Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 103
Alîl Alî Osmân’ın mektûbu. Lâhika’ya girebilir.
(207)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا بَاقِیًا بِشَفَاعَةِ الرَّسُولِ عَلَیْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ
Çok Azîz, çok Sevgili ve çok Muhterem ve Şefkatli Üstâdım Efendim Hazretleri,
Mübârek şuhûr-u selâselerinizi tebrîkle, mübârek el ve etek ve bizlere yümn-ü bereket bahşeden kadem-i mübârekelerinize yüzümü, gözümü sürerek hürmetlerle bûs ederim. Bu fakîr, âciz talebeniz, iki gün evvel mübârek aylara tebrîkiniz olan mübârek kendi yazınız tebdîl edilmeden iki mübârek mektûbunuzu aldım.
Birisi: Kahraman Tâhirî ve İnebolu ve Kastamonu kahramanlarından aldığınız teberrüklerin tevâfukunu bahseden.
İkincisi: Bizlerin sa‘y ve gayretlerini artıran bu mübârek aylarda beş vecihle sevâb kazandıran Zülfikār-ı Mu‘cize-i Kur’âniye ve Ahmediye çalışmamıza dâir müjde ve beşâretleriniz.
Üçüncüsü: Canlı bir mektûbunuz olan kahraman Tâhirî ağabeyimin bu mektûblarla beraber gelerek, bir akşam hânemizde kalarak, siz sevgili Üstâdımız Hazretleri’nin karşıdan selâmlaşmalarınızla, cismen bizimle görüştürür gibi anlatmaları,
SAYFA 104
bu âciz, pür kusûr talebenizi ta‘rîfinde âciz bir derecede memnûn ederek, bu mükerrer tebrîklerin bir günde gelmesini hakkımda büyük bir ni‘met bilerek kabûl ettim. Cenâb-ı Hakk her ikinizden ebediyen râzı olsun. Âmîn.
Sevgili Üstâdım Efendim, biz mübârek nûrlarınızı burada ümmî talebeniz Çilingir vâsıtasıyla herkese, hatta her eve ulaştırıp okutmakta ve neşrine çalışmaktayız. Ve nûrlar takdîr edilmektedirler. Cenâb-ı Hakk’ın lutfu ve siz sevgili Üstâdımızın duâ himmetleri ve nûrların te’sîriyle Cenâb-ı Hakk bizlere yoldaş verip, bu hafta iki tane Asâ-yı Mûsâ siz sevgili Üstâdımızın mübârek ellerinizle tashîh ettiğiniz bir müsveddeden tashîh ediyoruz. Ve bu arada tashîh için gelecek arkadaşlarım gelinceye kadar da ikinci vazîfe-i Zülfikār’ı yazıyorum.
Onuncu Söz zeyliyle ve Yirmi Beşinci Söz zeyilleriyle beraber hemen bitmek üzere. Yetmiş sahîfe kadar bir şey kaldı. Ondan sonra On Dokuzuncu Mektûb’u Cenâb-ı Hakk’ın müsâadesiyle ve duâlarınız himmetiyle bu mübârek şuhûrlarda hitâm buldururum İnşâallâh.
Sevgili Üstâdım, senelerden beri nûr içinde bulunduğum hâlde ve bütün ömrümü ona sarfedip, hatta başka eski güzel tefsîr görüp içerisinde bazı ihtiyâç görülen mes’ele olup, okunması lâzım iken, vaktin zâyi‘ olmaması için Risâle-i Nûr’dan anladığım ve aldığım feyiz kâfî diye onları okumaya bile vakit
SAYFA 105
geçirmediğim hâlde; nûrları takdîrime dâir kalemim kalbimdeki takdîr ve tahsînlere tercümanlık yapıp, hiç bir vecîze yazamamaklığım ve bir kısım yeni kardeşlerimin mektûblarındaki güzel tahsînleri görüp, kendimi Risâle-i Nûr’dan uzak görüp, bu güzel nûrlar kalbimde bir ilhâm açmayıp, açtı ise de kalemim tercüman olamadığına müteessir oluyorum. Anlıyorum ki, her kardeşim terakkî edip, kendimi de tedennîde görüyorum.
Risâle-i Nûr’dan aldığım îzâhla, ben kendime yine büyük bir lütuf olduğunu anlayarak kabûl ediyorum. Çünkü sıhhatim yâr olsa idi, ben de bir kısım emsâlim gibi mübârek nûrların kevser şerbetlerini siz sâkî olan sevgili Üstâdımdan alıp sizlerle temas edemezdim biliyorum. Bu kusûrlu talebeniz fakîr âileye mensûb olup, ibtidâiye tahsîlinden başka tahsîlim olmayıp, on beş, on sekiz senedir de marîza-i bedenimin şiddetli ızdırâbları yüzünden o tahsîlin açtığı fikir ve zekâ kapıları kapanıp, bilgilerimi unutmuştum. Şu on senedir de bulunduğum hâneden bir tarafa çıkamayıp, anlamak istediğim müşkillerimi anlamak için hiç bir âlimin yanına varamıyorum. Allâh’ıma şu dünyadaki bütün zerrâtlar adedince hamd olsun, şu zamanın, hatta mâzî ve müstakbelin de en büyük ve en mühim ulemâsı olan Risâle-i Nûr’u bizlere bahşetmiş
Nûr Şâkirdlerinden Atabeyli Alîl Alî Osmân
SAYFA 106
(208)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’âniyede Muktedir, Muhlis Arkadaşlarım,
Evvelen: Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki, nûrları münâfıkların tecâvüzünden kurtarıyor. Yalnız taarruz bana oluyor. Hem taarruz edenleri rezîl ediyor ve kısmen vazgeçiriyor. Bana sabır ve sevâb veriyor. Netîcede mesrûr ediyor. Bu def‘a az telâşım Asâ-yı Mûsâ nüshaları birden elime geçti. Onlar da haber aldılar. Acaba bunlara hücûm olmasın? Lillâhi’l-hamd, hiç ilişmediler. Hatta birisi düşmanlığı bırakıp, dost oldu. Ankara’ya vekîllere gönderilecek Dâhiliye Vekîli ile hasbihâl mektûblarını ona verdim. Sen gönder dedim. Sonra Sâlih Yeşil’e göndermeyi münâsib gördük, ona yazdık. Eğer münâsib ise, o onları İstanbul’dan Ankara’ya göndersin. Ve bir sûretini, bir münâsib gazete ile neşretsin diye yazdık. Berây-ı ma‘lûmât size haber veriyoruz. Eğer siz şimdilik münâsib değil derseniz, Sâlih’e yazınız ki, vermesin.
Sâniyen: Denizli Husrev’i ve Hâfız Alî’si Hasan Feyzî’nin bu pusulanın başını yazdıktan sonra bu saatte çok müjdeli uzun bir mektûbunu aldım. Elhak, o zât nûrların fütûhâtına büyük bir sebebtir. Bin Bârekallâh o kardeşimiz şehnâmeleriyle
SAYFA 107
ve bu gibi ibretli tesellîdâr mektûblarıyla nûrların dâiresini tam genişlettirir. Herkesi şevke ve gayrete getirir. Cenâb-ı Hakk Denizli’yi de Isparta gibi bir Medresetü’z-Zehrâ’ya çevireceğine bir delîldir. Bu çalışkan ve muktedir kardeşimiz mektûbunda benden bazı mes’elelere dâir fikrimi soruyor. Ben de sizin meşveretinize havâle ediyorum. Ve hemşîremiz Refîka’nın yazısındaki satırlar kelimelerinden çıkan kerâmet-i nûriye çok güzel ve latîftir. Ona Bârekallâh deriz. Ve mektûbunda bahisleri bulunan ve bilhassa hâkim-i âdil bütün o eski ve yeni kardeşler ve hemşîrelerimize çok selâm ve duâ ederiz. Ve bu mübârek şuhûrda duâlarını ricâ ederiz. Ve Feyzî’nin tam hâlis ve sâdık talebelerinden ve nûrun gayretli ve ciddî şâkirdlerinden Ahmed’in bir mektûbunu aldım. Husûsî cevap vermeye hâlim müsâade etmediğinden şimdilik bu kadar derim.
Denizli hapsi mâdem bize Feyzî ve eski talebelerini ve dostlarını ve Hâfız Mustafâ ve Muharrem ve hâkim-i âdil ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve ilâ âhirihi gibi hakîkî kardeşleri kazandırdı. Elbette o hapis nazarımızda çok mübârektir. Ve Medrese-i Yûsufiye nâmına lâyıktır.
Sâlisen: Abdurrahmân Salâhaddîn’in mektûbunu çok beğendim. Mâşâallâh, hüsn-ü ifâdede ileri ve terakkî etmiş. Baba-oğul, nûrun iki kahramanı olduklarını her fırsatta isbat ediyorlar.
SAYFA 108
Râbian: Sava Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından Marangoz Ahmed’in mektûbunda iki kerâmet-i Zülfikār numûnesi aynen hem Barla’da, hem Kastamonu’da biz de gördük. Fakat ayrı bir tarzda beğenmediğimiz siyah mürekkeb birden hâlis kırmızı mürekkebe döndüğünü ben ve arkadaşlarım hayretle gözümüzle gördük
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûma selâm, duânıza muhtâç kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Daha çok yazacaktım, fakat vakit kalmadı. Mâba‘dı var.
[209]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
[Mâba‘d ]
Azîz, Sıddîk, Metîn, Hâlis Kardeşlerim,
Evvelen: Husrev’i tashîhte ve tevzî‘de ve tedbîrde ve muhâberede ve nûrların neşir ve yetiştirmesinde tebrîk ve muvaffakiyetine duâ ederiz. Bu ehemmiyetli vazîfelerle beraber, yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz. Hem müstakil nüshaları da yazıyor, mektûbundan anlıyorum. Hakîkaten o, hizmet-i nûriyede
SAYFA 109
bir inâyete mazhardır. Eğer o lüzûmlu ve çok vazîfeler olmasaydı, bir ayda on dört risâleyi yazan kerâmetli bir kalem, nûrun bir Zülfikār’ı ve bir Asâ-yı Mûsâ’sı olurdu.
Sâniyen: Denizli Husrev’i Feyzî’nin Kur’ân’ımızın meccânen tab‘ına dâir salâhiyetdâr bir zâtdan verdiği haber çok ehemmiyetlidir. Fakat eğer tab‘ edilse, masrafını on derece ziyâde çıkaracak. Yalnız teshîlâta ihtiyâcımız var. Nûrcu olmayanların muâvenetini değil, belki mümânaat etmemesini isteriz. Bu işde Tâhirî ve Azîz gibi tecrübekârlar Zülfikār-ı Mu‘cizâtın tab‘ından sonra çalışsınlar. Ve Feyzî’nin bir fedâkâr kardeşimizin teşvîkiyle Asâ-yı Mûsâ mecmûasını yeni harfle bin nüsha tab‘ etmek ise, İnşâallâh yeni makine o vazîfeyi daha kolay görecek. Fakat her şeyden evvel tashîhe çok dikkat etmek lâzım ve elzemdir. Tab‘ edildiği zaman, hâs kardeşlerimizden dikkatli ve mahâretli bazı zâtlar başında bulunmak elzemdir. Yoksa nûrlara muârız bedbahtlar tenkîde başlarlar.
Hatta bir hoca, Asâ-yı Mûsâ âhirindeki Arabîde فِی الْمُطْلَقٍ görmüş demiş: Hem elif lâm-ı ta‘rîf, hem tenvîn-i tenkîr bir kelimede olmaz. Evet, öyledir. Fakat Nahiv ilmini okumayan kardeşlerimizden birisi Hizb-i Nûriye’de elif lâmsız مُطْلَقٍ, مُطْلَقَةٍ, فٖی سُرْعَةٍ مُطْلَقَةٍ görmüş. Hulâsatü’l Hulâsa’da lâm-ı ta‘rîf varken فِی الْمُطْلَقٍ yazmış. Salâhaddîn de öyle tab‘ etmiş. Her ne ise.
SAYFA 110
hem hâkim-i âdil, Hulâsatü’l-Hulâsa’nın tercümesini istiyor. Fakat şimdilik pek çok meşgaleler ve tashîhler müsâade etmiyorlar. İnşâallâh müsâit vakit gelir. Hem Âyetü’l-Kübrâ ve bir kısım Hizb-i Nûriye’nin âhirinde bulunan Tercüme-i Münâcât o Arabînin ma‘nâsını tam bildiriyorlar.
Sâlisen: Karaağaçlı Yûsuf Alî’nin mektûbu, onu nûrlarla tam bağlı gösteriyor. Allâh muvaffak etsin ve sebât versin. Âmîn. Ve rüyası hayırdır, nûr hizmetiyle alâkadârdır. Allâh hayra çevirsin. Âmîn.
Râbian: Şimdi birden Sava Medrese-i Nûriyenin Hâcı Hâfız'ı ve merhûm Hâfız Mehmed’i ve kardeşlerini ve Mehmedlerini ve Ahmedleri ve ma‘sûm Nûrcuları ve mübârek ihtiyârları ve sâir kahraman şâkirdlerini düşündüm. Hayâtım müddetince ona yakın olmayı bütün canımla istedim ve vefâttan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım. Birden ihtâr edildi ki, gerçi Medresetü’z-Zehrâ’nın merkezi olan Isparta vilâyetinde maddeten bulunmak, çok cihetle fâideli ve saâdetlidir; fakat nûrun mesleği ve Nûrcuların meşrebi cihetiyle dâimâ berabersiniz. Zaman ve mekân, perde olmazlar. Şarkta, garbda, şimâlde, cenûbda, dünyada, berzahta bulunsanız, ma‘nen bir mecliste beraber sayılırsınız. Onların ma‘nevî yardımları dâimâ birbirine oluyor ve sana da gelir diye beni teskîn etti.
SAYFA 111
Ben de dedim: Mâdem şimdi her tarafta nûrlara kuvvetli ve kesretli eller sâhib çıkıyorlar ve tam muhâfaza ve neşrine çalışıyorlar, elbette ben bir parça istirâhat etsem tembellik olmaz.
Umûm kardeş ve hemşîrelerimize selâm ve duâ ve mübârek gece ve günlerini tebrîk ederiz. Ve her vakit te’sîrini gördüğüm duâlarını ricâ ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Lâhika’ya girsin. Hasan Feyzî’nindir.
(210)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا
Mübârek Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Leyâli-i mübâreke olan Regāib, Mi‘râc ve Berât gece ve günleri ile tekarrüb etmekte olan Ramazân-ı Şerîf ve Leyle-i Kadr’inizi tebrîk eder, sizin ve bütün kardeşlerimizin ve umûm Âlem-i İslâm’ın hakkında hâssaten bu sene daha hayırlı şeref ve fazîletli ve İyd-i Fıtr’ın siz büyük Üstâdımız hakkında ve hakkımızda bir halâs günü olmasını Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn Hazretleri’nin merhamet ve âtıfetinden ve Mahbûb-u A‘zam Efendimiz’in şefâatinden
SAYFA 112
ve Kur’ân-ı Kerîm ve Risâle-i Nûr’un inâyet ve himmetinden bekleriz. Ve bu vesîle ile bütün buradaki eski ve yeni, kadın ve erkek, çoluk ve çocuk kardeşlerimizle ve âile efrâdımızla birlikte mübârek ellerinizi ve eteklerinizi öperiz ve cümleten mergūb ve makbûl duâlarınızı umar, hakîrâne, zelîlâne ve âcizâne duâlarınızın da bârgâh-ı ehadiyette kabûlünü Resûl-u Hâşimî Efendimiz hürmetine dileriz.
Mütedeyyin ve mütefekkir âdil ve âmil olan ma‘lûm efendinin selâm ve sevgilerini takdîm ediyorum. لِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ Bu muhterem zâtla her zaman görüşme imkânlarını buluyorum. Her mülâkātımda siz efendimiz’in ahvâlinden suâl buyurup söylediklerimi merâkla dinliyorlar. Sıhhat ve âfiyet haberlerinizi verdikçe memnûn ve mesrûr oluyorlar. Ve her zaman selâm ve duâlarınızı bekliyorlar. Risâle-i Nûr’ları dâimâ okuyorlar. Emrinizle kendisine takdîm ettiğimiz cildler arasında Yedinci Şuâ‘ olmadığını anlayınca, bu def‘a bir tane de matbû‘ nüshalardan verdik. Daha çok memnûn oldular. Mektûblardan da bazılarını ve mersiyeleri okudular. Şimdi de vasiyetnâmenizi görmek ve okumak için istediler. Onun için ayrıca bir tane Arabî Hulâsatü’l-Hulâsa yazıp harekeleyerek takdîm etmiştim. Oh ne güzel Ben böyle şeyleri severim. Yalnız sen Üstâda yaz. Ve benden selâm söyle. Kendi ifadesiyle her ne kadar zahmet ise de bunun bir Türkçe tercümesini yazıp lütfetsin dediler. Bendeniz de yazayım diye söz verdim. Hazretinize arz eyleriz.
SAYFA 113
Hem o hamiyetli kardeşimiz artık Risâle-i Nûr serbest olmuştur, korkulacak bir şey yoktur. Şimdi içinizden birisi çıkıp bir fedâkârlık yapsa, bu eserlerin hepsini tab‘ ettirebilir buyurdular. Ve bize büyük cesâret verdiler. Ve bize zahîr ve muîn oldular. Bunun üzerine yenilerden başka bir kardeşimiz burada yapsak pahalıya mal olur. Bütün masraflar bana âit olmak üzere sen İstanbul’a git, hiç olmazsa Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı yeni yazılarla serbest olarak bin kadar bastır, gel de, burada gençlere, mekteplilere verip okutalım diye bendenize bir teklîfte bulundu. Bunu da efendimiz’e bildirmeyi muvâfık bulduk. Emirlerinize intizârdayız.
Risâle-i Nûr’un perde arkasında fütûhâtı var ve olacaktır diye senelerden beri verdiğiniz müjdelerin ve sevinçli haberlerin hârika ve kerâmetlerin işte bugün böylece tezâhür ve tevâlî etmesi, hatta gözlere girecek kadar yaklaşması ve kendini apaçık göstermesi, onun perdeyi bile parçaladığına delîl sayılabilir diyoruz. Geçen gün burada yapılan hâfız cem‘iyeti münâsebetiyle İstanbul’dan memleketimize gelmiş olan hocalar arasında bulunan Fâtih Câmi‘-i Şerîfi imamı Reîsü’l-Kurrâ Ömer Efendi Hoca’ya bizdeki tevâfuklu Kur’ân cüz'leri gösterildi. Âsâr-ı İslâmiye neşriyâtında ve müftülükte de a‘zâ olan bu zât mümkün ve müyesser olursa, bunları meccânen tab‘ ettirmeye söz vererek buradan ayrıldı. Eğer fotoğrafla olursa
SAYFA 114
yaldızlı kelimeler çıkmaz ve yerleri beyaz ve açık kalır deniliyor. Emirlerinize intizâren bu ciheti de arz eyleriz.
Eskiden sizi memleketten tanıyıp burada tekrar şeref-i sohbetinizle müşerref olan ve müftülükle uzak bir kazâya giden Hasan Efendi me’zûnen şimdi buradadır. Eserlerinizden istedi. Bir tane matbû‘ nüshalardan Yedinci Şuâ‘ verdik. Kazâsının hâkimi ve me’mûrlarıyla okuyacaklar. Selâm ve hürmetlerini arz eyleriz.
Yine yakınlarda buraya gelmiş olan ve sizinle geçen sene bir def‘a görüştüğünü söyleyen yüksek zirâat mühendislerinden ve Şeyhü’l-İslâm Hayri Bey torunlarından bir zâta da Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı verip okuttuk ve yazdırdık. Bundan büyük haz ve kuvvet-i îmân duyduğunu ve memnûnluğunu bildirdi. Bu adam aynı zamanda size yan bakan o ma‘hûd zâbitin arkadaşı imiş. O vak‘adan çok müteessir olduğunu söyledi. Ve o zaman arkadaşının bir hafta kadar geceleri hiç uyku uyuyamayıp sıkıntılar çektiğini anlattı. Burada doktorlara ve eczâcılara ve bazı dâire müdürlerine de Risâle-i Nûr’ları verip okutuyoruz. Hâsılı, Risâle-i Nûr cüz’leri etrâfa yayılmakta ve yazılmakta devam ediyor.
Âcizâne ara sıra yaptığım cum‘a hutbelerinde de nûrun sözlerinden söylüyorum. Buradaki resmî vâiz ve köy hocaları da onunla alâkadâr olmaya başladılar. Yalnız burada Risâle-i Nûr’un tam cüz’leri yoktur. Bunun için çok zahmet
SAYFA 115
çekiyoruz. Elimizde ancak vaktiyle hapishâneden çıkan kardeşlerimizden birer tane isteyebildiğimiz bazı eserler var ki, bunlar da karışıktır. Hele Lem‘a ve Şuâ‘lardan burada pek az var. Şimdi reîs beyden birer cild alıp yazmaya başladık. Ama onlar da noksândır. Burada tam bir takım yapmak istiyoruz. Bunun için Husrev Bey kardeşimize ve İslâmköy’lü Halîl İbrâhîm’e yazdık, her kaç para olursa olsun, fazla varsa alıp yazılmasına, burada da çoğalmasına çalışacağız. Buradaki kardeşlerimiz yazdıkları Asâ-yı Mûsâ Mecmûaları’ndan birkaçını Üstâdımız efendimiz’e hediye etmişlerdir, bunları takdîm ediyoruz. Bu ilk yazıların sehiv ve hatâlarıyla beraber kabûlünü ve affını ricâ ederiz.
Burada Refîka isminde bir hemşîremizin yazdığı Asâ-yı Mûsâ defterinde bir sahîfede gördüğümüz şu musîb ve garîp tevâfuku eğer bu buluşumuz ve hesabımız doğru tevâfuka uygun ise aynen Üstâdımız efendimiz’e müsâadeleriyle arz etmeyi münâsib gördük. O sahîfenin her satırı başından birer kelime alıp yukarıdan aşağı okuduğumuzda, aynen şu ma‘nâlı ve kerâmetli cümleler çıkıyor. Bugün baharın kapısı açıldı. Kuşlar ve hayvanlar tesbîh ve tehlîle başladı. Bu cümlelerin ma‘nâlı olduğu işte meydandadır. Fakat kerâmetli olduğunu da şöylece anladık: Bu sahîfe, tam baharın kapısı açıldığı gün olan Rûmî hesapla dokuz ve efrencî hesabıyla da 22 Mart günü yazılmıştır. Tam Nevrûz günü yazılan bu sahîfe, yazanın hiç de
SAYFA 116
haberi olmadan kendi kendine deftere yazıldığı tarihi de kaydetmiştir. Bu tevâfuk ve kerâmeti görüp anladıktan sonra o hemşîremize Sen bu sahîfeyi iki gün evvel, yani Mart’ın 22’sinde Nevrûz günü yazmışsın. Çünkü bugün 24’tür. Ve bu defter bize bunu söylüyor. Ve iki gündür ben yazılmadım diyor. Aslı var mı? Ve bu duygumuz doğru mu? Deyince Allâh aşkına öyledir, iki gündür yazamadım çünkü meşgūl ve ma‘zûrdum. Fakat bunu siz nasıl bildiniz diye zevciyle beraber yüzümüze bakıp hayret edince, Risâle-i Nûr’un bu kerâmeti himmetinizle onlara da ayân edildi.
Âciz talebeniz Hasan Feyzî
Salâhaddîn’in mektûbudur. Lâhika’ya.
(211)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ عَصَا مُوسیٰؑ وَذُو الْفِقَارِ
Azîz, Şefkatli, Fazîletli Efendim ve Üstâdım Hazretleri’ne,
Ekser mu‘cizeli âyet ve İsm-i A‘zamların on dokuz harften müteşekkil olması ve Risâle-i Nûr’da da hikmetleri bulunan bu mübârek rakam adedince havâlîmiz nûrânîlerinin