EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

210

[248]

Risâle-i Nûr’un eski ve anlayışlı ve çalışkan ve zekî bir şâkirdi olan Zekâî’nin bu samîmî ve tekellüfsüz fıkrası Lâhika’ya girsin

سع

[Risâle-i Nûr’dan mededlerim]

1

Gamla geçen ye’sle dolu bu cihân-ı elemden

Beklediğim şifâ vardı aradığım ezelden

Nice gaflet perdesine bürünmüştü hayâtım

Şifâ diye sundukları zehir imiş her elden.

2

Buğulanan gözlerimle seçemezdim yolumu

Feryâd eder dururdum düşündükçe sonumu

Nâ-ümîddim çâresizdim gurbet elde ağlardım

Bir mürşid ki bir rüyada hemân tuttu kolumu.

3

Ne hâl böyle çocuk dedi bu saatte bu tâatte

Şafak söksün gel buraya misâfir kal otağda

Okşadı hem ikrâm etti acıdı her hâlime

Ne yaradır ne tahammül dedi sana bu çağda.

211

4

Şafak attı yol göründü ayrıldım ben otağdan

İçim dışım sevinç dolu uyandım bu rü’yâdan

Ânî sebeb ânî nefret üç gün sonra gurbetten

Ayrıldım o deryâdan sıyrıldım ben o ağdan.

5

Yaralarım ma‘nevîdir Hakk’tan şifâ beklerdi

Korkuyordum yaşamaktan ölüm derdi bir derddi

Bu dünyadan güçtü bana hem derd bulmak riyâsız

Gönlüm hemen incitmeyen kalp doktoru dilerdi.

6

Bir gün bana bir dost gelip bir eseri vererek

Dedi bunu oku hem yaz sana rehber diyerek

Ara sıra irsâl etti tiryâk gibi eserler

İstinsâha koyuldum ben eserleri severek.

7

Fevka’l-beşer zulümlere iftihârla sabreden

Hakk uğruna koydum başı ben bir dellâlım diyen

Rü’yâmdaki halâskârdı ben ona şâkird oldum

Çünkü bana olmamıştı ondan başka nûr veren.

8

Hak kitabın dellâlıdır dostu hak dostluğu hak

Özü doğru sözü doğru her tarafta yüzü ak.

212

Bu samîmî ve bu kudsî hasletleri taşıyan

Üstâdım ve âsârı bana rehber oldu ancak.

9

O derin ma‘nâlı sözler rûh safına ma‘kes

Görür ve okur vechinden şems-i cihânı herkes

Bir lem‘ası müştâkāne meh-i tâbân oluyor.

Zerre-i envârına nice zulmet ediyor pes.

10

Bilemez kadrini, ma‘nâsını ehl-i şekāvet

Hak yolunu gördü bu nûr ile ehl-i nedâmet

Hayret içinde okudu o Risâlei'n-Nûr’u

Bu ne kudsî hutbe dedi pek çok ehl-i hitâbet.

11

Her felsefe ehli okudukça oluyor müflis

Îmân ehli olan oldu cümlesi hâlis muhlis

Nice şaşkın korkaklara can verdi bu nûr

Şefkat tokadıyla çok hırçını eyledi mûnis.

12

Nice bin candan sâliki var ol rehber-i Hakk’ın

Ve yanan kalbime sunduğu bir kevser-i aşkın

Mümkün mü tahammül âh bu yağan bunca belâya

Olmasa Hakkın sunduğu iksîr ve senin şevkin.

213

13

Ne teselli ne büyük lütfun var şaşkın beşere

Bağlansa cihân yine azdır bu güzel esere

Hakkın va‘d ettiği günlere sen bir müjdecisin

Ne güzel ilhâmın var bu dünya gitse değmez esefe.

14

Kābil mi ki ey nûr senin ta‘rîf ve tavsîfin

Hakk ismini söyler kalplerde gezerken takdîsin

Allâh aşkına olsun ey nûr eyleme senden dûr

Şevk veriyor rûh veriyor rûy-i siyaha tahsînin.

15

Ey nûr olayım Üstâdına ihvânına bende

Bahşeyle lütfun feyzini yazabilsem ben de

Yazabilsem kudsî hizmetine haşmetli kasîde

Senin dersin ve medhin virdim olsun ölürken de.

16

Üstâdından ihvânından duâ bekler Zekâî

Ey nûr-u ezel lütfet bizleri eyle tedâvi

Sen bize bir nûrsun hasmına yangın görünürsün

Taşırım uğruna kalbimde bin sırr-ı tefânî.

17

Ey nûr-u hakîkat ve ey ma‘kes-i şems-i cihân

Senden râzı olacak ve eyleye nice ihsân.

Risâle-i Nûr’un kusûrlu hâdimi Zekâî

214

Az bir zamanda nûrlara çok hizmet eden Mustafâ Usman kardeşimizin bu fıkrası Lâhika’ya girsin

سع

[249]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Azîz, Çok Mübârek, Çok Sevgili ve Çok Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Sâniyen: Bu son sevimli ve müjdeli mektûblarınızın âhirindeki latîf bir tevâfukdur ki: Kelime-i mübârekesi ile başlayan ve Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın makine ile tab‘ına başlar başlamaz hemen zuhûr eden inâyet ve eltâf-ı Rabbâniyeyi müjde ve daha silsileler hâlinde zuhûr edeceğini bir fâl-i hayırdır müjdesiyle ihbâr ve ihsâs eden kıymetli hâşiyeniz, bizleri de diğer Nûrcu kardeşlerimiz gibi çok mütehassis, çok memnûn ve biz Nûrculara her an her zaman lütuf ve inâyetini bol bol ihsân eden, ihsâs eden Latîf-i Zü’l-Cemâl, Kahhâr-ı Zü’l-Celâl ve Azîzü’n-Zü’ntikâm Hazretleri’ne hadsiz ve nihâyetsiz hamd ü senâlara ve şükür secdelerine sevketti. Ve siz mübârek ve sevgili Üstâdımıza ihânet ve Risâle-i Nûr’un fütûhâtına sed çekmek istiyenlerin cezâlandığını duymak, siz sevgili Üstâdımızın kalb-i şerîflerine ârız olarak biz bîçârelere kadar sirâyet eden ızdırâb ve teessürâtı izâle ve mahzûn ve mükedder ağlayan kalplerimizi ferâhlattırdı.

215

Azîz ve sevgili Üstâdımız, mukaddemâ Asâ-yı Mûsâ’nın kaleme alındığı sırada, bazı kerâmet-i nûriye merkezde görünmesi üzerine tebşîr ve işâret buyurduğunuz gibi, Eskişehir müjdenizi ta‘kîben Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın tab‘ı henüz hitâma ermeden, en büyük kerâmet ve mu‘cizâtını yine o merkezden ve Süfyân’ın kendine taptırmak için âbide olsun diye rekzettirdiği âfilesinin yanı başında gösterdi

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَامِنْ فَضْلِ رَبّٖی

Sevgili Üstâdım, 10 Ramazân perşembe günü, Zincirli Câmi‘-i Şerîf’inde bir başçavuş tarafından Ezân-ı Muhammedî asm okunmuş, inzibâtlar tarafından götürülmüş ise de, serbest bırakıldığı şâyi‘ olmuştur. Yine bunu ta‘kîben yarınısı günü cum‘a namazında, Hâcı Bayram-ı Velî kuddise sırruhû Câmi‘-i Şerîf’inde, bir kardeşimizin bizzât duyduğu üzere, bir asker tarafından yine Ezân-ı Muhammedîye asm başlanmış, fakat bir gürültü patırtı olarak bıraktırılmış. Câmi‘ cemâat birbirine girmiş. Müteâkıben tekrar bir sivil şahıs, yine başlamış. Ve büyük bir kargaşalık, yine bıraktırılmış. Okuyanları almışlar, götürmüşler. Fakat henüz netîcesi ma‘lûm olmamış.

Bu hâdise-i azîmelerin birbirini ta‘kîb etmesiyle velev ki bir hâdise çıkarmak kasdıyla müstebidlerin eseri dahi olsa bu fakîr ve âciz şu kanâate âcizâne olarak vardım ki, artık nûr eser harekete geçti. Esâsen سِرًّا تَنَوَّرَتْ emrinin nihâyete ermesi de, bunun işareti değil mi idi? Artık Asâ-yı Mûsâ, küfür ve isyan kayalarını

216

parçalayacak, âb-ı hayât olan ve bu milletin pek çok muhtâç bulunduğu îmân kevserlerini akıtmaya başlayacak. Teşne-dilân nûr havzasına dalarak, kana kana içecekler. Artık nûr havzasının sâkîsine saldıran Süfyân’ın altı başlı hûnhâr ejderi, Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’dan aldığı derin onulmaz yaraların ızdırâbıyla, inleye inleye can hırâş feryâdlarla can verecek.

Evet, evet, bu muhakkak ve kat‘î. Çünkü o nûra ihânet ve gadir edenler ve ettirenler, cezâlarını bulmadılar mı? Kendilerine min tarafillâh Denizli hâdisesiyle ve mübârek Meyve ile yapılan ihtâr işaretine kulak asmayanlar, ehemmiyet vermeyenler ve yine utanmadan korkmadan o nûrun fütûhâtına sed çekmek isteyenler ve o nûrun kat‘iyen sönmez ve sönmeyecek olan dünya umûm elektrik kuvvetlerinin bir araya toplanmasından daha kuvvetli ve daha çok nûrlu şuââtını üflemekle söndüreceğiz sanan bedbahtlar birer birer o güvendikleri mevki‘ ve câh sandalyelerini kaybetmediler mi? Eğer henüz gıyâblarında mahkeme-i adâletin âdilâne kararı kendisine teblîğ olmayan mücrimler varsa, bilsinler ki, Hâkim-i Hakîkî olan Allâh-u Zü’l-Celâl Hazretleri onları affetmiş değil. Belki şiddet-i tecziye için mühlet vermiştir. Meğer ki nedâmet ederek, tevbekâr olup af dileye, tarziye vere. Kime? Hazret-i Kur’ân’a ve Risâle-i Nûr’a.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Çok kusûrlu ve duâlarınıza çok muhtâç Mustafâ Usman

217

[250]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Bu mektûbu Üstâdımız Ceylan’a yazmış.

Ceylan şimdilik Nazîf’in telâşı için yirmi güne kadar buranın postasıyla muhâbereye dikkat edilmek ihtimâliyle ara sıra başka yerin postasıyla mektûb göndermesi ihtiyâten münâsibdir. Hem Isparta’ya Nazîf’in telâşlı mektûbunu gönder ki:, Onlar mes’elenin ne şekilde olduğunu bize bildirsin, hem telâş ve merâk etmesinler. Bir şey yoktur. Yalnız Nazîf’in rakîbleri, onun ihtiyâtsızlığından ve ziyâde şevkle tab‘a çalışmasından istifâde edip şevklerini kırmak için ona ve ortalığa evhâm veriyorlar. İnşâallâh bir zarar olmaz. fakat her vakit ihtiyât lâzımdır. Biz dahi muvakkaten ihtiyât etmeliyiz

Saîdü’n-Nûrsî

Nazîf’in mektûbudur

[251]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Azîz ve Çok Kıymetli Üstâdım Efendim Hazretleri,

Şimdi haber aldığıma göre, bura ve havâlîsi zâbıtası şiddetli emir almışlar. Nûrcuları sıkı bir kontrol ve göz altında bulundurulması hakkında bu haberin ne derece mevsûkiyeti belli değilse de, bu günden i‘tibâren nazarlarının üzerimizdeki fa‘âliyeti ve bazı

218

vesîleler aramak gibi hareketleri görüldüğünden bu haber te’yîd ediyor. Bizim dünyalarıyla ve işleriyle alâkamız yok. Fakat her nedense Nûrculardan çok korkuyorlar. Bu da budalaca ve dîvânece bir hareket olduğundan, temkînle ve sükûtla mukābele ediyor ve تَوَكَّلْتُ عَلَی اللّٰهِ sırrıyla tevekkül oluyoruz. Muhâberâtımızdan çok endişe edenlerin nazarlarını tahrîk etmemek için, muhâberâtın yalnız Isparta yoluyla yapılması, Emirdağı mahrec postası nazar-ı dikkati celbettiğinden, bu husûsta oradan buralara yazılan mektûbları ora postasına verilmemesi, başka postadan verilmesi çok muvâfık olacağından, o yolda emir buyurulmasını ta‘zîmlerimle el ve ayaklarınızdan öperek selâmet duâlarınızı dilerim. Kıymetli Üstâdım efendim hazretleri.

Günâhkâr ve kusûrlu talebeniz Nazîf Çelebi

[252]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Bu gece Leyle-i Kadir’de olan bütün duâlarınıza binler âmîn âmîn âmîn deriz.

219

Sâniyen: Nazîf’in haber verdiği yeni bir taarruz alâmeti ne şekildedir? Makineye karşı olmazsa, hiç ehemmiyeti yoktur. Eğer o cihette olsa, çok ihtiyât ediniz. Münâsib ise demokrat partisinden muâvenet isteyiniz. Ben merâk ediyorum, biz dünyalarına karışmadığımız hâlde bu derece bize ilişmek ve küfür hesabına hizmet-i Kur’âniyemize sed çekmek musîbetine karşı, bütün Nûrcular, bütün kuvvetleriyle demir gibi bir metânet ve tesânüd ve sabırla çalışmak ve سِرًّا تَنَوَّرَتْ altına girmek gerektir. Hem telâş etmeyiniz. Onlar birbiriyle meşgūldürler.

Sâlisen: Zülfikār’ın âhirinde yazılacak Hizb-i Nûriye'den kısmın âhirindeki yirmi ikinci sahîfede وَفٖی صَحٖیفَةِ مَحْمَدْ فَیْضٖی وَأَمْثَالِهٖ fıkrası bedeline وَفٖی صَحَٓائِفِ حَسَنَاتِ الْكَاتِبٖینَ لِرِسَالَةِ النُّورِ yazılsın. Çünkü Zülfikār daha umûmîdir. Bütün müstensihler hissedârdırlar.

Râbian: Makine ile yazılan parçalar gāyet emîn ve ayrı ayrı yerlerde muhâfaza edilsin

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Tâ bitinceye kadar dikkat ediniz ki, münâfıkların müsâderesine uğramasın. Hem hiç telâş etmeyiniz Ve sarsılmayınız. İnâyet-i Rabbâniye tam devam ediyor. İnşâallâh yine bizi onların şerrinden muhâfaza edecek. Umûm kardeşlerimize selâm ve duâ ederiz.

Duânızdan her vakit istifâde eden kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

220

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ

Zülfikār’ın hem kalemle, hem makine ile yazılanlarının âhirinde Hulâsatü’l-Hulâsa’nın bedeline, Hizb-i Nûriye'nin yirmi ikinci sayfasına kadar yazılsın. Ve onun başında Türkçe kerâmetine ve kıymetine dâir olan üç fıkra dahi yazılsın. Mâdem Husrev hâtıra getirdi. Çok münâsib

Saîdü’n-Nûrsî

[253]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîze, Sıddîka, Muhtereme, Mübâreke Hemşîrelerim,

Evvelâ: Ramazân’ınızı, hem Leyle-i Kadir’inizi, hem bayramınızı tebrîk ederiz.

Sâniyen: Ben Kastamonu’da iken nasıl her gün duâlarımda ve ma‘nevî kazançlarımda nûrun hâs şâkirdlerinden Âsiye, Ulviye, Lütfiyeler, Zehrâlar, Şerîfeler, Hâcerler, Necmiyeler, Ni‘metler, Aliyeler hissedâr olmak için ma‘nen yanımda bulunuyordular, aynen şimdi de öyledirler.

Ben sizleri unutmuyorum. Hatta bugünlerde birden Ulviye, Lütfiye’yi merâk ettim. İkinci gün, ikisinin mektûblarını ve hediyelerini aldım. Onların sadâkatlarına bir emâre oldu.

221

Sâlisen: Eskiden beri âdetim hediyeleri kabûl etmemek ile beraber, sizin cübbe ve yeleğinizi bu geceki Leyle-i Kadir’de giyip Âsiye ile beraber Kastamonu’daki bütün şâkirdleri nâmına kabûl ettim. Fakat kāideme muhâlif olmamak için ona mukābil, Emîn’de bulunan risâlelerimden Lütfiye, Ulviye istediklerini alsınlar veyâhûd benim hesabıma Mehmed Feyzî ve arkadaşları onların beğendiklerini yazsınlar.

Râbian: Benim yanıma çok def‘a gelen bu hemşîrelerimin ma‘sûm evlâdları, nûr şâkirdlerinden ma‘sûmlar dâiresinde dâhildirler. Çok def‘a onları hâtırlıyorum.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[254]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حَاصِلِ ضَرْبِ حُرُوفِ ذُو الْفِقَارِ الْمَطْبُوعِ فٖی عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ لَیْلَةِ الْقَدْرِ وَیَوْمِ الْعٖیدِ

Azîz Kardeşlerim ve Sıddîk Arkadaşlarım ve Mübârek Yoldaşlarım,

Evvelâ: On adet mektûblarınızdaki bayram tebrîklere mukābil, Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi nâmına bin بَارَكَ اللّٰهُ فٖی عٖیدِكُمْ وَاَسْعَدَكُمُ اللّٰهُ فٖی عُمْرِكُمْ وَوَفَّقَكُمُ اللّٰهُ فٖی خِدْمَتِكُمُ النُّورَانِیَّةِ اٰمٖینَ deriz.

222

Sâniyen: Şimdi üç cihette hâlim müsâadesizliği sebebiyle şu mübârek mektûblarınıza cevâb veremediğimden sıkılmayınız. Vaktim olsa idi ayrı ayrı konuşacaktım. Her mektûbda ismi veya bahsi bulunan bütün o kardeşlerime ve hemşîrelerime birer birer selâm ve duâ ederiz. Başta Medresetü’z-Zehrâ kahraman şâkirdleri ve İnebolu ve Kastamonu ve Safranbolu fedâkârları ve Denizli ve Milâs’lı muhlis Nûrcuları olarak umûm nûr şâkirdlerini, belki bu memleketi, belki Âlem-i İslâm’ı Zülfikār’ın teksîr makinasıyla ehl-i îmânın imdâdına yetişmesini tebrîk ve bu ma‘nevî bayramımızı tes‘îd ederiz. Ve bu pek ehemmiyetli ve kudsî hizmete zarar gelmemek için her bir tedbîr ve ihtiyât ve dikkat ve sebâtı tavsiye ederiz.

Sâlisen: Halîl İbrâhîm’in maddeten dahi o hizmete yardımı İnşâallâh makbûldür. Ve Hasan Feyzî, hâkim-i âdilin Konya’ya naklini nûrlar noktasından sorması ise, Denizli râzı olsa, Konya kemâl-i memnûniyetle kabûl eder. Nûrlu sînesine basar, kucağına alır. Nûr santrali Sabrî’nin dâiresinden Eğirdir ve Barla’da, onun eski muhterem kardeşlerini ve yeni çalışkan arkadaşlarını unutmuyorum. Nûrlara çok hizmet eden Atabeyli Alî Osmân’ın ve Çamdağı’nda gaybî bir ekmeğin şâhidi Barlalı mübârek Süleymân’ın mektûblarını, Sabrî’nin mektûbu içinde gördüm. Üçüne Bârekallâh dedim ve Mâşâallâh derim. Ve Alî Osmân’ın mektûbunda isimleri bulunanlara husûsî selâm ederim. Ve Medresetü’z-Zehrâ’nın demirbaş eski

223

talebelerinden Kâtib Osmân’ın umûm Nûrcular hesabına yazdığı bayram tebrîknâmesi, umûmun nâmına rûh u cânımızla kabûl ve o Nûrcular adedince Bârekallâh deriz.

Yine o havâlî şâkirdlerin nâmına Husrev’in mektûbu içinde Küçük Alî Rızâ’nın tebrîkine ve Zülfikār Mecmûası’nı hediye etmesine karşı, her bir harfine mukābil on hayır defter-i hasenâtına ilâve edilmesini rahmet-i İlâhiyeden niyâz ederiz. Çok güzel kalemli ve çok ince hisli ve nûrlara alâkası çok kuvvetli Âtıf’ın buraya tashîh için gönderdiği ve müstesnâ kalemiyle yazdığı Hulâsatü’l-Hulâsa’dan pek şirin ve kendi evvelce yazdıkları salavât-ı nûriye kıt‘asında iki nüshayı, şimdi tashîhe vakit bulamadım. Sonra göndereceğim.

Sâlih Yeşil, bayram için mektûbunda başbakan ve onun dostu Recep Bey’den bahseder. Siz benim tarafımdan Sâlih’e yazınız ki bilmukābele bayramını tebrîk edip derim: Yirmi dört sene evvel Ankara’ya gittiğim zaman, Recep Bey nâmında vicdânlı ve dindârları sever bir zâtı gördüm. Eğer bu Recep o Recep ise, benim selâmımı ona söyleyebilir. Fakat bana işkenceli zulüm edenler cihetinde şekvâyı demesin. Çünkü ben onların her nevi‘ ta‘cîz ve ta‘zîblerine karşı sabır ve tahammüle karar vermişim. O zâlimlere dâimî cehennemi ve bize ebedî cenneti kazandıran bu muvakkat sıkıntıları netice i‘tibâriyle hoş görüyorum. Hem medâr-ı hayret ve ibret ve şükrândır ki,

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç