
SAYFA 278
Bu mektûb Zülfikār'ın başına, hem Asâ-yı Mûsâ’nın başına yazılacaktır.
[279]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Mâdem Risâle-i Nûr, makine ile taammüm etmeye başlamış. Ve mâdem felsefe ve hikmet-i cedîdeyi okuyan mektebliler ve muallimler, çoklukla Risâle-i Nûr’a yapışıyorlar. Elbette bir hakîkat beyân etmek lâzım geliyor. Şöyle ki: Risâle-i Nûr’un şiddetle tokat vurduğu ve hücûm ettiği felsefe ise, mutlak değildir. Belki muzır kısmınadır. Çünkü felsefenin hayât-ı ictimâiye-i beşeriyeye ve ahlâk ve kemalât-ı insâniyeye ve san‘atın terakkiyâtına hizmet eden felsefe ve hikmet kısmı ise, Kur’ân ile barışıktır. Belki Kur’ân’ın hikmetine hâdimdir, muâraza edemez. Bu kısma Risâle-i Nûr ilişmiyor.
İkinci kısım felsefe ise, dalâlete ve ilhâda ve tabiat bataklığına düşürmeye vesîle olduğu gibi, sefâhete ve lehviyât ile gaflet ve dalâleti netice verdiğinden ve sihir gibi hârikalarıyla Kur’ân’ın mu‘cizekâr hakîkatleriyle muâraza ettiği için, Risâle-i Nûr ekser eczâlarında mîzânlarla ve kuvvetli ve burhânlı müvâzenelerle felsefenin
SAYFA 279
yoldan çıkmış bu kısmına ilişiyor, tokatlıyor. Müstakîm, menfaatdâr felsefeye ilişmiyor. Onun için mektebliler, Risâle-i Nûr’a i‘tirâzsız çekinmeyerek giriyorlar ve girmelidirler.
Fakat gizli münâfıklar, nasılki bir kısım hocaları, bütün bütün ma‘nâsız ve haksız bir tarzda ehl-i medresenin ve hocaların hakîkî malı olan Risâle-i Nûr aleyhinde isti‘mâl ettikleri gibi, bazı felsefecilerin enâniyet-i ilmiyelerini tahrîk edip, nûrlar aleyhinde isti‘mâl etmek ihtimâline binâen, bu hakîkat Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār Mecmûaları başında yazılsa münâsib olur.
Saîdü’n-Nûrsî
[280]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Sâniyen: Umûm kardeşlerimizin nâmına Tâhirî’nin buraya gelip hem leyâlî-i aşereyi, hem bayramımızı tebrîk, hem ıyâdetü’l-marîz aynı bîçâre, hasta kardeşinizin keyfini sormak için gelmesi, benim hastalığıma ma‘nevî bir ilaç oldu. Ben de o mübârek, kahraman kardeşimizi umûmunuz hesabına ve umûmunuzu görmüş gibi kabûl ettim. Şimdi ben de onu bir Saîd olarak kendi yerimde umûmunuza birer birer bayramınızı tebrîk
SAYFA 280
için gönderiyorum. Cenâb-ı Hakk böyle tevfîkli ve fa‘âl ve hâlis kardeşleri ve vârisleri bana verdiği için kemâl-i sürûr ve ferah ile dünyayı terkedebilirim. Umûmunuza binler selâm ve tebrîkler
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[281]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Tekrâren bayramınızı tebrîk ve Medresetü’z-Zehrâ’dan, Medrese-i Nûriyenin kıymetli bir şâkirdi olan merhûm Ahmed’in vefâtını, hem sizleri, hem Sava’yı, hem akrabasını, hem kendimi ta‘ziye ediyorum. Cenâb-ı Hakk, onun kabrine ve ruhuna Risâle-i Nûr’dan yazdığı her bir harfe mukābil bin nûr ve bin rahmet eylesin. Âmîn. Ve defter-i a‘mâline binler hasene yazdırsın. ve akrabasına ve ders arkadaşlarına sabr-ı cemîl ihsân eylesin. Âmîn.
Ben bu mübârek kardeşimizi de Hâfız Alî, Hâfız Mehmed, Mehmed Zühdü’nün ve Üstâdlarımın dâiresi içinde bütün kazançlarıma hissedâr etmeye başladım. Vefât haberini Husrev’in mektûbunda gördüğüm aynı vakitte, mübârek kerîmesi Hatîce’nin yazdığı Asâ-yı Mûsâ
SAYFA 281
İstanbul’da çok iş görüp Kahraman Tâhirî ile mektûbun geldiği vakit bana getirildi. Hakîkaten bu tevâfuk, cidden beni o zâtla çok alâkadâr eyledi. Derince ağlattırdı. Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn ruhuna binler rahmet eylesin. Âmîn.
Sâniyen: Çok fa‘âl ve îmânı ve ihlâsı çok kuvvetli Ahmed Nazîf evvelce yazmıştı ki: Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ’daki ma‘nâsı anlaşılmayan müşkil bazı Arabî kelimeleri tercüme etmek, makine ile tab‘edilen o risâlelerin âhirine rabtetmek, hem yanlışların bir fihristesi yapılsın. Onu da, o kelimelerin tercümesi gibi makine ile tab’edilenlerin âhirine ilhâk edilsin. demişti. Ve bu hizmeti benden isterdi. Benim şimdiki hâlim ve devam eden hastalığım ve maddî sıkıntılarım müsâade etmiyor. Sizler iki veya üç zâtı bu vazîfe ile benim bedelime meşgūl ediniz. Fakat çok inceden inceye uzun gitmesinler. Hatta ma‘nâyı bozmayan yanlışlara çok ehemmiyet verilmesin. Hem dikkatle ma‘nâsı anlaşılan Arabî kelimeler de tercüme edilmesin. Tercüme olsa da kısaca olsun. Hem bir derece Arabî bilen, hem nûrları tâm anlayan kardeşlerimizden bu ehemmiyetli vazîfeyi ve çok büyük sevâbı bulunan hizmeti yapsınlar. Hem bu işte İnebolu ve Kastamonu’daki hoca kısmı ve Feyzî bu hizmetin bir kısmını yapsınlar. Hem siz ve onlar yaptıklarınız kısmı çabuk bana gönderin, ben de göreyim. Sonra makine ile tab’edersiniz.
SAYFA 282
Sâlisen: Haber verdiğiniz Zülfikārlar ve Hizb-i Nûriye parçaları daha buraya gelmemiş. Hulûsî Bey’in manzûm fıkrasını Lâhika’ya geçirmek ve mektûbunu da, münâsib kısmını da, hem berây-ı ma‘lûmât size gönderildi. Mâşâallâh o kardeşimiz kahramancasına sadâkat ve alâkasını muhâfaza ediyor. Umûmunuza ve iki cenâhınız olan Kastamonu ve Denizli vilâyetlerindeki kardeşlerimize binler selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Yüksek huzûrunuza takdîmini kardeşlerimden ricâ ettiğim, nûrlardan gelen ma‘nâların manzûm ve muhtasar bir numûnesi nâçîz bir hediye-i iydiye.
[282]
[Levha-i hakîkat]
Hakîkat dersini nûrlardan aldık
İhlâsın zevkini nûrlardan aldık
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhtanız.
Nûr ismi tecellî eyledi birden
Nûrları görenler geçtiler serden
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhtanız.
Dost ancak Allâh’tır, yârân da Kur’ân
Düşmandır nefis, mevt vâiz inan
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz.
Çok sözü bırakıp kısaca derim
Mürşidim Kur’ân, tevhîddir virdim
Hamdosun Allâh’a hizbullâhtanız.
SAYFA 283
Tercümân-ı Kur’ân açıkça dedi
Kur’ân’a yapışmak zamanı geldi
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhtanız.
Düstûrlar şunlardır bilin ey ihvân
Kanâat-i mâl için bir bahr-ı ummân
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhtanız.
Îmânı kurtarmak zamanı geldi
Allâh’a sığınmak zamanı geldi
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz.
Muhâtab nefsimdir, ıslâhı derdim
Mü’minler ihvânım, ben de bir abdim
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz.
Hulûsî hulûsla ihlâsa çalış
Nûrları bırakma, ihvâna karış
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhtanız.
Kur’ân’ın feyzini nûrlardan aldık
Tevhîdin şevkini nûrlardan aldık
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz.
Muhammed ümmeti kurtuldu dertten
Allâh’a şükredip dediler birden
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz.
Hâdim ol Kur’ân’a, irfâna alış
Aldanma dünyaya, tevbeye yapış
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz.
Hulûsî
SAYFA 284
[283]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی وَبَرَكَاتُهُ مِنَ الْاَزَلِ اِلَی الْاَبَدِ
Azîz ve Muhterem Üstâdım,
Maddî bir endişe ve düşünceden değil, insafsız insanların çok haksız olarak sizden bir fenâlık tevehhüm etmelerine karşı ma‘nevî arzunuza sem‘ ve tâa demekle ma‘nâlandırabileceğim. Uzaklığın alâmeti olan muhâbere âdetim değil. buyurmuş olan Üstâdımla doğrudan doğruya muhâberem hâl-i inkıtâ‘dadır. Nûrları mütâlaa ve yazmak ile namaz ve niyâzlarda muhâbere ve muvâsala, Lillâhi’l-hamd devam ediyor.
Zilkade içinde maddî vazîfem Sarıkamış’a ta‘yîn sûretinde tecellî etti. Kars’taki Hizb-i Kur’ân’ı, Hakîm ve Rahîm Rabbimin inâyeti nûrlu hizmette istihdâmımı Lillâhi’l-hamd devam ettiriyor. Nihâd ile görüşmek ara sıra mümkün oluyor. Kars’taki bir muhib için Sözler’i yazmaktayım. Maalesef bizzât yazanlar pek az, fakat dinleyenler, îmânlarını kuvvetlendirenler pek çok. yazma işini hep bana bırakıyorlar. Ben de maalesef lâyıkıyla buna muktedir olamıyorum. Muhtelif yerlerdeki uhrevî kardeşler iştiyâklarını bildirdikçe, nûrlu Sözler’den yazmakta ve göndermekteyim.
Benim hâdimliğim manzûme-i nûriyede, Neptün’ün Manzûme-i Şemsiyedeki dâiresi gibi, merkezden çok uzak bir dâirede devam ediyor. Öyle garîb tecelliyât var ki,
SAYFA 285
sanki dest-i gaybî, sâfî bir zâta, îmânî bir devânın yetiştirilmesini dâire-i nûriye hânedânı, fa‘âl ve nûrânî hâdimlerine bedel, çok kusûrlu bir hâdimi me’mûr ediyor. On altı sene evvel dediğim gibi, Yaşayışım ancak bu hizmet-i nûriye için olduğuna şüphem yok. Îyd-i Adhânızı tebrîk eder, kemâl-i ta‘zîm ve ihtirâmât ve edeble mübârek ellerinizi iştiyâkla öper, hayır duânızı istirhâm eylerim.
Bütün Hizb-i Kur’ânî ferdlerine binler birer birer selâm ve duâlar
اَلْبَاقٖی اَلْحُبُّ فِی اللّٰهِ
Muhibb-i Muhlisiniz Hulûsî
[284]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Dört Zülfikār, bir Asâ-yı Mûsâ, arefe gecesinde bu bayramımıza firdevsî ve nûrânî bir hediye oldu. Onları yazan Marangoz Ahmed, Efe Şükrü, Alî Osmân, merhûm Ahmed’in kerîmesi Hatîce’nin defter-i hasenâtına Cenâb-ı Hakk her bir harfine mukābil bin hasene yazsın. Ve onlara ve geçmişlerine binler rahmet eylesin. Âmîn;
Hakîkaten bu kahraman şâkirdler, Zülfikār’ın güzel hakîkatlerine güzel bir libâs giydirmişler. Benim şiddetli hastalığım ve o hastalıktan gelen şiddetli sıkıntılarım,
SAYFA 286
onları yanımda görmekle ve düşünmekle ve bakmakla hafifleşiyor. Maddî bir ilaç hükmüne geçiyorlar. Sava Medrese-i Nûriyenin kahramânâne kalem hizmetleri, bu memleketi ve Âlem-i İslâm’ı ileride çok minnetdâr edeceğini gösteriyor. Mâşâallâh, Alî Osmân, nûrun neşir ve yazı gibi iki vazîfesini yaptığı gibi, iki mecmûayı birden ve mükemmel yazmış.
Sâniyen: Kahraman Nazîf’in makine mahsûlü sekiz sahîfede, yalnız iki küçük sehivden başka bulamadım. Bin Mâşâallâh Bu fa‘âl kardeşimiz, kağıtların âdî olmasına rağmen, pek güzel ve süslü ve dikkatli yazıyor. O sehivlerden birisi, altmış bir sahîfede بیوك yerine بتون sehven yazılmış. Elli dokuzuncu sahîfede متدرج yerinde مندرج yazıp ت noktasının yarısını noksân bırakmış. Mâdem böyle hârika şâkirdler Risâle-i Nûr’a sâhib çıkmışlar, benim vazîfeme, çalışmama mâni‘ ne kadar hastalıklar ve ölüm de olsa, beş para ehemmiyeti yok. Zâten işâret-i gaybiye ile, altmış dörtte vazîfem bitecek ihbâr edilmiş. Demek bana ihtiyâç kalmayacak. Evet, İki Isparta’nın kahramanları o vazîfeyi benden çok mükemmel görüp sâhib çıkacaklar, diye müjde verilmiş. İnebolu şâkirdlerinden Alî Osmân’ın, oradaki şâkirdlerin bir kısmını nûr hizmetinde gayretlerini ve lâyık oldukları fazîletlerini gösteren mektûbunu işâret ettiğim kısımlar Lâhika’ya girsin.
SAYFA 287
Sâlisen: Karye-i irfân talebeleri nâmına ciddî iki kardeşimiz, Mehmed Âsân ve Mustafâ Bayram’ın tebrîk mektûblarını ve neşriyât-ı nûriyede fa‘âliyetlerini ve tâm sebâtkârâne ileri gittiklerini anladım. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Ve onların ve karye-i irfân ve Homa’daki kardeşlerimizin de benim bedelime bayramlarını tebrîk ediniz. Husûsen Isparta, Kastamonu, Denizli vilâyetleri, umûm memlekette, umûm kardeşlerimize ve hemşîrelerimize ve ma‘sûm ve ihtiyâr tâifelere birer birer hem bayramlarını tebrîk, hem selâm ve selâmetlerine duâ ederiz. Duânızdan dâimâ istifâde eden
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Küçük Isparta şâkirdlerinin nûr hizmetindeki gayretlerini ta‘rîf eden bu mektûb kısmen Lâhika’ya girsin.
[285]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ حَمْدًا بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَٓائِنَاتِ
Bâb-ı Nûr, çok Azîz, çok Şefîk Üstâdım Efendim,
Çok büyük ümîdle kabûlünü zannettiğim mektûbumdur.
İki cihânın direği, ma‘den-i aslîsi olan yüce Peygamberimize asm ilk vahiy geldiği sıralarda imiş. Nâmûs-u Ekber, Cibrîl-i Emîn as kendisine vahiy teblîğ et emr-i İlâhî’yi
SAYFA 288
teblîğ edince, ma‘lûm olan Sıddîk-ı A‘zam Ebû Bekir radiyallâhü anh rast gelip, ilk teklîfte hemen kabûl edip Kelime-i Tevhîdi şehâdet ve telâffuzuyla daha da emri olup olmadığını sorması, bütün dünyayı mahvdan kurtulmasına, peygamberlerden sonra inananların başı olan Sıddîk-ı A‘zam bu azîm yükü sırtına almış ve genişledikçe yük de hafiflemiş.
Teşbîhte hatâ olmasın, siz Üstâdımız, Husrev kardeşimize ve ağabeyimize hitâben neşir ve beyânınızda Benim en ağır yükümü çekenler sizsiniz diyorsunuz. Evet, Risâle-i Nûr’un her devrede, her mıntıkada Husrev’i ve Husrev’leri ve bilhassa Santralci ve Meyveci Husrev’i olmasa idi, mahv idik. Tâm fenâ ve felâket ve helâket başımıza çökecekti. Şüphesiz buna şimdi etrafımda bulunan bütün eşyâyı görebildiğim kadar inanıyorum. Kalbime gelen ve tazyîk eden birkaç satır şiirle konuşmak isterim.
Ey şâh-ı Câvîdân Risâle-i Nûr Ey cinân-ı ikvânü’n-nûr
1
Ey hars-i sünbül zümrüd ve yâkūt-u bostânü’n-nûr
Ey Hâlık’ın dü-cihânda esrârı ve âşikârı nûr
Ey bütün kevn ü mekânın sayısız zîhayatın
Nûru, rûhu, hayatı bağı, bostanı olan ey Risâle-i Nûr
SAYFA 289
2
Bu âvâre gönlümü refîk-i a‘lâ’ya
Çeken kimdir aceb Cemîl-i Mevlâya
Bakın âşık olmuş urûc eden semâya
Bakın gülüyor doğdu mağribden dünyaya
3
بَیْنَ النَّوْمِ وَالْیَقَظَةِ ey nûr dehâsı
Ben gördüm seni arş önünde safâsı
Kalemle çiziyordun nûr da‘vâsı
Bîtahammül seyre aynım muammâsı
4
Gün gibi doğdun bize âlemi nûr ettin
Ey Risâle-i Nûr küfrü zulmeti cihândan dûr ettin
Râh-ı Hüdâ’da abd-i zelîli mesrûr ettin
Sönmez nûrunla ma‘dûm kalpleri ihyâ ettin
5
Yandın ve yakıldın nice yıl kandırdın nûra bizi
Sabrınla asırlar boyunca eyledin kalbe sızı
Beşâret-i işâretle refîk-ı a‘lâya evc ettin bizi
6
Her nesne bize birer dost Mâlikü’l-mülkten
Her ses bir sadâ-yı Kur’ân’dır bu alınmaz bizden
SAYFA 290
[286]
İnebolu Nûrcuları hakkında kısa bir tarîfedir.
Birinci: Üstâdından ve nûrundan mün‘âkis her an Bir sultân, bir küheylân vakārın azametinden Gezerken sokakta titrer zemîn, gürler melekler heybetinden Çarpar kalbim görünce kûşeden, der için için Nazîf geliyor Bütün gözler ona dikilmiş, kimi beğenmez temerrüdünden Kimi bakamaz yüzüne utancından Kimi kalbinden âşık, havf-ı halktan hakkı izhâr edemez Nûrcu kalbinde tık tak, sanki huzûr Üstâdda Buyurun lütfen oturalım Üstâd hesabına cevâb Sağol, teşekkür ederim Bazen, peki muvâfık, haydi oturalım Bil ki gönüller mesrûr o anda Melekler bile tebessümde Nâçîz kalemim nasıl ta‘rîf etsin Siyâsetten bahiste bir fısıltı Biz Nazîf’i siyâsetçi diyorduk Şimdi anladık ki, onlar Nûrcu imişler Evet, Ahmet Nazîf Çelebi, maddî ma‘nevî memleketi kurtarmak külfetini tek başına bile sırtına aldığı zaman aleyhinde yapılan zâlimâne en fenâ telâkkîlerin vakārını bozmayan bu kardeşin îmânî hizmetine Âlem-i İslâm minnetdârıdır.
İkincisi: Zekî ve tahsîlli olup, bütün bilgisini ve zekâsını Risâle-i Nûr’dan tahsîl eden, çok gayretle çalışan, Risâle-i Nûr’u şarkta garbda yayan, Amerika misyonerlerine, yani Amerika Kıt’ası’na Risâle-i Nûr’u tanıttıran,
SAYFA 291
tam Müslümanca neşriyât yapan bir mecmûacı, Şâir Necîb Fâzıl ile Risâle-i Nûr’un arasını bularak sâbık çekingenliği ortadan kaldırıp Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı vererek, remzen, parça parça intişârına sebep olan ve gerek tab‘ ve gerek Risâle-i Nûr’un umûmîhusûsî çok mühim işlerinde başrolü alan ve çalışan, Abdurrahmân Salâhaddîn.
Üçüncü: Zâhirde küçük boyuyla, ma‘nâ dolu lisânıyla, pek temiz, anadan doğma kirlenmemiş her gün tezâyüd eden güzel hûyuyla, risâledeki gayret ve ibret numûnesi, çok takdîre değer gidişatıyla, mantık ve bilgi dolu hitâbıyla, İnebolu Risâle-i Nûr talebelerinin topluluk ve tesânüd timsâliyle ve hânesini bizzât bütün talebeye açık bir Medrese-i Nûriye vaz‘iyetine getirmesiyle, memleketimizi temsîlde çok ileri giden, hakîkaten şerefli ve çok çalışkan kardeşimiz Küçük İbrâhîm.
Dördüncü: Risâle-i Nûr’a intisâbla gençliğinin ilk sarhoşluklarından çabuk ayılan ve ciddî, sarsılmaz zühd ve takvâsıyla ve çalışmasıyla nûru ta‘rîf ve tavsîfte hoş sohbetiyle, güzel yazı tashîhçi ve mahremiyetle maddî ve ma‘nevî nûra hizmeti kat‘î ve çok ciddî vakār ve haysiyet-i takdîrkârlığıyla temiz bir nâsiye-i irfân hâline gelen ikinci mübârek Zekeriyâ olan Mehmed bin Sâlih.
Beşinci: Sevgili Üstâdımızın şifâlı nazarlarıyla, nûrun tedâvisine mazhar olmuş, gençliğini bu sûretle sefâhâtin elinden kurtarmış, ümmî olduğu hâlde tereddütsüz