
SAYFA 83
atlamaklar var. İnşâallâh ben de bu cihette, yazan mücâhid kahramanların gāyet kudsî kıymetdâr mücâhedelerine hissedâr olacağım ki, benim bîçâre kalemime hisse bırakılmış. Umûma binler selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Husrev’in mektûbudur, Lâhika’ya.
(197)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Mübârek, çok Sevgili, çok Azîz, çok Kıymetdâr Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Safranbolu’lu kardeşlerimizin tebrîkleri münâsebetiyle yazılan ve sevgili Üstâdımızın şân ve şereften ve şahsî medihlerden hoşlanmadıklarını, hem bu gibi enâniyeti kamçılayan kelimelerin kabûlüne İhlâs Lemʻaları’nın müsâade etmediğini, yalnız talebe-i nûrun hüsn-ü zanlarını kırmamak için ve Risâle-i Nûr’a karşı sadâkat ve kanâatlerine bir emâre olduğu için, bazı müfrit ta‘bîrlerin zarûretle kabûl edildiğini bildiren mübârek mektûbunuzla beraber, aynı günde gelen ve bu mübârek aylarda Nûrcuların şirket-i ma‘neviyesine pek çok kudsî servet gireceğini tebşîr eden, hem latîf,
SAYFA 84
tatlı, ma‘nîdâr tevâfuklarıyla sevgili Üstâdımızın rızkında bereket ve inâyeti müjdeleyen bir mübârek mektûbunuzu daha aldık ki, bu mübârek mektûbunuzla Nûrcuları yutmak için koşan tâğūt hücûmlarının sona erdiğini; arzı istîlâ için saldıran küfür ve inkârın şiddetli tazyîkinin nihâyete yaklaştığını; bütün dehşetiyle Nûrcuları mütamâdiyen ezen bu zulümlü ve zulmetli gecenin metâını toplayarak üfûle hazırlandığını; bu merhametsiz beşer semâsının âfâkını saran rahmetsiz kara bulutlarının çekilmekte olduğunu; dalâlet ve ilhâdın kahhâr elleriyle attığı zehirli gazları içinde son günlerini yaşadığını ma‘nâ-yı işârî ile haber veriyorsunuz. Ve letâif-i insân ile rûh-u beşere dehşetli cehennem ateşleri biriktiren bu münkerât asrında, ızdırâbından mütemâdiyen inleyen Nûrculara sonsuz müjdeler, beşâretler saçıyorsunuz. Rûha inşirâh verecek bir tatlı nesîm için mütemâdiyen gözyaşları döken talebelerinize nihâyetsiz in‘âmlar ve ihsânlar yağdırıyorsunuz.
İşte bu kıymetdâr, sevimli, mübârek mektûbunuzla birlikte gönderilen ve Lâhikalara geçmesi emredilen bu kusûrlu Husrev’in Mu‘cizâtlar mecmûası hakkında yazdığı kusûrlu mektûbuyla, mübârek kardeşimiz Hasan Feyzî’nin vazîfe-i nûriyesini pek ciddî bir sûrette îfâ ederken sevimli Üstâdımıza fidye-i necât olarak giden ve âlem-i misâle istirâhate çekilen Şânlı Şehîd Hâfız Alî kardeşimiz hakkında kaleme aldığı çok hoş, çok hazîn, hakîkaten takdîr edilen manzûm mersiyesini aldık.
SAYFA 85
Bu mübârek Şânlı Şehîd, Üstâdımızın mübârek duâları arasında silsile-i aktâb içine girdiği gibi, ferâgatkârâne fedâkârlığıyla Nûrcu kardeşlerinin kalplerine de girmiştir. Bu Şânlı Şehîd kardeşimizin aramızdan muvakkaten müfârakati, Risâle-i Nûr hesabına bize çok ağıra mal olmuş. Fakat mukābilinde bize öyle bir Üstâd kazandırmıştır ki, bütün talebeler bu mübârek Üstâd için seve seve fidye-i necât olmaya hazırdır. Bu büyük şânlı şehîdi bu güzel manzûm mersiyesiyle her ân bize hâtırlatmaya vesîle olan ve Risâle-i Nûr’un hoş bir bülbülü denmeye sezâ bulunan mübârek kardeşimiz Hasan Feyzî’den Cenâb-ı Hakk ebediyen râzı olsun. Âmîn Âmîn Âmîn.
Bu şânlı şehîdin ind-i Ulûhiyetteki makbûliyetinin yüksekliğine ve kerâmetlerinin ulviyetine bir emâredir ki, On Üçüncü Şuâ‘ı yazarken manzûm mersiyesi elime verilmiş. Sevgili Üstâdımıza bu mektûbumu yazarken mübârek Şânlı Şehîd Hâfız Alî ile birlikte vefât eden Homalı bir Alî ve Denizli hapsindeki Risâle-i Nûr’a tâbi‘ Mustafâ, bu üçünün selâmetimiz hesabına fedâ olduklarını bildiren sevgili Üstâdımızın mektûblarını yazmıştım. Ne kadar gariptir ki, iki seneden beri sevgili Üstâdımız’da olan bu şânlı şehîdin bu şânlı yazıları kendi vefâtıyla ve gösterdiği fedâkârlığıyla alâkadâr mektûbunu yazarken gönderilsin. Bu dört mektûb Lâhikalarımızda kaydedilerek kardeşlerimize gönderilmiştir
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kusûrlu talebeniz Husrev
SAYFA 86
Birinci Hulûsî’nin Nûrcular diliyle ve hesablarıyla yazdığı bu samîmî fıkrası Lâhika’ya girsin
(198)
[Levha-i hakîkat]
1
Hakîkat dersini nûrlardan aldık
İhlâsın zevkini nûrlardan aldık
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Kur’ân’ın feyzini nûrlardan aldık,
Tevhîdin şevkini nûrlardan aldık,
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz.
2
Nûr ismi tecellî eyledi birden
Nûrları görenler geçtiler serden
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Muhammed ümmeti kurtuldu dertten
Allâh’a şükredip dediler birden
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
3
Tercümân-ı Kur’ân açıkça dedi
Kur’ân’a yapışmak zamanı geldi
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Îmânı kurtarmak zamanı geldi
Allâh’a sığınmak zamanı geldi
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
4
Düstûrlar şunlardır bilin ey ihvân
Kanâat mal için bir bahr-i ummân
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Dost ancak Allâh’tır yârân da Kur’ân
Düşmandır nefis mevt vâiz inan
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
SAYFA 87
5
Çok sözü bırakıp kısaca derim
Mürşidim Kur’ân, tevhîddir virdim
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Muhâtab nefsimdir ıslâhı derdim
Mü’minler ihvânım ben de bir abdim
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
6
Hulûsî hulûsla ihlâsa çalış
Nûrları bırakma ihvâna karış
Hamdolsun Allâh’a hizbullâhdanız
Hâdim ol Kur’ân’a irfâna alış
Aldanma dünyaya tevbeye yapış
Şükrolsun Hudâ’ya mü’minlerdeniz
Uhrevî kardeşiniz muhibbî muhlisiniz Hulûsî
Yirmi Yedinci Mektûb’u takdîrkârâne fıkralarıyla ziynetlendiren Nûr Santrali Sabrî’nin çizgiler ortasındaki bu mektûbu Lâhika’ya yazılsın.
(199)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَٓائِنَاتِ وَمُرَكَّبَاتِهَا
Üstâd-ı Mükerremet-i Meâbım Efendim Hazretleri,
Şuhûr-u selâsenin hulûlü ve geçen Regāib ve gelecek bulunan Mi‘râc ve Berât-ı eyyâm ve leyâli-i mübârekesinin tebrîk ve teyemmünü ve bilhassa Risâle-i Nûr’un birinci sınıf ve birinci
SAYFA 88
talebe ve muhâtabı olan muhlislerin muhlisinin kalem-i destiyle muharrer vürûd eden, hem ma‘nen ve rûhen, daha doğrusu ezher-i cihet zengin bir rüknünün pek kıymetdâr, gāyet ma‘nîdâr nâme-i mergūbelerinin nûr-u menbaa bu yol ile irsâlini ihtiyârı, sanki Raûf ve Rahîm olan Allâh-u Azîmü’ş-şân’ın sâlih ve zâhid ibâdı da re’fet ve şefkatlidir. Ver elini huzûra çıkarayım demek şeklinde bu âcizi cebânetten cesârete atlattı. Ve hem de Otuz İkinci Söz’ün hâtimesindeki taş misâl yürekleri eriten ve ihyâ eden Yâ Rab senin mahbûb abdin olan Üveyse’l-Karanî’nin edâ ve nidâsıyla dakk-ı bâb ediyorum. Dergâh-ı ulûhiyetine onu kabûl ettiğin gibi beni de kabûl buyur. Nidâ-yı hazînânesinden in‘ikâs sûretiyle durgun kalemime kuvvet-i mahz gelerek, her ân nazargâhımız olan o makām-ı ulyâya, yazı ile bâri olsun dehâlet ve yüz sürmek emellerimi takviye etti. Bundan daha büyük bir fırsat belki bulamam deyip, o sevgili muhâtab-ı evvele açılan mübârek kapı ve beşâşetli sîmâ ve vech-i pür envârla müşerrefiyete her ayıp ve hatâmla can attım. مَا لٖی سِوٰی قَرْعٖی لِبَابِكَ حٖیلَةً وَلَئِنْ رَدَدْتَ فَاَیَّ بَابٍ اَقْرَعُ kıt‘alarının kıymetdâr mefhûmundan müstefîd oldum. Şefkatli Üstâdım, biz bazen diyor idik ki: Üstâdın bulunduğu yere gitmek değil, gittiği şerîat ve Risâle-i Nûr ve takvâ yoluna gitmeye gayret etmeli. Netîcede a‘mânın gün doğmadan neler doğar deyip mütesellî olduğu gibi, bu bîçâre âciz de ummadığımız bir sûrette aksâ-yı şarkdan köyümüze, hatta evimize kadar teşrîfi
SAYFA 89
takdîr eden mukadder hakîkî nazarımızın ve şuûrumuzun dâiresi fevkinde ve hâricinde hayret-fezâ bir hâlde an-karîb yine müşerref ve mesrûr eder İnşâallâh deyip, bazen Barla’daki serîrinizin üzerinde, bazen Denizli Hey’et-i Hâkimesi karşısında, hem hâkimâne, hikmetli ve kuvvetli ve celâlli ve kemâlli, hem salâhiyetli müdâfaa ve mukāvemetleri îrâd ve izhârınızdaki etvâr ve ahvâlinize kalp ve hayâl gözüyle bakarak, kusûrlu şahsımı nezd-i ekremîlerinde gibi görerek mütesellî oluyorum.
Azîz Üstâdım, öyle kanâatim geldi ve ümîdvarım ki, Rabbim Celle Şânühü Hazretleri Habîb-i Ekrem’ine asm Kelâm-ı Kadîm ve Kitab-ı Mübîn’inde neler va‘d ve tebşîr buyurmuşsa, Risâle-i Nûr’da münderic. Hatta husûsî gibi bir hâlde mevzû‘-u bahis bulunan umûm nikāt ve fıkarât hiç biri müstesnâ kalmayarak, zuhûr ve vukū‘ ile İnşâallâh netîcelenecektir.
Ezcümle, ilk Isparta’da tevkîfimizde ve Ramazân Bayramı’nda فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ ilâ âhirih âyet-i kerîmesi, şâkirdlere mektûb olarak tefsîr edilip bizim vazîfemiz sabr-ı cemîldir. Tesbîh ve tahmîddir. Başka değil. Zîrâ nazar-ı himâye-i Rabbâniye Hizbullâh ve Hizbu’l-Kur’ân’a müteveccihtir. Telkînâtınıza karşı, bu dehşetli zulüm ve teaddî ve tecâvüz karşısında bize yegâne tesellîdir zu‘muna kapıldığımı gizlesem Hudâ âlimdir. Hâlbuki o dâhî-i muhakkik ve mâzî ve istikbâl röntgeni, dokuz ay sonra verilecek hükmü dokuz ay evvel değil, on dokuz ay evvel gelmiş olan mektûb-u mergūblarında,
SAYFA 90
hem vukūa gelecek hâdiseyi bilutfihî ve keremihî Teâlâ hem netîcesini ilmelyakîn, hem aynelyakîn ile görüp tebşîr buyurmuş olduğunu şimdi anlıyorum. Kur’ân-ı Kerîm, mukadderât-ı umûmiyeyi mâzîyen, hâlen, istikbâlen nasıl ihtivâ etmiş ve aynen zuhûr etmiş, yine aynen Kelâmullâh’ın şu asırda pek hakîkatli bir tefsîri olan Risâle-i Nûr’un âlem-pesend zaferiyle umûm ehl-i tevhîd ve İslâm ve nesl-i âtîye izhâr-ı endâm ve i‘lân-ı hak etmesi, kābil-i inkâr olmayan bir hakîkattir. هٰذَا فَضْلُ اللّٰهِ یُؤْتٖیهِ مَنْ یَشَٓاءُ kelâm-ı kudsîsini tekrârlatmıştır.
Hakîr ve mütehassir âciz M Sabrî
M Sabrî’nin Çalışkan Mehmed ve Hasan Efendilere yazdığı mektûbdur
Bu da Lâhika’ya.
(200)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Pek Bahtiyar ve çok Hakîkatperver Kardeşlerim Efendilerim,
Sizlere binler selâm ve ihtirâm ve nihâyetsiz ed‘iye ve senâlarla tebrîkler ederim. İşitiyor ve biliyorum ki, sizin evlâdınız, tâli'i yâver Ceylan Risâle-i Nûr’a verilmiş. Bu hayırlı takdîre çok sevindim. Hem hayretlere daldım. Çünkü bu
SAYFA 91
isme mensûb bir zât-ı nâdiru’l-emsâl Risâle-i Nûr ve müellifini yüzler senelik pek uzak bir mesâfeden görüp, tam ve mükemmel künye-i muvazzahalarını i‘lâm ve i‘lân ve ta‘rîf etmiş. Ma‘lûmu i‘lâm kabîlinden olmasın, hasbe’l-îcâb, dilim döndüğü kadar tekrar arzedeceğim. O mübârek Kutbu’l-aktâb, Risâle-i Nûr sâhibine karşı her hûl ve şiddet karşısında bana ilticâ eyle; ikincide ben o mürîdimin her ihâfeli ânında muhâfazasına me’mûrum.
Her şer ve fitne vukūunda kat‘î sıyânet ederim. O veled-i ma‘nevîm, mağrib ve meşrıkta, hangi beldede olursa olsun yardım ederim. Yine da‘vâsını te’kîd ve takviye için kendi kendine diyor ki: Ey Abdülkādir O mûmâ-ileyhe söyle: Korkma de. Hem tekrarla söyle: Sen inâyet gözü altındasın. Bilâ-fütûr asrının muhlis Abdülkādir’i ol. Hem hak ve hakîkate sâhib ve fedâ etmek sebebiyle dâimâ mes‘ûdsun. Hem sen beni bil ki, Resûlullâh Aleyhissalâtü Vesselâm ceddimizdir. Azîz ve refîʻ olan Zât-ı zü’l-Celâl ve’l-ikrâma ubûdiyet noktasında merbûtiyet ve temessüküm iktizâsı izzet ve refîimiz dâimdir gibi hitâbât ve beyânât-ı münîreleriyle beşâret dersi veriyor.
Risâle-i Nûr’un en âciz ve çok kusûrlu bir hakîr talebesi Sabrî
1: Şâh-ı Ceylânî kuddise sirruhû’l-Âlî Hazretleri Bu havâlîde Geylânî ismi Ceylânî olarak ifade edilmektedir.
SAYFA 92
Karye-i irfân’dan Mustafâ Ertuğrul’un mektûbudur. Lâhika’ya girsin.
(201)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Üstâdımız Hazretleri,
Talebelerimizin hizmet-i nûriyedeki hatâları yüzünden dâimâ pâk-i vücûdunuz zahmetlerimize katlanıp, bin türlü müşkillerimizi hallederek, türlü türlü işkence ve sıkıntıları tevekkül olarak tahammül etmektesiniz. Ey sabır kahramanı olan Üstâdımız, Cenâb-ı Hakk sana tûl-ü ömürler ihsân ederek sabrınıza Mâşâallâh Bârekallâh deriz. Bizler talebeleriniz, bir adı Asâ-yı Mûsâ, diğer ismi Âyetü’l-Kübrâ olan pek büyük mu‘cizeli eseri zaîf ve nâkıs akıllarımızla ve âciz ve pek noksânlı imlâlı hatâlarımızla ve kalemlerimizle yazmış olduklarımız, Yedinci Şuâ‘ risâlelerimizi kabûl buyurup, bu mukaddes eserlerin mu‘cizât ve ma‘neviyâtına müştâk ve arzu eden talebeleriniz kardeşlerimize hediye ederek okuyup ve yazmalarında ve intişârı için siz müncîmiz tarafından tevzî‘ ve terakkiyâtları münâsib görürsünüz.
Risâle-i Nûr’un Asâ-yı Mûsâ Risâlesi, şu asrın pek dağdağalı ve çok kalplerin nûrunu söndürüp dalâletlerde kalıp, fesâdât ve bid‘a cereyânlarından husûle gelen ateşleriyle yanan milyonlar insanın kalplerinde yanan o ateşleri söndürüp
SAYFA 93
nûr-u îmân doldurup parlatan böyle bir eser ve âb-ı kevsere Mâşâallâh Bârekallâh Böyle îmân edenlere insanlar Vâcibü’l-Vücûd ve Tekaddes Hazretleri’ne hakîkî bir kulluk ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm Peygamberimiz Efendilere ümmet olup teblîğ buyurmuş olduğu şerîat-i Ahmediye’yi asm ve sünnet-i seniyeyi îfâ etmekle Hazret-i Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın emri kānûn-u İlâhî tatbîk ve te’mîn ederek Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın tefsîri olan Risâle-i Nûr dahi binler huccetleri ile hakāik-i îmâniyelerimizi takviye edip o dalâlet bataklıklarından çıkarıp, nûrlu yollara sevk ve hareket ettirmektedir.
Bu asırda dalâlet ve fesâdât cereyânlarına karşı nûrlu risâleleri okuyup yazmak ve hâlisâne tasdîk ederek îmânlarımızı taklitten tahkîke çıkararak, daha kalplerimizde kalan dalâlet ve fesâdât, bid‘a kirlerini tamâmen yıkayıp temizlemek ehl-i İslâm ve ibâd-ı müslimînin pek büyük vazîfeleri ve vazîfemizdir. Bu mübârek eserlerin batnında bizler anlayamıyoruz. Fakat Üstâdımızın ilm-i kelâmları ve diğer kardeşlerimizin vasıf ve bahisleri îzâh etmektedir. Şöyle ki, her ehl-i îmân ve İslâm Risâle-i Nûr’a hakîkat-ı hâlde ve sıdkıyla bağlanan talebe olan kardeşlerimiz, gerek bu fânî dünyada ve saâdet-i ebediyede mes‘ûdâne yaşayacaklardır. Ve âb-ı kevser feyzinden feyiz alarak hâslar içine katılıp hakîkî bir îmân sâhibi olacağımız duygu ediliyor.
SAYFA 94
Mâdem bizlerin için ne büyük müjde ve ne büyük servet ve ne büyük ticâret ve kazançtır ki, kelime-i tevhîdi ve salavât-ı şerîfeleri bir nebze dahi kalplerimizden çıkarmayıp zikrederek, yarın dehşetli mahşerde o selâmlarla ve o mektûblarla Rabbimize bir kul ve peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’e ve evlâd-ı Rasûl’e ve ezvâc-ı Rasûl’e ve yârları olan Cihâr-i Yâr-i Güzîn ve ashâbîn ve aktâbîn huzûrlarında yüzlerimiz ak olup, biz mücrimlere şefâat ve yardımlar ederek ve müncîmiz olan hazret-i Üstâdımız olan Risâle-i Nûr dahi bizleri yavrulu kuş gibi ardına düşürüp Huzûrullâha Celle Celâlühû ve huzûr-u Peygamberiye asm Risâle-i Nûr’un nûrlu eserlerine hizmet eden hizmetçilerin emek-i mükâfâtını ister ve talep eder ve ediyoruz İnşâallâh.
Bizler şimdi fırsat elde iken Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın feyzinden akıp gelen ve Risâle-i Nûr’da tecellî eden nûrlu kevser şarabı ile kalplerimizi yıkatıp, kalplerimizi tathîr edip ve kaplarımıza da doldurup yarın mahşerin dehşetli, elemli karanlıklı, harâretli ve daha bin türlü dertlerimize dermân, derin ve uzun yollara köprü olup saâdet-i ebediyeye vâsıl eylesin.
Şüphemiz kalmadı ki Risâle-i Nûr bu dünyada insanlar ve talebeleri ve şâkirdleri için kötü huylarını tebdîl ve kötü ahlâklardan ırak ve kötü amellerden dahi uzak ederek, nûr-u îmânla müşerref ve saâdet-i ebediyeye mazhar, rabbimizle mülâkāt ve Cemâlullâh’ı
SAYFA 95
müşâhede ve Habîbullâh’ın sancak-ı şerîfi altına cem‘edeceği için, pek sevgili olan Üstâdımız haps-i münferidde ve çilehânede, gurbet ellerde, bin türlü zahmetler ve binler türlü işkenceleri tahammül edip, Mevlâmıza mütevekkil olup, başka bir mahalden imdâd talep etmeye hemen Allâh’a sığınıp senelerden beri vücûd-u pâkini harâb edip, canını dahi nûr yollarına fedâ etmektedir. Güzel Allâh’ımız muîn olsun, imdâd etsin, inâyet etsin. Âmîn Âmîn Âmîn. Risâle-i Nûr’un kudret, kerâmet, hikmet, ulviyet, yüceliği Kur’ân’ın nûru ve tefsîridir, mu‘cizedir.
Ey Üstâdımız Hazretleri, şu cihet-i memnûniyetimizi ta‘rîf edemeyeceğim. Her üstâdlar talebe ve şâkirdlerine binbir türlü san‘at öğretip fânîde iâşelensin diye muvakkat ömre çalışıyorlar. Üstâdlarına binlerce duâlarla minnettâr oluyorlar. Zât-ı pâkin bizlere öğretmiş olduğunuz Risâle-i Nûr öyle bir mukaddes san‘at ki, fânîde bütün sıkıntılara merhem ve tiryâk ve ukbâda dahi saâdet-i ebediyeye bir vâsıta-i necât olduğu ve bu dünyada dahi dalâlet ve fesâdet cereyânlarına karşı bir hançer, bir Zülfikār, bir Asâ-yı Mûsâ’dır.
Böyle bir dertlerin dermânı olan nûrlu eserleri ve âb-ı kevserleri bu asra kadar uzatıp siz Üstâdımız tarafından te’lîf edilip ve bizler âciz ve fakîrleri hizmetçi olmaklığımızı nasîb eden Erhamü’r-Râhimîn’den ve Peygamberden ve haydarî ve ahfâddan ve siz Üstâdımızdan Allâh’ımız râzı olsun. Ve mektûbları ve ma‘lûmâtları günü gününe
SAYFA 96
metânetiyle mahallerine ulaştıran kardeşlerimizden dahi Allâh’ımız râzı olsun
هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی
Karye-i irfânın çok kusûrlu ve sizi çok zahmetlere dûçâr eden talebeleriniz rûh u cânımızla severek, hasretlik çeken iştiyâklı gönüller selâmetlerinizi diler, pâk ellerinizden öperek hürmetlerimizi takdîm ve selâmlarımızı sunar, pâk el ve ayaklarınızı öperiz Üstâdımız efendimiz hazretleri.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Çok kusûrlu, çok hatâlı ve çok günâhkâr talebelerinizden karye-i İrfân talebeleri nâmına Mustafâ Ertuğrul
(202)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sizin Miʻrâc-ı şerîfinizi bütün rûhumla tebrîk ederim. Ve gelecek mübârek günler ve gecelerdeki duâlarınıza şimdiden binler Âmîn deriz.
Sâniyen: Antalya’da Nûrların intişârına çalışan Mehmed’ler ve Ahmedler ve Alîler ve İbrâhîmlere çok selâm ve tebrîk ve muvaffakiyetlerine duâ ederiz. Acaba Eskişehir’de berâberimizde bulunan Hüseyin Usta hayatta mıdır, merâk ediyorum.