey bu zamanda şifâ veren Risâletü’n-Nûr.
SAYFA 122
Senin nûrun bir nûr ki aleyhinde atılmaz
Nûrun eserleri bir dahi pis ellerle tutulmaz
Nûrun perdesi altına girdik artık kaçılmaz
Ey bu zamanda bir eczâhâne Risâletü’n-Nûr.
Nûrlu kitabların Lem‘a, Sözler, Şuâ‘lar
Okumaya doyulmaz birkaç def‘alar
Nûrun bize verir ma‘nevî gıdalar
Ey bu zamanda bir numûne Risâletü’n-Nûr.
Dünyanın sana karşı yoktur sözleri
Sürüyoruz senin gittiğin nûrlu izleri
Âh deyip de nûrdan yaş döken gözleri
Ey bu zamanda bir hakîkat Risâletü’n-Nûr.
Saatlerce hiç durmadan çalıştın
Çalışa çalışa hak yoluna ulaştın
Hakka emân deyip ellerini açtın
Ey karanlığa bir ışık Risâletü’n-Nûr.
Her derde dermân bir risâlen var
Durmadan çalışalım bize büyük kâr
SAYFA 123
Artık sana olduk ebedî bir yâr
Ey bize doğru misâl Risâletü’n-Nûr.
Hasta olan gönüller artık açılsın
Her tarafa nûrun deryası saçılsın
Bu zamanda kötünün yanından kaçılsın
Ey kötülere doğru yol Risâletü’n-Nûr.
Sana kimse kötü gözle bakamaz
Senin eserlerini kimse elden atamaz
Şeytana uyup bizlere çatamaz
Ey zamanın müceddidi Risâletü’n-Nûr.
Sensin bu zamanda en büyük âlim
Eserinle olduk birer küçük âlim
Âciz küçük taleben çok zâlim
Senden meded bekliyor ey Risâletü’n-Nûr.
Üstâdım efendim hazretleri, nûrun deryasından alabildiğimiz sözleri size sunduk. Kabûlünü ricâ eder, hürmetle el ve ayaklarınızdan öperiz efendimiz.
Çalışkan hânedânından baba oğul
Osmân ve Halîl ve vâlidesi Sultân
SAYFA 124
[213]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sekiz sene çoluk çocuğuyla sadâkatla bana hizmet eden; ve evlâd ve ahfâd ve refîkası ve dâmatlarıyla nûrlara ciddî çalışan; ve ders ve vaazlarını bütün nûrlardan veren; ve vefâtından on dakîka evvel dünyaca en ehemmiyetli vasiyeti, kendinin nûr risâlelerini tekmîl için Şâm'lı Hâfız’a ricâ eden; ve vefâtından iki gün evvel bana mektûb yazıp, benim aynı vakitte Sava’yı Barla’ya tercîh ederek Sava mezaristanında defnimi arzu ettiğimi sizlere yazdığımı sadâkatin kerâmetiyle hissedip bana mukābele ve i‘tirâz tarzında o mektûbunda der: Sen Barla’yı ikinci vatanımdır dediğin hâlde, neden ona gelmiyorsun, başka yerleri tercîh edersin? İbtidâî Medrese-i Nûriye Barla’dır, senin mezârın orada olmalı diye bana ihtâr etti. İki gün sonra size yazdığım daha size yetişmeden onun mektûbunu, hem Şânlı Hâfız ikinci sahîfesinde yazdığı vefât haberini aldığım merhûm muhâcir Hâfız Ahmed’in rh dünyadan göçmesi, aynen Abdurrahmân gibi beni çok sarstı, ağlattırdı. اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَیْهِ رَاجِعُونَ dedirtti. Binler rahmet onun ruhuna insin. Âmîn. Kabri de hânesi gibi Kur’ân ve nûrun bir menzili
SAYFA 125
olsun. Âmîn. Şüphem kalmadı ki, bu zâhir sadâkat kerâmeti, Nûrcuların îmânla kabre gireceklerini isbat ediyor ve hüsn-ü hâtimeye mazhardırlar. Benim tarafımdan onun akrabasına ta‘ziye ediniz ve ben bütün duâlarımda onu hissedâr ediyorum diye teblîğ ediniz. Küçücük bir hâşiye
Sâniyen: Kardeşimiz Re’fet bana yazıyor ki: İstanbul’da nûrlara çok ihtiyâç var ve ekmek gibi herkes muhtâçtır. Ve kardeşlerimizden ve nûrlarla çok alâkadâr ve çok okumuş ve Nûrcu olan Yeşil Şemseddîn, nûrun hakîkatlerinden ders verdiğinden, vaazında binler adam bulunur. Hem Re’fet der: Bundan anlaşılıyor ki, Risâle-i Nûr bu millete her gün ekmek gibi lâzımdır. Hem bir kısım nûrları, ehemmiyetli zâtlara vermiş ve Zülfikār-ı Mu‘cizâtı benim tashîhimden geçmiş bir nüshasını istiyor.
Umûma birer birer selâm ve duâ ederiz ve duâlarını isteriz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 126
Lâhika’ya.
Risâle-i Nûr’un birinci talebelerinden muhâcir Hâfız Ahmed, on üç sene sonra, vefâtından iki gün evvel yazdığı bu mektûb, Nûrcuların hüsn-ü hâtimelerine ve îmânla kabre girmelerine bir delîldir.
(214)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Pek Sevgili ve Fazîlet-mend Efendim Üstâdım Hazretleri,
Evvelâ: Arz-ı hürmetlerle hâtır-ı fâzılânelerinizi suâl eder ve her beş vakit arkasında sıhhat ve âfiyette dâim olmanızı Cenâb-ı feyyâz-ı Mutlak ve rabbü’l-Felak Hazretleri’nden rûz u şeb istirhâm ve temennî ile beraber, ömr-ü âlînizin izdiyâdını tekrar Cenâb-ı Mevlâ’ya Kur’ân-ı Hakîm ve dîn-i mübîn’e ve şerîat-ı garrâ-yı Ahmediyeye hizmetinizde devam edip bu ümmet-i Muhammed’in yollarını size ihsân olunan mukaddes ilim ile tashîh etmek üzere son derece yalvarırım. Efendim, afv-ı âlîlerine mağrûren, beni benden siz daha iyi bilirsiniz. Elimde kalemim yok, lâkin bu hâlimden ne kadar müteessirim ki, bu teessürümün mikdârını Hallâk’ım bilir. Yalnız Rabbime şundan dolayı şükür ve teşekkürler ederim ki, benim kalemsizliğimden olan teessürlerimin izâlesi husûsunda Cenâb-ı Hakk nihâyette dâmâtlarım Bahrî ve Mehmed ve kerîmelerim ve hafîdlerim ve mahdûmum
SAYFA 127
Hâfız Kâzım aldılar ve yazmaya her gün için devam ediyorlar. Rabbimin bu ihsânına hadsiz şükürler olsun.
Ben yazamadığımdan kalbimde yanan ateş sönmedi, ama biraz serinledi. Ben fakîr kardeşiniz ise, Risâle-i Nûr Kur’ân-ı Azîmüşşân ile arş-ı a‘zam’a merbûttur. bu mübârek risâleler Kur’ân-ı Kerîm’in tefsîridir diye câmi‘de cemâatime ve zamanın içinde yeni yetişen delikanlılara lisânım döndüğü kadar söyleyip hem da‘vet etmek ve hem de Risâle-i Nûr’a çalışmalarını tenbîh ve teblîğ ediyorum. Efendim, zât-ı fâzılâneniz burada bulunduğu zaman gibi değil. Mâşâallâh talebe çoğaldı ve daha tezâyüd edecektir. Her gün Risâle-i Nûrlar’dan bir tanesini terketmeksizin mütâlaa ile meşgūlüm. Oradan aldığım ahkâmı cemâatime haddim olmayarak vaaz ve nasihat etmekteyim. Ve onları da elimden geldiği kadar tenvîre çalışıyorum. Bu husûsta muvaffakiyetime duâ buyurunuz. Kıymetli Üstâdım, ömrüm oldukça buradaki dîn kardeşlerime risâlelerden aldığım ahkâmı teblîğ etmek en büyük vazîfemdir.
Efendim, mahdûm-u âcizi, köleniz Hâfız Kâzım, Risâle-i Nûr’a o kadar müştâk idi ki, gece ve gündüz çalışarak Asâ-yı Mûsâ’yı yazıp Lemeâtlar’dan epeycesini de yazdı. 14 Mayıs’ta mahdûmum Kâzım ve hafîdim Bahrî mahdûmu Mehmed, ikisi de asker oldular. Daha henüz kıt‘alarından haber alamadım. Lemeât’tan ve Mektûbât’tan ve
SAYFA 128
Sözler’den dört tanesini kaybetmişim. Zâyi‘ olan Sözlerle Mektûbât ve Lemeât’tan ne kadar noksânım varsa, kardeşimiz Şâmî Hâfız’a yazdırıyorum. Muvaffakiyet duâsını ricâ ederim.
Efendim, zât-ı fâzılâneleri burada iken, bana benim ikinci vatanım Barla’dır, buyurdunuz. Yine dönüp buraya gelirim diye va‘d-ı kavî vermiştiniz. Ben de bu söz üzerine efendimin vatan-ı sânîsi olan Barla’ya geleceğinizi beklemekte iken, bilakis uzak memleketlere gittiniz. Bu husûsta gelemeyecekler diye kalbimize bir ateş düştü. Bu tahassüre tahammül edemeyeceğim.
Üstâdım, vücutca çok ihtiyâr oldum. Dünyaya vedâ‘ etmeden, hakîkî müctehid ve şerîat imamı bulunan siz efendimin mübârek nûrlu yüzünü bir daha görmek arzu ve emelim o kadar yükseldi ki tahammülüm fevkindedir. Emir buyurunuz, dâmâdım Berber Mehmedle beraber hiç olmazsa bir gün için ziyâretinize geleceğim. Bu husûsta Allâh aşkına emrinizi beklerim. Refîkam, âhiret kardeşiniz Emîne ve gelinim Ni‘met ellerinizi, el ve ayaklarınızı öper, duânızı yalvarırlar. Hafîdim mini mini Hasan Hüseyin de ellerinizi öper ve kerîmelerim ve dâmâtlarım ve çocuklarım ve komşuların cümlesi ricâlen ve nisâen selâm ederler efendim. Efendim, siz burada iken namaz nihâyetinde cemâatle beraber okuduğunuz evrâdları, biz de terketmeyip cemâatle her namaz arkasında okuyoruz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Âhiret kardeşiniz Muhâcir Hâfız Ahmed Karaca
SAYFA 129
Bu da Lâhika’ya girsin.
(215)
[Şâmî Hâfız Tevfîk yazıyor]
Üstâdım Efendim Hazretleri,
Muhâcir Hâfız Ahmed Efendi, kemâl-i harâretle ve iştiyâkla şu mektûbu ağlaya ağlaya yazdırdı. Bu mektûbu yazdıktan iki gün sonra deniz kenarında bostanları vardı. Bir amele alıp, otlarını temizletip, bakmaya gitti. O gün orada kalbine bir ağrı gibi bir şey giriyor. Akşam üzeri geldi. Receb-i Şerîf’in 23. pazar günü, gündüz sâat beş buçukta, öğleden bir sâat sonra اِرْجِعٖی emrine boyun büktü. Bundan böyle mübârek, merhûm ağabeyimizi rahmetle yâd edip, duânıza almanızı çok çok yalvarırım.
Vefâtı da şöyle oldu: Ben başında idim. Kat‘iyen ölüm nişânesi yok. Bana, kardeşim bu def‘a yüküm ağır dedi. Ben de, merâk etmeyin geçer efendim, kelimesiyle karşıladım. Kardeşim hâfız, ben ölümü severek karşılarım. Âh, bu aylarda vefât edenlerden olsam dedi. Ya Rabbi, ihtiyârım tahammülüm yok. Azametine ilticâ ediyorum. Kaldıracağım kadar yük ver. Fazla verme Yâ Rabbi deyip hemen Kur’ân okuyor ve salavât-ı şerîfeye devam ediyor. Bundan sonra da devamı şudur: اَللّٰهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ كَرٖیمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنّٖی mübârek kelimâtına devam ediyordu.
SAYFA 130
Ba‘dehû bana dönerek dedi: Kardeşim Hâfız Tevfîk, ben Rabbime söz verdim. Ve borç edindim. Eğer bana emr-i Hakk vâki‘ olursa, noksân kitablarımı bırakma, ikmâl et. Sana vasiyetim budur, dedi. Biraz râhat etmek üzere üzerini örttük. Aklı başında, kuvveti yerinde biraz, on dakîka kadar geçti. Hemen uyandı. Salavât ve diğer okuduklarına devam etmeye başladı. Başucundaki saate baktı. Sâat altı buçuk mu oldu, dedi. Ben saate baktım. Bizim müezzin, Câmûs Hocaoğlu Hâfız Nûrî Efendi de beraberdi. Hayır efendim, sâat beşi yirmi geçiyor, dedim. Hemen abdest almak üzere davrandı. Gelinine, kızım leğeni getir, abdest alayım, cemâatle namaz kılalım, dedi. Gelin dışarıdan leğeni getirinceye kadar hemen kıbleye teveccüh edip, mübârek Allâh ism-i Celâli ile secdeye kapandı. Orada büzüldü. Bu andan on dakîka sonra vefât etti. Bendeniz ve müezzin Nûrî Efendi, Hâfız Ahmed Efendi’nin vefâtına böylece muttali‘ olduk. Allâh cümlemize ecr-i cezîl ihsân buyursun.
Pazar Câmi‘i hatîbsiz, sizin namaz kıldırdığınız câmi‘ler öksüz kaldılar. Vazîfe görecek huffâzımız kalmadı efendim.
Kardeşiniz
Hâfız Şânlı Mehmed Tevfîk
Merhûm Hoca Hâfız Ahmed dâmâdı
Berber Mehmed
SAYFA 131
Risâle-i Nûr’un başta başkâtibi Hâfız Tevfîk’in bu fıkrası Lâhika’ya girsin. Çok ilişemedim. Hâtırını kırmamak için ta‘dîl etmedim.
(216)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Pek Sevgili ve Fazîlet-mend Üstâdım Efendim Hazretleri,
Had ve hudûdsuz ve nihâyetsiz tahassürlerle selâm-ı âciziyi ba‘de’t-teblîğ mübârek ellerinizi öper ve beş vakit namaz ba‘dında zât-ı fâzılânelerinin sıhhat ve âfiyetlerinin devamı ve ömrünüzün efzûniyetini hizmet-i Kur’ân ve Şerîat-i Ahmediye ve Kur’ân-ı Hakîm’e merbût bulunan Risâle-i Nûr’umuzun ikmâli husûsunda kıtmîriniz ve fakîriniz olan kardeşinizin âciz lisânı döndüğü kadar Cenâb-ı Perverdigâr Hazretleri’ne rûz u şeb yalvarmak virdimdir efendim. Âh hasret, âh hasret Üstâdım Bu hasret ateşi, ârâmsız cism-i âciziyi her an yakmaktadır. Heyhât, ne yapayım efendim Elim ermez, gücüm yetmez. İnşâallâh an-karîbi’z-zamân Hallâk-ı Lemyezel Hazretleri pek yakın vakitte serbest mülâkātlar nasip edecektir. İnşâallâh, sümme İnşâallâh ve sümme İnşâallâh.