EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

284

[283]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی وَبَرَكَاتُهُ مِنَ الْاَزَلِ اِلَی الْاَبَدِ

Azîz ve Muhterem Üstâdım,

Maddî bir endişe ve düşünceden değil, insafsız insanların çok haksız olarak sizden bir fenâlık tevehhüm etmelerine karşı ma‘nevî arzunuza sem‘ ve tâa demekle ma‘nâlandırabileceğim. Uzaklığın alâmeti olan muhâbere âdetim değil. buyurmuş olan Üstâdımla doğrudan doğruya muhâberem hâl-i inkıtâ‘dadır. Nûrları mütâlaa ve yazmak ile namaz ve niyâzlarda muhâbere ve muvâsala, Lillâhi’l-hamd devam ediyor.

Zilkade içinde maddî vazîfem Sarıkamış’a ta‘yîn sûretinde tecellî etti. Kars’taki Hizb-i Kur’ân’ı, Hakîm ve Rahîm Rabbimin inâyeti nûrlu hizmette istihdâmımı Lillâhi’l-hamd devam ettiriyor. Nihâd ile görüşmek ara sıra mümkün oluyor. Kars’taki bir muhib için Sözler’i yazmaktayım. Maalesef bizzât yazanlar pek az, fakat dinleyenler, îmânlarını kuvvetlendirenler pek çok. yazma işini hep bana bırakıyorlar. Ben de maalesef lâyıkıyla buna muktedir olamıyorum. Muhtelif yerlerdeki uhrevî kardeşler iştiyâklarını bildirdikçe, nûrlu Sözler’den yazmakta ve göndermekteyim.

Benim hâdimliğim manzûme-i nûriyede, Neptün’ün Manzûme-i Şemsiyedeki dâiresi gibi, merkezden çok uzak bir dâirede devam ediyor. Öyle garîb tecelliyât var ki,

285

sanki dest-i gaybî, sâfî bir zâta, îmânî bir devânın yetiştirilmesini dâire-i nûriye hânedânı, fa‘âl ve nûrânî hâdimlerine bedel, çok kusûrlu bir hâdimi me’mûr ediyor. On altı sene evvel dediğim gibi, Yaşayışım ancak bu hizmet-i nûriye için olduğuna şüphem yok. Îyd-i Adhânızı tebrîk eder, kemâl-i ta‘zîm ve ihtirâmât ve edeble mübârek ellerinizi iştiyâkla öper, hayır duânızı istirhâm eylerim.

Bütün Hizb-i Kur’ânî ferdlerine binler birer birer selâm ve duâlar

اَلْبَاقٖی اَلْحُبُّ فِی اللّٰهِ

Muhibb-i Muhlisiniz Hulûsî

[284]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Dört Zülfikār, bir Asâ-yı Mûsâ, arefe gecesinde bu bayramımıza firdevsî ve nûrânî bir hediye oldu. Onları yazan Marangoz Ahmed, Efe Şükrü, Alî Osmân, merhûm Ahmed’in kerîmesi Hatîce’nin defter-i hasenâtına Cenâb-ı Hakk her bir harfine mukābil bin hasene yazsın. Ve onlara ve geçmişlerine binler rahmet eylesin. Âmîn;

Hakîkaten bu kahraman şâkirdler, Zülfikār’ın güzel hakîkatlerine güzel bir libâs giydirmişler. Benim şiddetli hastalığım ve o hastalıktan gelen şiddetli sıkıntılarım,

286

onları yanımda görmekle ve düşünmekle ve bakmakla hafifleşiyor. Maddî bir ilaç hükmüne geçiyorlar. Sava Medrese-i Nûriyenin kahramânâne kalem hizmetleri, bu memleketi ve Âlem-i İslâm’ı ileride çok minnetdâr edeceğini gösteriyor. Mâşâallâh, Alî Osmân, nûrun neşir ve yazı gibi iki vazîfesini yaptığı gibi, iki mecmûayı birden ve mükemmel yazmış.

Sâniyen: Kahraman Nazîf’in makine mahsûlü sekiz sahîfede, yalnız iki küçük sehivden başka bulamadım. Bin Mâşâallâh Bu fa‘âl kardeşimiz, kağıtların âdî olmasına rağmen, pek güzel ve süslü ve dikkatli yazıyor. O sehivlerden birisi, altmış bir sahîfede بیوك yerine بتون sehven yazılmış. Elli dokuzuncu sahîfede متدرج yerinde مندرج yazıp ت noktasının yarısını noksân bırakmış. Mâdem böyle hârika şâkirdler Risâle-i Nûr’a sâhib çıkmışlar, benim vazîfeme, çalışmama mâni‘ ne kadar hastalıklar ve ölüm de olsa, beş para ehemmiyeti yok. Zâten işâret-i gaybiye ile, altmış dörtte vazîfem bitecek ihbâr edilmiş. Demek bana ihtiyâç kalmayacak. Evet, İki Isparta’nın kahramanları o vazîfeyi benden çok mükemmel görüp sâhib çıkacaklar, diye müjde verilmiş. İnebolu şâkirdlerinden Alî Osmân’ın, oradaki şâkirdlerin bir kısmını nûr hizmetinde gayretlerini ve lâyık oldukları fazîletlerini gösteren mektûbunu işâret ettiğim kısımlar Lâhika’ya girsin.

287

Sâlisen: Karye-i irfân talebeleri nâmına ciddî iki kardeşimiz, Mehmed Âsân ve Mustafâ Bayram’ın tebrîk mektûblarını ve neşriyât-ı nûriyede fa‘âliyetlerini ve tâm sebâtkârâne ileri gittiklerini anladım. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Ve onların ve karye-i irfân ve Homa’daki kardeşlerimizin de benim bedelime bayramlarını tebrîk ediniz. Husûsen Isparta, Kastamonu, Denizli vilâyetleri, umûm memlekette, umûm kardeşlerimize ve hemşîrelerimize ve ma‘sûm ve ihtiyâr tâifelere birer birer hem bayramlarını tebrîk, hem selâm ve selâmetlerine duâ ederiz. Duânızdan dâimâ istifâde eden

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Küçük Isparta şâkirdlerinin nûr hizmetindeki gayretlerini ta‘rîf eden bu mektûb kısmen Lâhika’ya girsin.

[285]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ حَمْدًا بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَٓائِنَاتِ

Bâb-ı Nûr, çok Azîz, çok Şefîk Üstâdım Efendim,

Çok büyük ümîdle kabûlünü zannettiğim mektûbumdur.

İki cihânın direği, ma‘den-i aslîsi olan yüce Peygamberimize asm ilk vahiy geldiği sıralarda imiş. Nâmûs-u Ekber, Cibrîl-i Emîn as kendisine vahiy teblîğ et emr-i İlâhî’yi

288

teblîğ edince, ma‘lûm olan Sıddîk-ı A‘zam Ebû Bekir radiyallâhü anh rast gelip, ilk teklîfte hemen kabûl edip Kelime-i Tevhîdi şehâdet ve telâffuzuyla daha da emri olup olmadığını sorması, bütün dünyayı mahvdan kurtulmasına, peygamberlerden sonra inananların başı olan Sıddîk-ı A‘zam bu azîm yükü sırtına almış ve genişledikçe yük de hafiflemiş.

Teşbîhte hatâ olmasın, siz Üstâdımız, Husrev kardeşimize ve ağabeyimize hitâben neşir ve beyânınızda Benim en ağır yükümü çekenler sizsiniz diyorsunuz. Evet, Risâle-i Nûr’un her devrede, her mıntıkada Husrev’i ve Husrev’leri ve bilhassa Santralci ve Meyveci Husrev’i olmasa idi, mahv idik. Tâm fenâ ve felâket ve helâket başımıza çökecekti. Şüphesiz buna şimdi etrafımda bulunan bütün eşyâyı görebildiğim kadar inanıyorum. Kalbime gelen ve tazyîk eden birkaç satır şiirle konuşmak isterim.

Ey şâh-ı Câvîdân Risâle-i Nûr Ey cinân-ı ikvânü’n-nûr

1

Ey hars-i sünbül zümrüd ve yâkūt-u bostânü’n-nûr

Ey Hâlık’ın dü-cihânda esrârı ve âşikârı nûr

Ey bütün kevn ü mekânın sayısız zîhayatın

Nûru, rûhu, hayatı bağı, bostanı olan ey Risâle-i Nûr

289

2

Bu âvâre gönlümü refîk-i a‘lâ’ya

Çeken kimdir aceb Cemîl-i Mevlâya

Bakın âşık olmuş urûc eden semâya

Bakın gülüyor doğdu mağribden dünyaya

3

بَیْنَ النَّوْمِ وَالْیَقَظَةِ ey nûr dehâsı

Ben gördüm seni arş önünde safâsı

Kalemle çiziyordun nûr da‘vâsı

Bîtahammül seyre aynım muammâsı

4

Gün gibi doğdun bize âlemi nûr ettin

Ey Risâle-i Nûr küfrü zulmeti cihândan dûr ettin

Râh-ı Hüdâ’da abd-i zelîli mesrûr ettin

Sönmez nûrunla ma‘dûm kalpleri ihyâ ettin

5

Yandın ve yakıldın nice yıl kandırdın nûra bizi

Sabrınla asırlar boyunca eyledin kalbe sızı

Beşâret-i işâretle refîk-ı a‘lâya evc ettin bizi

6

Her nesne bize birer dost Mâlikü’l-mülkten

Her ses bir sadâ-yı Kur’ân’dır bu alınmaz bizden

290

[286]

İnebolu Nûrcuları hakkında kısa bir tarîfedir.

Birinci: Üstâdından ve nûrundan mün‘âkis her an Bir sultân, bir küheylân vakārın azametinden Gezerken sokakta titrer zemîn, gürler melekler heybetinden Çarpar kalbim görünce kûşeden, der için için Nazîf geliyor Bütün gözler ona dikilmiş, kimi beğenmez temerrüdünden Kimi bakamaz yüzüne utancından Kimi kalbinden âşık, havf-ı halktan hakkı izhâr edemez Nûrcu kalbinde tık tak, sanki huzûr Üstâdda Buyurun lütfen oturalım Üstâd hesabına cevâb Sağol, teşekkür ederim Bazen, peki muvâfık, haydi oturalım Bil ki gönüller mesrûr o anda Melekler bile tebessümde Nâçîz kalemim nasıl ta‘rîf etsin Siyâsetten bahiste bir fısıltı Biz Nazîf’i siyâsetçi diyorduk Şimdi anladık ki, onlar Nûrcu imişler Evet, Ahmet Nazîf Çelebi, maddî ma‘nevî memleketi kurtarmak külfetini tek başına bile sırtına aldığı zaman aleyhinde yapılan zâlimâne en fenâ telâkkîlerin vakārını bozmayan bu kardeşin îmânî hizmetine Âlem-i İslâm minnetdârıdır.

İkincisi: Zekî ve tahsîlli olup, bütün bilgisini ve zekâsını Risâle-i Nûr’dan tahsîl eden, çok gayretle çalışan, Risâle-i Nûr’u şarkta garbda yayan, Amerika misyonerlerine, yani Amerika Kıt’ası’na Risâle-i Nûr’u tanıttıran,

291

tam Müslümanca neşriyât yapan bir mecmûacı, Şâir Necîb Fâzıl ile Risâle-i Nûr’un arasını bularak sâbık çekingenliği ortadan kaldırıp Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı vererek, remzen, parça parça intişârına sebep olan ve gerek tab‘ ve gerek Risâle-i Nûr’un umûmîhusûsî çok mühim işlerinde başrolü alan ve çalışan, Abdurrahmân Salâhaddîn.

Üçüncü: Zâhirde küçük boyuyla, ma‘nâ dolu lisânıyla, pek temiz, anadan doğma kirlenmemiş her gün tezâyüd eden güzel hûyuyla, risâledeki gayret ve ibret numûnesi, çok takdîre değer gidişatıyla, mantık ve bilgi dolu hitâbıyla, İnebolu Risâle-i Nûr talebelerinin topluluk ve tesânüd timsâliyle ve hânesini bizzât bütün talebeye açık bir Medrese-i Nûriye vaz‘iyetine getirmesiyle, memleketimizi temsîlde çok ileri giden, hakîkaten şerefli ve çok çalışkan kardeşimiz Küçük İbrâhîm.

Dördüncü: Risâle-i Nûr’a intisâbla gençliğinin ilk sarhoşluklarından çabuk ayılan ve ciddî, sarsılmaz zühd ve takvâsıyla ve çalışmasıyla nûru ta‘rîf ve tavsîfte hoş sohbetiyle, güzel yazı tashîhçi ve mahremiyetle maddî ve ma‘nevî nûra hizmeti kat‘î ve çok ciddî vakār ve haysiyet-i takdîrkârlığıyla temiz bir nâsiye-i irfân hâline gelen ikinci mübârek Zekeriyâ olan Mehmed bin Sâlih.

Beşinci: Sevgili Üstâdımızın şifâlı nazarlarıyla, nûrun tedâvisine mazhar olmuş, gençliğini bu sûretle sefâhâtin elinden kurtarmış, ümmî olduğu hâlde tereddütsüz

292

teslîmiyetiyle nûr hesabına gülcülüğü ve iki evsâfı birleştirmesiyle, Isparta’nın güzel yazılı nûrlarını yüzlerce lira sarfından çekinmeyerek memleketimizde intişâr ettirip, burayı tâm gayrete getirmesiyle, kuvve-i hâfıza ve nâtıkasının dürüstlüğü sebebiyle nûr hakîkatlerini arzu edenlere kâtiblerin ekserinden daha iyi îzâh etmesiyle, evini, güzel bahçesini nûr dershânesi hâline getirmesiyle, hoş sohbetiyle Risâle-i Nûr’un haysiyet ve azametini göstermekte çok iyi tanınan kardeşimiz Gülcü Hüseyin.

Altıncı: Süflî bir hayatla otuz beş yaşını harcayıp istikbâlinden korkarak Risâle-i Nûr’un kucağına atılan, ümmî denecek derecede yazıda noksân olduğu hâlde, Hâfız Mustafâ kardeşimiz İnebolu’ya geldiği zaman elinden tutup kerâmet-i nûriyeyi bizzât bu kardeşlerimize gösteren, ondan sonra buranın en güzel kalemini kullanan, Risâle-i Nûr’a derin bağlılığıyla tanınan, nûr câdde-i kübrâsına girdiğinden dolayı çok büyük sefâhat, felâket çukurundan kurtulduğundan çok sevinç ve neş’eli olan, gerek maddî, gerek ma‘nevî nûrlara yardımda zevk duyarak çalışan ve içimizde çok sevilen kardeşimiz Nalbant Ahmed.

Yedinci: Risâle-i Nûr talebelerinin Ramazân’da tevkîfi sırasında Isparta’dan getirtmiş olduğu kitabların içinde Hücûmât-ı Sitte ve Beşinci Şuâ‘ gibi risâlelerin sende var diye pestil gibi gece sabaha kadar dövülüp, yine sabrederek bir çok

293

zorlukların önüne geçilmesine sebep olan, günlerce ızdırâbını çektiği hâlde zerre kadar şikâyet etmeyen, Risâle-i Nûr’a talebe olmadan evvelki gaflet, nûru elde etmek sûretiyle hasenâta tebdîlinden dâimâ şükren, intişârında gerek yazı ve gerek maddî ferâgatte gayret gösteren kardeşimiz Semerci Dursun.

Sekizinci: Sevgili Üstâdının elini öpmesiyle ve kaleme sarılıp nûrları yazmaya başlamasıyla hayret verici bir değişikliğiyle, son derece çalışan, son zamanlarda kendi yazısını çok güzel saymadığı için Sâlih kardeşimizle beraber tashîhçilikte çok ileri iş gören, Risâle-i Nûr’a açıktan açığa dil uzatanlara karşı şâhîn bakışıyla onları susturan, ferâgat ve gayretiyle ittihât ve teşebbüste kuvvetli teslîmiyet ve hayırhahlığıyla anılan ve sevilen kardeşimiz Büyük İbrâhîm.

Dokuzuncu: Genç bir şahsiyet olduğu hâlde, ihlâs sebebiyle Risâle-i Nûr’un mütenevvi‘ kerâmet ve güneş gibi hakîkatleriyle bütün köyünün önce ileri gelenlerini fenâlıklardan, şimdi de küçükbüyük ahâlinin kısm-ı a‘zamını Risâle-i Nûr dâiresine sokmaya muvaffak olan, bütün sene köyünün çocuklarına Kur’ân dersi vermek ve bilhassa Risâle-i Nûr’un yazısında çok gayret gösteren, bütün köyünü olduğu gibi, hatta civâr köylere de yardımda te’sîr gösteren ve onları da Risâle-i Nûr’a teşvîk ederek ıslâhına sebep olan, mütevâzi‘, mükerrem, takvâ ve hüsn-ü ahlâka sâhib olmak güzelliğine mazhar olan, köyünün bir çok çocuklarına Risâle-i Nûr

294

derslerini bizzât çalıştıran va‘z ve hutbesini Risâle-i Nûr’dan aldığı ilhâm ile söylediğini her an i‘lân eden, Orza köyü hatîbi Mollâ Rıf’at.

Onuncu: Çok güzel yazısıyla bütün talebelerin başkalarına yazdırmak hissini duyanların yazı işlerini sırtına alan, yirmi dört saatte birkaç saatçiğini yemek ve uyku gibi zarûrî işlerinden mâadâ bütün gününü yazı yazmakla Risâle-i Nûr’un gölgesinde hak, diyânet ve takvâya ve kendine mahsûs ehl-i kalb olmuş, nûr yazıcısı ve kâtib ünvânına bihakkın liyâkat gösteren İzzet.

On birinci: : Risâle-i Nûr’u ilk okuyuşta âşığı olan ve göz yaşlarıyla Kur’ân kalemini ıslatan, köyünde tek oldukları hâlde ehl-i ilhâdın en ateşli zamanlarında bile îmân ve Kur’ân derslerine çalışan ve köyünün çocuklarını çalıştıran Ömer Ağa.

On ikinci: : Kardeşi Büyük Rûhlu Küçük İbrâhîm kardeşimizin tavsiye ve gayretiyle çok kalın pas ve gaflet ve sefâhat çukurundan Risâle-i Nûr’un ışığı sâyesinde kurtulan, az zamanda çok çalışan, umûma çok her cihette yardım eden kardeşimiz İsmâîl.

Risâle-i Nûr’a sevgisi, çalışkanlığı, bağlılığı ile, güzel yazısıyla, teşvîk ve tergîbiyle sevilen Mollâ Ahmet, Ömer Lütfü, Mübârek Zekeriyyâ, Tabâkçı İsmâîl ilâ-âhir daha çok var.

Nûr şâkirdi Alî Osmân

295

[287]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Çok alâkadâr olduğum Kastamonu Nûrcuların başı hükmünde merhûm Şeyh Ziyâeddîn’in vefâtı, bizi çok müteessir eyledi. O zât, eskiden beri Hâlid Ziyâeddîn, Ahmet Ziyâeddîn, Hazret-i Ziyâeddîn’in dördüncüsü, bu Şeyh Ziyâeddîn olarak dâimâ, her gün bütün ma‘nevî kazançlarımı onlara da bağışlıyorum. İnşâallâh devam da edeceğim. Kastamonu’nun Husrev’i olan Mehmed Feyzî bizim bedelimize, hem o merhûmun akrabasını ta‘ziye, hem Kastamonu ve civârındaki Nûrcuların bayramını tebrîk ettiğimizi teblîğ etsin. Husûsen Hilmî, Emînler, Tahsînler, İhsânlar, Ahmedler, Hâfızlar vesâire ve Nûrcu hemşîrelere hem selâm, hem bayramlarını tebrîk ediyorum. Hem oradaki komşularıma ve dostlarıma ayrıca selâm ederim.

Sâniyen: Medresetü’z-Zehrâ’nın demirbaş şâkirdlerinden Kâtib Osmân’ın oranın şâkirdleri nâmına bayram tebrîkleri içinde hakkımda ve hakkımızda gāyet güzel ve te’sîrli, İnşâallâh makbûl, mübârek duâları, benim bu sıkıntılı hastalığımda sürûrlu bir inşirâh vermesi, o duâların makbûliyetine bir emâre telakkî ettim. Isparta Hulûsî’si Re’fet’in benim yerimde tashîhâta başlaması ve mübâreklerden Tâhirî’nin ciddî arkadaşı

296

Abdullâh Çavuş’un Zülfikār’ını benim için tashîh etmesi, beni çok memnûn ve minnetdâr eyledi.

Sâlisen: Nûrlarla alâkası çok kuvvetli ve az bir zamanda çok iş gören Mustafâ Usman’ın, Safranbolu şâkirdleri nâmına bayram tebrîki münâsebetiyle nûrun ihbârât-ı gaybiyesinin tezâhürüne dâir uzun mektûbunun mesleğimize muhâlif olan siyâset maddelerini bırakıp, yalnız başta ve âhirde bir kısmını Lâhika’ya geçirdik. Hem ona, hem iki ma‘sûmu ve refîkası ile nûrlara çalışan Hıfzı’ya ve o civârdaki Nûrculara bilmukābele bayramlarını tebrîk ve muvaffakiyetlerine duâ ediyoruz.

Râbian: Aydın tarafında bulunan ve eskiden beri ehemmiyetli bir kardeşimiz Halîl İbrâhîm’in nûr dersinde bir zekî arkadaşı ve hapishânede nûrların kuvvetli bir da‘vâ vekîli Ahmet Feyzî’nin sizlere yazdığı güzel tebrîknâmesini ve şiddetli alâkasının devam etmesini gördüm, çok mesrûr oldum. İnşâallâh o kuvvetli Nûrcu, o tarafı tenvîr edecek. Zâten öyle birisi öyle bir yerde lâzım imiş. Benim tarafımdan ona çok selâm. Ve şiddetli alâkasını ve bayramını ve orada nûrlarla alâkadâr olanların bayramlarını tebrîk ediyoruz. Husûsen, Hâcı Emîn akrabalarına çok selâm ediyorum. Denizli ve civârında ve hapsinde bütün kardeşlerimize ve Nûrculara, husûsen Denizli Husrev’i Hasan Feyzî ve rüfekāsı ve nûrları bana getiren Hâfız Mustafâ ve Yalvaçlı M, K, Y ve hâkim-i âdil ve nûrun serbestiyetine hizmet eden

297

Muharrem gibi zâtlara ve hapiste bize kardeş olup çok insaniyet gösteren zâtlara, hem bayramlarını tebrîk, hem çok selâm ediyoruz. Ve onları unutmuyoruz ve unutamıyoruz.

Umûm Nûrculara binler selâm

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Altı yedi sene kemâl-i sadâkatle bana ve Risâle-i Nûr’un kitabetine hakîkatli hizmet eden Kastamonu Husrev’i Mehmed Feyzî’nin mektûbu, şahsıma âit kısmı, haddimden pek çok ziyâde makam vermesi, gerçi mesleğime muhâliftir. Fakat onun, o hüsn-ü zanları, hakkımda bir makbûl duâdır diye ilişmedim. Onun gibi dikkatli, nûrun sır kâtibinin yazısına ilişmemeli diye aynen Lâhika’ya girmesini kabûl ettim

سع

[288]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Çok Sevgili, Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,

Mübârek leyâlî-i aşerenizi, hem kudsî bayramınızı, hem Risâle-i Nûr’un tenevvürünü tebrîk ve başta Sevgili Üstâdım olarak umûm Risâle-i Nûr şâkirdleri ve bütün ehl-i îmân hakkında bu mübârek leyâli ve eyyâmın müjdeli, beşâretli ve sürûrlu olmasını

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç