EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

111

Ben de dedim: Mâdem şimdi her tarafta nûrlara kuvvetli ve kesretli eller sâhib çıkıyorlar ve tam muhâfaza ve neşrine çalışıyorlar, elbette ben bir parça istirâhat etsem tembellik olmaz.

Umûm kardeş ve hemşîrelerimize selâm ve duâ ve mübârek gece ve günlerini tebrîk ederiz. Ve her vakit te’sîrini gördüğüm duâlarını ricâ ederiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Lâhika’ya girsin. Hasan Feyzî’nindir.

(210)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا

Mübârek Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Leyâli-i mübâreke olan Regāib, Mi‘râc ve Berât gece ve günleri ile tekarrüb etmekte olan Ramazân-ı Şerîf ve Leyle-i Kadr’inizi tebrîk eder, sizin ve bütün kardeşlerimizin ve umûm Âlem-i İslâm’ın hakkında hâssaten bu sene daha hayırlı şeref ve fazîletli ve İyd-i Fıtr’ın siz büyük Üstâdımız hakkında ve hakkımızda bir halâs günü olmasını Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn Hazretleri’nin merhamet ve âtıfetinden ve Mahbûb-u A‘zam Efendimiz’in şefâatinden

112

ve Kur’ân-ı Kerîm ve Risâle-i Nûr’un inâyet ve himmetinden bekleriz. Ve bu vesîle ile bütün buradaki eski ve yeni, kadın ve erkek, çoluk ve çocuk kardeşlerimizle ve âile efrâdımızla birlikte mübârek ellerinizi ve eteklerinizi öperiz ve cümleten mergūb ve makbûl duâlarınızı umar, hakîrâne, zelîlâne ve âcizâne duâlarınızın da bârgâh-ı ehadiyette kabûlünü Resûl-u Hâşimî Efendimiz hürmetine dileriz.

Mütedeyyin ve mütefekkir âdil ve âmil olan ma‘lûm efendinin selâm ve sevgilerini takdîm ediyorum. لِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ Bu muhterem zâtla her zaman görüşme imkânlarını buluyorum. Her mülâkātımda siz efendimiz’in ahvâlinden suâl buyurup söylediklerimi merâkla dinliyorlar. Sıhhat ve âfiyet haberlerinizi verdikçe memnûn ve mesrûr oluyorlar. Ve her zaman selâm ve duâlarınızı bekliyorlar. Risâle-i Nûr’ları dâimâ okuyorlar. Emrinizle kendisine takdîm ettiğimiz cildler arasında Yedinci Şuâ‘ olmadığını anlayınca, bu def‘a bir tane de matbû‘ nüshalardan verdik. Daha çok memnûn oldular. Mektûblardan da bazılarını ve mersiyeleri okudular. Şimdi de vasiyetnâmenizi görmek ve okumak için istediler. Onun için ayrıca bir tane Arabî Hulâsatü’l-Hulâsa yazıp harekeleyerek takdîm etmiştim. Oh ne güzel Ben böyle şeyleri severim. Yalnız sen Üstâda yaz. Ve benden selâm söyle. Kendi ifadesiyle her ne kadar zahmet ise de bunun bir Türkçe tercümesini yazıp lütfetsin dediler. Bendeniz de yazayım diye söz verdim. Hazretinize arz eyleriz.

113

Hem o hamiyetli kardeşimiz artık Risâle-i Nûr serbest olmuştur, korkulacak bir şey yoktur. Şimdi içinizden birisi çıkıp bir fedâkârlık yapsa, bu eserlerin hepsini tab‘ ettirebilir buyurdular. Ve bize büyük cesâret verdiler. Ve bize zahîr ve muîn oldular. Bunun üzerine yenilerden başka bir kardeşimiz burada yapsak pahalıya mal olur. Bütün masraflar bana âit olmak üzere sen İstanbul’a git, hiç olmazsa Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı yeni yazılarla serbest olarak bin kadar bastır, gel de, burada gençlere, mekteplilere verip okutalım diye bendenize bir teklîfte bulundu. Bunu da efendimiz’e bildirmeyi muvâfık bulduk. Emirlerinize intizârdayız.

Risâle-i Nûr’un perde arkasında fütûhâtı var ve olacaktır diye senelerden beri verdiğiniz müjdelerin ve sevinçli haberlerin hârika ve kerâmetlerin işte bugün böylece tezâhür ve tevâlî etmesi, hatta gözlere girecek kadar yaklaşması ve kendini apaçık göstermesi, onun perdeyi bile parçaladığına delîl sayılabilir diyoruz. Geçen gün burada yapılan hâfız cem‘iyeti münâsebetiyle İstanbul’dan memleketimize gelmiş olan hocalar arasında bulunan Fâtih Câmi‘-i Şerîfi imamı Reîsü’l-Kurrâ Ömer Efendi Hoca’ya bizdeki tevâfuklu Kur’ân cüz'leri gösterildi. Âsâr-ı İslâmiye neşriyâtında ve müftülükte de a‘zâ olan bu zât mümkün ve müyesser olursa, bunları meccânen tab‘ ettirmeye söz vererek buradan ayrıldı. Eğer fotoğrafla olursa

114

yaldızlı kelimeler çıkmaz ve yerleri beyaz ve açık kalır deniliyor. Emirlerinize intizâren bu ciheti de arz eyleriz.

Eskiden sizi memleketten tanıyıp burada tekrar şeref-i sohbetinizle müşerref olan ve müftülükle uzak bir kazâya giden Hasan Efendi me’zûnen şimdi buradadır. Eserlerinizden istedi. Bir tane matbû‘ nüshalardan Yedinci Şuâ‘ verdik. Kazâsının hâkimi ve me’mûrlarıyla okuyacaklar. Selâm ve hürmetlerini arz eyleriz.

Yine yakınlarda buraya gelmiş olan ve sizinle geçen sene bir def‘a görüştüğünü söyleyen yüksek zirâat mühendislerinden ve Şeyhü’l-İslâm Hayri Bey torunlarından bir zâta da Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı verip okuttuk ve yazdırdık. Bundan büyük haz ve kuvvet-i îmân duyduğunu ve memnûnluğunu bildirdi. Bu adam aynı zamanda size yan bakan o ma‘hûd zâbitin arkadaşı imiş. O vak‘adan çok müteessir olduğunu söyledi. Ve o zaman arkadaşının bir hafta kadar geceleri hiç uyku uyuyamayıp sıkıntılar çektiğini anlattı. Burada doktorlara ve eczâcılara ve bazı dâire müdürlerine de Risâle-i Nûr’ları verip okutuyoruz. Hâsılı, Risâle-i Nûr cüz’leri etrâfa yayılmakta ve yazılmakta devam ediyor.

Âcizâne ara sıra yaptığım cum‘a hutbelerinde de nûrun sözlerinden söylüyorum. Buradaki resmî vâiz ve köy hocaları da onunla alâkadâr olmaya başladılar. Yalnız burada Risâle-i Nûr’un tam cüz’leri yoktur. Bunun için çok zahmet

115

çekiyoruz. Elimizde ancak vaktiyle hapishâneden çıkan kardeşlerimizden birer tane isteyebildiğimiz bazı eserler var ki, bunlar da karışıktır. Hele Lem‘a ve Şuâ‘lardan burada pek az var. Şimdi reîs beyden birer cild alıp yazmaya başladık. Ama onlar da noksândır. Burada tam bir takım yapmak istiyoruz. Bunun için Husrev Bey kardeşimize ve İslâmköy’lü Halîl İbrâhîm’e yazdık, her kaç para olursa olsun, fazla varsa alıp yazılmasına, burada da çoğalmasına çalışacağız. Buradaki kardeşlerimiz yazdıkları Asâ-yı Mûsâ Mecmûaları’ndan birkaçını Üstâdımız efendimiz’e hediye etmişlerdir, bunları takdîm ediyoruz. Bu ilk yazıların sehiv ve hatâlarıyla beraber kabûlünü ve affını ricâ ederiz.

Burada Refîka isminde bir hemşîremizin yazdığı Asâ-yı Mûsâ defterinde bir sahîfede gördüğümüz şu musîb ve garîp tevâfuku eğer bu buluşumuz ve hesabımız doğru tevâfuka uygun ise aynen Üstâdımız efendimiz’e müsâadeleriyle arz etmeyi münâsib gördük. O sahîfenin her satırı başından birer kelime alıp yukarıdan aşağı okuduğumuzda, aynen şu ma‘nâlı ve kerâmetli cümleler çıkıyor. Bugün baharın kapısı açıldı. Kuşlar ve hayvanlar tesbîh ve tehlîle başladı. Bu cümlelerin ma‘nâlı olduğu işte meydandadır. Fakat kerâmetli olduğunu da şöylece anladık: Bu sahîfe, tam baharın kapısı açıldığı gün olan Rûmî hesapla dokuz ve efrencî hesabıyla da 22 Mart günü yazılmıştır. Tam Nevrûz günü yazılan bu sahîfe, yazanın hiç de

116

haberi olmadan kendi kendine deftere yazıldığı tarihi de kaydetmiştir. Bu tevâfuk ve kerâmeti görüp anladıktan sonra o hemşîremize Sen bu sahîfeyi iki gün evvel, yani Mart’ın 22’sinde Nevrûz günü yazmışsın. Çünkü bugün 24’tür. Ve bu defter bize bunu söylüyor. Ve iki gündür ben yazılmadım diyor. Aslı var mı? Ve bu duygumuz doğru mu? Deyince Allâh aşkına öyledir, iki gündür yazamadım çünkü meşgūl ve ma‘zûrdum. Fakat bunu siz nasıl bildiniz diye zevciyle beraber yüzümüze bakıp hayret edince, Risâle-i Nûr’un bu kerâmeti himmetinizle onlara da ayân edildi.

Âciz talebeniz Hasan Feyzî

Salâhaddîn’in mektûbudur. Lâhika’ya.

(211)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ عَصَا مُوسیٰؑ وَذُو الْفِقَارِ

Azîz, Şefkatli, Fazîletli Efendim ve Üstâdım Hazretleri’ne,

Ekser mu‘cizeli âyet ve İsm-i A‘zamların on dokuz harften müteşekkil olması ve Risâle-i Nûr’da da hikmetleri bulunan bu mübârek rakam adedince havâlîmiz nûrânîlerinin

117

Medresetü’z-Zehrâ’nın baş muallimine ve Risâle-i Nûr’a hürmet ve bağlılıklarının nişânesini imtihân kabûl ederek, bu mübârek Receb-i Şerîf’te on dokuz aded cildli ve tashîhli Asâ-yı Mûsâ’yı kahraman ve sebâtkâr bir kardeşimizin büyük gayret ve himmetiyle takdîm edilmesinden dolayı Cenâb-ı Rabbü’l-Âlemîn’e hadsiz şükür ve Resûlü sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafâ Sallallâhü Teâlâ Aleyhi Vesellem Efendimiz’e hadsiz salavât olsun. Âmîn.

Matbaaya lüzûm bırakmayan bu kıymetli elmas parmaklardan mâadâ, bu kere ısmarlanan Amerikan son sistem teksîr makinesiyle yüzlerce nüsha Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniye tevâfuklu tab‘ edilebileceğinden, diğer havâlîdeki kardeşlerimize tavsiyeyi borç bilirim. Risâle-i Nûr’un hakîkatine şehâdet eden Lâhika’daki tefekkür mahsûlü, riyâsız, hâlisâne, sırf rızâen-Lillâh yazılmış binlerce mektûblar, bu asırda Âlem-i İslâm’da Risâle-i Nûr’un çok büyük fütûhât yaptığına büyük canlı bir delîldir. Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniyeyi okuyanlar ihlâsı nisbetinde yüz bin on bin mumluk elektrik lâmbaları gibi nûrlanıyorlar.

Ey Mısır, Sûriye, Irâk, Hindistân, Cava, Hicâz ulemâsı Bu madde tabîiyyûn ve fen asrında fikrinizi nûrla aydınlatmak, kalplerinizi îmânla doldurmak ve ilminizle amel etmeniz için enâniyetten silkinerek lütfen nazarlarınızı Risâle-i Nûr’a

118

çeviriniz. Anadolu’nun her tarafında fışkıran nûrların mecmûu bir güneştir. Küre-i arz üzerindeki zulmeti dağıtıyor. Yalnız İslâmlara ve İslâmiyet’e girenlere dünyevî ve uhrevî veya İslâmiyet’le ittihâd ve ittikān edenlere dünyevî refâh ve saâdet veriyor. Çünkü Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniye Risâlesi ismiyle müsemmâdır. Semâdan, Kur’ân-ı Kerîm’den, Medîne ve Mekke’den, hadîs-i şerîften tereşşuh etmiştir.

Nice şuhûr-u selâsenin mübârek Kadir’ini bularak, nice seksen üç sene ma‘nevî ibâdeti kazanmanızı ve kazanmamızı Hakk Teâlâ’dan diler ve mübârek el ve ayaklarınızdan cümlemiz hasretle ve iştiyâkla öperiz.

Duânıza muhtâç çok kusûrlu ve günâhkâr talebeniz Abdurrahmân Salâhaddîn Çelebi

(212)

Çalışkan hânedânından Risâle-i Nûr’a ciddî alâkadâr, bana da çok hizmet eden Hacı Osmân ve refîkası Sultân ve mahdûmları Halîl’in nûrlar hakkında yazdıkları bu fıkra Lâhika’ya girsin.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

119

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Azîz, çok Muhterem Üstâdımız efendimiz hazretleri,

Ey Risâlei’n-Nûr, aşkınla feryâd ve figān içinde ben

Sevginle cûş u hurûş eden yine ben

Acıyarak hâline vicdânla elem çeken ben

Mübârek nûr, yirmi beş seneye nasıl tahammül ettin sen?

Kudret yazsın, seni bütün dünya seyretsin

Âlemi nûr kaplasın, mü’minler şâd u hurrem olsun

Zulüm kalksın, dalâlet ağlasın, zındıkın mumu sönsün

Hasret kalan züvvâr-ı nûr ellerini öpsün.

Mübârek nûr el bende, kalem bende parlayan ziyâ sende

Emir sende, hüküm sende beşâret yine sende

Bağlayan sen, çözen sen, ferman sende

Açılsın mekteb, okunsun ebced, sultânlık sende.

Dileriz rahmet Cenâb-ı Hakk’tan bol olsun

Talebeler umar himmet, Üstâdımız var olsun

Çoğalsın kardeş, cihâna îmân dolsun

Ey Risâlei’n-Nûr ömrümüz uzun, üç aylarınız mübârek olsun.

120

Seni bize imdâda yolladı Rahmân

San‘atını biliriz, kurtarmak îmân

Nûrdan devamız var, korkmayız hemân

Ey korkaklara bir kuvvet Risâletü’n-Nûr.

Artık göster yüzünü açılsın gözümüz

Dağıt dermânını, gülsün yüzümüz

Nûrunla yoğruldu bütün özümüz

Ey karalara pür-ak Risâletü’n-Nûr

Nûrunla aydınlandı cihân güneşi

Dünyaya gelmedi nûrun bir eşi

Yoktur aramızda hâinin işi

Ey zındıka bir korku Risâletü’n-Nûr.

Vallâhi sensin, cihâna ma‘nevî başkan

Senin cismin büyüktür dağdan ve taştan

Sen emân çekilme bu fâideli işten

Ey ölümden korkmayan Risâletü’n-Nûr.

Senin nûrun bir nûr ki tadına doyulmaz

Nûrun deryasına dalan artık ayılmaz

121

Senin mübârek yüzünü görmeden durulmaz

Ey insanlara bir ümit Risâletü’n-Nûr.

Senin eserlerini dünyada kapıştık

Nûrun eline Bismillâh deyip yapıştık

Meylimiz yok dünyaya tek bir kuruşluk

Ey dertlilere dermân Risâletü’n Nûr.

Bizler âciziz çevirme, geldik kapına

Senin yolunu gördük, girdik yoluna

İmdâd eyle kemter âciz kuluna

Ey doğruya delîl olan Risâletü’n-Nûr.

Canımız fedâ olsun senin yoluna

Kılıcı çekip girdik senin koluna

Kendimizi attık Risâle yoluna

Ey münkire bir tokat Risâletü’n-Nûr.

Artık imdâd eyle bizlere

Allâh uzun ömür versin

Nûr deryasına dalan gözlere

Ey bu zamanda şifâ veren Risâletü’n-Nûr.

122

Senin nûrun bir nûr ki aleyhinde atılmaz

Nûrun eserleri bir dahi pis ellerle tutulmaz

Nûrun perdesi altına girdik artık kaçılmaz

Ey bu zamanda bir eczâhâne Risâletü’n-Nûr.

Nûrlu kitabların Lem‘a, Sözler, Şuâ‘lar

Okumaya doyulmaz birkaç def‘alar

Nûrun bize verir ma‘nevî gıdalar

Ey bu zamanda bir numûne Risâletü’n-Nûr.

Dünyanın sana karşı yoktur sözleri

Sürüyoruz senin gittiğin nûrlu izleri

Âh deyip de nûrdan yaş döken gözleri

Ey bu zamanda bir hakîkat Risâletü’n-Nûr.

Saatlerce hiç durmadan çalıştın

Çalışa çalışa hak yoluna ulaştın

Hakka emân deyip ellerini açtın

Ey karanlığa bir ışık Risâletü’n-Nûr.

Her derde dermân bir risâlen var

Durmadan çalışalım bize büyük kâr

123

Artık sana olduk ebedî bir yâr

Ey bize doğru misâl Risâletü’n-Nûr.

Hasta olan gönüller artık açılsın

Her tarafa nûrun deryası saçılsın

Bu zamanda kötünün yanından kaçılsın

Ey kötülere doğru yol Risâletü’n-Nûr.

Sana kimse kötü gözle bakamaz

Senin eserlerini kimse elden atamaz

Şeytana uyup bizlere çatamaz

Ey zamanın müceddidi Risâletü’n-Nûr.

Sensin bu zamanda en büyük âlim

Eserinle olduk birer küçük âlim

Âciz küçük taleben çok zâlim

Senden meded bekliyor ey Risâletü’n-Nûr.

Üstâdım efendim hazretleri, nûrun deryasından alabildiğimiz sözleri size sunduk. Kabûlünü ricâ eder, hürmetle el ve ayaklarınızdan öperiz efendimiz.

Çalışkan hânedânından baba oğul

Osmân ve Halîl ve vâlidesi Sultân

124

[213]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Sekiz sene çoluk çocuğuyla sadâkatla bana hizmet eden; ve evlâd ve ahfâd ve refîkası ve dâmatlarıyla nûrlara ciddî çalışan; ve ders ve vaazlarını bütün nûrlardan veren; ve vefâtından on dakîka evvel dünyaca en ehemmiyetli vasiyeti, kendinin nûr risâlelerini tekmîl için Şâm'lı Hâfız’a ricâ eden; ve vefâtından iki gün evvel bana mektûb yazıp, benim aynı vakitte Sava’yı Barla’ya tercîh ederek Sava mezaristanında defnimi arzu ettiğimi sizlere yazdığımı sadâkatin kerâmetiyle hissedip bana mukābele ve i‘tirâz tarzında o mektûbunda der: Sen Barla’yı ikinci vatanımdır dediğin hâlde, neden ona gelmiyorsun, başka yerleri tercîh edersin? İbtidâî Medrese-i Nûriye Barla’dır, senin mezârın orada olmalı diye bana ihtâr etti. İki gün sonra size yazdığım daha size yetişmeden onun mektûbunu, hem Şânlı Hâfız ikinci sahîfesinde yazdığı vefât haberini aldığım merhûm muhâcir Hâfız Ahmed’in rh dünyadan göçmesi, aynen Abdurrahmân gibi beni çok sarstı, ağlattırdı. اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَیْهِ رَاجِعُونَ dedirtti. Binler rahmet onun ruhuna insin. Âmîn. Kabri de hânesi gibi Kur’ân ve nûrun bir menzili

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç