Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 205
[246]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşim Abdülmecîd, evvelâ Hem Ramazân’ınızı, hem Leyle-i Kadr’inizi, hem bayramınızı tebrîk edip, merhûm Fuâd’ın vefâtı senin tam intibâhına sebeb olmasını tahsîn ve takdîr ve tebrîk ediyorum. Senin, Meyve’nin Yedinci Mes’elesi’ne bir hâşiye ve îzâh fikriyle yazdığın Fuâdiye risâleciğini on mektûb yerinde kabûl ettim. Hatta kısm-ı a‘zamını Lâhika’ya yazmak niyet ettim. Fakat bazı cümleleri Risâle-i Nûr’un mesleğine ve meşrebine uygun gelmediğinden şimdilik ıslâh ve ta‘dîl etmeye hâlim müsâade etmediğinden bayramdan sonraya te’hîr edildi.
Meselâ: Her zaman zikr-i cemîlin benim vird-i zebân; kalp senindir, dil senindir, dil de senin her zaman; fıkrasını senin gibi nûrun bir şâkirdi mahdûmuna söylemez.
Hem meselâ: لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ beyânında, Bu hitâb zâhiren Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a müteveccih ise de, zımnen hayâta ve zevi’l-hayata râci‘dir fıkrası, ta‘dîle muhtâçtır. Çünkü küllî hakîkat-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm hem hayâtın hayatı, hem kâinâtın hayatı, hem İsm-i A‘zam’ın tecellî-i a’zamının mazharı ve bütün zîrûhların nûru ve kâinâtın çekirdek-i aslîsi ve gâye-i hılkati ve meyve-i ekmeli olmasından, o hitâb doğrudan doğruya ona bakar. Sonra hayâta ve şuûra ve ubûdiyete onun hesabına nazar eder.
SAYFA 206
Hem meselâ: Felsefeye temas eden bazı cümleler Mürûr-u zamanla kabuk bağlamış, sonra toprağa inkılâb etmiş, sonra nebâtât husûle gelmiş, sonra hayvanât vücûda gelmiş gibi ta‘bîrler, îcâd ve hılkat-i İlâhiye noktasında felsefîdir, Risâle-i Nûr’un san‘at ve îcâd-ı İlâhî cihetindeki beyânâtına münâsib düşmüyor.
Her ne ise, bu küçücük kusur ile beraber sen, haşir hakkında nûrun emsâlsiz huccetlerinden tam ve mükemmel bir ders alıp, Eski Saîd’in mümtâz bir şâkirdi olduğun gibi, İnşâallâh Risâle-i Nûr’un dahi mükemmel bir şâkirdi ve dikkatli bir muallimi olacağına kuvvetli bir huccettir. Ben müsâid bir vakitte bazı kelimeleri ya ıslâh veya ta‘dîl ederek Haşir Mes’elesine Bir Îzâhlı Hâşiye nâmında Lâhika’ya dercetmek için senin gibi nûrdan tam ders alanlara göndereceğim. Sen evlâdlarınla beraber başta Fuâd, her gün duâlarımda ve ma‘nevî yanımda bulunuyorsunuz. Ve senin şimdi vazîfe-i resmiye cihetiyle çocuklara Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ı okutmanı bütün rûh u cânımla tebrîk ediyorum. Bin Bârekallâh derim.
Hem civârınızda, hem memlekette bütün dost ve akrabalara selâmımı teblîğ ediniz. Şimdi Zülfikār-ı Mu‘cizât ve Asâ-yı Mûsâ Mecmûaları teksîr makinesiyle iki merkezde tab‘edilmesinden, sen bütün kuvvetinle tashîh cihetinde güzel kalemin ile ve dikkatli ilmin ile tam alâkadâr ol
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 207
[Çok ehemmiyetlidir.]
[247]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelâ: Risâle-i Nûr’un makine ile ve şimdi umûmî bir intibâhla ve merkezdeki ehl-i vukūfun takdîriyle dâiresi tam genişlenmesinden elbette her nevi‘ ehl-i ilim dikkatle bakacaklar. Onların içlerinde bid‘alar tarafdârı ve enâniyetli ve müşkilpesend tenkîdci kısımları i‘tirâza çalışacaklar. Şimdi sizler Üç esası onlara karşı umûmî bir cevâb yaparsınız.
Birinci esas: Şimdi insanlarda kim var ki kusuru bulunmasın. Mâdem hasenât, eğer seyyiâta râcih gelse affedilir. Elbette bu kadar ağır şerâit altında göz önünde bu fevkalâde hizmet-i îmâniye ile yüz binler bîçâreleri şüphelerden kurtarmak öyle bir hasenedir ki, binler kusûrâtı affettirir.
İkinci esas: Dersiniz ki: Kardeşimiz Saîd, yarım ümmî yazısı noksân, çabuk yazamıyor. Bu yirmi sene gurbette ekser münzevî ve tecrîd içinde durmaya mecbûr olmasıyla elbette bazı sehivler ve kusurlar bulunabilir.
Hatta iki üç gün içinde, yalnız on iki saatte te’lîf edilen zeyilsiz Mu‘cizât-ı Ahmediye’nin asm âhirinde demiş: Hadîslerin ve râvîlerin beyânında hatâm varsa,
SAYFA 208
tashîhini ricâ ediyorum. diye i‘lân ettiği hâlde, müstensihlerin sehivleri müstesnâ olarak şimdiye kadar yalnız 16 61 bu iki rakamda elif sehven takdîm edilip on altı altmışbire çevirildiğini bir Amerikalı misyoner İncîl-i Yûhannâ’da göstermiş.
Hem ehemmiyetli sebeblere binâen bir kısım risâleler çok sür‘atli yazılmış. Hatta on dakîkada ve bir saatte ve altı saatte ehemmiyetli risâleler, hatta kâtiblerin tasdîkiyle üç dört gün zarfında zeyilsiz Mu‘cizât-ı Kur’âniye yirmi dört saatte te’lîf edilmiş. Elbette bazı sehivler bulunabilir ve hiç bir cihetle kusur sayılmaz. Hem müstensihlerin çoğu Arabî okumadıklarından onların dahi sehivleri bulunur. Ve müellifine isnâd edilir. Çünkü bütün nüshaları o görmüyor. Ve bütününü kendisi tashîh etmek kābil değildir. Mâdem şimdi ehl-i ilim ve hocalar dâireye giriyorlar. Bu büyük hayırlı tashîhe yardım etmek onlara borçtur.
Üçüncü esas: Mu‘teriz ve hodfurûşlar diyebilirler ve derler ki: Risâle-i Nûr’da nûrların kerâmâtından ve fevkalâdeliğinden ve pek çok kıymetdârlığından bahseden çok fıkralar var. Bir insan fazîletini izhâr etse bir gösteriş olur. Makbûl değil diye tenkîd ettikleri zaman dersiniz ki: Ankara ehl-i vukūfunun bu noktadaki hafîf ve tasdîkkârâne tenkîdlerine Saîd’in verdiği ve onlar dahi kabûl ettikleri cevâbın hulâsası şudur: Risâle-i Nûr muhâfazasına çalıştığı
SAYFA 209
hakîkate bu memleket ve Âlem-i İslâm çok alâkadâr ve muhtâç olmasından, bîçâre müellifine binler yardımcı ve kâtibler ve resmî teşvîkler ve muâvenetler lâzım olduğu hâlde, bilakis gāyet insafsızca aleyhinde propagandalara ve kardeşlerinin kuvve-i ma‘neviyelerini kıracak zâlimâne tedbîrlere karşı, elbette Risâle-i Nûr’un kıymetini ve kerâmetlerini beyân etmek vâcibdir. ve elzemdir. Bir tek âciz adam, binler zâlimlerin maddî hücûmlarına karşı zayıf arkadaşlarını kaçmaktan kurtarmak niyetiyle, ikrâmât-ı İlâhiye ve inâyât-ı Rabbâniyeyi izhâr etmek, değil bir kusur, belki büyük bir maslahattır. Her ne ise, siz bu esasları ya aynen veya ta‘dîlen veya tafsîlen makine ile tab‘ettiğiniz mecmûaların münâsib bir yerinde dercedebilirsiniz. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûmunuza selâm ve Leyle-i Kadr’inizi tebrîk ederiz.
Duânızdan çok istifâde eden kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 210
[248]
Risâle-i Nûr’un eski ve anlayışlı ve çalışkan ve zekî bir şâkirdi olan Zekâî’nin bu samîmî ve tekellüfsüz fıkrası Lâhika’ya girsin
سع
[Risâle-i Nûr’dan mededlerim]
1
Gamla geçen ye’sle dolu bu cihân-ı elemden
Beklediğim şifâ vardı aradığım ezelden
Nice gaflet perdesine bürünmüştü hayâtım
Şifâ diye sundukları zehir imiş her elden.
2
Buğulanan gözlerimle seçemezdim yolumu
Feryâd eder dururdum düşündükçe sonumu
Nâ-ümîddim çâresizdim gurbet elde ağlardım
Bir mürşid ki bir rüyada hemân tuttu kolumu.
3
Ne hâl böyle çocuk dedi bu saatte bu tâatte
Şafak söksün gel buraya misâfir kal otağda
Okşadı hem ikrâm etti acıdı her hâlime
Ne yaradır ne tahammül dedi sana bu çağda.
SAYFA 211
4
Şafak attı yol göründü ayrıldım ben otağdan
İçim dışım sevinç dolu uyandım bu rü’yâdan
Ânî sebeb ânî nefret üç gün sonra gurbetten
Ayrıldım o deryâdan sıyrıldım ben o ağdan.
5
Yaralarım ma‘nevîdir Hakk’tan şifâ beklerdi
Korkuyordum yaşamaktan ölüm derdi bir derddi
Bu dünyadan güçtü bana hem derd bulmak riyâsız
Gönlüm hemen incitmeyen kalp doktoru dilerdi.
6
Bir gün bana bir dost gelip bir eseri vererek
Dedi bunu oku hem yaz sana rehber diyerek
Ara sıra irsâl etti tiryâk gibi eserler
İstinsâha koyuldum ben eserleri severek.
7
Fevka’l-beşer zulümlere iftihârla sabreden
Hakk uğruna koydum başı ben bir dellâlım diyen
Rü’yâmdaki halâskârdı ben ona şâkird oldum
Çünkü bana olmamıştı ondan başka nûr veren.
8
Hak kitabın dellâlıdır dostu hak dostluğu hak
Özü doğru sözü doğru her tarafta yüzü ak.
SAYFA 212
Bu samîmî ve bu kudsî hasletleri taşıyan
Üstâdım ve âsârı bana rehber oldu ancak.
9
O derin ma‘nâlı sözler rûh safına ma‘kes
Görür ve okur vechinden şems-i cihânı herkes
Bir lem‘ası müştâkāne meh-i tâbân oluyor.
Zerre-i envârına nice zulmet ediyor pes.
10
Bilemez kadrini, ma‘nâsını ehl-i şekāvet
Hak yolunu gördü bu nûr ile ehl-i nedâmet
Hayret içinde okudu o Risâlei'n-Nûr’u
Bu ne kudsî hutbe dedi pek çok ehl-i hitâbet.
11
Her felsefe ehli okudukça oluyor müflis
Îmân ehli olan oldu cümlesi hâlis muhlis
Nice şaşkın korkaklara can verdi bu nûr
Şefkat tokadıyla çok hırçını eyledi mûnis.
12
Nice bin candan sâliki var ol rehber-i Hakk’ın
Ve yanan kalbime sunduğu bir kevser-i aşkın
Mümkün mü tahammül âh bu yağan bunca belâya
Olmasa Hakkın sunduğu iksîr ve senin şevkin.
SAYFA 213
13
Ne teselli ne büyük lütfun var şaşkın beşere
Bağlansa cihân yine azdır bu güzel esere
Hakkın va‘d ettiği günlere sen bir müjdecisin
Ne güzel ilhâmın var bu dünya gitse değmez esefe.
14
Kābil mi ki ey nûr senin ta‘rîf ve tavsîfin
Hakk ismini söyler kalplerde gezerken takdîsin
Allâh aşkına olsun ey nûr eyleme senden dûr
Şevk veriyor rûh veriyor rûy-i siyaha tahsînin.
15
Ey nûr olayım Üstâdına ihvânına bende
Bahşeyle lütfun feyzini yazabilsem ben de
Yazabilsem kudsî hizmetine haşmetli kasîde
Senin dersin ve medhin virdim olsun ölürken de.
16
Üstâdından ihvânından duâ bekler Zekâî
Ey nûr-u ezel lütfet bizleri eyle tedâvi
Sen bize bir nûrsun hasmına yangın görünürsün
Taşırım uğruna kalbimde bin sırr-ı tefânî.
17
Ey nûr-u hakîkat ve ey ma‘kes-i şems-i cihân
Senden râzı olacak ve eyleye nice ihsân.
Risâle-i Nûr’un kusûrlu hâdimi Zekâî
SAYFA 214
Az bir zamanda nûrlara çok hizmet eden Mustafâ Usman kardeşimizin bu fıkrası Lâhika’ya girsin
سع
[249]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz, Çok Mübârek, Çok Sevgili ve Çok Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Sâniyen: Bu son sevimli ve müjdeli mektûblarınızın âhirindeki latîf bir tevâfukdur ki: Kelime-i mübârekesi ile başlayan ve Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın makine ile tab‘ına başlar başlamaz hemen zuhûr eden inâyet ve eltâf-ı Rabbâniyeyi müjde ve daha silsileler hâlinde zuhûr edeceğini bir fâl-i hayırdır müjdesiyle ihbâr ve ihsâs eden kıymetli hâşiyeniz, bizleri de diğer Nûrcu kardeşlerimiz gibi çok mütehassis, çok memnûn ve biz Nûrculara her an her zaman lütuf ve inâyetini bol bol ihsân eden, ihsâs eden Latîf-i Zü’l-Cemâl, Kahhâr-ı Zü’l-Celâl ve Azîzü’n-Zü’ntikâm Hazretleri’ne hadsiz ve nihâyetsiz hamd ü senâlara ve şükür secdelerine sevketti. Ve siz mübârek ve sevgili Üstâdımıza ihânet ve Risâle-i Nûr’un fütûhâtına sed çekmek istiyenlerin cezâlandığını duymak, siz sevgili Üstâdımızın kalb-i şerîflerine ârız olarak biz bîçârelere kadar sirâyet eden ızdırâb ve teessürâtı izâle ve mahzûn ve mükedder ağlayan kalplerimizi ferâhlattırdı.
SAYFA 215
Azîz ve sevgili Üstâdımız, mukaddemâ Asâ-yı Mûsâ’nın kaleme alındığı sırada, bazı kerâmet-i nûriye merkezde görünmesi üzerine tebşîr ve işâret buyurduğunuz gibi, Eskişehir müjdenizi ta‘kîben Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın tab‘ı henüz hitâma ermeden, en büyük kerâmet ve mu‘cizâtını yine o merkezden ve Süfyân’ın kendine taptırmak için âbide olsun diye rekzettirdiği âfilesinin yanı başında gösterdi
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَامِنْ فَضْلِ رَبّٖی
Sevgili Üstâdım, 10 Ramazân perşembe günü, Zincirli Câmi‘-i Şerîf’inde bir başçavuş tarafından Ezân-ı Muhammedî asm okunmuş, inzibâtlar tarafından götürülmüş ise de, serbest bırakıldığı şâyi‘ olmuştur. Yine bunu ta‘kîben yarınısı günü cum‘a namazında, Hâcı Bayram-ı Velî kuddise sırruhû Câmi‘-i Şerîf’inde, bir kardeşimizin bizzât duyduğu üzere, bir asker tarafından yine Ezân-ı Muhammedîye asm başlanmış, fakat bir gürültü patırtı olarak bıraktırılmış. Câmi‘ cemâat birbirine girmiş. Müteâkıben tekrar bir sivil şahıs, yine başlamış. Ve büyük bir kargaşalık, yine bıraktırılmış. Okuyanları almışlar, götürmüşler. Fakat henüz netîcesi ma‘lûm olmamış.
Bu hâdise-i azîmelerin birbirini ta‘kîb etmesiyle velev ki bir hâdise çıkarmak kasdıyla müstebidlerin eseri dahi olsa bu fakîr ve âciz şu kanâate âcizâne olarak vardım ki, artık nûr eser harekete geçti. Esâsen سِرًّا تَنَوَّرَتْ emrinin nihâyete ermesi de, bunun işareti değil mi idi? Artık Asâ-yı Mûsâ, küfür ve isyan kayalarını
SAYFA 216
parçalayacak, âb-ı hayât olan ve bu milletin pek çok muhtâç bulunduğu îmân kevserlerini akıtmaya başlayacak. Teşne-dilân nûr havzasına dalarak, kana kana içecekler. Artık nûr havzasının sâkîsine saldıran Süfyân’ın altı başlı hûnhâr ejderi, Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’dan aldığı derin onulmaz yaraların ızdırâbıyla, inleye inleye can hırâş feryâdlarla can verecek.
Evet, evet, bu muhakkak ve kat‘î. Çünkü o nûra ihânet ve gadir edenler ve ettirenler, cezâlarını bulmadılar mı? Kendilerine min tarafillâh Denizli hâdisesiyle ve mübârek Meyve ile yapılan ihtâr işaretine kulak asmayanlar, ehemmiyet vermeyenler ve yine utanmadan korkmadan o nûrun fütûhâtına sed çekmek isteyenler ve o nûrun kat‘iyen sönmez ve sönmeyecek olan dünya umûm elektrik kuvvetlerinin bir araya toplanmasından daha kuvvetli ve daha çok nûrlu şuââtını üflemekle söndüreceğiz sanan bedbahtlar birer birer o güvendikleri mevki‘ ve câh sandalyelerini kaybetmediler mi? Eğer henüz gıyâblarında mahkeme-i adâletin âdilâne kararı kendisine teblîğ olmayan mücrimler varsa, bilsinler ki, Hâkim-i Hakîkî olan Allâh-u Zü’l-Celâl Hazretleri onları affetmiş değil. Belki şiddet-i tecziye için mühlet vermiştir. Meğer ki nedâmet ederek, tevbekâr olup af dileye, tarziye vere. Kime? Hazret-i Kur’ân’a ve Risâle-i Nûr’a.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Çok kusûrlu ve duâlarınıza çok muhtâç Mustafâ Usman
SAYFA 217
[250]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Bu mektûbu Üstâdımız Ceylan’a yazmış.
Ceylan şimdilik Nazîf’in telâşı için yirmi güne kadar buranın postasıyla muhâbereye dikkat edilmek ihtimâliyle ara sıra başka yerin postasıyla mektûb göndermesi ihtiyâten münâsibdir. Hem Isparta’ya Nazîf’in telâşlı mektûbunu gönder ki:, Onlar mes’elenin ne şekilde olduğunu bize bildirsin, hem telâş ve merâk etmesinler. Bir şey yoktur. Yalnız Nazîf’in rakîbleri, onun ihtiyâtsızlığından ve ziyâde şevkle tab‘a çalışmasından istifâde edip şevklerini kırmak için ona ve ortalığa evhâm veriyorlar. İnşâallâh bir zarar olmaz. fakat her vakit ihtiyât lâzımdır. Biz dahi muvakkaten ihtiyât etmeliyiz
Saîdü’n-Nûrsî
Nazîf’in mektûbudur
[251]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz ve Çok Kıymetli Üstâdım Efendim Hazretleri,
Şimdi haber aldığıma göre, bura ve havâlîsi zâbıtası şiddetli emir almışlar. Nûrcuları sıkı bir kontrol ve göz altında bulundurulması hakkında bu haberin ne derece mevsûkiyeti belli değilse de, bu günden i‘tibâren nazarlarının üzerimizdeki fa‘âliyeti ve bazı
SAYFA 218
vesîleler aramak gibi hareketleri görüldüğünden bu haber te’yîd ediyor. Bizim dünyalarıyla ve işleriyle alâkamız yok. Fakat her nedense Nûrculardan çok korkuyorlar. Bu da budalaca ve dîvânece bir hareket olduğundan, temkînle ve sükûtla mukābele ediyor ve تَوَكَّلْتُ عَلَی اللّٰهِ sırrıyla tevekkül oluyoruz. Muhâberâtımızdan çok endişe edenlerin nazarlarını tahrîk etmemek için, muhâberâtın yalnız Isparta yoluyla yapılması, Emirdağı mahrec postası nazar-ı dikkati celbettiğinden, bu husûsta oradan buralara yazılan mektûbları ora postasına verilmemesi, başka postadan verilmesi çok muvâfık olacağından, o yolda emir buyurulmasını ta‘zîmlerimle el ve ayaklarınızdan öperek selâmet duâlarınızı dilerim. Kıymetli Üstâdım efendim hazretleri.
Günâhkâr ve kusûrlu talebeniz Nazîf Çelebi
[252]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Bu gece Leyle-i Kadir’de olan bütün duâlarınıza binler âmîn âmîn âmîn deriz.