
SAYFA 199
[242]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelâ: Leyle-i Kadr gizli olmasından Ramazânın her gecesinde, husûsen nısf-ı ahîrde ve bilhassa aşr-ı ahîrde ve bilhassa yirmi bir yirmi üç yirmi beş yirmi yedi, yirmidokuzda bulunması ihtimâliyle onlarda aramalı diye hadîste vardır. Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn Nûrcular hakkında bu Ramazân’ın her bir gecesini bir Leyle-i Kadr kadar sevâbdâr ve Leyle-i Kadri de bin ay kadar hayırlı yapsın. Âmîn Âmîn Âmîn.
Sâniyen: On üçüncü Şuâ‘ nâmındaki küçük mektûbları Husrev’in yazdığı nüshayı okudum. Fıkraları çok beğendim. Çok samîmî ve ayn-ı hakîkat gördüm. Husrev’in âdetine muhâlif olarak çok zaman onun ile meşgūl olmasını haklı gördüm. İçinde çok ehemmiyetli fıkralar var. Lâhika’ya girdiği hâlde yine mühim bir kısmı müstakil yazılsa münâsibtir.
Sâlisen: İnebolu civârında bulunan ve nûrlara güzel kalemiyle çok hizmet eden kardeşlerimizden Mehmed Zekeriyyâ’nın bir mektûbunu aldım. Endişelerimi izâle edip beni mesrûr eyledi. Şimdi nûrların bir vazîfesi olan, çocuklara Kur’ân okutmak ve îmân derslerini vermek hizmetiyle meşgūl olduğunu yazıyor. Ona yazınız ki,
SAYFA 200
Bu hizmetin, aynen eskide Nûrlara çalışmanız gibi kıymetlidir. Hem senin yazdığın kesretli risâleler, senin bedeline nûrların neşrine hizmet ederler. Merâk etmesin. O, eski makamını muhâfaza ediyor.
Râbian: Makine mahsûlâtını tam muhâfaza için ayrı ayrı ve emîn yerlerde saklayınız ki, bir tecessüs olsa bütününe zarar gelmesin. Hem Nazîf ile bu vazîfede meşveret edip yazılarınızı numûne için birbirinize gönderiniz. Ve çok ihtiyât ve sıhhatine dikkat ediniz. Dünyevî fırtınalar sizi sarsmasın. Eğer inâyet-i Rabbâniye ile bu kudsî vazîfe tam yerine gelse, bu millete ve Âlem-i İslâm’a pek büyük fâidesi olacak. Umûm kardeşlerimize selâm Ve selâmetlerine ve Ramazânlarının makbûliyetine duâ ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Duânıza muhtâç Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[243]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Nûreddîn, Mehmed, İsmâîl, Nâil’in fıkralarıdır.
Üstâdımızın rızkında acîb bir bereket biz Nûreddîn, Mehmed, İsmâîl, Nâil gördük ki, Ramazân’ın başından on altı gün kadar buranın küçük ekmeğinin bir tanesinin
SAYFA 201
yarısından dört veya beş parçasından Hâşiye bir tek parça yirmi gram kadar hem sahûrda ve hem iftârda suyu çok bir çorba ile kâfî geldiğini gözümüzle gördük. Şüphemiz kalmadı ki, yaptığı iktisâda binâen rızkındaki bir berekettir.
Acîbdir ki on beşinci günü böyle hesab ettik. izhâr edildi. Aynı gecede bereket noksânlaştı. Gözümüz ile gördük. Keşke söylemese idik de bereket kalkmasa idi. Üstâdımıza zarar ettik.
Üstâdımızın hizmetinde bulunanlar Nâil, İsmâîl, Mehmed, Nûreddîn
Evet. ben de bu dört kardeşin gördüğünü katʻiyen tasdîk ediyorum. Ceylan
Kuvvetli ve dikkatli kalemiyle nûrlara ehemmiyetli hizmet eden hâlis muhlis bir kardeşimiz olan Râşid’in bu samîmî ve duâlı güzel fıkrası Emirdağ talebeleri nâmına Lâhika’ya geçsin.
SAYFA 202
[244]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Çok Muhterem, çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Vasiyetnâmenizden müteessir olduğumuzu bildiren şu kusûrlu yazılarımızı huzûrunuza sunar, kabûlünü ricâ eder, bu vesîle ile de ihtirâmâtımı takdîm ederek mübârek el ve ayaklarınızı öperiz efendimiz hazretleri
1
Vasiyetnâmeniz ağlattı bizi
Kalbimizden silinmez ayrılık izi
Allâh için olsun unutma bizi
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
2
Risâlei’n-Nûr’dur nûrlu yazısı
Kalbimize düştü firkat acısı
Yâ Rab bize bağışla Üstâdımızı
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
3
Nûr yolunu sensin bize gösteren
Nûr ilini sensin bize bildirdin
Bu cihetle hepimizi tâ özünden güldürdün
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
4
Emirdağı meyvesinin çiçeği
Bozdurur zındıkların ocağı
Risâlei’n-Nûr’dur Deccâl’ı öldüren bıçağı
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
SAYFA 203
5
Senin nûrun yüzümüzü güldüren
Nûrdur bize doğru yolu bulduran
Dalâleti, bid‘aları tâ kökünden öldüren
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
6
Bütün dünya nûruna el bağlıyor
Şâkirdlerin gizli gizli ağlıyor
Nûr firkat ciğerleri dâğlıyor
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
7
Çoktan beri göremedik nûrlu yüzünü
Eserinde okuyoruz mutlu sözünü
Nûrdur senin biliyoruz özünü
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
8
Risâlei'n-Nûr’dan aldık ilhâmı
Attık artık bid‘alı efhâmı
Risâlei’n-Nûr’dur Hakkın kelâmı
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
9
Nûr uğrunda arşa çıktı ünümüz
Hazret-i Üstâd’dır nûrlu pîrimiz
Nûr yoluna fedâ olsun canımız
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
10
Daldık şimdi bizler nûrlu deryaya
Kapılmayız artık kuru hülyaya
Şimdiden sonra aldanmayız riyâya
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
11
Kardeşlerim haber vereyim size
Hakk selâmet versin o nûrlu yüze
Üstâdım hakkını helâl et bize
Nûrlu ömrün uzun olsun Üstâdım.
Emirdağ nûr talebeleri nâmına fazla kusûrlu talebeniz Râşid
SAYFA 204
[245]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk, Mübârek, Kahraman Kardeşlerim.
Evvelâ: Bin def‘a mübârek Leyle-i Kadr’inizi tebrîk ederiz.
Sâniyen: Seydi’yle gönderdiğiniz Zülfikār-ı Mu‘cizât ve Mehmed Nûrî’nin güzel seccâdesi ve onun ve Kahraman Rüşdü’nün ve Tenekeci Mehmed’in gül yağı şişeleri ve Terzi Mehmed’in tatlısı Medresetü’z-Zehrâ’nın umûm şâkirdleri nâmına Ramazân ve bayram hediyesi olarak kabûl edildi.
Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından Süleymân’ın yazdığı Zülfikār çok mükemmeldir. Cenâb-ı Hakk her harfine mukābil defter-i a‘mâline bin hasene yazdırsın. Biz dahi bin Mâşâallâh deriz. Ve Husrev’in çok şirin yazısıyla Zülfikār’ın tab‘ı bizi fevka’l-had mesrûr ettiği gibi, İnşâallâh Âlem-i İslâm’ı ve bu memleketi çok memnûn edecek. Umûma selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Abdülmecîd’e yazılan bir mektûb beraberdir.
Mübârek kardeşimiz Terzi Mehmed’in küçük ve tatlı ekmeklerini de aldık. Hilâf-ı âdet kabûl ettik.
SAYFA 205
[246]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşim Abdülmecîd, evvelâ Hem Ramazân’ınızı, hem Leyle-i Kadr’inizi, hem bayramınızı tebrîk edip, merhûm Fuâd’ın vefâtı senin tam intibâhına sebeb olmasını tahsîn ve takdîr ve tebrîk ediyorum. Senin, Meyve’nin Yedinci Mes’elesi’ne bir hâşiye ve îzâh fikriyle yazdığın Fuâdiye risâleciğini on mektûb yerinde kabûl ettim. Hatta kısm-ı a‘zamını Lâhika’ya yazmak niyet ettim. Fakat bazı cümleleri Risâle-i Nûr’un mesleğine ve meşrebine uygun gelmediğinden şimdilik ıslâh ve ta‘dîl etmeye hâlim müsâade etmediğinden bayramdan sonraya te’hîr edildi.
Meselâ: Her zaman zikr-i cemîlin benim vird-i zebân; kalp senindir, dil senindir, dil de senin her zaman; fıkrasını senin gibi nûrun bir şâkirdi mahdûmuna söylemez.
Hem meselâ: لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ beyânında, Bu hitâb zâhiren Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a müteveccih ise de, zımnen hayâta ve zevi’l-hayata râci‘dir fıkrası, ta‘dîle muhtâçtır. Çünkü küllî hakîkat-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm hem hayâtın hayatı, hem kâinâtın hayatı, hem İsm-i A‘zam’ın tecellî-i a’zamının mazharı ve bütün zîrûhların nûru ve kâinâtın çekirdek-i aslîsi ve gâye-i hılkati ve meyve-i ekmeli olmasından, o hitâb doğrudan doğruya ona bakar. Sonra hayâta ve şuûra ve ubûdiyete onun hesabına nazar eder.
SAYFA 206
Hem meselâ: Felsefeye temas eden bazı cümleler Mürûr-u zamanla kabuk bağlamış, sonra toprağa inkılâb etmiş, sonra nebâtât husûle gelmiş, sonra hayvanât vücûda gelmiş gibi ta‘bîrler, îcâd ve hılkat-i İlâhiye noktasında felsefîdir, Risâle-i Nûr’un san‘at ve îcâd-ı İlâhî cihetindeki beyânâtına münâsib düşmüyor.
Her ne ise, bu küçücük kusur ile beraber sen, haşir hakkında nûrun emsâlsiz huccetlerinden tam ve mükemmel bir ders alıp, Eski Saîd’in mümtâz bir şâkirdi olduğun gibi, İnşâallâh Risâle-i Nûr’un dahi mükemmel bir şâkirdi ve dikkatli bir muallimi olacağına kuvvetli bir huccettir. Ben müsâid bir vakitte bazı kelimeleri ya ıslâh veya ta‘dîl ederek Haşir Mes’elesine Bir Îzâhlı Hâşiye nâmında Lâhika’ya dercetmek için senin gibi nûrdan tam ders alanlara göndereceğim. Sen evlâdlarınla beraber başta Fuâd, her gün duâlarımda ve ma‘nevî yanımda bulunuyorsunuz. Ve senin şimdi vazîfe-i resmiye cihetiyle çocuklara Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ı okutmanı bütün rûh u cânımla tebrîk ediyorum. Bin Bârekallâh derim.
Hem civârınızda, hem memlekette bütün dost ve akrabalara selâmımı teblîğ ediniz. Şimdi Zülfikār-ı Mu‘cizât ve Asâ-yı Mûsâ Mecmûaları teksîr makinesiyle iki merkezde tab‘edilmesinden, sen bütün kuvvetinle tashîh cihetinde güzel kalemin ile ve dikkatli ilmin ile tam alâkadâr ol
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 207
[Çok ehemmiyetlidir.]
[247]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelâ: Risâle-i Nûr’un makine ile ve şimdi umûmî bir intibâhla ve merkezdeki ehl-i vukūfun takdîriyle dâiresi tam genişlenmesinden elbette her nevi‘ ehl-i ilim dikkatle bakacaklar. Onların içlerinde bid‘alar tarafdârı ve enâniyetli ve müşkilpesend tenkîdci kısımları i‘tirâza çalışacaklar. Şimdi sizler Üç esası onlara karşı umûmî bir cevâb yaparsınız.
Birinci esas: Şimdi insanlarda kim var ki kusuru bulunmasın. Mâdem hasenât, eğer seyyiâta râcih gelse affedilir. Elbette bu kadar ağır şerâit altında göz önünde bu fevkalâde hizmet-i îmâniye ile yüz binler bîçâreleri şüphelerden kurtarmak öyle bir hasenedir ki, binler kusûrâtı affettirir.
İkinci esas: Dersiniz ki: Kardeşimiz Saîd, yarım ümmî yazısı noksân, çabuk yazamıyor. Bu yirmi sene gurbette ekser münzevî ve tecrîd içinde durmaya mecbûr olmasıyla elbette bazı sehivler ve kusurlar bulunabilir.
Hatta iki üç gün içinde, yalnız on iki saatte te’lîf edilen zeyilsiz Mu‘cizât-ı Ahmediye’nin asm âhirinde demiş: Hadîslerin ve râvîlerin beyânında hatâm varsa,
SAYFA 208
tashîhini ricâ ediyorum. diye i‘lân ettiği hâlde, müstensihlerin sehivleri müstesnâ olarak şimdiye kadar yalnız 16 61 bu iki rakamda elif sehven takdîm edilip on altı altmışbire çevirildiğini bir Amerikalı misyoner İncîl-i Yûhannâ’da göstermiş.
Hem ehemmiyetli sebeblere binâen bir kısım risâleler çok sür‘atli yazılmış. Hatta on dakîkada ve bir saatte ve altı saatte ehemmiyetli risâleler, hatta kâtiblerin tasdîkiyle üç dört gün zarfında zeyilsiz Mu‘cizât-ı Kur’âniye yirmi dört saatte te’lîf edilmiş. Elbette bazı sehivler bulunabilir ve hiç bir cihetle kusur sayılmaz. Hem müstensihlerin çoğu Arabî okumadıklarından onların dahi sehivleri bulunur. Ve müellifine isnâd edilir. Çünkü bütün nüshaları o görmüyor. Ve bütününü kendisi tashîh etmek kābil değildir. Mâdem şimdi ehl-i ilim ve hocalar dâireye giriyorlar. Bu büyük hayırlı tashîhe yardım etmek onlara borçtur.
Üçüncü esas: Mu‘teriz ve hodfurûşlar diyebilirler ve derler ki: Risâle-i Nûr’da nûrların kerâmâtından ve fevkalâdeliğinden ve pek çok kıymetdârlığından bahseden çok fıkralar var. Bir insan fazîletini izhâr etse bir gösteriş olur. Makbûl değil diye tenkîd ettikleri zaman dersiniz ki: Ankara ehl-i vukūfunun bu noktadaki hafîf ve tasdîkkârâne tenkîdlerine Saîd’in verdiği ve onlar dahi kabûl ettikleri cevâbın hulâsası şudur: Risâle-i Nûr muhâfazasına çalıştığı
SAYFA 209
hakîkate bu memleket ve Âlem-i İslâm çok alâkadâr ve muhtâç olmasından, bîçâre müellifine binler yardımcı ve kâtibler ve resmî teşvîkler ve muâvenetler lâzım olduğu hâlde, bilakis gāyet insafsızca aleyhinde propagandalara ve kardeşlerinin kuvve-i ma‘neviyelerini kıracak zâlimâne tedbîrlere karşı, elbette Risâle-i Nûr’un kıymetini ve kerâmetlerini beyân etmek vâcibdir. ve elzemdir. Bir tek âciz adam, binler zâlimlerin maddî hücûmlarına karşı zayıf arkadaşlarını kaçmaktan kurtarmak niyetiyle, ikrâmât-ı İlâhiye ve inâyât-ı Rabbâniyeyi izhâr etmek, değil bir kusur, belki büyük bir maslahattır. Her ne ise, siz bu esasları ya aynen veya ta‘dîlen veya tafsîlen makine ile tab‘ettiğiniz mecmûaların münâsib bir yerinde dercedebilirsiniz. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûmunuza selâm ve Leyle-i Kadr’inizi tebrîk ederiz.
Duânızdan çok istifâde eden kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 210
[248]
Risâle-i Nûr’un eski ve anlayışlı ve çalışkan ve zekî bir şâkirdi olan Zekâî’nin bu samîmî ve tekellüfsüz fıkrası Lâhika’ya girsin
سع
[Risâle-i Nûr’dan mededlerim]
1
Gamla geçen ye’sle dolu bu cihân-ı elemden
Beklediğim şifâ vardı aradığım ezelden
Nice gaflet perdesine bürünmüştü hayâtım
Şifâ diye sundukları zehir imiş her elden.
2
Buğulanan gözlerimle seçemezdim yolumu
Feryâd eder dururdum düşündükçe sonumu
Nâ-ümîddim çâresizdim gurbet elde ağlardım
Bir mürşid ki bir rüyada hemân tuttu kolumu.
3
Ne hâl böyle çocuk dedi bu saatte bu tâatte
Şafak söksün gel buraya misâfir kal otağda
Okşadı hem ikrâm etti acıdı her hâlime
Ne yaradır ne tahammül dedi sana bu çağda.
SAYFA 211
4
Şafak attı yol göründü ayrıldım ben otağdan
İçim dışım sevinç dolu uyandım bu rü’yâdan
Ânî sebeb ânî nefret üç gün sonra gurbetten
Ayrıldım o deryâdan sıyrıldım ben o ağdan.
5
Yaralarım ma‘nevîdir Hakk’tan şifâ beklerdi
Korkuyordum yaşamaktan ölüm derdi bir derddi
Bu dünyadan güçtü bana hem derd bulmak riyâsız
Gönlüm hemen incitmeyen kalp doktoru dilerdi.
6
Bir gün bana bir dost gelip bir eseri vererek
Dedi bunu oku hem yaz sana rehber diyerek
Ara sıra irsâl etti tiryâk gibi eserler
İstinsâha koyuldum ben eserleri severek.
7
Fevka’l-beşer zulümlere iftihârla sabreden
Hakk uğruna koydum başı ben bir dellâlım diyen
Rü’yâmdaki halâskârdı ben ona şâkird oldum
Çünkü bana olmamıştı ondan başka nûr veren.
8
Hak kitabın dellâlıdır dostu hak dostluğu hak
Özü doğru sözü doğru her tarafta yüzü ak.
SAYFA 212
Bu samîmî ve bu kudsî hasletleri taşıyan
Üstâdım ve âsârı bana rehber oldu ancak.
9
O derin ma‘nâlı sözler rûh safına ma‘kes
Görür ve okur vechinden şems-i cihânı herkes
Bir lem‘ası müştâkāne meh-i tâbân oluyor.
Zerre-i envârına nice zulmet ediyor pes.
10
Bilemez kadrini, ma‘nâsını ehl-i şekāvet
Hak yolunu gördü bu nûr ile ehl-i nedâmet
Hayret içinde okudu o Risâlei'n-Nûr’u
Bu ne kudsî hutbe dedi pek çok ehl-i hitâbet.
11
Her felsefe ehli okudukça oluyor müflis
Îmân ehli olan oldu cümlesi hâlis muhlis
Nice şaşkın korkaklara can verdi bu nûr
Şefkat tokadıyla çok hırçını eyledi mûnis.
12
Nice bin candan sâliki var ol rehber-i Hakk’ın
Ve yanan kalbime sunduğu bir kevser-i aşkın
Mümkün mü tahammül âh bu yağan bunca belâya
Olmasa Hakkın sunduğu iksîr ve senin şevkin.