
SAYFA 372
Merhûm muallim Hasan Feyzî’nin bedeline, Dârü’l-fünûn genç talebeleri pek ciddî nûra ihtiyâçlarını hissedip çalışmalarına bir küçük numûne olarak bu mektûblarını size gönderiyoruz.
[315]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Mübârek, çok Müşfik, Üstâdım Efendim Hazretleri,
Lütuf buyurduğunuz kitablarınızı sonsuz sevinçler içinde aldık. Fıkra ve sözleri ihtivâ eden o güzel mecmûayı okuduk. İştirâk-i a‘mâl-i uhreviye düstûrunu ve merhûm Hasan Feyzî’nin güzel yazılarını tasdîk ve rûh u cânımızla iştirâk ediyoruz. İnşâallâh a‘mâl-i uhreviye düstûru, ihlâsla çalışan sâdık Risâle-i Nûr şâkirdlerine Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz rahmet kapılarını açmasıyla bu ümmet için رَحْمَةً لِلْعَالَمٖینَ âyetinin bir cilvesine mazhar olur. Bu zamanda şerîatin maddî ve ma‘nevî ihtiyâcâtı o kadar artmıştır ki, saâdet-i ebediyesini kazanmak için elinde cüz’î bir sermaye ile dünyaya gönderilen zayıf insan, eğer aczi, fakri ile beraber o sermayeyi ebedî saâdetine medâr olacak ma‘nevî bir şirkete vermez de kendine güvenirse, o ma‘nevî ticârette kazanmak ihtimâli pek azalır. Eğer ihlâs dâiresinde
SAYFA 373
o ma‘nevî şirkete iştirâk etse pek çok kârlıdır. Bilhassa Risâle-i Nûr talebelerinin az olduğu şu zamanda Kur’ân-ı Hakîm ve îmân hakāikinin neşrinde hizmet etmek, herkese müyesser olmayacak bir ma‘nevî kazanç ve fazîlettir.
Risâle-i Nûr’un hizmetinde kullanılmasına mukābil, âtîde nûr fütûhâtını tam yaptığı zaman, bütün ehl-i îmânın hayır duâları a‘mâl defterine işlenebilsin. Bundan böyle Risâle-i Nûr’a hizmette gāye sırf rızâ-yı İlâhî olmalıdır. Hem umûm Risâle-i Nûr şâkirdleri her husûsta duâ ve himmete muhtâç bizim gibi günâhkâr ve fakîr talebelere hizmetlerini tam yapabilmesi için duâları ind-i İlâhîde kabûle şâyân olsun. Risâle-i Nûr, fütûhâtını kendine mahsûs fevkalâde bir tarzda yapıyor Ve yapacaktır. Yalnız biz bu işte âdî bir vâsıta olabiliriz. Risâle-i Nûr hiç bir şeye âlet olamaz ve edilemez. Onun talebeleri ona yaraşacak bir tarzda sâfîliğini muhâfaza etmelidir. Umûm üniversite talebeleri, bilhassa Konyalı Ziyâ, Feyzî, Mehdî, Bahâeddîn Abdurrahîm ve Kastamonulu Azîz ve Ömer vesâire ve bu âciz talebeniz ellerinizden öper, sıhhat ve âfiyetler dileriz.
Üniversite Nûrcuları nâmına duânıza muhtâç Mustafâ Oruç
SAYFA 374
[316]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: İki mübârek Alî'lerin topladıkları Tılsımat-ı Kur’âniyenin keşşâfları olan parçaları mütâlaa ettim. O Tılsımlar Mecmûası’nı hakîkaten çok ehemmiyetli ve çok güzel gördüm. Umûm halka değil, âlimlere ve muallimlere çok lüzûmu var. O mecmûayı tashîh ettim. Size göndereceğim, münâsib gördüğünüz zaman makinenizle, eğer makineniz ve Husrev’in kalemi kâfî gelmiyorsa Tâhirî ve Küçük Alî’nin iştirâkiyle, kābilse başka yerden bir emânet makine ile yazılsın. Yalnız içindeki Yirmi İkinci Söz’ün hikâye-i temsîliyesi, zâten Asâ-yı Mûsâ’da var, yazılmasın. İkinci makamı ise tevhîdin tılsımlarını açar. Eğer siz meşveretle münâsib görseniz yazarsınız. Yoksa o da kalsın. Yirmi Yedinci Söz olan İctihâd Bahsi şimdilik yazılmasın. Ve Sahâbe hakkındaki zeyli yazılsın. Bu mecmûaya daha münâsib gördüğünüzü ilâve edebilirsiniz.
Sâniyen: İkinci Isparta İnebolu kahramanı Nazîf Çelebi’den bir mektûb aldım. Yazmakta oldukları Zülfikār’ın daha sıhhatli ve hatâdan sâlim olması ve o sizin yazdıklarınızın usûlünüze göre yazılması için Isparta kahramanlarının yazdıkları
SAYFA 375
Zülfikār sahîfelerinden gönderilmesini ricâ ediyor, siz ona lâzım olan makine mahsûlâtından gönderiniz.
Sâlisen: Safranbolulu Mustafâ Usman’ın çok ehemmiyetli bir cenâhı ve ikinci bir Hasan Feyzî olan muallim Ahmed Fuad’ın Zülfikār’ın tab‘ı için teberrüüne mukābil, Şehîd merhûm Hâfız Alî’nin tamam Risâle-i Nûr nüshalarını göndermek, münâsib görmüşseniz, siz meşveretle ne münâsib görmüşseniz ben râzıyım, çok münâsibdir. Re’fet’in tashîh ettiği Abdullâh Çavuş’un yazdığı Zülfikār’ı dahi ona gönderebilirsiniz.
[Hâşiye]
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Tılsım Mecmûası’nın başına yazılacak olan parça
Kâinâtın muazzam tılsımını ve muğlak muammâsını açan Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın yüzer tılsımlarını, yine Kur’ân’ın Feyziyle Risâle-i Nûr’un keşf ve isbat ve îzâh ettiği dîn tılsımlarından ve muammâlarından en ehemmiyetli kısmı bu tılsımlı mecmûadır.
Tafsîlât ikinci mektûbdadır.
SAYFA 376
Safer 2 Sahîfe 1
[317]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Hadsiz hamd ve şükür Erhamü’r-Râhimîn’e ki, sizleri Zülfikār’ın hizmetinde muvaffak eylemiş. Hitâma yakınlaşmanızı bütün rûh u cânımla tebrîk ediyorum. İnşâallâh nûrun daha çok mecmûalarını yazmasına muvaffak olursunuz. Başta münâcât ve âhirinde tensîbinizle Denizli Müdâfaanâmesi dercedilen ma‘nevî Târîhçe-i Hayât Mecmûası ile ve size göndereceğim Tılsımlar Mecmûası, ikisi evvel yazılsın. eğer ikisi beraber olmazsa, tılsımlı mecmûa takdîm edilse münâsibdir. Sonra Sikke-i Gaybî ve Lâhika ve sizin münâsib gördüğünüz mecmûalar, İnebolu ve daha yeni meydana çıkacak kahramanlarla teşrîk-i mesâî ve taksîmü’l-a‘mâl ile yazdırırsınız. Bütün çektiğimiz sıkıntıları ve ızdırâblarımızı hiçe indirirsiniz. Belki o elemleri sürûrlara, lezzetlere çevirirsiniz.
Sâniyen: Kahraman Nazîf’in İnebolu fedâkâr kardeşleriyle mükemmel çalışmaları, husûsen ikinci bir Salâhaddîn olan Küçük İbrâhîm, kendi hânesini gecede nûrlara dershâne yapması ve sâir fedâkâr arkadaşları Zülfikār’ın tashîhâtına ve sâir hizmetlerde ve lügatlerin tercümelerinde ve hatâ-savâb cetveli yapmakta şevk ile
SAYFA 377
çalışmaları nûr dâiresini, belki bu memleketi minnetdâr ediyor. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Ve onlardan ebediyen râzı olsun. Âmîn.
Nazîf’in bazı noktalarda سورة العلق a âit remizde İki letâfet, nüshalarımızda ve fihristede yoktur. Der soruyor. Benim yanımdaki nüshalarda da yoktur. Acaba اِنَّ الْاِنْسَانَ لَیَطْغٰی ya âit mahrem sırra dâir olmasından mıdır ki, yazmamışım? Veyâhûd ben yazmışım, müstensihler sehvetmişler, diye şimdilik bilemiyorum. Zâten ma‘nâ bozulmasa, böyle küçük noksânlar ve dikkatle anlaşılacak nokta ve harflerdeki sehivlerin o kadar ehemmiyeti yoktur. Bin Bârekallâh, Nazîf hassâsiyetle, belki asabiyetle dikkatli ve ehemmiyetli yazıyor. Mâşâallâh, o kardeşimizin ziyâde hassâsiyet ve asabiyeti ve ihtiyâtı, gerçi bir derece kendi istirâhatına dokunur, fakat Risâle-i Nûr’un hizmetinde tam fâide veriyor, zararlara mâni‘ oluyor.
Sâlisen: Hakîkaten merhûm Hasan Feyzî gibi az zamanda çok hizmet eden ve Nûrlara karşı pek çok ciddî alâkadâr olan Mustafâ Usman’ın hizmetinin makbûliyetine bir delîl olarak, Hasan Feyzî’nin ve onun rûhlarında ve sadâkatlerinde iki muallim olan Ahmed Fuâd ve Mustafâ Sungur ve iki yüksek talebe olan Mustafâ Oruç ve Rahmî’yi bulması ve Risâle-i Nûr’un o kuvvetli ellerle hizmetine çalışması, o havâlî için büyük bir saâdettir.
Hem bazı cümleleri ta‘dilâtla beraber Lâhika’mıza geçirdiğimiz Mustafâ Usman’ın ve
SAYFA 378
muallim Mustafâ Sungur’un müşterek acîb mektûbları gösteriyor ki, merhûm Hasan Feyzî nev‘inde bir sünbül orada inkişâfa başlamış, İnşâallâh çok bîçârelerin îmânını kurtaracaklar. Husûsen onların mâhiyetinde ve Isparta’nın küçük ma‘sûm kahramânlarına benzer Rahmî nâmında, on dört yaşında bir mektebli çocuğun fedâkârâne nûrların derslerini gâye-i hayât bilmesi, bizleri ve Nûrcuları cidden sevindiriyor. O havâlî için gençlerin kurtulmasına bir fâl-i hayırdır.
Risâle-i Nûr’un Zülfikār ve sâir mecmûaların intişârı için büyük yardımlarda bulunan ve merhûm şehîd Hâfız Alî’nin en mükemmel tarzda yazdığı ve nûr fabrikasında tam çalışkan bir arkadaşı ve sâdık bir vârisi olan Hâfız Mustafâ’nın eline emânet bırakılan bütün Risâle-i Nûr eczâları onun eline geçmesini te’mîn eden Ahmed Fuâd’ı ve emâneti ona teslîm eden kardeşimiz Hâfız Mustafâ’yı ve Safranbolu memleketini ve oradaki kardeşlerimizi rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. İnşâallâh Zülfikār’a verdiği her bir banknota mukābil, bin kâr görecek, binler hayırlara medâr olacak. Hem ona, hem kardeşlerinden hâtib İbrâhîm’e, hem yeni bir fedâkâr muallim olan Mustafâ Sungur’a ve küçük bir Salâhaddîn olan Rahmî’ye ve başta Mustafâ Usman ve Hıfzı olarak oradaki bütün kardeşlerimize selâm ederiz.
Râbian: Risâle-i Nûr’un erkânından ve merhûm Hasan Feyzî’nin aynı mâhiyetinde ve hârika sadâkatinde olan Halîl İbrâhîm’in, Hasan Feyzî’nin vefâtı hakkında hem bizi,
SAYFA 379
hem umûm Nûrcuları, hem memleketini ta‘ziye eden güzel mektûbunu, hem Ahmed Fuâd’ın mektûbunu, hem iki Mustafâ’nın vesîka ve ehemmiyetli mektûbunu Lâhika’ya yazdık ve size de gönderiyoruz. Ve Zekâî ve Ahmet Feyzî Eski makamlarını tam muhâfaza ediyorlar. diye selâmımla teblîğ ediniz. Ve müjdeli mektûbunuzu aldığım aynı zamanında bize müjde verildi ki, mekteplerde dîn dersleri okunacak diye radyo söylemiş.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûmunuza binler selâm ve duâ eden hasta kardeşiniz
Saîdü’n-Nûrsî
Lâhika’ya girsin.
[318]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Muhterem, Mübârek, Muazzez, Şefkatli ve Fazîletli Üstâdımız Efendimiz Hazretleri’ne,
Evvelâ: لِكُلِّ مُصٖیبَةٍ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَیْهِ رَاجِعُونَ Risâle-i Nûr kahramanlarından şehîd merhûm Hâfız Alî Efendi’nin refâkat-ı ma‘neviyesine bu def‘a vâsıl olan Hasan Feyzî ağabeyimizin irtihâli, bizleri cidden müteessir eylemiştir. Başta siz Üstâdımız efendimiz oldukları hâlde, bütün Risâle-i Nûr talebelerine ve kendisinin mensûb olduğu maddî ve ma‘nevî efrâd-ı âilesine ve Medrese-i Nûriye’sine ve Denizli halkına ta‘ziyetlerimi
SAYFA 380
bildirir ve teessürlerinize iştirâk eylerim. Ve nâçîz ma‘nevî hediyelerimi dergâh-ı İlâhiyeye takdîm eylerken, garîk-i rahmetler ihsân buyurmasını niyâzlarda bulunurum. كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ fehvâsınca, bu âlemden âlem-i ervâha götürdüğü, وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖینَ فٖیهَا ط نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖینَ âyet-i Sübhânînin işârât buyurduğu ecr-i naîm, berâetine mazhariyetinden dolayı kendisine tebrîk eylerim, Ve kahramanlar ocağında bıraktığı boşluğa daha çok Hasan Feyzî’ler sünbül vermesini, eltâf-ı İlâhiyeden tazarru‘ ve niyâz eylerim.
Muhterem efendim, Mesmûâtıma nazaran, Denizli’de bundan yetmiş seksen sene evvel, büyük bir evliyâdan Hasan Feyzî isminde bir zât, bir gün talebelerine: Bugün Kürdistân’da bir evliyâ dünyaya geldi, diye beşârette bulunmakla zât-ı devletlerini işâret buyurmuş. Ba‘dehû Denizli’ye başka başka perdelerle teşrîfiniz, o zâtın ruhunu şâd ve i‘zâz için olduğunu telakkî etmiştim. Ve az zaman sonra aynı isimde müteveffâ Hasan Feyzî Efendi’nin Risâle-i Nûr’a hürmetle birinci Hasan Feyzî’ye imtisâlen istikbâl etmesi ve nûrlara taaşşukla idhâl-i envâr olması, bu kanâatimi kat kat ziyâdeleştirdi. Şimdi de düşündüm: Birinci Hasan Feyzî’nin vefâtından sonra Saîd yetişti; ve nâmına bıraktığı ikinci Hasan Feyzî de vazîfesini yaptı; ve nûrlara garkolarak ve yerine bırakacağı çok Hasan Feyzîler de vazîfe başına da'vet edip hayâta vedâ‘ etti.
SAYFA 381
Cenâb-ı Erhamü'r-Râhimîn’den tazarru‘ ve niyâz eylerim ki, Risâle-i Nûr’a ve üstâdımıza bu Hasan Feyzî’nin acısını unutturacak daha çok Hasan Feyzî’ler ihsân buyursun. Ve onların başlarında üstâdımızı mes‘ûd ve bahtiyar ve muammer buyurmasını, onun deryâ-yı rahmetinden, fazlından, inâyetinden, ihsânından, ikrâmından, in‘âmından, eltâfından ümîd-vâr olup, görmekliğimizi tazarru‘ ve niyâz eylerim
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Günâhkâr, âciz, kusûrlu kardeşiniz Halîl İbrâhîm
[319]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Pek Mübârek ve Muhterem, çok Sevgili ve Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,
Nûrların neşri ve tab‘ı hakkındaki istirhâmâtımı reddetmeyerek kabûl ve bu hakîr ve bîçâre şâkirdinizi mahzâ bir lütuf ve inâyetinizle en geri saftaki yerinden hâslar safına almakla taltîf ve tesrîr buyurdunuz. Teşekkürlerimi arzederim. Bu zavâllı milletimizi gösterdiğiniz nûrlu yolda, şerîat-i Ahmediye asm caddesinde izinizden yürür görmekle, Rabbim siz Üstâdımız efendimizi hem bu dünyada mesrûr eylesin, hem de nûr sebebiyle îmânlarını kurtararak ehl-i cennet olduklarını âlem-i âhirette temâşâ buyurmakla sizleri ebeden memnûn eylesin. Âmîn, âmîn, âmîn.
SAYFA 382
Kıymetli Üstâdım efendim, kâinâtın tılsımını çözen Hazret-i Kur’ân’ın esrârını biz muhtâçlara gösteren, taklîdî îmândan biz bîçâreleri tahkîkî îmâna terfî‘ ettiren, rûhlarımızı nûrlar âlemine yükselten Risâle-i Nûr’u bizlere armağan etmekle, üzerimize geçen haklarınız pek büyük ve çok ağırdır. Bu çok kusûrlu bîçâre şâkirdiniz bu unutulmaz iyiliklerinizin, hadsiz ve ölçüsüz haklarınızın şükrünü ve hizmetini ödeyememekle dilhûnum. Gönül ne kadar ister ki, âzâd kabûl etmez bir köle gibi kalan ömrümü, zâtî ve şahsî hizmetlerinize vakfedeyim. Biz bîçârelerin îmânlarımızı kurtarmak ve ebedî saâdetlerimizi te’mîn arzusuyla çarpan o mübârek ve müşfik kalbinize Rabbim elem ve keder vermesin. Ondaki bütün sıkıntıları ferah ve sürûra tebdîl ve tahvîl eylesin. Âmîn, âmîn, âmîn. O kalb-i mübâreği incitenlere Allâh-u Zü’l-Celâl îmân ve insafla inâyet ve kalplerini nûrlara musahhar eylesin. Âmîn, âmîn, âmîn.
İlâhî yâ Rabbî, sidre-i arş-ı muallâ hürmetine, Üstâdımız Saîdü’n-Nûrsî Efendimiz’in ma‘nevî havâssından ve müşârun ileyhin duâlarından bu dünyada bizleri mahrûm etme yâ Rabbî Âmîn, âmîn. Âlem-i âhirette Sevgili Habîb’inin Livâü’l-Hamd isimli sancağı altında biz Nûrcuları Üstâdımızın yanında bir kafile-i nûr olarak haşir ve cem‘eyle yâ Rabbî Âmîn, âmîn, âmîn. El ve ayaklarınızı hürmetle öper duâlarınızı ricâ ederim, Üstâdım efendim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Duâlarınıza pek muhtâç, kusûrlu şâkirdiniz Safranbolu Eflâni nâhiyesinde mütekāid muallim Ahmed Fuâd
SAYFA 383
[320]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz, çok Mübârek, çok Sevgili ve çok Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,
Evvelâ: Mübârek ve müteyemmin ellerinizden ve pâk ayaklarınızdan sonsuz hasret ve iştiyâk, ta‘zîm ve ihtirâmla öper Risâle-i Nûr’un geniş ve küllî ve fevka’t-tasavvur fütûhâtı dolayısıyla tebrîklerimi arzeylerim.
Sâniyen: Safranbolu’ya kadar teşrîf edip, başta zâtınıza ve umûm Nûrcu kardeşlerimize selâm ve hürmetler eden mübârek kardeşimiz Fuâd ve Hatîb İbrâhîm ve diğer kardeşlerinin ve yine Risâle-i Nûr’a, Mecnûn’un Leylâ’ya olan alâkası kadar alâka edip, taaşşuk edip hem biz âcizleri ziyâret, hem zât-ı fazîlet-meâb efendimiz’e hürmet ve selâmlarını bildirmemizi ricâ maksadıyla mâşiyen dağlar, dereler aşıp buraya gelen ve üçüncü fıkrada bahsedeceğim Mustafâ ve kardeşlerinin ders arkadaşı olan on dört yaşındaki Nûrcu Rahmî’nin nihâyetsiz hürmet ve selâmlarını yüksek huzûrlarınıza arzeyler, umûm Nûrcular için, husûsen memleketimiz ve civârı Nûrcuları ve husûsen istikbâli nûrlandıracak bu genç Nûrcular için, kabûlü muhakkak olan duâlarınızı niyâz eylerim
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Mustafâ
SAYFA 384
Bu muallim kardeşimiz, zındıka komitesinin ders ismini verdiği zehirli pastalarla beslenmiş; müthiş zehirli iğnelerle şırınga edilmiş; ismi verilen maddiyyûnluk ve tabîiyyûnluk fikirleri tamâmen kendisine bir hakîkat diye telkîn edilmiş; ve tamâmen o müthiş fikirler kabûl ettirilmiş; ve bu fikirleri neşre ve yeni nesle, henüz zehirlenmeyen ve kalpleri öldürülemeyen köylü, sâf ve temiz dîndaşlarımıza aşılamak üzere tavzîf edilmiş; gerek tahsîl hayatı boyunca ve gerekse vazîfe aldıktan sonra ve Risâle-i Nûr dâiresine dehâlet etmeden evvel o aldığı zehirlerle yeni nesle ve her görüştüğüne zehir saçan ve nûrdan aldığı kuvvetli ve hüccetli îmânî derslerle gittiği yolun uçurum ve karanlık bir felâket ve helâket yolu olduğunu görüp nedâmetle tevbekâr olup, şimdi çok ciddiyetle ve çok fa‘âl bir hâlde îmân ve Kur’ân ve nûr hizmetinde çalışan; ve çok kısa bir zamanda hem Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ı, hem Kur’ân hurûfâtını epeyce öğrenen; ve hem kendi gibi müdhiş zehirlerle mesmûm bir genç muallimin ve daha küçük ve büyük bir çok ferdlerin nûr dâiresine koşmalarına vesîle olan; ve yegâne saâdet yolu diye gösterilen maddiyyûnluk ve tabîiyyûnluk yollarında seyâhat etmiş; ve seyrettiği felâket ve helâket yolunun hakîkatini idrâk ederek kendini îmân ve îkān caddesine atan; ve bu iki yolu tâm mukāyese ve muvâzene edebilen; ve zındıklar tarafından maddiyyûnluk ve tabîiyyuûnluğu perde altında neşre me’mûr edilen bir kimse olup, bu mektûbu gençliğin derin yaralarını gösteren
SAYFA 385
bir vesîka ve şedîd ihtiyâçlarını açıklayan bir i‘lân-nâme ve bu yaralara da ancak ve ancak Risâle-i Nûr’un bir merhem ve o tesemmümlere ancak ve ancak Risâle-i Nûr’un bir tiryâk olduğunu pek açık göstermesi sebebiyle bir mühim sened olarak gördüm. Ve sevgili Üstâdımızı üzmemek için yeni yazı aslını Kur’ân hurûfâtına tebdîl ederek takdîm ediyorum.
[321]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Pek Mübârek ve Muhterem ve Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,
Evvelâ: El ve ayaklarınızı çok derin hürmetlerimle ebediyen öperim. Bu bîçâre ve zavâllı genç talebenizin şu âcizâne mektûbu, o bîçârenin Risâle-i Nûr’a karşı sonsuz hayrânlığının çok ufak bir ifadesidir. Bundan bir sene evvel, Kastamonu Gölköy mektebinde bulunduğum bu Çalışlar köyüne öğretmen olarak geldiğim zaman, bütün aklım ve fikrim, her şeyim gaflet perdesi altında idi. Bütün hakāiklere aykırı uydurulmuş ve efsâneleşmiş, yalan şeylerin peşinde çırpınıyordum, hatta bütün mekteb hayâtım müddetince ve köyde gece yarılarına kadar gazete sütûnlarında siyâset, efsâne, roman yazılarını okuyor, gözlerim uykusuz kalan o geceler sebebiyle ağrımaya başlıyordu. Radyo dinlemek, çalgı çalmak, birinci ihtiyacım hâlinde idi.