Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 329
[299]
Lâhika’ya.
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz ve Sıddîk Üstâdım Efendim Hazretleri,
Hulûlüyle şeref-yâb olduğumuz mübârek bayram-ı şerîfinizi candan tebrîk eder, Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den Âlem-i İslâm için mübârek vücûd-u nâzikânenizi sıhhat ve âfiyet üzere dâim olmasını dileriz.
Üstâdımız efendimiz hazretleri, şu son günlerde tekrar mel‘ûnâne size yapılan tecâvüzden dolayı çok mahzûnuz. Bizim gibi âcizlerin elinden hiç bir şey gelmez. Hâtıra şu geliyor: Bu zamanın bütün Âlem-i İslâm’ın fevc fevc isyan deryasına garkolduğu ma‘lûmdur. Tabîîdir ki, bunları kurtarmak için bu asrın bir şefâatçisi olmak lâzım. İşte yine hâtıra geliyor ki, o şefâatçi de Risâle-i Nûr’dur. Bugünkü hiç bir beşer, bu asrımızda sizin gibi otuz bir sene bu işkenceler içerisinde münzevî olarak Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmvâri bu kadar zulme tahammül etsin, yoktur. Zâten yazmış olduğunuz mektûblar da bu müjdeyi gösteriyor.
Cenâb-ı Allâh, Hazret-i Peygamber aleyhisselâm hürmetine ve Hazret-i Kur’ân hürmetine ve Risâle-i Nûr’un bütün hakîkatleri ve kelimeleri ve harfleri hürmetine ve otuz bir seneden beri
SAYFA 330
size yapılan işkenceye karşı yapmış olduğunuz sabır ve tahammül hürmetine ve Zilhicce’nin aşr-ı evvelinde şimdiki her günü bir sene sayılan on günün şerefi hürmetine ve Âlem-i İslâm’a mahşeri andıran mübârek Kurban Bayramı hürmetine ve temiz kazancıyla farîza-i İlâhiyeyi ödemek için hacca giden haccâclar hürmetine, Cenâb-ı Allâh kalbimizi ıslâh etsin. Ve bu zâlimlerin zulmünden Âlem-i İslâm’ı kurtarsın. Ve nasıl ki bu dünyada siz ve Risâle-i Nûr hazretleri bizi himâyeniz altına almışsanız, öbür dünyada yine öyle bizi nûrun himâyesi altına ve şefâatine nâil eylesin. Âmîn âmîn âmîn.
Tekrar Konya havâlîsi Risâle-i Nûr talebeleri nâmına bayramınızı candan tebrîk eder, hayırlı duânızı dileriz
Âciz köleniz, şefâatinize çok muhtâç Sabrî
Zilhicce 20 4
[300]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelâ: Bana gelen Zülfikār Mecmûalarının içinde ehemmiyetli sehivler bulunuyor. Kısmen tashîh ediyorum. Fakat bazı küçücük sehivler var ki, ehemmiyetli ma‘nâyı bozar. Meselâ, dört beş nüshada aynı sehvi gördüm ki, Mu‘cizât-ı Kur’âniye zeyillerinden
SAYFA 331
Kenzü’l-Arş duâsından gelen birinci Nükte-i Kur’âniye nâmında olan İkinci Nükte-i Remziyedeki on dokuz def‘a gelmesi , kelimesi gelmiş. Birinci sahîfesinin ortada ve âhirinde hem یا nın, hem میم in, hem لام ın ve nidâ vaktinde İsmullâh’ın başında bulunan یا on dokuz bin küsûr olmakla hem لام ın, hem ها nin, hem واو ın adedlerine muvâfık gelmesi, bu ikisinde sehiv var. Makinede bu sehiv yazılmış, tashîh edilecektir. لا nın yerinde لام yazılmış, ن yerinde م yazılmış, ehemmiyetli bir sehivdir. Çünkü Kur’ân’da ل otuz bindir. Remzin başında lafzullâhtan alınan لا on dokuz bindir. On dokuz bin ن yerine م yazılsa, ma‘nâsı bozulur. Elime gelen nüshalarda iki yerde لا nın yerinde لام yazılmış. Hem sekizinci remzin âhirinde, Fâtiha-i şerîfe hurûfâtının makam-ı ebcedîsi on bin olarak با nın on bin, hem تا nın on bin, bu sehven yazılmamış. Yazdığımız nüshalarımız doğrudur. Bu cümlede sehven hem یا nın on bin dahi yazılmış, o sehivdir. یا on bin değil, یا yı bozunuz. Hâşiye Bu sehvi çabuk tashîh ediniz. Hem Nazîf’e de bildiriniz. Benim tashîhimden geçen nüshalara da bakınız. belki ben de acele ile tashîh edememişim.
SAYFA 332
Sâniyen: Medresetü’z-Zehrâ’nın nâmına demirbaş bir şâkirdin bayram teberrükü tatlısını ve Kastamonu Husrev’i Feyzî’nin nûr cüzlerinden şirin teberrükünü aldım. Cenâb-ı Hakk onlardan ve sizlerden ebeden râzı olsun. Konyalı Sabrî’nin güvercin hâdisesi, hem nûrların kerâmeti, hem onun nûrların neşrinde muvaffakiyetkârâne faâliyetinin makbûliyetine bir işâret olmasından Lâhika’ya geçmek hakkı var.
Hasan Feyzî’nin hastalığı ne derece, ne vaz‘iyette, bana bildiriniz. Cenâb-ı Hakkk şifâ versin. Âmîn. Ben çok merâk ediyorum. Umûmunuza binler selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz duânıza çok muhtâç
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 333
Sâlisen: Rumûzât-ı Semâniye’yi yazdığım zaman, hem çok acele te’lîf edilmiş, hem benim eski mahfûzâtıma i‘timâd ederek, takrîbî iki mikyâs yaptım. Onunla, hem eski ulemânın hesablarına binâen hurûfât-ı Kur’âniyenin i‘câz cihetinde esrârını yazdım. Sonra da meşhûr Kāmûsü’l-Lügat sâhibi Mecdüddîn-i Fîrûz Âbâdî’nin El-Mikbâs nâmındaki tefsîr-i meşhûru ve makbûlünün hurûfât ve kelimât-ı Kur’âniyeye dâir beyânâtına baktık. Yüzde doksanı bizim hesabımıza tevâfuk etmiş. Yalnız beş on yerinde muhâlefet gördük. Sonra tahkîkî bir hesab yaptık. Bizimki doğru, onunki matbaaların sehvi olduğu tahakkuk etti. Mâdem böyle azîm yekûnlerdeki tevâfuklara küçük küsûrâtlar ve küçük farklar zarar vermez diye daha tam tamına tahkîkî bir tarzda bütün Kur’ân’ı, bütün hurûfâtıyla ve kelâm ve kelimâtıyla hesab etmeye ve letâif-i i‘câziyeyi onunla tam takviye etmeye vakit bulamadım. Zâlimler, bana vakit bırakmadılar. Ben de o takrîbî mikyâslarımla ve mahfûzâtımla ve eski ulemânın hesablarına ve Kenzü’l-Arş duâsındaki adedlerime iktifâ eyledim.
Bu sâlis fıkrasını münâsib görseniz, makine ile çıkan Mu‘cizât-ı Kur’âniye zeyillerinin münâsib yerinde dercedersiniz.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 334
İşârât olunan kısmı Lâhika’ya girsin.
[301]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Üstâdım Efendim Hazretleri,
Bugünlerde üniversiteye giden birkaç talebelere birden on üçe ve on altıdan yirmiye kadar Sözleri verdim. Ve Sirâcü’l-Gāfilîn, İhlâs Risâlesi’ni de beraber verdim.
Bugün sâyenizde üniversitede ve Ankara hukūkunda mevcûd talebeler, mühendis, kimyâger, eczacı, dişçi, doktor, yüksek muallimde muallem olarak otuz kadar Risâle-i Nûr talebesi vardır. Ve bunlar öyle bir ciddiyetle sarılmışlar ki, her birisi istediğimiz kadar arkadaş elde edeceğiz diye söz veriyorlar. Ve hepsi duânıza muhtâç ve sizden ma‘nevî himmet diliyorlar. Bugün Maraş vâizi Zekeriya Efendi’den aldığım mektûbda, Risâle-i Nûr’u yazmasına başladığını ve sizden himmet ve duâ talebinde bulunduğunu ve hürmetle ellerinizden öpeceğini bildiriyor.
Üstâdım efendim hazretleri, mağazamın bulunduğu yere hiç bir kuşun inmesi imkânı olmadığı hâlde öğle namazından sonra bayramdan üç dört gün evvel, birkaç kişi mağazada bulunuyorduk. Gördük ki, bir güvercin kapıdan yürüyerek mağazanın içerisine girdi. Ve hiç kimseden çekinmeyerek yazıhâneme girdi.
SAYFA 335
Evvelâ sandalyenin üzerine sonra yazıhânenin üzerine çıktı. Daha sonra kasanın üzerindeki çokça dînî, yani Risâle-i Nûr kitablarının bulunduğu yerin karşısında mağazanın camekânına âit olan kırık camın üzerine çıktı. Arkasını dışarıya, yüzünü kitablara çevirerek, sâat on bir, alaturkaya kadar kitablara bakarak durdu. Yazıhâneye müteaddid def‘alar girip çıktık. Hiç kimseden ürkmedi ve deprenmedi. Hatta gelen birkaç müşteri ve hâfızlara gösterdim. Sâat on birden sonra mağazayı kapayacağımız sırada, bu hayvana bir zarar gelmesin diyerek, aldık, sokağa bıraktık. Uçtu gitti. Tekrar hulûlüyle şeref-yâb olduğumuz mukaddes ve mübârek bayramınızı candan tebrîk eder ve cümle Risâle-i Nûr talebeleri ve mü’min kardeşlerimiz hakkında çok hayırlı bayramlarıyla hem dünyevî, hem uhrevî şefâatinize mazhariyetimizi diler, mübârek el ve ayaklarınızdan öperim
Sabrî
[302]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Sakın, hiç müteessir olmayınız. Hastalığımın mâhiyetini size beyân etmek lâzım geliyor. Bundan ziyâde müteessir olanlara da göstermeyiniz. Hem de hiç merâk etmeyiniz.
SAYFA 336
Çünkü bütün ağır elemlerime ve gaddarların dehşetli desîselerine ve sıkıntılı hastalığıma, hatta ölümümü ta‘cîl eden ağır belâlara, musîbetlere karşı nûr şâkirdlerinin kesretli, makbûl duâları kâfî geldiğini kat‘iyen kanâatim gelmiştir. Ben sizi müteessir etmek için bu mektûbu yazmıyorum. Belki ma‘nen bir sevinç içindir.
Evvelâ: Şimdi bir hâletimi size beyân etmek için sinir hassâsiyetiyle ve bu def‘aki tesemmümün, doğrudan doğruya dimağıma ilişmesi ve damarlarımı sarsmasıyla, iki hâletimi beyân ediyorum.
Birincisi: Öyle bir nisyân, bir unutkanlık bu tesemmümden gelmiş ki, kendi abdest, yemek gibi şahsî işlerimi çok zorla görebilirim. Bir kaşık veya bir kabı almak için kapıyı açıyorum. unutuyorum. Bu hâlden dehşet aldığım hâlde, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, Risâle-i Nûr’a temas eden hâllerde ve evrâdlarımda o acîb nisyân şimdilik gelmedi.
İkinci hâl: Pek garîb bir hiddet ve bir teessür o zehirden bana ârız olmuş ki, sinek kanadı kadar bir ârıza beni mütessir edip hiddete getiriyor. Bîçâre bana hizmet eden sâf ve sâdık hizmetçiler de, o lüzûmsuz hiddetlerden azâb çekiyorlar. Uzun zamanlarda iki Süleymân’ın hiç beni hiddete getirmeyerek hizmet ettiklerini, çok hasretlerle onları ve o zamanları tahattur ediyorum. Şimdi tahakkuk etti ki, bana sûikast edenler, iki noktayı hedef etmişler ki, ona göre zehirli maddeleri bulmuşlar.
SAYFA 337
Birinci nokta: Dimağıma zarar verip, tâ nûrlara hizmetim olmasın. Bedbahtlar bilmiyorlar ki, binler nûr sâhibleri ve yüzer nûr mecmûaları, benim bedelime binler derece ziyâde o vazîfeyi görüyorlar.
İkinci nokta: Sabır ve tahammülü kırmak, hiddetimden istifâde etmek, bir mes’ele çıkarmak, hakîkaten ihsân-ı İlâhî ile hârika bir sabır ve tahammül olmasa idi, tahammül edilmezdi. Fakat o bedbahtlar bilmiyorlar ki, yüzer başım ve yüzer haysiyetlerim ve şereflerim ve râhatlarım ve hissiyâtlarım olsa, Risâle-i Nûr’un selâmetine kemâl-i sürûr ile terkediyorum. Fakat bazı resmî adamlar bütün bütün kanun hâricinde garazkârâne ve sinirlerime kasden ilişmeleri çok ağır olur.
İnşâallâh onlara karşı sabrın güzel netîcesi, bütün o elemleri izâle edecek. Hayırlara çevirecek.
Sâniyen: Bu def‘aki sûikasde gizli düşmanlara müsâadekâr veya teşvîkçi bazı resmî me’mûrlardan öyle bir hiddet geldi ki, tahammül edemiyorum diye telâş ettim. Birden, cennet ucuz değil ve cehennem lüzûmsuz değil, hâtıra geldi. Hiddet gitti. Çok şükür ki, bu vakitte o herifler yanıma gelmiyorlar. Yoksa belki tahammül edemezdim. Aradıkları ve bulamadıkları mes’ele çıkacaktı. Zâten bu üç seneden beri bütün maksadları, benim hakkımda beni hiddete getirip, böyle bir mes’eleyi yapıp habbeyi yüz kubbe ederek bîçâre ehl-i îmâna zarar ve telâş vermekti. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür
SAYFA 338
olsun ki, damarlarıma en şiddetli ve alçakçasına dokundukları zaman, yine Risâle-i Nûr ve şâkirdlerinin selâmeti için hârika sabır ve tahammül ihsân ediyor.
Bugünlerde bu ziyâde teessürât ve gaddârlara hiddet ziyâdeleştiği bir anda, birden ihtâr edildi ki, sana karşı ettikleri cinâyetlerin cezâsı olarak cehennem yeter Ve yakında ebedî i‘dâm ile kabrin haps-i münferidinde dâimî azâb çekmek, senin hayfını ve intikāmını yüz derece ziyâde alabilir. Sen de sabır ve tahammül ve mücâheden nispetinde sevâb alırsın, diye şiddetli ihtâr edildi. Ben de rûh u cânımla kabûl ettim. Fakat o hâlde Hücumâtü’s-Sitte’nin âhirinde, Ben öldükten sonra bin tane bana zulüm edenler geberecekler. fıkrası zihnime ilişti. Acaba nûr şâkirdleri benim intikāmımı aramasınlar mı? Size haber veriyorum ki, müntakim-i Kahhâr’ın gadabı, onlara kâfîdir. Kardeşlerim ve Risâle-i Nûr talebeleri zâlimlerden intikāmımı almaya çalışmasınlar. Cenâb-ı Hakk’a havâle etsinler. Belki bir cihette o zâlimlerin, hadsiz azâb çekeceklerine acısınlar.
Elhâsıl: Eğer emr-i Hakk vâki‘ olsa, ölsem, benim intikāmımı aramayınız. İntikāmımı nûrlar almışlar. Onların güvendikleri putlarını kırmışlar. Kabir azâbı ve cehennem dahi onları bekliyor Umûm kardeşlerime binler selâm ve selâmetlerine duâ ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 339
[303]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelen: لِكُلِّ مُصٖیبَةٍ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَیْهِ رَاجِعُونَ Risâle-i Nûr’un kahramanlarından ve Hâfız Alî’nin makamına geçen merhûm Hasan Feyzî’nin vefâtı, Denizli’ye ve Risâle-i Nûr dâiresine ve bu memlekete ve Âlem-i İslâm’a büyük bir zâyiâttır. Fakat kendisi, pek samîmî ve hâlis ve fevkalâde beyânâtıyla ve dersleriyle, İnşâallâh kendi yerinde çok Hasan Feyzîlerin yetişmesine bir zemîn ihzâr etmiş, sonra gitmiş. Aynen biraderzâdem Abdurrahmân gibi, bir iki senede on sene kadar nûrlara kıymetli hizmet etti. Güyâ o da, Abdurrahmân da, çabuk dünyadan gideceğiz diye, on senelik vazîfeyi bir iki senede gördüler. Ben, merhûm Hasan Feyzî’nin vefâtını, onun şahsı i‘tibâriyle tebrîk ediyorum. Ve Denizli’yi ve nûr dâiresini ve bu memleketi cidden ta‘ziye ediyorum. Bu çeşit zü’l-cenâheyn ve hakîkî mü’min ve müdakkik bir âlim ve yüksek bir edîb, muallim ve te’sîrli bir vâiz ve müderrisi kaybettiği için büyük bir musîbettir. Cenâb-ı Hakk, İnşâallâh Denizli gibi kahramanlar ocağından çok Hasan Feyzî ruhunda nûrlara sâhib ve nâşir çıkaracak. Bir tane toprak altına girer, vefât eder, fakat yüz tane sünbülünde meydana geldiği gibi, rahmet-i İlâhiyeden
SAYFA 340
ümîd-vârız ki, Hasan Feyzî de öyle kudsî bir sünbül verecek Çok Hasan Feyzî’ler nûr dâiresinde yetişecekler, vazîfesini daha ziyâde yapacaklar.
Sâniyen: Bu kahraman kardeşimizin, hayâtta kaldığı gibi, defter-i hasenâtına her birimiz, ma‘nevî kazançlarımızı umûmda olduğu gibi, husûsî bir sûrette dahi o kardeşimize hediye etmeliyiz. Ben kendim onu da, Hâfız Alî, Hâfız Mehmed ve Savalı Ahmed ve Mehmed Zühdü’nün beşincisi olarak evliyâ-yı azîmenin hâs dâiresinde, ma‘nevî kazançlarımı ona da bağışlamayı karar verdim. O zâtın ağır şerâit altında nûrların intişârına büyük hizmet eden nûr hakkındaki fıkraları, Lâhika’da olduğu gibi, münâsib gördüğünüz bazı mecmûaların âhirine de o te’sîrli mektûblarının birer tanesini ilhâk ediniz. Nasıl ki Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’da yazılıyor, tâ onun o canlı fıkraları, onun bedeline nûrlara hizmet etsin.
Hem benim bedelime, onun küçücük Medrese-i Nûriyesi olan hânesindeki akrabasına ve Denizli ve civârındaki büyük Medrese-i Nûriyedeki refîklerine ve talebelerine ve nûr şâkirdlerine ta‘ziyemizi teblîğ edip deyiniz ki: Ben, bütün ömrümde, bu derece, bir vefâttan bu kadar müteessir olup ağlamamıştım.
Hem size bundan evvel yazdığım mektûbdaki şiddetli hiddetim ve dimağımdaki perişaniyet, şimdi tahakkuk etti ki, o kahraman kardeşimizin vefâtı gününden başlamış. Hatta o te’sîr, ihtiyârımı selbetmişti. Öleceğim diye hizmetçiye vasiyetimi söyledim.
SAYFA 341
Demek ikinci bir rûhum hükmünde, Hasan Feyzî benim bedelime ölmüş ve ölüyor. Hatta onun vefât mektûbunu, bütün bütün âdetime muhâlif bir buçuk sâat elimde iken açamıyordum. Her ne ise Bütün bu elîm acılara mukābil, inâyet-i İlâhiye imdâda geldi; hem kendimi, hem onu, hem Nûrcuları mesrûrâne rûh u cânımızla ta‘ziye içinde tebrîk ettim. Bin Bârekallâh ve binler Rahimehullâh dedim, terhîsini alkışladım.
Sâlisen: Merhûm Hasan Feyzî’nin berzaha gitmesi ve vazîfesi münhall kalması ve mekteblileri nûrlara sevkeden yüksek muallimlik ve mekteb-i fünûnunda mütefenninlik sıfatları çok mekteblilere bir parlak nümûne-i iktidâ olması cihetini teessüfle düşünürken, birden aynı sistemde hem muallim, hem iki mahdûmuyla Nûrcu, hem Hasan nâmında, hem bu iki Hasanlar gibi müstesnâ ve fedâkâr bir muallim olan Ahmed Fuâd’ı nûr dâiresine girmeye vesîle bulunan Dadaylı Hâfız Hasan’ın üç seneden beri hiç mektûbunu almadığım ve hâlini ve nûrlara devamını bilemediğim hâlde, bir mektûbunu aldım. Dedim: Bir muallim Hasan gitti, yerine bir muallim Hasan ve çok fedâkâr diğer bir muallim Ahmed geldi. Aynı vakitte, hacca giden yeni gelen Bolvadinli bir Hasan yanıma geldi. Nûr dâiresine girdi, risâleleri aldı, tenevvür etmeye başladı.
Üç dört sâat sonra, Emirdağı’nın bir Husrev’i ve Feyzî’si, çok hayırlı olan Tabîb Hayrî yanıma geldi. Dedi: Buranın ehemmiyetli bir mekteb muallimi Abdurrahmân,
SAYFA 342
nûrlara talebe olmak istiyor. Kabûl etseniz, Asâ-yı Mûsâ’yı vereceğiz. Dedim: Veriniz.
Hem o merhûm Hasan Feyzî gibi az zamanda çok hizmet eden kardeşimiz Mustafâ Usman’ın o günde gelen mektûbunu gördüm ki, Kastamonu Lisesi’ni kısmen bir cihette şereflendiren, şimdi Dârü’l-fünûn’u nûrlandırmaya çalışan mektebli Mustafâ, nûr makinesi münâsebetiyle nûrlara zarar gelmemek için matbûât kanununu hâtırlatıp ihtiyâtkârâne muhâberesinden bahsediyor. Hâşiye
Ben dedim: Hadsiz şükür olsun ki, bir muallim terhîs edildi, onun bedeline iki Hasan ve iki Mustafâ ve üç muallim ve bir çalışkan müteallim, vazîfeleri içinde Denizli kahramanının vazîfesini görüyorlar. İşte bu hâl işâret eder ki, nasıl Hâfız Alî gitti, Denizli onun yerine geldi, acısını unutturdu. Öyle de bir Hasan Feyzî gitti, yerine bir Dârü’l-fünûn gelecek, İnşâallâh acısını unutturacak. Umûm kardeşlerime selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz ve duânızla hastalığın tehlikesini geçiren Saîdü’n-Nûrsî