
SAYFA 186
(409)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Asâ-yı Mûsâ’nın bazı nüshaları Eğirdir Adliyesi’nin eline geçmesi İnşâallâh yine hakkımızda büyük bir hayra vesîle olacak. Nasıl ki bizden alınan bir nüsha Zülfikār bize verdiği zararın yirmi mislî ma‘nevî fâideler verdi. Hem herkesten ziyâde Asâ-yı Mûsâ’ya me’mûrlar ve adliyeler muhtâçtırlar. En evvel onların okumaları gerektir. Hem eğer bu fırtınacık hafîf geçse, öteki üç mecmûanın serbestiyetine bir derece fâide verecek. Hem siz hiç merâk etmeyiniz, فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَیْنِ الْعِنَایَةِ sırrıyla inâyet ve hıfz-ı Rabbânî altındayız. Bu hâdise tesâdüfe benzemiyor. Gizli münâfıklar bir şey bulamadılar. Bu sırada böyle hafîf bir bulantı vermeye çalıştılar. İhtiyâtın lüzûmunu gösterdi. Bana göndereceğiniz nüshaları eğer kolay ve münâsib görseniz İstanbul’da cildlensin.
Sâniyen: Bir Nûrcu dedi ki: Hindistân buradan iki milyon liraya mukābil Kur’ânlar istiyor, diye bir gazete yazıyormuş. Bunda iki ihtimâli var: Biri, şimâlde İsveç, Norveç’te olduğu gibi, cenûbda da Kur’ân’a fevkalâde ihtiyâç hisseden bir cereyân çıkmış. Zayıf bir ihtimâl ile de, şark-ı şimâlîdeki dinsizlik cereyânının imhâsına
SAYFA 187
uğramamak için öyle bir azîm yekünle Kur’ânlar istenilmiş. Birinci kuvvetli ihtimâle binâen Mu‘cizâtlı Kur’ân’ımızı, Hizb-i Nûriye, Hizb-i Kur’âniye gibi fotoğrafla tab‘edilip binler nüshalarını o kuvvetli dîndâr cereyâna ve dinin fedâî ve himâyetkârlarına göndereceğiz İnşâallâh. Beraberinde Kur’ân’ın kılınçlı iki hizmetkârı olan Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’ı göndereceğiz. Öyle ise Risâle-i Nûr kahramanı Husrev’in kerâmetli kalemi, yanımızdaki Mu‘cizâtlı Kur’ânımızda zâyi‘ olmuş yirmi dördüncü cüz’ünü yazsın.
Sâlisen: Safranbolu kahramanlarından Mustafâ Usman ve Hıfzı’nın şuhûr-u selâsemizi tebrîklerine mukābil hem onların, hem Eflâni ve Kastamonu havâlîsindeki bütün kardeşlerimizin, hem Receb-i şerîflerini, hem fevkalâde çalışmalarını tebrîk ediyoruz. Ve Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından Marangoz Ahmed’in mektûbunda merhûm Hâfız Mehmed’in bir vârisi olan İsmâîl Gül’ün çocukları aynı Hâfız Mehmed gibi hem Kur’ân’ı, hem Risâle-i Nûr’u ders vermesi ve hanımlar ve kızların iştiyâk ile Kur’ân dersine başlamaları ve o derste bazılarını, hatta bir a‘mâ kızı hıfza çalıştırmalarını bütün rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn. Ve Hüseyin Hilmî’nin bizim için yazdığı Asâ-yı Mûsâ’nın her harfine mukābil, Cenâb-ı Hakk ona bin merhamet etsin.
Râbian: Denizli’nin merhûm Hasan Feyzî’nin vârisleri mübârek hey’etinden Ahmedlerin samîmî hâlisâne mektûbları, gerçi benim hakkımda pek ziyâde hüsn-ü zanla ta‘bîrâtları
SAYFA 188
meşrebime gelmiyor. Fakat onun o ta‘bîrâtlarını sâir mektûbu içindeki duâları gibi bir duâ-yı ma‘nevî olarak telakkî ediyoruz. Hem onun duâlarına âmîn demekle beraber hem ona, hem nûrun başta baş Kâtibi Şâmlı Hâfız Tevfîk’e ve mübârek hey’etinin her birisine ve hâkim-i âdile binler selâm ediyoruz. Ve Hâfız Tevfîk’in göz hastalığının selâmeti için duâ ediyoruz. Cenâb-ı Hakk şifâ versin ve vazîfe-i nûriyesine dönsün. Âmîn.
Hâmisen: Hocaların yeni kahramanlarından ve ayrı bir tarzda Hasan Feyzî’nin vazîfesini gören A‘lâmescid imamı İbrâhîm Edhem’in sadâkatinin bir kerâmeti olarak, yeni çıkan Asâ-yı Mûsâ’nın bir kısım nüshalarını Isparta’dan beraber alıp bana getirmiş. Bu sırada bana çok kıymetdâr oldu. Çok şiddetli bir merâk ile beklerdim. Hâlbuki bu def‘a müsâdere hâdisesi, bütün bütün beni merâkta bırakacaktı. Onun sadâkatinin kerâmeti olduğunu kanâat verdi. Cenâb-ı Hakk onu, hem onun gibi çokları nûrlara teşvîk eden Homalı Mehmed Alî kardeşimizden râzı olsun. Hem Çivril kazâsının Sütlâç köyünden Alî Çelik imzasıyla gelen mektûbda isimleri bulunan yeni kardeşlerimiz ve hemşîrelerimiz nûr dâiresinde kabûl edilmişler. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn. Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ eder ve duâlarınızı talep ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 189
Muhterem Efendim,
Bugün posta ile Berber Burhân adresine 405 lira gönderildi. Bu para Tâhirî’nin otomobil için verdiği dört yüz lira ile İstanbul’dan satılan Zülfikār bakiyesi 5 liradır. Hürmetle ellerinizden öperiz. Duâlarınızı pek çok ricâ ederim. Umûm efendilerimize arz-ı hürmet ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Duânıza muhtâç Ceylan
[410]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Merâk etmeyiniz, inâyet-i Rabbâniye devamdadır. Bu yeni taarruzları İnşâallâh akîm kalacak, hem nûrun fütûhâtına yardım edecek. Şimdilik telâşsız, kanun dâiresinde hakkımızdaki kanunsuz muâmeleyi def‘etmek için, bir kardeşimiz Ankara’ya gitsin. Eski partinin müfettişi Hilmî Uran ve Afyon vilâyetinin müfettişi meb‘ûs Celâl’i ve Diyânet Riyâseti’nde Ahmed Hamdî ve ehl-i vukūftaki Yûsuf Ziyâ gibi zâtları görsün. Bize edilen kanunsuz ve keyfî muâmeleyi değiştirmeye çalışsın.
SAYFA 190
Isparta’da müsâdere edilen Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâlar ve makine için mahkemeye ve zâbıtaya deyiniz ki: Bunların nüshalarının teksîri, hâriç içindir, hârice gönderilecektir. Mâdem şimâlde üç devlet Kur’ân’ı kabûl edip mekteblerinde ders vermeye başlamışlar. Ve mâdem Hindistân bu hükûmetten iki milyon liralık Hâşiye Kur’ân-ı Kerîm istedi. Ve mâdem Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ eczâlarını iki sene üç mahkemeniz ve feylesoflarınız ve âlimleriniz, onları tedkîk ettikten sonra ittifâkla berâetimize karar verip bu kitabları takdîr ve tahsîn etmişler. Ve mâdem bu iki kitab, Kur’ân’ın iki keskin kılıncı ve iki parlak hüccetleridir ve en muannidleri de teslîme mecbûr ediyorlar. Ve mâdem bu iki eser, dehşetli ve tahrîbci anarşistliği yetiştiren, şimâlden gelen dinsizlik cereyânına karşı tam mukābele edebilir bir kuvvette olduklarını binler ehl-i tahkîk ve ehl-i fen şehâdet ediyorlar. Ve mâdem şimdiki hükûmet Kur’ân’ı ve dîn derslerini mekteblerde okutturmak için emretmiş. Elbette bize karşı bu muâmele, emsâlsiz ve keyfî bir zulüm ve vatana ve millete ve âsâyişe ve hürriyet-i vicdâna bir cinâyettir. Biz istemiyoruz ki, dünya siyâseti bize bulaşsın.
SAYFA 191
Yoksa, haberiniz olsun ki, biz hakkımızı tam müdâfaa edebiliriz. Bizi mecbûr etmeyiniz
Umûma binler selâm.
Benim için de münâsib bir vakitte cildlettirdiğiniz Asâ-yı Mûsâ’dan gönderirsiniz. Husrev’in vazîfesini tam yaptıktan sonra gelen bu maddî zararın hiç ehemmiyeti yok. Zülfikārlar tam intişâr etti. Asâ-yı Mûsâ da az zâyiât olmakla beraber, İnşâallâh ma‘nevî pek çok menfaati olacak. Yalnız Nûrcular sebât ve tesânüdlerini muhâfaza edip telâş etmesinler, şevkleri kırılmasın.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(411)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: عَسٰٓی اَنْ تَكْرَهُوا شَیْٔاً وَهُوَ خَیْرٌ لَكُمْ sırrıyla şimdiye kadar pek çok tecrübelerimizle bize kat‘î kanâat gelmiş ki, Risâle-i Nûr hizmeti ve şâkirdleri bir dest-i inâyet ve rahmet altında çalıştırılıyor. Ona binâen ihtiyâtınızı ziyâdeleştirmekle beraber şevk ve gayretiniz ziyâdeleşmeli. Evet, bu hâdisenin hiç bir fâidesi olmasa da,
SAYFA 192
yalnız en ziyâde muhtâç olan resmî me’mûrlar dikkate mecbûr olmakla vartaya düşmüş bir kısmı îmânlarını kurtarmak, bu maddî zarardan çok ziyâde menfaat-i ma‘neviye te’mîn eder. Bilirsiniz, ben size hapiste mahremce yazmıştım ki, Ankara’ya giden Risâle-i Nûr’la îmânlarını kurtarmak şartıyla, beni i‘dâma mahkûm etseler râzıyım. Helâl ediyorum, demiştim.
Mâdem vazîfemiz îmânı kurtarmaktır. Ve mâdem ahâlinin eline üç yüz elli Zülfikār dağılmış. En ziyâde muhtâç resmî me’mûrlara yüz elli Zülfikār gitmesi, hem onları vazîfece dikkate mecbûr etmesi ve Zülfikār’ın iştihârına bir i‘lânnâme ve bir propaganda hükmüne geçmesi, husûsen şimdiki dâhilî hâricî dîn cereyânının kuvvetlenmesi hengâmında lâzımdı. Hem çok fâidesi var. Çabuk iâde edilmezse de hiç zararı yoktur.
Denizli Mahkemesi’nde perde altında Âyetü’l-Kübrâ ile çok risâleler çokların îmânlarını kurtardıkları gibi, İnşâallâh bu hâdise de öyle hayırlı netîceler verecek. Fakat bu mes’elede bid‘akârların kıskanmak cihetiyle ve şimâldeki dinsiz cereyânını dinsizcesine okşamak fikriyle, Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ’ya karşı çoktan beri bir dolap çevriliyordu. İnşâallâh onların aks-i maksûduyla netîcelenecek. Ve onları utandıracak.
SAYFA 193
Sâniyen: Safranbolu havâlîsinin kahramanı Ahmed Fuâd’ın samîmî ve müjdeli ve fütûhât-ı nûriyenin parlak bir tarzda kumandanı, Eflâni Hasan Feyzî’si olan Ahmed Fuâd’ın güzel mektûbunda isimleri bulunan Nûrcu kardeşlerimiz ve isimleri yazılmayan umûm o havâlîdeki kardeşlerimizi rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn. Ve onlardan râzı olsun. Âmîn. Onun mektûbu ta‘dîl ve ıslâhtan sonra Lâhika’ya geçmek için gönderiyoruz. Pek ciddî bir kardeşimiz Hıfzı’nın ma‘sûm mahdûmları ile tebrîklerine mukābil onlara, hem oradaki bütün kardeşlerimize şuhûr-u selâselerini tebrîk ve onların ve sâir Nûrcuların hakkında o eyyâm-ı mübârekenin her biri bir Leyle-i Kadir hükmünde olmasını Rahmet-i İlâhiyeden niyâz ediyoruz. Umûma binler selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Bu hâdisenin nereden neş’et ettiğini ve bu derece ehemmiyet verilmesi Ankara’dan bir iş‘âr gelmiş olsa gerektir. Tafsîlâtını merâk ediyorum. Menfîler memleketlerine gitmelerine izin verildiği bu sırada, beni müstesnâ bırakmak fikriyle böyle bir hâdiseye bir sebep olabilir diye ihtimâl var.
SAYFA 194
(412)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz ve Mübârek Üstâdım Fazîlet-Meâb Efendim,
Evvelâ: Zât-ı fâzılânelerinize her ân mektûb yazmak iştiyâkını duyan ve fakat bir çok meşâgil-i kesîreniz arasında tasdî‘ ile sizi üzmemek için sıra ve vesîle bekleyen bu fakîr, nâçîz, âciz şâkirdiniz, bütün nâhiyemiz Nûrcuları nâmına hürmet ve ta‘zîmle mübârek el ve ayaklarınızdan öper, sıhhatli bir vücût ve bereketli bir ömürle ferah ve sürûr içinde bir hayat size ihsân buyurmasını Rahmet-i İlâhiyeden niyâz eylerim.
Sâniyen: Bu her cihetle kusûrlu ve perişan şâkirdinizi ta‘kîben zât-ı fâzılânelerinize bedel âlem-i berzaha göçmeye me’zûniyet talebinde bulunan âlim ve fâzıl ve muhterem kardeşimiz Sabrî Efendi’nin mektûbu vesîlesiyle Bâkî kalan iki ömrümü o iki kardeşime verip, benim bedelime hizmet-i îmâniye ve nûriyede hizmet etsinler. cümlesiyle gözlerimizi yaşarttınız. Üstâdım efendim, uğrunuza fedâ-yı cânı bir ni‘met bilenlerin sayısı, nûr ordusunda büyük bir yekün tuttuğu şüphesizdir. Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn sizi, mahzâ sizin için titreyen nûrlu kalblere bağışlasın.
SAYFA 195
Biz şâkirdlerinizi de emir ve işâret buyurduğunuz hizmet-i îmâniye ve nûriyeden son nefesimize kadar ayırmasın. Ve ayırmaz İnşâallâh.
Sâlisen: Bir beşârettir ki, uzun süren kuraklık sebebiyle sularımız, mer‘â ve mezrûâtımız kuruma tehlikesi arzetmekte iken, binlerce halkın iştirâkiyle nâhiyemizde rahmet duâlarına çıkılmış ve nûr derslerinin ve îmânî hakîkatlerin istimâına bu duâlar vesîle edilmiştir. Mâzîde gafletli ve seyyiât ile geçen hayatımızdan tam bir nedâmet ve tövbe ile Kur’ân-ı Hakîm ve onun bir tefsîri Risâle-i Nûr şefâatçi tutularak münâcât-ı acz ve fakrımızı duâ ile dergâh-ı İlâhiyeye arzımız netîcesinde, feyizli ve bereketli ve kâfî derecede Rahmet-i İlâhiyeye mazhar olan nâhiyemiz ve civâr kazâlarımız halkı îmân, ibâdet, itâat, sâlih amel, takvâ ve hüsn-ü ahlâk ile Allâh kapısına bağlanmanın, acz ve fakrımızı bilerek dergâh-ı İlâhiyeye ilticânın âsârını müşâhede sûretiyle îmânlarını takviye ve tahkîm etmişlerdir.
Râbian: Risâle-i Nûr’un bütün eczâlarının nâhiyemize girmesi ve zât-ı fazîlet-meâbınızın nâhiyemiz Nûrcularına ve nâhiyemiz halkına şefkat ve muhabbetle bakmaları, duâ ve himmetleri âsârıdır ki, nâhiyemiz ve köylerimiz câmi‘leri evvelce bir safı cemâat doldurmazken, bugün câmi‘lerimiz cemâate kâfî gelmediğinden câmi‘ civârları dahi câmi‘ içerisindeki kadar cemâatle hıncahınç dolmakta ve bütün kalblerde nûr-u îmân parlamaktadır.
SAYFA 196
Bu mes‘ûd netîceyi bizlere sevinç gözyaşları içerisinde temâşâ ettiren Risâle-i Nûr’dur. Cenâb-ı Hakk onun müellifinden de ebediyen râzı olsun. Biz bîçâre nûr şâkirdlerini de son nefeslerimize kadar hizmet-i îmâniye ve nûriyeden ayırmasın. Âmîn. Âmîn.
Sevgili Üstâdım, nûrların nâhiyemizde yaptığı te’sîr o kadar büyüktür ki, kadın erkek yüzlerce halk nûrun îmânî hakîkatlerinden hiç değilse üç beş ders-i istimâ‘ sûretiyle, îmân ile Hâlık-ı Zü’l-Celâl’e intisâbın, Sünnet-i Peygamberiye asm iktidânın zevk ve saâdetlerini tam hissetmişler. Ve bütün mâzîde gaflet ve sefâhetle geçen hayâtın nedâmetiyle îmânî akîdelere sarılmışlardır. Bu i‘tibârla nâhiyemizde nûrları iştiyâkla isteyenlerin sayısı her gün biraz daha artmaktadır. Bugün fiilen nûrları yazan ve yazdıran ve nûrların neşrini maksat ve meslek bilen bahtiyârlar çoktur. Bunların hepsinin isimlerini yazmaklığım sizi üzmek ve yormak istemiyorum. Ancak isimlerini kıymetli Üstâdımıza duyurulmasını ısrârla bu fakîrden isteyenler, muallim Mehmed, Hatîb Mehmed, Müvezzi‘ Mustafâ ve Hasan, Sobacı Ahmed, Berber Emîn ve Niyâzî, Bakkal Satı ve İsmâîl, Hatîb Tevfîk ve mahdûmu Ahmed ve diğer mahdûmu Terzi Mahmûd, bakkāl ve bu fakîre hizmet-i nûriyede tam bir kardeş Hüsnü, mübârek el ve ayaklarınızı hürmet ve ta‘zîmle öper, nûr şâkirdliğine kabullerine kalb-i itmi’nânı hâsıl etmek kaygısındadırlar.
SAYFA 197
Bilhassa araçlı vâiz ve hoca Tâhir Efendi, bu fakîrle görüşmek üzere fakîrhâneye kadar gelerek nûrlara iştiyâkının ve zât-ı fazîlet-meâbınıza hürmet ve ta‘zîm hislerinin ve nûr şâkirdliği şerefinin kendisine de bahşına müsâadelerinizi ve selâm ve duâlarını iblâğına bu hakîr şâkirdinizi me’mûr sürmüşlerdir. Bi’l-vesîle buradaki Nûrcu kardeşlerimle birlikte şuhûr-u selâse ve mübârek Regāib ve Mi‘râc kandillerinizi el ve eteklerinizden takbîl ile tebrîk eder, dâimâ muhtâç bulunduğumuz mübârek ve hayırlı duâlarınızdan bizleri de hissedâr kılmanızı arz ve istirhâm eyleriz.
[وَاٰخِرُ دَعْوٰیهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّالْعَالَمٖینَ]
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Eflâni nâhiyesi Nûrcuları nâmına Duâlarınıza pek muhtâç kusûrlu şâkirdiniz Ahmed Fuâd
(413)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Mâdem Isparta, nûr dershânesi hükmüne geçmiş ve şimdiye kadar her yerden ziyâde oranın hükûmeti ve zâbıtası müsâmahakâr, belki dost nazarıyla Nûrculara bakmış, ziyâde incitmemiş. Biz dahi Isparta’nın mübârekiyeti hesabına, onların
SAYFA 198
bu hâdisede ilişmelerinden gücenmiyoruz ve bir cihette onları da tebrîk ediyoruz ki, nûr’un eczâlarını vazîfece tedkîk etmeye ve okumaya ve istifâde etmeye muvaffak oluyorlar. Zâten onların hakkıdır, en evvel onlar okusunlar. Îmânı kuvvetli bir zâbıta veya adliye me’mûru, on adam kadar millete, vatana fâidesi olabilir. Onun için maddî zâyiâtımız, bu ma‘nevî fâideye nisbeten hiç ehemmiyeti yok. Münâsebet gelse, benim tarafımdan da emniyet müdürü ve müdde-i umûmiye selâm edip deyiniz ki: Ben onlara bedduâ değil, bilakis duâ ediyorum ki, yâ Rabbî, onlara îmân-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver ve nûrlardan müstefîd yap.
Sâniyen: Yeni diyânet reîsi, Zülfikār’ı çok beğendiği ve takdîr ettiği hâlde, bazı esbâba binâen Isparta hâdise-i nûriyesine mâni‘ olmadı. Belki bir cihette zararı da dokundu. Şiddetli bir şefkat tokadı yedi. Kendi otomobili aynı zamanda acîb bir tarzda parça parça olarak aynı maddî zararımız kadar zarar gördü. Zülfikār’ın kerâmeti olarak takdîrine mukābil, kendisi tehlikeden kurtuldu. Evet, bu sırada mâdem Zülfikār’ı hükûmet resmen ona göndermişti. O bu taarruza mâni‘ olabilirdi.
Sâlisen: Kardeşimiz Re’fet geldi. Merhûm Hasan Feyzî’nin dört aded mektûbunu ihtiyâtsız olarak buraya getiren ma‘lûmunuz ve kardeşi hâs bir talebe bulunan Kunduracı Mehmed beraber Ankara’ya gönderildi. Cenâb-ı Hakk hayırlısını yapsın. Âmîn.
SAYFA 199
Ne olursa olsun, siz merâk etmeyiniz. Vazîfemizi yapıyoruz. Allâh’ın vazîfesi Celle Celâlühû olan muvaffakiyet ve serbestiyet vermesine karışmıyoruz. Verse şükür, vermezse sabır içinde yine şükür ederiz.
Râbian: Hapis arkadaşlarımızdan Salâhaddîn’in dayısı, kitabcı Ömer Lütfü’nün güzel ve size Lâhika’ya geçmek için gönderdiğimiz ve ıslâh ve ta‘dîli size havâle olunan mektûbu içinde beyân ettiği, hem kendi, hem ma‘sûmları pek ciddî nûrlara çalışmaları, husûsen sekiz yaşında bir mahdûmu ve Sâliha nâmında bir kerîmesi, Isparta’nın ma‘sûm çalışkanları gibi Kur’ân’a ve nûrlara şevk ve zevk ile çalışmalarını tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk onları pederleri ile barâber dünyada, âhirette mes‘ûd eylesin. Âmîn.
Bu zâtın bu mektûbu bu hâdisede, kahraman Nazîf ve oradaki kardeşlerimiz hakkında ciddî endişelerime bir merhem hükmüne geçti. Ki, orada bir taarruz olmadığına alâmet oldu. Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyoruz. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî