EMİRDAĞ LÂHİKASI 2. CİLD

106

(208)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’âniyede Muktedir, Muhlis Arkadaşlarım,

Evvelen: Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki, nûrları münâfıkların tecâvüzünden kurtarıyor. Yalnız taarruz bana oluyor. Hem taarruz edenleri rezîl ediyor ve kısmen vazgeçiriyor. Bana sabır ve sevâb veriyor. Netîcede mesrûr ediyor. Bu def‘a az telâşım Asâ-yı Mûsâ nüshaları birden elime geçti. Onlar da haber aldılar. Acaba bunlara hücûm olmasın? Lillâhi’l-hamd, hiç ilişmediler. Hatta birisi düşmanlığı bırakıp, dost oldu. Ankara’ya vekîllere gönderilecek Dâhiliye Vekîli ile hasbihâl mektûblarını ona verdim. Sen gönder dedim. Sonra Sâlih Yeşil’e göndermeyi münâsib gördük, ona yazdık. Eğer münâsib ise, o onları İstanbul’dan Ankara’ya göndersin. Ve bir sûretini, bir münâsib gazete ile neşretsin diye yazdık. Berây-ı ma‘lûmât size haber veriyoruz. Eğer siz şimdilik münâsib değil derseniz, Sâlih’e yazınız ki, vermesin.

Sâniyen: Denizli Husrev’i ve Hâfız Alî’si Hasan Feyzî’nin bu pusulanın başını yazdıktan sonra bu saatte çok müjdeli uzun bir mektûbunu aldım. Elhak, o zât nûrların fütûhâtına büyük bir sebebtir. Bin Bârekallâh o kardeşimiz şehnâmeleriyle

107

ve bu gibi ibretli tesellîdâr mektûblarıyla nûrların dâiresini tam genişlettirir. Herkesi şevke ve gayrete getirir. Cenâb-ı Hakk Denizli’yi de Isparta gibi bir Medresetü’z-Zehrâ’ya çevireceğine bir delîldir. Bu çalışkan ve muktedir kardeşimiz mektûbunda benden bazı mes’elelere dâir fikrimi soruyor. Ben de sizin meşveretinize havâle ediyorum. Ve hemşîremiz Refîka’nın yazısındaki satırlar kelimelerinden çıkan kerâmet-i nûriye çok güzel ve latîftir. Ona Bârekallâh deriz. Ve mektûbunda bahisleri bulunan ve bilhassa hâkim-i âdil bütün o eski ve yeni kardeşler ve hemşîrelerimize çok selâm ve duâ ederiz. Ve bu mübârek şuhûrda duâlarını ricâ ederiz. Ve Feyzî’nin tam hâlis ve sâdık talebelerinden ve nûrun gayretli ve ciddî şâkirdlerinden Ahmed’in bir mektûbunu aldım. Husûsî cevap vermeye hâlim müsâade etmediğinden şimdilik bu kadar derim.

Denizli hapsi mâdem bize Feyzî ve eski talebelerini ve dostlarını ve Hâfız Mustafâ ve Muharrem ve hâkim-i âdil ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve, ve ilâ âhirihi gibi hakîkî kardeşleri kazandırdı. Elbette o hapis nazarımızda çok mübârektir. Ve Medrese-i Yûsufiye nâmına lâyıktır.

Sâlisen: Abdurrahmân Salâhaddîn’in mektûbunu çok beğendim. Mâşâallâh, hüsn-ü ifâdede ileri ve terakkî etmiş. Baba-oğul, nûrun iki kahramanı olduklarını her fırsatta isbat ediyorlar.

108

Râbian: Sava Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından Marangoz Ahmed’in mektûbunda iki kerâmet-i Zülfikār numûnesi aynen hem Barla’da, hem Kastamonu’da biz de gördük. Fakat ayrı bir tarzda beğenmediğimiz siyah mürekkeb birden hâlis kırmızı mürekkebe döndüğünü ben ve arkadaşlarım hayretle gözümüzle gördük

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Umûma selâm, duânıza muhtâç kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Daha çok yazacaktım, fakat vakit kalmadı. Mâba‘dı var.

[209]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

[Mâba‘d ]

Azîz, Sıddîk, Metîn, Hâlis Kardeşlerim,

Evvelen: Husrev’i tashîhte ve tevzî‘de ve tedbîrde ve muhâberede ve nûrların neşir ve yetiştirmesinde tebrîk ve muvaffakiyetine duâ ederiz. Bu ehemmiyetli vazîfelerle beraber, yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz. Hem müstakil nüshaları da yazıyor, mektûbundan anlıyorum. Hakîkaten o, hizmet-i nûriyede

109

bir inâyete mazhardır. Eğer o lüzûmlu ve çok vazîfeler olmasaydı, bir ayda on dört risâleyi yazan kerâmetli bir kalem, nûrun bir Zülfikār’ı ve bir Asâ-yı Mûsâ’sı olurdu.

Sâniyen: Denizli Husrev’i Feyzî’nin Kur’ân’ımızın meccânen tab‘ına dâir salâhiyetdâr bir zâtdan verdiği haber çok ehemmiyetlidir. Fakat eğer tab‘ edilse, masrafını on derece ziyâde çıkaracak. Yalnız teshîlâta ihtiyâcımız var. Nûrcu olmayanların muâvenetini değil, belki mümânaat etmemesini isteriz. Bu işde Tâhirî ve Azîz gibi tecrübekârlar Zülfikār-ı Mu‘cizâtın tab‘ından sonra çalışsınlar. Ve Feyzî’nin bir fedâkâr kardeşimizin teşvîkiyle Asâ-yı Mûsâ mecmûasını yeni harfle bin nüsha tab‘ etmek ise, İnşâallâh yeni makine o vazîfeyi daha kolay görecek. Fakat her şeyden evvel tashîhe çok dikkat etmek lâzım ve elzemdir. Tab‘ edildiği zaman, hâs kardeşlerimizden dikkatli ve mahâretli bazı zâtlar başında bulunmak elzemdir. Yoksa nûrlara muârız bedbahtlar tenkîde başlarlar.

Hatta bir hoca, Asâ-yı Mûsâ âhirindeki Arabîde فِی الْمُطْلَقٍ görmüş demiş: Hem elif lâm-ı ta‘rîf, hem tenvîn-i tenkîr bir kelimede olmaz. Evet, öyledir. Fakat Nahiv ilmini okumayan kardeşlerimizden birisi Hizb-i Nûriye’de elif lâmsız مُطْلَقٍ, مُطْلَقَةٍ, فٖی سُرْعَةٍ مُطْلَقَةٍ görmüş. Hulâsatü’l Hulâsa’da lâm-ı ta‘rîf varken فِی الْمُطْلَقٍ yazmış. Salâhaddîn de öyle tab‘ etmiş. Her ne ise.

110

hem hâkim-i âdil, Hulâsatü’l-Hulâsa’nın tercümesini istiyor. Fakat şimdilik pek çok meşgaleler ve tashîhler müsâade etmiyorlar. İnşâallâh müsâit vakit gelir. Hem Âyetü’l-Kübrâ ve bir kısım Hizb-i Nûriye’nin âhirinde bulunan Tercüme-i Münâcât o Arabînin ma‘nâsını tam bildiriyorlar.

Sâlisen: Karaağaçlı Yûsuf Alî’nin mektûbu, onu nûrlarla tam bağlı gösteriyor. Allâh muvaffak etsin ve sebât versin. Âmîn. Ve rüyası hayırdır, nûr hizmetiyle alâkadârdır. Allâh hayra çevirsin. Âmîn.

Râbian: Şimdi birden Sava Medrese-i Nûriyenin Hâcı Hâfız'ı ve merhûm Hâfız Mehmed’i ve kardeşlerini ve Mehmedlerini ve Ahmedleri ve ma‘sûm Nûrcuları ve mübârek ihtiyârları ve sâir kahraman şâkirdlerini düşündüm. Hayâtım müddetince ona yakın olmayı bütün canımla istedim ve vefâttan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım. Birden ihtâr edildi ki, gerçi Medresetü’z-Zehrâ’nın merkezi olan Isparta vilâyetinde maddeten bulunmak, çok cihetle fâideli ve saâdetlidir; fakat nûrun mesleği ve Nûrcuların meşrebi cihetiyle dâimâ berabersiniz. Zaman ve mekân, perde olmazlar. Şarkta, garbda, şimâlde, cenûbda, dünyada, berzahta bulunsanız, ma‘nen bir mecliste beraber sayılırsınız. Onların ma‘nevî yardımları dâimâ birbirine oluyor ve sana da gelir diye beni teskîn etti.

111

Ben de dedim: Mâdem şimdi her tarafta nûrlara kuvvetli ve kesretli eller sâhib çıkıyorlar ve tam muhâfaza ve neşrine çalışıyorlar, elbette ben bir parça istirâhat etsem tembellik olmaz.

Umûm kardeş ve hemşîrelerimize selâm ve duâ ve mübârek gece ve günlerini tebrîk ederiz. Ve her vakit te’sîrini gördüğüm duâlarını ricâ ederiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Lâhika’ya girsin. Hasan Feyzî’nindir.

(210)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا

Mübârek Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Leyâli-i mübâreke olan Regāib, Mi‘râc ve Berât gece ve günleri ile tekarrüb etmekte olan Ramazân-ı Şerîf ve Leyle-i Kadr’inizi tebrîk eder, sizin ve bütün kardeşlerimizin ve umûm Âlem-i İslâm’ın hakkında hâssaten bu sene daha hayırlı şeref ve fazîletli ve İyd-i Fıtr’ın siz büyük Üstâdımız hakkında ve hakkımızda bir halâs günü olmasını Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn Hazretleri’nin merhamet ve âtıfetinden ve Mahbûb-u A‘zam Efendimiz’in şefâatinden

112

ve Kur’ân-ı Kerîm ve Risâle-i Nûr’un inâyet ve himmetinden bekleriz. Ve bu vesîle ile bütün buradaki eski ve yeni, kadın ve erkek, çoluk ve çocuk kardeşlerimizle ve âile efrâdımızla birlikte mübârek ellerinizi ve eteklerinizi öperiz ve cümleten mergūb ve makbûl duâlarınızı umar, hakîrâne, zelîlâne ve âcizâne duâlarınızın da bârgâh-ı ehadiyette kabûlünü Resûl-u Hâşimî Efendimiz hürmetine dileriz.

Mütedeyyin ve mütefekkir âdil ve âmil olan ma‘lûm efendinin selâm ve sevgilerini takdîm ediyorum. لِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ Bu muhterem zâtla her zaman görüşme imkânlarını buluyorum. Her mülâkātımda siz efendimiz’in ahvâlinden suâl buyurup söylediklerimi merâkla dinliyorlar. Sıhhat ve âfiyet haberlerinizi verdikçe memnûn ve mesrûr oluyorlar. Ve her zaman selâm ve duâlarınızı bekliyorlar. Risâle-i Nûr’ları dâimâ okuyorlar. Emrinizle kendisine takdîm ettiğimiz cildler arasında Yedinci Şuâ‘ olmadığını anlayınca, bu def‘a bir tane de matbû‘ nüshalardan verdik. Daha çok memnûn oldular. Mektûblardan da bazılarını ve mersiyeleri okudular. Şimdi de vasiyetnâmenizi görmek ve okumak için istediler. Onun için ayrıca bir tane Arabî Hulâsatü’l-Hulâsa yazıp harekeleyerek takdîm etmiştim. Oh ne güzel Ben böyle şeyleri severim. Yalnız sen Üstâda yaz. Ve benden selâm söyle. Kendi ifadesiyle her ne kadar zahmet ise de bunun bir Türkçe tercümesini yazıp lütfetsin dediler. Bendeniz de yazayım diye söz verdim. Hazretinize arz eyleriz.

113

Hem o hamiyetli kardeşimiz artık Risâle-i Nûr serbest olmuştur, korkulacak bir şey yoktur. Şimdi içinizden birisi çıkıp bir fedâkârlık yapsa, bu eserlerin hepsini tab‘ ettirebilir buyurdular. Ve bize büyük cesâret verdiler. Ve bize zahîr ve muîn oldular. Bunun üzerine yenilerden başka bir kardeşimiz burada yapsak pahalıya mal olur. Bütün masraflar bana âit olmak üzere sen İstanbul’a git, hiç olmazsa Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı yeni yazılarla serbest olarak bin kadar bastır, gel de, burada gençlere, mekteplilere verip okutalım diye bendenize bir teklîfte bulundu. Bunu da efendimiz’e bildirmeyi muvâfık bulduk. Emirlerinize intizârdayız.

Risâle-i Nûr’un perde arkasında fütûhâtı var ve olacaktır diye senelerden beri verdiğiniz müjdelerin ve sevinçli haberlerin hârika ve kerâmetlerin işte bugün böylece tezâhür ve tevâlî etmesi, hatta gözlere girecek kadar yaklaşması ve kendini apaçık göstermesi, onun perdeyi bile parçaladığına delîl sayılabilir diyoruz. Geçen gün burada yapılan hâfız cem‘iyeti münâsebetiyle İstanbul’dan memleketimize gelmiş olan hocalar arasında bulunan Fâtih Câmi‘-i Şerîfi imamı Reîsü’l-Kurrâ Ömer Efendi Hoca’ya bizdeki tevâfuklu Kur’ân cüz'leri gösterildi. Âsâr-ı İslâmiye neşriyâtında ve müftülükte de a‘zâ olan bu zât mümkün ve müyesser olursa, bunları meccânen tab‘ ettirmeye söz vererek buradan ayrıldı. Eğer fotoğrafla olursa

114

yaldızlı kelimeler çıkmaz ve yerleri beyaz ve açık kalır deniliyor. Emirlerinize intizâren bu ciheti de arz eyleriz.

Eskiden sizi memleketten tanıyıp burada tekrar şeref-i sohbetinizle müşerref olan ve müftülükle uzak bir kazâya giden Hasan Efendi me’zûnen şimdi buradadır. Eserlerinizden istedi. Bir tane matbû‘ nüshalardan Yedinci Şuâ‘ verdik. Kazâsının hâkimi ve me’mûrlarıyla okuyacaklar. Selâm ve hürmetlerini arz eyleriz.

Yine yakınlarda buraya gelmiş olan ve sizinle geçen sene bir def‘a görüştüğünü söyleyen yüksek zirâat mühendislerinden ve Şeyhü’l-İslâm Hayri Bey torunlarından bir zâta da Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı verip okuttuk ve yazdırdık. Bundan büyük haz ve kuvvet-i îmân duyduğunu ve memnûnluğunu bildirdi. Bu adam aynı zamanda size yan bakan o ma‘hûd zâbitin arkadaşı imiş. O vak‘adan çok müteessir olduğunu söyledi. Ve o zaman arkadaşının bir hafta kadar geceleri hiç uyku uyuyamayıp sıkıntılar çektiğini anlattı. Burada doktorlara ve eczâcılara ve bazı dâire müdürlerine de Risâle-i Nûr’ları verip okutuyoruz. Hâsılı, Risâle-i Nûr cüz’leri etrâfa yayılmakta ve yazılmakta devam ediyor.

Âcizâne ara sıra yaptığım cum‘a hutbelerinde de nûrun sözlerinden söylüyorum. Buradaki resmî vâiz ve köy hocaları da onunla alâkadâr olmaya başladılar. Yalnız burada Risâle-i Nûr’un tam cüz’leri yoktur. Bunun için çok zahmet

115

çekiyoruz. Elimizde ancak vaktiyle hapishâneden çıkan kardeşlerimizden birer tane isteyebildiğimiz bazı eserler var ki, bunlar da karışıktır. Hele Lem‘a ve Şuâ‘lardan burada pek az var. Şimdi reîs beyden birer cild alıp yazmaya başladık. Ama onlar da noksândır. Burada tam bir takım yapmak istiyoruz. Bunun için Husrev Bey kardeşimize ve İslâmköy’lü Halîl İbrâhîm’e yazdık, her kaç para olursa olsun, fazla varsa alıp yazılmasına, burada da çoğalmasına çalışacağız. Buradaki kardeşlerimiz yazdıkları Asâ-yı Mûsâ Mecmûaları’ndan birkaçını Üstâdımız efendimiz’e hediye etmişlerdir, bunları takdîm ediyoruz. Bu ilk yazıların sehiv ve hatâlarıyla beraber kabûlünü ve affını ricâ ederiz.

Burada Refîka isminde bir hemşîremizin yazdığı Asâ-yı Mûsâ defterinde bir sahîfede gördüğümüz şu musîb ve garîp tevâfuku eğer bu buluşumuz ve hesabımız doğru tevâfuka uygun ise aynen Üstâdımız efendimiz’e müsâadeleriyle arz etmeyi münâsib gördük. O sahîfenin her satırı başından birer kelime alıp yukarıdan aşağı okuduğumuzda, aynen şu ma‘nâlı ve kerâmetli cümleler çıkıyor. Bugün baharın kapısı açıldı. Kuşlar ve hayvanlar tesbîh ve tehlîle başladı. Bu cümlelerin ma‘nâlı olduğu işte meydandadır. Fakat kerâmetli olduğunu da şöylece anladık: Bu sahîfe, tam baharın kapısı açıldığı gün olan Rûmî hesapla dokuz ve efrencî hesabıyla da 22 Mart günü yazılmıştır. Tam Nevrûz günü yazılan bu sahîfe, yazanın hiç de

116

haberi olmadan kendi kendine deftere yazıldığı tarihi de kaydetmiştir. Bu tevâfuk ve kerâmeti görüp anladıktan sonra o hemşîremize Sen bu sahîfeyi iki gün evvel, yani Mart’ın 22’sinde Nevrûz günü yazmışsın. Çünkü bugün 24’tür. Ve bu defter bize bunu söylüyor. Ve iki gündür ben yazılmadım diyor. Aslı var mı? Ve bu duygumuz doğru mu? Deyince Allâh aşkına öyledir, iki gündür yazamadım çünkü meşgūl ve ma‘zûrdum. Fakat bunu siz nasıl bildiniz diye zevciyle beraber yüzümüze bakıp hayret edince, Risâle-i Nûr’un bu kerâmeti himmetinizle onlara da ayân edildi.

Âciz talebeniz Hasan Feyzî

Salâhaddîn’in mektûbudur. Lâhika’ya.

(211)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ عَصَا مُوسیٰؑ وَذُو الْفِقَارِ

Azîz, Şefkatli, Fazîletli Efendim ve Üstâdım Hazretleri’ne,

Ekser mu‘cizeli âyet ve İsm-i A‘zamların on dokuz harften müteşekkil olması ve Risâle-i Nûr’da da hikmetleri bulunan bu mübârek rakam adedince havâlîmiz nûrânîlerinin

117

Medresetü’z-Zehrâ’nın baş muallimine ve Risâle-i Nûr’a hürmet ve bağlılıklarının nişânesini imtihân kabûl ederek, bu mübârek Receb-i Şerîf’te on dokuz aded cildli ve tashîhli Asâ-yı Mûsâ’yı kahraman ve sebâtkâr bir kardeşimizin büyük gayret ve himmetiyle takdîm edilmesinden dolayı Cenâb-ı Rabbü’l-Âlemîn’e hadsiz şükür ve Resûlü sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafâ Sallallâhü Teâlâ Aleyhi Vesellem Efendimiz’e hadsiz salavât olsun. Âmîn.

Matbaaya lüzûm bırakmayan bu kıymetli elmas parmaklardan mâadâ, bu kere ısmarlanan Amerikan son sistem teksîr makinesiyle yüzlerce nüsha Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniye tevâfuklu tab‘ edilebileceğinden, diğer havâlîdeki kardeşlerimize tavsiyeyi borç bilirim. Risâle-i Nûr’un hakîkatine şehâdet eden Lâhika’daki tefekkür mahsûlü, riyâsız, hâlisâne, sırf rızâen-Lillâh yazılmış binlerce mektûblar, bu asırda Âlem-i İslâm’da Risâle-i Nûr’un çok büyük fütûhât yaptığına büyük canlı bir delîldir. Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniyeyi okuyanlar ihlâsı nisbetinde yüz bin on bin mumluk elektrik lâmbaları gibi nûrlanıyorlar.

Ey Mısır, Sûriye, Irâk, Hindistân, Cava, Hicâz ulemâsı Bu madde tabîiyyûn ve fen asrında fikrinizi nûrla aydınlatmak, kalplerinizi îmânla doldurmak ve ilminizle amel etmeniz için enâniyetten silkinerek lütfen nazarlarınızı Risâle-i Nûr’a

118

çeviriniz. Anadolu’nun her tarafında fışkıran nûrların mecmûu bir güneştir. Küre-i arz üzerindeki zulmeti dağıtıyor. Yalnız İslâmlara ve İslâmiyet’e girenlere dünyevî ve uhrevî veya İslâmiyet’le ittihâd ve ittikān edenlere dünyevî refâh ve saâdet veriyor. Çünkü Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār-ı Mu‘cizât-ı Ahmediye ve Kur’âniye Risâlesi ismiyle müsemmâdır. Semâdan, Kur’ân-ı Kerîm’den, Medîne ve Mekke’den, hadîs-i şerîften tereşşuh etmiştir.

Nice şuhûr-u selâsenin mübârek Kadir’ini bularak, nice seksen üç sene ma‘nevî ibâdeti kazanmanızı ve kazanmamızı Hakk Teâlâ’dan diler ve mübârek el ve ayaklarınızdan cümlemiz hasretle ve iştiyâkla öperiz.

Duânıza muhtâç çok kusûrlu ve günâhkâr talebeniz Abdurrahmân Salâhaddîn Çelebi

(212)

Çalışkan hânedânından Risâle-i Nûr’a ciddî alâkadâr, bana da çok hizmet eden Hacı Osmân ve refîkası Sultân ve mahdûmları Halîl’in nûrlar hakkında yazdıkları bu fıkra Lâhika’ya girsin.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

119

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Azîz, çok Muhterem Üstâdımız efendimiz hazretleri,

Ey Risâlei’n-Nûr, aşkınla feryâd ve figān içinde ben

Sevginle cûş u hurûş eden yine ben

Acıyarak hâline vicdânla elem çeken ben

Mübârek nûr, yirmi beş seneye nasıl tahammül ettin sen?

Kudret yazsın, seni bütün dünya seyretsin

Âlemi nûr kaplasın, mü’minler şâd u hurrem olsun

Zulüm kalksın, dalâlet ağlasın, zındıkın mumu sönsün

Hasret kalan züvvâr-ı nûr ellerini öpsün.

Mübârek nûr el bende, kalem bende parlayan ziyâ sende

Emir sende, hüküm sende beşâret yine sende

Bağlayan sen, çözen sen, ferman sende

Açılsın mekteb, okunsun ebced, sultânlık sende.

Dileriz rahmet Cenâb-ı Hakk’tan bol olsun

Talebeler umar himmet, Üstâdımız var olsun

Çoğalsın kardeş, cihâna îmân dolsun

Ey Risâlei’n-Nûr ömrümüz uzun, üç aylarınız mübârek olsun.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç