Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 71
Feyzî Yürü sen Hazret-i Üstâd’a yakın ol
Hâfız gibi firdevse bulursun oradan yol
Şâkirdiniz Hasan Feyzî
Milâslı Halîl İbrâhîm’in, Tavaslı Molla Mehmed’e yazdığı mektûbdur.
(191)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰبِدٖینَ
Bu garîp mektûb, mâdem nûrların şahs-ı ma‘nevîsini mu‘terizlere karşı müdâfaa ediyor ve Husrev’e yazmış, Lâhika’ya geçmek için Husrev’in ve rüfekāsının re’ylerine havâledir
Saîdü’n-Nûrsî
Kardeşim Molla Mehmed Efendi,
Sizi müteesir eden o vâizin nâhoş sözleri uzaktan uzağa benim de kulağıma geldi. O zât demiş ki: Saîd, İmâm-ı Alî’den çok bahsediyor, o münâsebetle Alevî’dir. Yani Alevîlik ile ithâm eyliyormuş. Bendeniz bunu işitince dedim ki: Eğer Alevîlik böyle ise, bizler ezelden Alevîyiz. Ve bu gibi Alevîliğe candan tarafdârız. Nûr-u Muhammed’in asm zıllî, Kur’ân-ı azîmü’ş-şân’ın dellâlı, Cihâr-i Yâr-i Güzîn’in sâyesi, Ebu Bekir’in ra sıdkıyyeti, Ömerü’l-Fârûk’un ra hakla bâtılı farkta adâleti, Zinnûreyn’in ra hayâsıyla
SAYFA 72
nûr-u rahmiyeti, Alî Kerremallâhü Veche’nin ra şâh-ı velâyetle mümtâz fazîleti, İmâm-ı Hasan’ın ra ferâgati, İmâm-ı Hüseyin’in ra şecâati, o ehl-i sünnet’in müctehidi ve hak mezheblerin muhib tarafdârı, İmâm-ı A‘zam’ın ve İmâm-ı Şâfiî’nin, İmâm-ı Mâlik’in ve İmâm-ı Ahmed Hanbel’in nûr-u firâsetleri, isâbetleri, ittikāları; İslâmiyet’in ûlü'l-ilmi, îmânın sirâcı, nûr denizinin dalgıcı, insaniyetin rehberi, şecere-i velâyetin ukde-i hayâtiyesi, aktâb-ı velâyetin âlî kadri, elvân-ı tarîkatin menşûru ve hakîkatin meyvesi ve âhirzamanın imamı ve dürr-i yektâsı olan muhibb-i sübhânî üstâdımız olan Risâle-i Nûr’u ve şahs-ı ma‘nevîsini bilmeyenler varsa, bilmiş olsunlar ki, o bizim gözümüzün nûru, gönlümüzün sürûru, âhirzamanın müceddid imamı, hem Kâdirî’dir hem Nakşî, hem Şâzelî’dir hem Alevî, hem Rufâî’dir hem Mevlevî, hem Muhyiddîn’dir hem Dehlevî, hem Hâlidî’dir hem Ziyâî, hem müceddiddir. Hem Risâle-i Nûr; Bâyezîd’in, Celâleddîn-i Rûmî’nin, İmâm-ı Rabbânî’nin, Ahmed Bedevî’nin, İbrâhîm Desûkî’nin, Harakânî’nin, İmâm-ı Sühreverdî’nin, Necmeddîn-i Kübrâ’nın, Muhammed Hanefî’nin قَدَّسَ اللّٰهُ اَسْرَارَهُمْ وَنَوَّرَ قُلُوبَهُمْ بِبَرَكَاتِهِمْ hazerâtının meşreblerini ve âsâr-ı cemîlelerini kendisinde tecemmu‘ etmiş kitab şeklinde bir nûr-u mücessemdir.
Bununla beraber bu mâhiyetteki Risâle-i Nûr’un tercümanı olan kardeşimiz, bu gibi şahsı hakkındaki tavsîfleri kabûl etmeyip, bu gibi evsâfa liyâkate hâiz bulunmadığını ve alelâde efrâd-ı ümmetten bir ferd olduğunu söyler. Lâkin dikkat edilirse görülür ki,
SAYFA 73
yetmiş yaşında, zaîf, nahîf ve garîp, kimsesiz olduğu hâlde, kendisinde Hakkın nûru düşmanların gözüne o kadar büyük ve ehemmiyetli görünüyor ki, bir tek zaîf ve dünyadan mütecerrid ve garîb ve nahîf vücûd-u şerîflerine karşı âdetâ ordular tahşîd ediliyor. Acaba ne için böyle kimsesiz ihtiyâr bir insandan tevahhuş ediliyor?
Ne ise azîz kardeşim, müteessir olma Bu imtihân sofrasında bulunan bir çeşid ni‘metlerden kimisi baklava yer, kimi börek, kimisi çorba içer, kimi bakıp geçer. Hem kardeşim, mesmûâta nazaran o vâiz zât sonradan ya bir ma‘nevî tokat yedi veyâhûd insafa gelmiş olmalı ki, gittiği yerden bizim hâfızın amcasına mektûbla beyân-ı i‘tizâr edip demiş ki: Benim size evvelce o zât-ı âlî kadar hakkındaki tefevvühâtıma kıymet vermeyin. Ben o sözlerde çok hatâ etmiş olduğumu anladım, meâlinde beyân-ı nedâmet ve ma‘zeret eylemiştir. Ve sizin göstermiş olduğunuz ciddî alâkadan dolayı sizi tebrîk eylerim.
Hem bak İmâm-ı Alî radıyallâhü anh ve Kerremallâhü Vecheh Kasîde-i Celcelûtiye’sinde فَیَا حَامِلَ الْاِسْمِ الَّذٖی جَلَّ قَدْرُهُ تَوَقّٰی بِهٖ كُلَّ الْاُمُورِ تَسَلَّمَتْ فَقَاتِلْ وَلَا تَخْشَ وَحَارِبْ وَلَا تَخَفْ وَدُسْ كُلَّ اَرْضٍ بِالْوُحُوشِ تَعَمَّرَتْ وَاَقْبِلْ وَلَا تَهْرَبْ وَخَاصِمْ مَنْ تَشَٓاءُ وَلَا تَخْشَ بَاْسًا لِلْمُلُوكِ وَلَوْ حَوَتْ فَلَا حَیَّةٌ تَخْشٰی وَلَا عَقْرَبٌ تَرٰی وَلَٓا اَسَدٌ یَأْتٖٓی اِلَیْكَ بِهَمْهَمَتْ وَلَا تَخْشَ مِنْ سَیْفٍ
SAYFA 74
وَلَا طَعْنَ خَنْجَرٍ وَلَا تَخْشَ مِنْ رُمْحٍ وَلَا شَرٌّ اَسْهَمَتْ kelâm-ı insicâm-ı âlîlerinde وَلَا تَخْشَ وَلَا تَخْشٰی وَلَا تَهْرَبْ ler ile müeyyed olduğunu ve تَوَقّٰی بِهٖ كُلَّ الْاُمُورِ تَسَلَّمَتْ Kerâmet-i Aleviyesinde bu gibi ta‘nlara ehemmiyet verme, müteessir olma diye işâret ediyor, denilse sezâdır. اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Milâslı Halîl İbrâhîm
Safranbolu Risâle-i Nûr talebelerinin mektûbudur. Lâhika’ya geçebilir. Bu kardeşimiz Risâle-i Nûr’a hitâb ediyor. Yoksa tercüman, bu tavsîfâtı kendine hiç kabûl etmez ve kendini lâyık görmez
Saîdü’n-Nûrsî
(192)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عِلْمِ اللّٰهِ اَبَدًا دَٓائِمًا
Ey Risâle-i Nûr Ey mazhar-ı ismü’l-Bedî‘ ve’n-Nûr Ve ey mu‘cize-i kelâm-ı Mâlikü’l-Mülk ve’d-duhûr Ve ey melâzi’l-cumhûr şifâü’s-sudûr Ve ey râfi‘-i iʻlâmü’s-sünne Ve ey kāmı‘-ı eddâlîlü’l-bid‘a Ve ey menşe’-i füyûzât-ı Rabbânî Ve ey menba‘-ı fütûhât-ı Samedânî Ve ey devâ-yı dâi-i fevâid Ve ey iksîr-i neyl-i murâd Ve ey ferd-i ferîd-i âvân Ve ey Üstâd-ı küll
SAYFA 75
ve yegâne-i zamân Ve ey feryâdres-i dermânde-gân Ve ey melce’-i bîçâregân Ve ey nâşir-i envâr-ı hakîkat Ve ey vâkıf-ı esrâr-ı ubûdiyet Ve ey vâhîdü’l-asr-ı ferîdüzzamân Ve ey yegâne-i vakt-i Bedîüzzamân Ve ey yegâne-i hasm-ı Deccâl-i Süfyân Ve ey muhâfız-ı şerîat-i garrâ-yı Ahmedî ve Hazret-i Kur’ân Ve ey münâdî-i Kur’ân ve hakāik-i îmân Ve ey hâmî-i ehl-i sünnet ve ehl-i îmân Ve ey mücâhid-i fîsebîlillâh Ve ey kātilü’z-zındık Ve ey nûruyla şâkirdlerini izn-i İlâhî’yle bugünün en müşfik, en merhametli, en cesâretli, en sabûr, en râzı, en şekûr, en halîm, en refîk, en afîf, en alîm, en hüşyâr, en beşâş, en heşâş, en sadûku’l-lisân, en kalîlü’l-füzûl, en kalîlü’z-zelel, en kesîrü’l-amel birer hakîkî Müslüman yapan Risâle-i Nûr Ve ey şâkir şâkirdleri Safranbolu talebelerinin fakîrâne, âcizâne, zelîlâne bir hürmetnâmesi ve tebrîknâmesi Başta Mübârek efendimiz hazretleri olmak üzere her birerlerinizin pâk ve nûr saçan mübârek ellerinizden hasret ve hürmetle öperiz.
Bu sene her birerlerimize bugün için idrâki nasîb ve müyesser olan ve dört leyle-i muazzama-i mübâreke ile vâyedâr-ı kudsiyet bulunan mübârek şuhûr-u selâsenin azîz ve sevgili Üstâdımız ve onun kabûlü muhakkak ve mev‘ûd olan duâları berekâtıyla mes‘ûd bulunan umûm Risâle-i Nûr şâkirdleri ve ehl-i îmân için nûrlu feyizli ve hayırlı olmasını Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den niyâz eyler, tekrar tekrar hürmetle ellerinizden öperiz.
1 Receb-i Şerîf 1365 Safranbolu Risâle-i Nûr talebeleri
SAYFA 76
Lâhika’ya girsin
Husrev’in mektûbudur.
(193)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz ve Mübârek Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Bu def‘aki şuhûr-u selâsemizi tebrîk eden bu mübârek mektûbunuzla birlikte gönderilen ve baş harfi ب olan besmele ile başlayan Risâle-i Nûr’un ve baş harfi ب olan ve şâkirdleri onunla kemâle ulaşan bedî‘ bir Üstâdın Ve baş harfi ب ile başlayan ilk meskenleri olan Barla’nın; hem talebe-i nûrun baş kahramanları nâmına isminin başı ب harfi ile başlayan Barlalı Nûrcu Bahrî ile, o mübârek köyün mübârek rüfekālarından ve ismi ile yâd edilen san‘atının baş harfi ب ile başlayan Berber Mehmed’in ve diğer kardeşlerinin Risâle-i Nûr’a fevkalâde hizmetlerinin bir kerâmeti olarak, sevgili mübârek Üstâdımız sabahda bize yazdıkları mektûbun orta kısmını boş bırakarak nihâyet kısmını tamamlamışlar. Akşamda aldıkları bu iki mübârek kardeşlerimizin biri manzûm, diğeri mensûr mektûblarında yazdıkları hâlisâne hizmet ve sadâkatlerini parlak bir sûrette gösteren güzel ve sevimli yazıları ve sevimli ve güzel Üstâdımızın
SAYFA 77
o büyük kudsî rûhlarına bu mektûbların gelmekte oldukları i‘lâm edilmekle kerâmetini göstermiş ve bize yazılmış. Bu mektûbun boş bırakılan orta kısmını o mübârek karyenin eski ve yeni mübârek Nûrcuları nâmına bu iki mübârek Nûrcunun, bu iki mübârek mektûbları, mübârek nûrların sahîfeleri arasına girmesine emir verilmekle tamamlanmış.
Hem merhûm Abdurrahmân’dan münhal kalan vazîfeye en başta Sarı Bıçaklı Elmâs Kalemli Mustafâ’nın ma‘nen tesâhub ettiği hâlde ma‘zeretinden tam yapamaması ve hem çok senelerle sevgili Üstâdımıza ciddî hizmet eden Barla'lı Muhâcir Hâfız Ahmed’in nûrların baş talebelerinden olduğunu sevgili Üstâdımız hissettiği hâlde kendinde gözükmemesi, bu hakîkatin çok seneler sonra bu iki mübârek zâtın müteallikātında çok bâriz bir şekilde zuhûru, bizi çok kereler düşüncelerimizde mahcûb eden Hakîkatlerin derkinde sevgili mübârek Üstâdımızı aldatmayan bir hâtıraya Risâle-i Nûr’un nâiliyetinden dolayı en başta sevgili mübârek Üstâdımızı, hem Risâle-i Nûr’u, hem bütün Nûrcuları bütün zamanlarda bütün rûhumuzla tebrîk ediyoruz. Ve bizi böyle şaşmaz ve şaşırtmaz bir hakîkatle maddî ve ma‘nevî merzûk eden Rabbimize nihâyetsiz şükürler ediyoruz. Ve diyoruz ki: Bizler düşüncelerimizde dâimâ mahcûb olsak da, bu hakîkatler daha çok tezâhür etse, daha çok istifâde etsek.
SAYFA 78
Milyonlar şükürler güzel Rabbimize, nihâyetsiz salât ve selâm sevgili Resûlümüze, sonsuz duâ-yı rahmet mübârek Üstâdımıza olsun der duâ ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kusûrlu talebeniz Husrev
[194]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk, Sarsılmaz, Usanmaz, Çekinmez, Çekilmez Kardeşlerim,
Evvelâ: Bu yaz, derd-i maîşet cihetiyle ve bu şuhûr-u selâse, ibâdet haysiyetiyle bir derece nûrların kitabetine fütûr verebilir diye beyân ederiz ki: Bilakis, yazmaya şevk verir ve vermek gerektir. Çünkü nûrun hizmeti hem maîşet, hem râhat-ı kalbe bereketleriyle yardım ettiği gibi, ibâdet-i tefekkürî nev‘inden olması cihetiyle, mübârek ayların sevâblarına büyük yardımı var.
Sâniyen: Nûr’un bir şâkirdi bana dedi ki: Geçen sene daha nûrlar bize teslîm olmadan ve husûsî bir iâde netîcesinde burada rahmet dahi husûsî bir derece tezâhürüyle demiştin ki: Ne vakit tam serbestiyetle nûrlar okunsa ve yazılsa ve bize iâde edilse, yağmurla rahmet tam olacak, haber vermiştin. Hakîkaten bu baharda hem Asâ-yı Mûsâ her tarafta merâkla yazılması ve okunması, hem Zülfikār-ı Mu‘cizât
SAYFA 79
yazılmasına şevkle başlanması, bu emsâlsiz rahmete bir vesîle olduğunu kat‘î kanâatim geliyor dedi.
Ben de dedim: Evet, çok emârelerle sâbit olmuş ki, Risâle-i Nûr bu memlekete bir rahmettir ve belâların def‘ine bir vesîledir. Ve ona hücûm edildiği zaman zelzele ve kuraklık başlıyor. Ve Âlem-i İslâm’ı ve zemîni alâkadâr eden hakîkatleri neşreder. Elbette cevv-i hava yağmuruyla alâkadâr olabilir ki, bu sene emsâlsiz bir sûrette taşlar, dağlar dahi bahçeler gibi çiçeklerin envâıyla süslenmiştir. Ben de senin fikrine iştirâk ederim, ona söyledim. Umûma selâm
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(195)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Sizin Firdevsî ve kudsî ve nûrânî hediyenizi aldım. Cenâb-ı Hakk o nüshaların her harfine mukābil Leyle-i Kadir’de gibi binler sevâb ve defter-i a‘mâlinize otuz binler hasenât yazdırsın. Âmîn.
Hakîkaten Asâ-yı Mûsâ risâlesi tab‘ca geri kalması, büyük bir ikrâm ve inâyet ve büyük bir hikmet ve rahmet ve büyük bir fütûhât ve kudsî bir hizmet için idi.
SAYFA 80
Binler Mâşâallâh ve Bârekallâh ve Veffekakumullâh Hadsiz şükür olsun ki, İnebolu Nazîf ve İbrâhîm gibi oradaki fedâkârların gayretiyle ikinci bir Isparta olduğunu ve sebâtkâr bir Medrese-i Nûriye ve Zehrâviye olacağını isbat ediyor. Daha nüshalara bakamadım. İnşâallâh bunlar pek çokların îmânlarını kurtaracaklar. Ve Zülfikār-ı Mu‘cizât Mecmûası’nın pek büyük futûhâtına hem tab‘ına, hem çokların dâire-i nûra girmesine vesîle olacak.
Kardeşlerim, her bir nüshanın kâtibine ayrı ve uzun bir husûsî mektûb yazmak arzu ediyorum ve haklarıdır. Fakat hâlim ve kalemim ve vaktim müsâade etmediğinden, ona bedel, tâ bayrama kadar ma‘nevî kazançlarıma dâire-i nûrun hâs şâkirdlerinde bulunmaları gibi, duâlarda ve bağışlamalarda hâs üstâdlarımın dâirelerinde merhûm Hâfız Alî gibi dahi bulundurmaya karar verdim. İnşâallâh Zülfikār-ı Mu‘cizât’taki ma‘nevî ferah ve iştiyâk kendini kolayca yazdıracak. Çok zahmet yazanlara vermeyecek. Asâ-yı Mûsâ yardımına çabuk yetişecek. Fakat ben tashîhe kâfî gelmiyorum. Mümkün olduğu kadar tashîh ediniz. Umûm Nûrculara birer birer selâm ve duâ eder ve duâlarını isterim. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 81
(196)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ الشُّهُورِ الثَّلَاثَةِ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Yirmi Yedinci Mektûb’u hâlisâne ve tahsînkârâne fıkralarıyla tezyîn eden iki Hulûsî’lerin iki samîmî fıkraları Lâhika’ya geçmek için size gönderildi. Nûr santralinin Mâşâallâh eskiden ziyâde hizmet ve sadâkati devam ediyor. Ve civârı Barla ve Eğirdir dahi ileri gidiyor. Ve eski H., K., V., P. gibi kardeşleri dahi eski alâkalarını tam muhâfaza etmeleri bizi çok mesrûr ediyor. Sabrî de merhûm Hâfız Alî gibi tam farz vazîfesini az zamanda bitirmiş. Şimdi sünnet nev‘inde yine tam çalışması şâyân-ı tebrîktir. Şânlı Hâfız Tevfîk’in yine eski kıymetdâr hizmetine ve Muhâcir Hâfız Ahmet gibi kalemsizlere parlak kalemiyle yardımlarına koşması için bin Bârekallâh ve Şânlının yanındaki Risâle-i Nûr’un
SAYFA 82
bazı arabî parçaları var, bana gönderilsin. Mâşâallâh zâyi‘ etmeyip muhâfaza etmiş, ben onları unutmuştum.
Sâniyen: Karye-i irfân talebeleri nâmına kardeşlerimizden Mustafâ ve Homa şâkirdleri hesabına Hâfız İbrâhîm Çelebi’den dokuz nüsha Âyetü’l-Kübrâ aldım. Eğer tekrar onlara gönderilecek ise, şimdilik tashîhe vakit bulamıyorum. Bayramdan sonra bakabilirim. Eğer bizde kalacaklarsa, bize büyük bir yardım ve kudsî çok mübârek bir hediye-i nûriye olarak kabûl edip, onları yazanlara dâimî sevâbları kazandırmak için lâyık ve müştâklara tevzî‘ edilecek. Homalı ve hapis arkadaşlarımızdan Kara Mehmed’in vefâtı beni mahzûn eyledi. Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn ona, yazılan nûrların harfleri adedince rahmetler eylesin. Âmîn. Mustafâ’nın mektûbunun bir kısmını Lâhika’ya geçirdik ve size de gönderdik. Mâşâallâh o havâlî sadâkat ve sebâtta tam devam ediyor.
Sâlisen: Asâ-yı Mûsâ’nın tashîhinde zahmet çekiyorum. Gerçi kısmen tashîh etmişsiniz, fakat daha ehemmiyetli sehivler var. Meselâ Kur’ân ve kâinât ortalarında sonra ilâve edilen hakîkat-i insâniye şehâdeti âhirdeki بِلِسَانِ الْحَقٖیقَةِ الْاِنْسَانِیَّةِ الَّتٖی هِیَ الْكَٓائِنَاتُ الْمُصَغَّرَةُ ilâ âhirihi sehven بِلِسَانِ الْحَقٖیقَةِ الْاِنْسَانِیَّةِ اِلٰهِی الْكَٓائِنَاتُ الْمُصَغَّرَةُ İnebolu’dan gelen bazı nüsha yazılmış. Böyle bazı yanlışlar için ben her bir nüshayı dikkatle okumaya mecbûr oluyorum. Hem tevâfuk sebebiyle
SAYFA 83
atlamaklar var. İnşâallâh ben de bu cihette, yazan mücâhid kahramanların gāyet kudsî kıymetdâr mücâhedelerine hissedâr olacağım ki, benim bîçâre kalemime hisse bırakılmış. Umûma binler selâm
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Husrev’in mektûbudur, Lâhika’ya.
(197)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Mübârek, çok Sevgili, çok Azîz, çok Kıymetdâr Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Safranbolu’lu kardeşlerimizin tebrîkleri münâsebetiyle yazılan ve sevgili Üstâdımızın şân ve şereften ve şahsî medihlerden hoşlanmadıklarını, hem bu gibi enâniyeti kamçılayan kelimelerin kabûlüne İhlâs Lemʻaları’nın müsâade etmediğini, yalnız talebe-i nûrun hüsn-ü zanlarını kırmamak için ve Risâle-i Nûr’a karşı sadâkat ve kanâatlerine bir emâre olduğu için, bazı müfrit ta‘bîrlerin zarûretle kabûl edildiğini bildiren mübârek mektûbunuzla beraber, aynı günde gelen ve bu mübârek aylarda Nûrcuların şirket-i ma‘neviyesine pek çok kudsî servet gireceğini tebşîr eden, hem latîf,
SAYFA 84
tatlı, ma‘nîdâr tevâfuklarıyla sevgili Üstâdımızın rızkında bereket ve inâyeti müjdeleyen bir mübârek mektûbunuzu daha aldık ki, bu mübârek mektûbunuzla Nûrcuları yutmak için koşan tâğūt hücûmlarının sona erdiğini; arzı istîlâ için saldıran küfür ve inkârın şiddetli tazyîkinin nihâyete yaklaştığını; bütün dehşetiyle Nûrcuları mütamâdiyen ezen bu zulümlü ve zulmetli gecenin metâını toplayarak üfûle hazırlandığını; bu merhametsiz beşer semâsının âfâkını saran rahmetsiz kara bulutlarının çekilmekte olduğunu; dalâlet ve ilhâdın kahhâr elleriyle attığı zehirli gazları içinde son günlerini yaşadığını ma‘nâ-yı işârî ile haber veriyorsunuz. Ve letâif-i insân ile rûh-u beşere dehşetli cehennem ateşleri biriktiren bu münkerât asrında, ızdırâbından mütemâdiyen inleyen Nûrculara sonsuz müjdeler, beşâretler saçıyorsunuz. Rûha inşirâh verecek bir tatlı nesîm için mütemâdiyen gözyaşları döken talebelerinize nihâyetsiz in‘âmlar ve ihsânlar yağdırıyorsunuz.
İşte bu kıymetdâr, sevimli, mübârek mektûbunuzla birlikte gönderilen ve Lâhikalara geçmesi emredilen bu kusûrlu Husrev’in Mu‘cizâtlar mecmûası hakkında yazdığı kusûrlu mektûbuyla, mübârek kardeşimiz Hasan Feyzî’nin vazîfe-i nûriyesini pek ciddî bir sûrette îfâ ederken sevimli Üstâdımıza fidye-i necât olarak giden ve âlem-i misâle istirâhate çekilen Şânlı Şehîd Hâfız Alî kardeşimiz hakkında kaleme aldığı çok hoş, çok hazîn, hakîkaten takdîr edilen manzûm mersiyesini aldık.