
SAYFA 297
Muharrem gibi zâtlara ve hapiste bize kardeş olup çok insaniyet gösteren zâtlara, hem bayramlarını tebrîk, hem çok selâm ediyoruz. Ve onları unutmuyoruz ve unutamıyoruz.
Umûm Nûrculara binler selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Altı yedi sene kemâl-i sadâkatle bana ve Risâle-i Nûr’un kitabetine hakîkatli hizmet eden Kastamonu Husrev’i Mehmed Feyzî’nin mektûbu, şahsıma âit kısmı, haddimden pek çok ziyâde makam vermesi, gerçi mesleğime muhâliftir. Fakat onun, o hüsn-ü zanları, hakkımda bir makbûl duâdır diye ilişmedim. Onun gibi dikkatli, nûrun sır kâtibinin yazısına ilişmemeli diye aynen Lâhika’ya girmesini kabûl ettim
سع
[288]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Sevgili, Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,
Mübârek leyâlî-i aşerenizi, hem kudsî bayramınızı, hem Risâle-i Nûr’un tenevvürünü tebrîk ve başta Sevgili Üstâdım olarak umûm Risâle-i Nûr şâkirdleri ve bütün ehl-i îmân hakkında bu mübârek leyâli ve eyyâmın müjdeli, beşâretli ve sürûrlu olmasını
SAYFA 298
Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den niyâz ve istirhâm eder, Sevgili Üstâdımızın hayra yükselen nûrlu mübârek ellerinden öper, külliyet kesbetmiş makbûl duâlarını bekler, en derin hürmetlerimi takdîm ederiz.
Bu def‘a yine Sevgili Üstâdım, Şâkirdleriniz hüsn-ü zanlarını kırıyorsunuz. Ve şahsıma fazla kıymet vermeyiniz, buyuruyorsunuz. Elbette bu hâl, kemâl-i tevâzu‘ ve kudsiyetinize delâlet ediyor. Fakat sevgili Üstâdım, sizin sûretiniz İnâyet-i Hakk’la ayn-ı hakîkat, şahsınız ayn-ı şahs-ı ma‘nevî olmuş. Cenâb-ı Hakk sizi İsm-i A‘zam’ının tecellîsine mazhar اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰی نُورٍ مِنْ رَبِّهٖ âyetinin sırrına nâil buyurup, mübârek kalbinize öyle hârika bir kudsiyet ve hikmet, sadrınıza öyle bir inşirâh ve vüs‘at ihsân eylemiş ki, işte o mes‘ûd sadr-ı vâsi’in simâ-i ma‘nevîsi olan ulvî kalbinizde, külliyât-ı nûrda, Risâle-i Nûr’un sözleri nâmını alan ve her biri gāyet hârika birer îmân-ı tahkîkî huccetleri olan otuz üç adet Sirâcü’n-Nûr, hem Risâle-i Nûr’un Mektûbâtı nâmını alan ve her biri birer burhân-ı vahdâniyet ve risâlet olan otuz üç adet مَصَابٖیحُ النُّورْ hem Risâle-i Nûr’un Lem‘aları nâmını alan ve nûr-u hidâyet caddelerini gösteren لَمَعَاتُ النُّورْ, hem Risâle-i Nûr’un Şuâ‘ları nâmını alan ve nûr-u ma‘rifet ve muhabbet-i İlâhî dürbünleri olan شُعَاعَاتُ النُّورْ, kalbinizden tulû‘ ve zuhûr bulmuş. İzn-i Hakk’la ulû’l-ebsâra tarîk-i hidâyeti gösteriyor.
SAYFA 299
اَللّٰهُمَّ لَا مَانِعَ لِمَٓا اَعْطَیْتَ وَلَا مُعْطِیَ لِمَا مَنَعْتَ: Sevgili Üstâdım, işte şâkirdleriniz hüsn-ü zanlarındaki ifrât, bu hakîkati kâh Risâle-i Nûr’un, nûr-u hidâyet ve nûr-u tevfîk ve nûrlu tevâfuk meşâbihleriyle zînetli semâ-yı ma‘nevîsi olan nûrlu sahîfelerinde, kâh Sevgili Üstâdımızın nûr-u ilm-i hakîkat ve nûr-u hikmetle münevver mes‘ûd sîmâsında yine Risâle-i Nûr’dan açılan dîde-i nûr-u îmân ve çeşm-i basîretle temâşâlarından hâsıl olan pûr safâ-yı kalbi ve müteşekkirâne ve takdîrkârâne ve istihsânkârâne ve minnetdârâne, silsile-i tefekkürâtlarından neş’et eden bir sürûr rûhâniyetin temessül ve tecessüm etmiş birer meyvesi ve sûreti var.
Çok def‘adır alâkadârâne merâkla sorduğunuz Muhterem, Fâzıl, merhûm Şeyh Ziyâeddîn Efendi, âlem-i nûra irtihâl eyledi. Cenâb-ı Hakk, başta Sevgili Üstâdımız olarak bütün Nûrcuları hizmet-i kudsiye-i nûriyede dâim buyursun, Âmîn. Hakîkaten bu mübârek zât, âhir ömrüne kadar burada bütün ulemâ ve meşâyıh ve eşrâf içinde Risâle-i Nûr’a ve sevgili Üstâdımıza karşı ciddî alâkadârlığını göstermekten geri kalmazdı.
Hatta bir bayramda ziyâretine gitmiştik. Cemâat huzûrunda Ne gam, ümmet-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gibi şefî‘leri ola. Ne korku, denizin dalgasından ol kimseye ki, Nûh aleyhisselâm gemici ola. Ne hüzün, ne keder sizlere ki, Bedîüzzamân gibi müdâfi‘niz, Saîdü’n-Nûrsî Hazretleri gibi
SAYFA 300
Üstâdınız ola. diyerek Sa‘dî-i Şîrâzî’nin چِە غَمْ دِیوَارِ اُمَّتْ رَاكِە بَاشَدْ چُونْ تُوپُشْتِیبَانَ چِە بَاكْ اَزْمَوْجِ بَحْرْآنْ رَاكِە بَاشَدْ نُوحْ كَشْتِیبَانْ beyitlerini okuyup, Üstâdımızı hürmetle yâd eylemiştir. رَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی عَلَیْهِ رَحْمَةً وَاسِعَةً. اَللَّهُمَّ نَوِّرْ قَبْرَهُ بِنُورِ حَقَٓائِقِ رِسَالَةِ النُّورِ. اٰمٖینَ
Mehmed Feyzî
Lâhika’ya girsin.
[289]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Mübârek, çok Sevgili Üstâdımız, Efendimiz Hazretleri,
İrsâl buyurmuş olduğunuz, birinci mektûbunuzda geçen leyâli-i aşeremizin her bir gecesi birer Leyle-i Kadir ve Leyle-i Berât ve Leyle-i Mi‘râc kadar büyük kıymetleri olduğunu, Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’ın وَالْفَجْرِ وَلَیَالٍ عَشْرٍ sûre-i celîlesiyle isbat ederek ve o gecelerde biz âciz kusurluların duâlarımızın makbûliyeti için rahmet-i İlâhiyeye el açıp duâ ettiğinizden çok memnûn ve müteşekkiriz. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz ve hudûdsuz şükürler olsun ki, şu âhirzamanda biz âcizleri insan olarak yaratıp. kendi zâtına kul ve Habîb-i Zîşân Efendimiz asm Hazretleri’ne ümmet olarak halk edip ve siz çok mübârek ve hak hakîkatlerin kahramanı ve Hazret-i Kur’ân’ın ser tercümânı olan
SAYFA 301
Üstâdımız hazretlerine talebe ve bu zamana kadar bir daha misli getirilmeyen Risâle-i Nûr’a şâkird kabûl olunduğumuza medyûn-u şükrânız. Ve esrâr-ı Kur’âniye ve îmâniyenin hakîkatlerini bize öğreten siz hamiyetperver ve sabır kahramanı Üstâdımız efendimiz hazretleri için milyonlar sene ömrümüz olsa, gece ve gündüz hizmetinizde bulunsak ve dâimâ Cenâb-ı Hakk’a saâdet ve selâmetiniz için duâlar yapsak, yine hakkınızı ödeyemeyiz.
Cenâb-ı Risâlet-Penâh Hazretleri olan Nebiyy-i Zîşân Sallallâhu Aleyhi Vesellem Efendimiz Hazretleri dünyaya teşrîfinde Ümmetî, Ümmetî ve âhirete, dâr-ı bekāya teşrîf buyurduklarında yine Ümmetî, Ümmetî diye Mevlâsına kavuştuğu gibi, siz azîz Üstâdımız da, sekerât gibi olan dehşetli ve ağır hastalık ve sıkıntılarınızda, biz âciz kusûrlulara duâ ediyorsunuz. Cenâb-ı Hakk, ümmet-i Muhammed’in saâdet ve selâmeti için yaptığınız duâlarınızı ind-i ulûhiyetinde kabûl buyursun. Âmîn.
Ve Hazret-i İbrâhîm Aleyhisselâm’ın bu yevm-i arefe ve bayram gününde gözünün yaşını dindiren ve İsmâîl Aleyhisselâm’ı bıçaktan kurtarıp selâmete çıkaran ve bütün melâikeleri ve enbiyâ ve evliyâ rûhlarını şâd ve hürrem eden bu mübârek günler hürmetine Cenâb-ı Hakk vücûd-u şerîfinize şifâ versin. Âmîn. Ve bu mübârek arefe ve bayramların emsâl-i kesîresiyle müşerref eylesin. Âmîn. Ve biz âciz kusûrluları nûrun fütûhâtı için ve dünyaya i‘lânı için izn-i İlâhî ile arkanıza alıp hak ve hakîkatleri meydana çıkardığınız gibi, öyle de, yine dünyada bizleri peşinize alıp,
SAYFA 302
hacca götürüp, Nebiyy-i Zîşân aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri’nin eşiğine yüzümüzü sürerek gözyaşlarımızı akıtmaklar nasîb ve müyesser eylesin. Âmîn. Ve âhirette de, yine ol Nebiyy-i Zîşân Efendimiz Hazretleri’nin şefâatini cümlemize ihsân eylesin. Âmîn âmîn âmîn.
Bu taraftan cümle kardeşlerimiz, kalpler dolusu selâm ile mübârek ellerinizden öper ve bayram-ı şerîfinizi tebrîk ederek emsâl-i kesîresiyle müşerref olmaklığınızı tekrar tekrar Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd Hazretleri’nden temennî ve niyâz ederiz, efendimiz hazretleri.
Kusûrlu talebeniz ve duânıza muhtâç Osmân Kâtib
[290]
Çok Sevgili, çok Kıymetdâr, çok Mübârek ve çok Müşfik Üstâdımız, Efendimiz Hazretleri,
Mübârek el ve ayaklarınızdan ta‘zîm ve ihtirâmla öperek, umûm Nûrcu kardeşlerimizle beraber İyd-i saîd-i Adhâ’nızı bütün rûh u cânımızla tebrîk ve tes‘îd eyler, bu hayât-ı fâniyede idrâk ettiğiniz seneler boyunca, beşer için çok ehemmiyetli ve mukaddes ve lüzûmlu olan hayatınız ve bu mes‘ûd ve nezîh hayâtın ehemmiyetli ve kıymetli ve hayat ve vücûd kadar lüzûmlu olan semeresi Risâle-i Nûr’la umûm beşere ister bilmesinler, ister bilsinler alet-tevâlî nûr ve feyiz ve bereket ilkā ettiğinizden, yine
SAYFA 303
rûh u cânımızla tebrîk ve biz Nûrcular da hâs bir teveccühle ve Risâle-i Nûr’un nefes kadar lüzûmlu dersleriyle her nefesimizde büyük bir bayram yaptıran zât-ı fazîlet meâbınıza sonsuz minnetdârlıklarımızı arzederken, Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn Hazretleri’nden şöyle niyâz eyleriz: Yâ Rabbî, sevgili Üstâdımızın ömrünü müzdâd ve saâdet ve selâmet-i dâime içinde daha çok seneler bizimle bu hayât-ı fâniyede beraber eyle. Ve Risâle-i Nûr’u, küfür ve dalâlet bataklıklarında çırpınan beşere bizzât okutmasını nasîb ve müyesser eyle Ve biz zavâllıları ebediyen onun gösterdiği yoldan ve ondan ayırma. Ve ondan ve umûm Nûrculardan râzı ol. Âmîn.
Hizmetkârlarınız ve talebeleriniz, Safranbolu ve civârı kusûrlu Nûrcuları Risâle-i Nûr şâkirdleri siyâsete tenezzül etmediklerinden, bu Mustafâ kardeşimizin nûrun fütûhâtı hesabına yazdığı üç dört madde yazılmadı. Nûrculara lüzûmu yok. Yalnız netice ve hâşiyesi yazıldı.
Netîcetü’n-netîce, bu gençlik mümessili olan genç, bilmeyerek, âdetâ bu hâdisenin delâlet ve işârâtıyla Risâle-i Nûr’un hakîkatlerini tasdîk ve hak ve ayn-ı hakîkat olduğuna bütün gençlik nâmına imza koyuyor. Ve fakîr, kat‘iyen tasdîk ediyorum ki, biz Nûrculara müjdelediğiniz inâyet ve eltâf-ı sübhâniye peyderpey tezâhür ediyor. Ve dîn ve îmân ve Kur’ân aleyhine harekete geçmek isteyenlere, derhâl bir muhâlif ve muârız kitle zuhûr ve yüzlerinden sütreleri, maskeleri alınarak, enzâr-ı nâsta
SAYFA 304
teşhîr ediliyor. Müjdeleriniz hep tezâhürde ve Risâle-i Nûr’un hakîkatleri düşmanları tarafından bile tasdîk olunmakta sevgili Üstâdım. Hâşiye
[291]
Lâhika’ya girsin
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Sevgili, çok Mübârek, çok Muazzez, çok Kıymetli Kardeşlerim,
İki seneden beri âdetâ aranızdan çekilmiş ve âdetâ Risâle-i Nûr’u ve onun mübeşşir-i efhamını unutmuş gibi sükût ettim. Risâle-i Nûr bülbülleri şakırken, uşşâk-ı hakîkat şems-i hidâyetin havlisinde envâ‘-ı niamât garâm-âlûd ile terennüm-sâz olurken,
SAYFA 305
şems-i Muhammedîye’nin asm âhirzamanda def‘a-i sâniyedeki tulû-u dilferini karşısında hayrânlığın en yüce tahassüsâtıyla bir cemâat-i kudsiye, bir hizb-i İlâhî, o ikrâm-ı İlâhî’nin sürûru ile a‘zamî bir coşkunluk gösterirken, ben hissiz, câmid bir taş parçası gibi sustum. Üstâd-ı mübeccelin firâkı ihtimâliyle tahassür volkanları fışkırırken, sadâkat fevvâreleri çalkanırken, ben suyu kesilmiş bir çeşme gibi, bir değirmen gibi susuz, nûru sönmüş bir lâmba gibi ziyâsız kaldım.
Fakat azîz, sevgili, mübârek kardeşlerim, hiç mahz-ı nûr-u Risâlet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm olan Risâle-i Nûr’un câzibesine bir def‘a ma‘rûz kalan bir insanın, o câzibe-i dilrubâyı terketmesine, onun menşer-i ecmelinden, o ma‘den-i şefkat ve keremden vazgeçmesine imkân var mıdır? Hayır, sevgili kardeşlerim, dâimî bu bîçâre, bu pür-kusûr insan, sizin dâimî ve ebedî malınız, öz memlûkünüz ve rahmet-i İlâhî’nin feyziyle onu sizden ayıracak hiç bir kuvvet yoktur. O mahz-ı nûr-u Kur’ân olan Risâle-i Nûr’un âzâd kabûl etmez bendesi, onun menba‘-ı akdesinin lâyenazil kölesidir.
Sevgili kardeşlerim, İnşâallâh şimdiye kadar söylemesine müsâade edilmeyen lisânıma müsâade verilecek ve mektûblarım kesilmeyecektir. Bilvesîle Îyd-i Adhânızı can u yürekten tebrîk eder, cümlenize karşı hasret ve iştiyâkımın hudûdsuzluğunu arzederim sevgili kardeşlerim.
Pür-kusûr ve bîçâre kardeşiniz Ahmet Feyzî Kul
SAYFA 306
[292]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Zilhicce 16
Mektûb No 2
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Nazîf Çelebi’nin İnebolu hâlis kardeşlerimizin nâmına bayram tebrîki ile; ve Zülfikār’ın gāyet dikkat ve ehemmiyet ve ihtiyât ile devâm-ı hizmeti ve Mu‘cizât-ı Kur’âniye’yi de bitirip zeyillerinden bir kısmını da tamam etmesi; ve Abdurrahmân Salâhaddîn’in Amerika misyonerlerine dört beş ay okutturduğu Asâ-yı Mûsâ ve Mu‘cizât-ı Ahmediye’yi emîn bir vâsıta ile bizim nâmımıza Câmiü’l-Ezher’e hediye edip göndermesini; ve ehemmiyetli bir nûr şâkirdi Ahmed Kureyşî’nin onların makinesinin masrafına yüz banknot vermesini beyân eden bir mektûbunu aldım. Bu kahraman Nazîf kardeşimize ve gāyet ciddî ve sebâtkâr ve tam alâkadâr İnebolu Nûrcularına ve Ahmed Kureyşî ve rüfekālarına, hem bayramlarını, hem devamlı hizmetlerini, hem yüksek sadâkatlerini, hem Zülfikār’ın tab‘ muvaffakiyetini, hem Salâhaddîn’in Câmiü’l-Ezher’le Medresetü’z-Zehrâ’nın münâsebetini te’mîne çalışmasını rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn. Ve hizmetlerini tam makbûl eylesin. Âmîn.
Sâniyen: Câmiü’l-Ezher ulemâsına gönderilen iki nüsha benim tashîhimden geçmemiş. Bazı harekeler ve Arabî kelimelerde sehivler elbette vardır. Husûsen âhirdeki Arabî
SAYFA 307
Hulâsatü’l-Hulâsa harekelerinde ilm-i nahivce, başka nüshalarda müteaddid sehivler gördüm. Onun için, tam Arabî hocalarının tedkîkinden geçmiş birer nüsha Asâ-yı Mûsâ Hâşiye ve Zülfikār’dan, münâsib gördüğünüz zaman Câmiü’l-Ezher’e göndermekle beraber, onlara yazınız ki: Nûr risâlelerinin Medresetü’z-Zehrâ’sı, Câmiü’l-Ezher’in şefkatine çok muhtâç bir mahdûmudur, bir talebesidir. Şiddetli düşmanların hücûmuna hedef olmuş bir şâkirdidir Ve bütün medreselerin başı ve Âlem-i İslâm’ı dâimâ tenvîr eden o büyük Câmiü’l-Ezher’in küçük bir dâire ve şu‘besidir. Onun için, o âlî kadr üstâd ve müşfik peder ve hamiyet-kâr mürşid-i a‘zam, bîçâre evlâdına ve şâkirdine tam yardım etmesini, onların ulvî himmetinden bekliyoruz. O pek büyük Üstâdımıza takdîm edilen iki kitab ise, bir talebe, dersini ne derece anlamış diye akşamda babasına ve üstâdına yazıp vermesi gibi, o iki dersimiz, o şefkatli allâmelerin nazar-ı müsâmahalarına arzedilmiş, diye bir mektûb yazarsınız.
SAYFA 308
Sâlisen: Pek çok alâkadâr olduğum ve işâret-i gavsiye ile nûr şâkirdlerinin temel taşlarından bulunan Barla, Bedre, Eğirdir dâiresinde iki Hulûsî ve emekdâr Sâdık Süleymân ile beraber çok zâtların ismi bulunan üç tebrîk mektûblarını beraber aldım. Yirmi sene evvelki Barla hayâtımı tam hâtırımda ihyâ etti. Ben başta o erkân-ı selâse ve yeni kahramanlardan Alî Osmân ve Bahrî olarak umûmunuzun birer birer, husûsen Barla’daki eski dostlarımın bayramlarını tebrîk ediyoruz. Onları unutamıyorum. Her gün duâmda ve kazançlarımda hissedârdırlar. Husûsen merhûm Mustafâ Çavuş ve Muhâcir Hâfız Ahmed ve Eşref Bey merhûmları çok def‘a hazînâne ve müştâkāne tahattur ediyorum. Onların akrabalarına da bilhassa selâm ediyorum. Nûr santrali Sabrî Hulûsî-i Sânî , birinci Hulûsî’ye Asâ-yı Mûsâ’yı göndermesi, çok güzel olmuş. Allâh ikisini muvaffak eylesin. Âmîn.
Ve Nûrların intişârına çok ehemmiyetli hizmeti bulunan bir zâtın, merhûm pederinin mezarına dâir suâlinin cevâbını Sabrî’ye havâle ve o zâta da çok selâm ediyorum. Ve iki Hulûsî’nin dâimâ demirbaş, hakîkatli arkadaşları Hakkı’ya da bilhassa selâm ve ne hâlde olduğunu ve keyfini soruyorum. Ve Birinci Hulûsî’nin mektûbunda bize ve nûrlara karşı çok alâka gösteren Alvarlı Mehmed ve İdrîs efendilere çok selâm ediyorum
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûmunuza binler selâm ve duâ eden kardeşiniz Saîdü’n Nûrsî
SAYFA 309
[293]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Ağabeyim Abdurrahmân Salâhaddîn’in Medresetü’z-Zehrâ’nın Câmiü’l-Ezher reîsine gönderdiği Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye’den bir kısmı münâsebetiyle latîf bir hâdiseyi mahrem bir yerden işittim. Aynen yazıyorum. Kırk seneye yakın bir zaman evvel Üstâd İstanbul’a gittiği vakit, ulemâlar münâzara edip ilzâm edememişler. Meşhûr Câmiü’l-Ezher reîsi allâme bir zât oraya gelmiş. Hocalar ona demişler: Bizim bedelimize onu ilzâm et. O da bazı hocalarla Ayasofya avlusundaki çayhânede rast gelmiş. Ve gelecek suâl-cevâb vukū‘ bulmuş. Fakat cevâbın ikinci parçası mutaassıb bazı zâtlara ağır gelmiş, i‘tirâz etmişler. Senin bu memleket hakkında sû’-i zannın var demişler. Onun için Üstâd, sonra vâkıayı hikâye ettiği vakit başkalarının taassubuna ilişmemek için ikinci kısmı söylemiyordu. Fakat, o zaman söyledi. Evet dedi, vâkıa şöyledir: Câmiü’l-Ezher reîsi, Allâme Şeyh Bahît Hazretleri, kırk sene evvel İstanbul ulemâsının tedbîriyle Üstâdımızı ilzâm etmek için Ayasofya çayhânesinde bazı hocalarla geldiği vakit, en birinci sorduğu suâl budur: یَٓا اَخٖی مَاتَقُولُ فٖی حَقِّ اَوْرُوبَا وَالْعُثْمَانِیَّةِ yani Avrupa ve Osmânlı memleketi hakkında fikrin nedir?
SAYFA 310
Üstâd da demiş ki: اِنَّ اَوْرُوبَا حَامِلَةٌ بِالْاِسْلَامِ فَسَتَلِدُهُ یَوْمًامَا وَاِنَّ هٰذِهِ الْمَمْلَكَةَ حَامِلَةٌ بَاَوْرُوبِا وَسَتَلِدُهَا اَیْضًا یَوْمًامَا yani Avrupa İslâmiyet’le hâmiledir, elbette bir gün doğuracak. Ve bu memleket de bir Avrupa’yı doğuracak. Bu cümle mahremdir. Çünkü onun medeniyetiyle hâmiledir. O vakit Câmiü’l-Ezher reîsi hocalara demiş ki: Bu adamla münâzara edilmez, ilzâm edilmez. Benim fikrim de bu merkezdedir. Evet, o reîsin takdîrine mazhar olan Üstâdın verdiği o haberin yarısı çıkmış. İnşâallâh öteki yarısı da çıkacaktır. Bu fikre binâendir ki, işittiğime ve anladığıma göre, Üstâd bu harbin evvelinde bir sene Bir Devlet, İslâmiyet’e kuvvet verecek ve İslâm olacak diye merâkla bakmış. Sonra anladı ki, zamanı gelmemiş. Daha yedi sene bakmadı. Bu vesîle ile umûm Nûrcu kardeşlerimizin ellerinden öper, bayramlarını tebrîk ve selâm ederim.
Risâle-i Nûr’un âciz, bîçâre bir şâkirdi ve hâdimi Ceylan
[294]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Pek çok alâkadâr olduğum ve Risâle-i Nûr’un gāyet ehemmiyetli bir merkezi ve az zamanda, pek çok nûr işini gören Denizli Husrev’i ve gāyet ciddî ve sâdık