EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

167

[231]

Aşağıya yazılan parçayı mübârek Üstâdımız Emirdağı’nda Ceylan’a yazmış. Ceylan da berây-ı ma‘lûmât bize göndermiş. Biz de Lâhikalarımıza kaydederek size gönderiyoruz.

Ceylan, Nazîf’e yaz ki: Bin veya beş yüz nüsha yeter. Fazla olsa şimdilik münâsib değil. Hem Isparta’da aynen beş yüz nüsha makine ile yazmaya başlamışlar. Hem Husrev ve Tâhirî gibi zâtların kuvvetli ve dikkatli ve güzel kalemleri İnebolu’ya gelemez. Isparta muhîtinde nûrların tashîhli nüshaları ve çok dikkatli şâkirdleri var. Herhalde meşveretle ve teennî ile hareket etmek ve çoklukla değil, belki sıhhatli ve yanlışsız olmasına ehemmiyet vermek lâzımdır

سع

Lâhika’ya; Husrev’in mektûbudur.

[232]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Azîz, çok Mübârek, çok Kıymetdâr çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Arz-ı ta‘zîmât ve takdîm-i ihtirâmât ile hâtır-ı şerîflerinizi suâl eder, sıhhat ve

168

âfiyetinize duâ ederiz. Yine her vakit olduğu gibi bu def‘a da huzûr u sükûnunuzu bütün bütün ihlâl eden ve hiç yoktan sebebsiz on def‘adan fazla hükûmete celbedilmeniz hâdisesine son verilmek üzere Emirdağı kardeşlerimize hitâben yazılmış acıklı bir pusulanız ile birlikte sevgili Üstâdımıza ve nûrlara yapılan bu tahkîrkârâne ihânet ve şetimlerinin cezâsı olarak bir gecede dört def‘a şiddetli gelen zelzele ile, Risâle-i Nûr’un ta‘tîline rızâ göstermeyen ve sevimli müellifinin hiç bir tevbîh ve tahkîre hedef olmasına müsâade etmeyen inâyet-i İlâhiye yalnız Emirdağı’nda değil, silsilevârî alâkadâr olan Afyon ve Ankara da dâhil olmak üzere zâlimleri korkutması ve titretmesi ile, Risâle-i Nûr’un bir vesîle-i def‘-i belâ olduğunu tekrar gösterdiğini bildiren acıklı bir mektûbunuzu ve beraberinde Emirdağı zâbıtasıyla bir hasbihâlinizi ve kaymakamın cebrî emriyle sevgili Üstâdımızı hükûmete istemeleri üzerine onlara söylediğiniz ifâdelerinizi aldık.

İki gün sonra çok uzaklardan sevgili Üstâdımızla görüşmek için gelen ve zarûretle görüşmeden giden zâtların, sûrî bir sâat sohbete mukābil, Asâ-yı Mûsâ ile bir sene ma‘nevî sohbet etmeleri, hem müellifinin en ince hissiyât ve latîfeleriyle en yüksek ve en dakîk hakîkatleri en nûrânî ve en nâfiz ve en ulvî makamdan aldığı dersi müstefîdâne dinlemelerinin ehemmiyet ve kıymetini çok güzel bir sûrette îzâh eden; ve sevgili mübârek Üstâdımızın müdâfaâtındaki

169

zelzelelerle alâkadâr olan ve şiddetli olduğu hâlde zararsız geçen bu dört zelzelenin bir hikmeti, mübârek Üstâdımızı tekrar cebren hükûmete götürmek için emir alıp sevgili Üstâdımızın kapısına gelen bir onbaşı ile bekçilerin Sevgili Üstâdımız kendi kapılarını kilitlemeleri üzerine Biz vazîfemizden isti‘fâ ederiz. Bu kapıyı kırmayız deyip geri dönüp gitmeleri ve sevgili Üstâdımızı daha çok rencîde etmemeleri gösterilen, ve eğer bu maddeten küçük Medrese-i Nûriyenin kapısı kırılsa idi Denizli hapsinde gelen zelzeleler gibi dehşetli zelzeleler ile inâyet ve rahmet-i İlâhiye imdâda geleceği tebşîr edilen, sabır ve tahammülde, temkîn ve sükûnda hârika metânet gösteren sevgili Üstâdımıza bu hâl-i esefin şimdiye kadar gördüğü işkence azâblardan daha çok ağır geldiğini ve fakat nûr ve Nûrcuların hâtırları için sükûnetin kat‘î lüzûmu, sevgili mübârek Üstâdımızı teskîn ettiğini iş‘âr eden; ve Sava kahramanlarından Nûrcu Marangoz Ahmed’in sevgili Üstâdımız için Dâvrâz Dağı’nın başında uhrevî bir menzil yapmak arzusundaki mektûbunun ba‘de’t-tashîh ve ta‘dîl Lâhikalarımıza kaydedilmesi hakkındaki bir diğer hüzünlü mektûbunuzu aldık. Hepsini de birlikte, Marangoz Ahmed’in mektûbunu da tashîh ve ta‘dîl ederek Lâhikalarımıza kaydedip arkadaşlarımıza tamâmen gönderdik.

Azîz ve mübârek Üstâdımız, bu hüzünlü ve elemli yazılarınız bizi de pek çok muzdarib bir hâlde bırakmış. Fakat inâyet-i İlâhiyenin yâr olup yardıma koşması ve sevgili

170

Üstâdımızın izzet ve şerefini, haysiyet ve refahını çok def‘alar bizim için terkederek, bu kadar gadirli, işkenceli azâbları hazmetmesi, bizi çok şükrettirdi. Ve sevgili mübârek Üstâdımızın sabır ve tahammülde daha çok metîn olmaları için duâ ettirdi

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kusûrlu talebeniz Husrev

[233]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ شَهْرِ رَمَضَانَ

Azîz, Sıddîk, Fedâkâr Kardeşlerim,

İnebolu kahramanlarının tebrîk mektûblarında iki tevâfuk ve iki kuşun garîp ziyâretleri çok ma‘nîdârdır. Evet, benim bir tek mektûbumu yazan bir tek adamı hükûmetçe araştırması ve ehemmiyetle bakması bir tazyîk zamanında, şahsımdan binler derece daha ziyâde konuşan ve te’sîrli ders veren Risâle-i Nûr’un Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın bin nüshaları ve bin dille ve binler mektûbâtıyla şimdiye kadar çok rakîbleri bulunan ve ta‘kîb edilen ve mümâşâta tenezzül edemeyen Ahmed Nazîf’in kalemiyle serbest ve mümânaât görmeden yazılmasına, değil yalnız kuşlar, belki melekler ve rûhanîlerden bir kısım temessül edip bu hârika muvaffakıyeti tebrîk etseler, yine çok değil. Biz dahi

171

o küçük Isparta kahramânlarına binler Bârekallâh ve Mâşâallâh ve Veffakakümullâh deriz. Bütün rûh u cânımızla onları tebrîk ederiz ve bu pek büyük vazîfede ihtiyât ve dikkatin lüzûmunu ihtâr ederiz.

Azîz kardeşlerim, kahraman Nazîf’in beş bin nüsha kadar teksîr fikrine şimdilik iştirâk etmediğimin üç sebebi var.

Birincisi: Risâle-i Nûr’un meşrebi, izhâr-ı hâcet etmemek ve ehl-i dünyânın cemâatlerinde ve sûiistîmal edilen ki:, İâneler toplamak gibi başkalarının mâlî yardımlarını istememek ve dünya menfaati için mukaddesâtı âlet edenlerin nazarlarında ihlâs zararına ver dememek, belki istemeden verilse ve kabûlünü ricâ edilmek şartıyla alınmaktır. Yoksa bu kadar rakîbler karşısında nûrların hâlis ve sâfî mesleğini muhâfazası müşkil olur.

İkinci sebeb: Nûrun çok mecmûaları var. Bütün himmet birisine sarfedilmemek; meselâ Lâhika ve Tasdîk-i Sikke-i Gaybiye ve resmî ve gayr-i resmî Müdâfaât Mecmûaları gibi çok vazîfeleri taksîmü’l-a‘mâl ile yapmak; ve üç merkez Denizli, Isparta, İnebolu tam tesânüd ve meşveretle, teennî ile hareket ve sarsıntılara meydan vermemektir.

Üçüncü sebeb: Ehl-i dünyâ aleyhimde ve nûrlar aleyhinde yirmi seneden beri umûmî propagandaları ekser halkı ve bilhassa en ziyâde alâkadâr olmaları onlara farz

172

olan hocaları o kadar ürkütmüş ki, kābil-i te’vîl olmayan bid‘aların altında kendilerini saklıyor, nûrlardan çekiniyorlar. Hatta bir kısmı bahâneleri arıyorlar ki, kendini ma‘zur göstersin diye nûrlar herkesin eline geçmesine bir cihette mâni‘ olmaktır.

Şimdilik bin veya beş yüz yeter. Her merkez kendi muhîtinde istenilmeden verilen yardımlara kanâat edip idare etsin. Fakat ben dünyaya bakamadığım için size havâle ediyorum. Yalnız fikrim budur diye yazdım. Yoksa siz meşveretle ne münâsib görseniz kabûl ederim.

Sâniyen: İnebolu makinesine yardım için tashîhimden geçmiş bir Zülfikār-ı Mu‘cizâtı lâzımdır. Ben Küçük İbrâhîm’e va‘detmiştim. Fakat şimdilik yanımda yoktur. Hem bu mübârek ayda râhatsızlık ve yalnızlık ve başka lüzûmlu meşgaleler tashîhe müsâade etmiyorlar. Herhalde Kastamonu’da Feyzî ve Emîn vâsıtasıyla ve Isparta’dan tam musahhah ve mükemmel parçaları ve mecmûanın eczâlarını tedârik etsinler. Hem sıhhatine ve yanlış olmamasına, makine mahsûlâtına pek çok dikkat etmek gerektir. Feyzî ve Küreli Nûrî ve İhsân ve Zekeriyyâ gibi parlak kalemler Nazîf’e yardımları lâzımdır. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

173

Umûm kardeş ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve selâmetlerine ve muvaffakiyetlerine duâ ederiz. Ve deriz: Ya Rabbenâ, bu Ramazândaki Leyle-i Kadr’i nûr şâkirdleri hakkında bin ay kadar hayırlı yap. Âmîn Âmîn Âmîn

Kardeşiniz hasta Saîdü’n-Nûrsî

İnebolu kahraman şâkirdlerinin Ramazân tebrîğine âit bu mektûbları Lâhika’ya geçsin.

[234]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Sevgili, çok Azîz çok Mübârek ve Kıymetli Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Zât-ı müncînize olan hasret ve iştiyâk ateşi, Risâle-i Nûr’a hizmet yollarında devre devre geçirdiğimiz muzafferâne ve gālibâne mücâhedâttan mütevellid hissiyât-ı azîmenin şevki, Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nın yazılması anlarında ve Zülfikār Mecmûası’nda yazılmaları arasında zuhûr eden hikmet, mecmûalarla kalplerimize dolan ferah ve sürûr neş’esi, en son müşerref olduğumuz açık mektûb emr-i âlîsine tebeiyyet eden şu birkaç haftalık vukūâtlar, Mûsâ Aleyhisselâm’ın asâsı ile taştan sular fışkırmasının bir nev‘i olan maddiyât ile mahsûr, şehevât ile ölmüş

174

kalplerin bir anda başka bir şekil alarak hayatlanması, bir vakitler iki üç kardeş bir arada gördükleri zaman tabiatla kör olmuş, evhâmla çıldırmış اَلْخَائِنُ خَائِفٌ zümresinin güpegündüz gözleri önünde binlerce insan taptıkları putları elleriyle kırarak bağırırken, biz Risâle-i Nûrculara lutf-u Sübhân, feyz ve himmet, siz Üstâdımız Hazret-i Bedîüzzamânın müzeyyen kanatları altında duyduğumuz his ve gördüğümüz mu‘cize-i Kur’ân ve nûr karşısında sabahlara kadar şükren Lillâh tecemmu‘ eden nûr meclisinde yirmi beş senedir siz sevgili Üstâdımızın her anbeân işâret edip haber verdiği vukūâtların tezâhüründen, hatta yarınlar ve hatta hayât-ı uhreviyeyi de aynen böylece siz sevgili Üstâdımızın Kur’ân’ın Risâle-i Nûr ile haber verdiği hakîkatler ve müjdeler tahakkuk etmişcesine bizlere verdiği sevinç, ferah ve sürûr ve onun âteş-i aşkı ve en sıcak ve sâf hissiyât-ı medîdesiyle şu mecliste bulunamayan kardeşlerimize de vekâleten hepimiz şeref-i hulûlüyle müşerref bulunduğumuz mübârek Ramazân-ı Şerîflerinizi âcizâne, fakîrâne ve çok kusur ve günâhlarımızla, fakat şefkat-i merhametle afflarınıza sığınarak tebrîke müsâraatla müşerref olarak, çok sevgili siz Üstâdımızın ömürleri müzdâd, sıhhat ve âfiyetle daha pek çok şühûr-u selâseler, Ramazân-ı Şerîflerde siz sevgili Üstâdımızı başımızda görmek isteyerek bizim için menba‘-ı hayât ve necât olan mübârek ve müteyemmin Hâk-i pâyilerinizi ve kadem-i şerîflerinizi ve mübârek ve temiz ellerinizi biz İnebolu ve havâlîsi Risâle-i Nûr şâkirdleri

175

hep ayrı ayrı yüzlerimize ve gözlerimize sürerek öpmekle mes‘ûd ve son derece müftehiriz.

Aynı hissiyâtlarla bildiğimiz ve bilmediğimiz bilcümle Risâle-i Nûr kardeşlerimizin ve bilhassa başta Husrev ve Tâhirî ve Kâtib Osmân ve Alî ve Mehmed ve Geylân ve refîkleri mübârek Isparta ve civârı, Kastamonu ve Denizli, Aydın ve Safranbolu ve Konya, Afyon ve Eskişehir ve civârları ve daha hâtırımıza gelmeyen bütün Nûrcuları bu muazzam ve mübârek Ramazân-ı Şerîflerini tebrîk eder ve çok seneler dünyada ve cennetlerde hep beraber böylece siz sevgili ve mübârek Üstâdımız başımızda çok mübârek günler geçirmemizi Rabbimizden temennî ve niyâz eyliyoruz. Âmîn Âmîn Âmîn.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Duâlarınıza her an muhtâç İnebolu ve civârı Risâle-i Nûr şâkirdleri

[Çok muhteşem bir tevâfuk]

Çok sevgili Üstâdımızın tahmînen altı aydan daha evvel yazmış olduğu müjdeli mektûblarından bir satır yazıdır. Matbaanın tâhir olmayan elleriyle yeni hurûf libâsında beş yüz nüshayı vermesine bedel, İnşâallâh Risâle-i Nûr şâkirdleri beş bin nüshayı temiz elleriyle, hatt-ı Kur’ân ile Müslümanların ellerine yetiştirecekler. İlh;

176

Bir eser-i inâyet ve bir teşvîk-i feyz-i nûr ve sevkiyâtla idrâkine tam muktedir olamayacağımız muazzam bir inkılâbın anahtarı olan Zülfikār-ı Mu‘cizâtlar Mecmûası’nın kitabet ve teksîri için çâreler araştırırken, bir hüsn-ü tesâdüfle ve kardeşlerimiz Nazîf ve Salâhaddîn’in maddî ve ma‘nevî hamiyetperverlikleri ile münâsib ve muvâfık bir makineyi İnebolu’da yerleştirmiş ve tecrübe ve tecrübe numûnesini de sevgili Üstâdımıza göndererek intizârda iken, bir gün alemdâr-ı nûr ve mücâhid ve kahraman kardeşimiz Tâhirî güler ve nûrlu yüzüyle burada karşımıza çıkıyor ve bizi meserretlere garkediyor, Sebeb-i ziyâreti gāyet basît. Hem bir hasbihâl, hem de bu acîb makine hakkında ma‘lûmât alıp, îcâb ederse bir de kendisi alacak. Henüz gönderilen numûneye bir cevap alınamadığından Zülfikār’a da başlanmamış. Bu husûsda konuşuyoruz.

Bu esnâda Tâhirî kardeşimiz, bir kere ben de tecrübe edebilir miyim diye suâl etmesiyle, hiç birşey ve yukarıya yazdığımız bir satır yazı vesâire hâtır-ı hayâlimize gelmeden sırf bir tecrübe mâhiyetinde onun muayyen kalem ve kâğıdını Tâhirî kardeşimizin eline verip, bu tecrübe için yapılan kâğıtları da boşa gitmesin gāyesiyle Mu‘cizât-ı Kur’âniye’nin Bismillâh ve ilk sahîfesini yazarak bu sahîfeden yapılması, arzu edilen bin aded mecmûanın bin aded ilk bir numaralı sahîfesi kendi kaleminden hâsıl oluyor. Bundan on beş yirmi gün evvel vâki‘ olan

177

bu tevâfuk, bugün şu âciz mektûbumuzu Ramazân-ı Şerîf tebrîği münâsebetiyle yazarken hâtırlıyor ve derhâl yukarıya yazdığımız, sevgili Üstâdımızın bir seneye yakın evvelden o tâhir eli haber vermesi, bizi hayretlere düşürüyor. Ve bu satırları yazmak mecbûriyetinde kalıyoruz. Şüphesiz ki bu bin nüsha ilk teşebbüsdür. Nitekim bu hafta içinde Asâ-yı Mûsâ’nın da bin nüshası için cem‘an yekûn şimdilik üç ton kâğıt şipariş vermiş bulunuyoruz. Şu hâlde beş bin nüsha az bir zamanda Cenâb-ı Hakk’ın inâyetiyle hazır olmuş demektir.

Ey sevgili Üstâdımız, buna biz kusûrlu ve âciz talebeleriniz gözyaşlarımızdan başka hiç bir söz bulup söyleyemiyoruz. Şu hâlde Risâle-i Nûr’un elli senelik, Hazret-i Kur’ân’ın bin beş yüz senelik mücâhedâtının son azametli mahsûlünün bu çok ma‘nîdâr tevâfukuna biz Mâşâallâh ve Bârekallâh diyerek, daha geniş tasrîh ve şumûllerini kudretli kalemlere bırakarak Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükürler ediyoruz. Evet, bu ne büyük bir hakîkat ki, pek yakın şânlı istikbâlin ve câdde-i şerîat-ı kübrâsının resm-i küşâdını pek çok zaman evvelden ma‘nevî işâretinizle bu mübârek alemdâr-ı nûrun tâhir elleriyle kendi zâtınıza vekâleten yaptırdığınıza bizler şâhid ve bütün rûh u cânımızla bunu tasdîk ediyoruz.

Nazîf Çelebi, Büyük İbrâhîm, Küçük İbrâhîm, Sâlih, İsmâîl,

Gülcü Hüseyin, Dursun, Ahmed Hamîd, Berber Alî Osmân ve arkadaşları

178

[Bu mektûbun yazılmasından az sonra garîp bir vâkıa]

Risâle-i Nûr’un hakîkatlerine şimdiye kadar alâkadâr olmamış, beş vaktini kılan birisi, son günlerde hayât-ı uhreviyesini mahvedecek bir kâğıt kullanmış. Bu vesîle ile Risâle-i Nûr’un hakîkatlerini bir kardeşimiz dört kişi arasında onlara îzâha çalışıyorken, cinsini bilmediğimiz bir ufak kuş geliyor. O kâğıdı kullananın göğsüne tırnaklarını geçiriyor. Bu beş kişilik kalabalığın içinde ve hayret nazarları arasında hiç kaçmadığı gibi, gözleri o adamın gözlerinde ve başını da mütamâdiyen sallıyor. Bir müddet mütehayyir seyrediyoruz ve elimle alıp sevdikten sonra oradakiler de seviyor ve bırakıyoruz. Bir ok gibi gidişi, bu hayvanın tamâmen sıhhatte ve özürsüz olduğunu bize isbat ediyor. Risâle-i Nûr hakîkatlerinin yalnız insanlar değil, hayvânât-ı tuyûrât dahi tasdîkçisi olduğunu bizlere ve bütün orada bu hakîkatleri dinleyen ve görenlere tasdîk ve kabûl ettiriyor. Hâşiye Biz Nûrculara da şükren Lillâh gözyaşları döktürüyor

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

İnebolu talebeleri

179

Hem Lâhika’ya, hem Isparta, hem İnebolu’ya gitsin.

[235]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

بِعَدَدِ ثَوَابَاتِ قِرَٓائَةِ حُرُوفِ الْقُرْاٰنِ فٖی شَهْرِ رَمَضَانَ

Çok Azîz, çok Kıymetdâr, çok Şefkatli ve Merhametli nûruyla cihâna Şân ve Şeref veren, Âciz, Fakîr ve Hakîr Kalplere îmân dolduran Kurtarıcımız, Anamız ve Babamız Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

180

Kalblerimizden coşan sevgi ve saygı ile ol mübârek gülden nâzik hâtır-ı âlînizi candan suâl eder, el ve ayaklarınızdan ve eteklerinizden öper ve iki cihân içinde ehl-i îmân için bir ni‘met ve bir lutf-u İlâhî olan o mübârek vücûd-u şerîfinizin sıhhat ve âfiyet ve selâmet kadîm olması için Cenâb-ı rabbü’l-Mennân Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz eyleriz.

Mübârek senenin bir ayı ve ayların sultânı, ömrümüzün Leyle-i Kadr’i ve âhiret şehrinin kârlı pazarı olan mübârek mü’minlere nûr saçan ve Nûrculara çok uğurlu gelen ve gelirken her iki kanadında iki aded makine getiren Risâle-i Nûr’u çoğaltmaya sebeb olan Şehr-i Ramazân-ı Şerîf’inizi tebrîk eder ve bu uğurlu aydaki hasenâtın zât-ı Sevgili Üstâdımız ve umûm Risâle-i Nûr talebeleri ve ehl-i îmân için binler aylardan hayırlı olmasını, bizleri dalâlet ve gaflet bataklıklarından kurtarıp nûrlarıyla imdâdımıza yetiştiren Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’e milyarlar def‘a şükreder ve اَلْحَمْدُلِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَ حَمْدًا یُوَافٖی نِعَمَهُ وَیُكَافِئُ مَزٖیدَهُ deriz.

Yeni bir muvaffakiyet ve kerâmet-i nûriye olan canımızdan kıymetli Üstâdımız, bundan bir sene evvel ihbâr ve iş‘âr ve tebşîr buyurduğunuz bu açık ve âşikâr olan Hatt-ı Kur’ân, o matbaacıların kirli ve lâyık olmayan ellerine verilmez. Bunlara bedel, yine Risâle-i Nûr talebeleri binler nüshaları kendi mübârek ve tâhir elleriyle yazacaklar. Emrinizin çok zâhir bir tasdîkçisi olarak elde edilen hârikulâde makinenin

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç