Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 308
(456)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Evvelen: Sirâcü’n-Nûr, Asâ-yı Mûsâ’yı aldık. Bin Bârekallâh Mükemmel ve yanlışları az Bin Elhamdülillâh ki, maddî ma‘nevî, hem dar, hem geniş dâirelerde dîn lehinde tezâhürâtın aynı zamanında nûr mecmûaları meydana çıkıyorlar. İnşâallâh Tılsım ve Lem‘alar ve Sikke-i Gaybiye ile tevfîk-i İlâhî ile ehl-i îmânın imdâdına yetişecekler.
Sâniyen: Dünkü gün kerâmet-i Gavsiye’yi tashîh ederken وَیَا مُنْشِدًا نَظْمٖی fıkrasında ظ olsa makamı bin, رَسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ بِهَا yine bin denilmiş, bir küçük sehiv var. رِسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ bin ikidir. بِهَا kelimesi de lüzûmsuz oraya girmiş. Hem رَسَالَةُ النُّورِ dokuz yüz doksan sekizdir. İki fark var. رَسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ ile beraber iki bin olur. Yalnız رِسَالَةُ النُّورِda şeddeli ن iki ن sayılır. رَسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ ise, النُّورdaki ل aslî sayılır. Buna binâen, nüshalarınızdan بِهَا kelimesi kalkmalı, رِسَالَةُ النُّورِda ilâve edilmeli.
Sâlisen: Eskide nûrların ehemmiyetli bir merkezi olmaya zannedilen, bazı ârızalarla o vaz‘iyet bilfiil çıkmayan, şimdi Ahmed Feyzî’nin gayretiyle Aydın’da yine nûrlar lehinde bir intibâh var. Husûsen Alî Akdağ gāzî bulvarında, Masuracı Mestan eliyle,
SAYFA 309
Aydın adresiyle bize mektûb yazan, ehemmiyetli ve nûrlara müştâk ve çalışkan o kardeşimize husûsî mektûb yazamadığımdan ve Isparta’nın adresini bizden sorduğundan, ona münâsib gördüğünüz şeyleri yazarsınız. Benim bedelime hem ona, hem Ahmet Feyzî’ye ve Doktor Şevket ve merhûm Hâcı Emîn’in akrabalarına hem selâmımı, hem onların bayramlarını tebrîk ettiğimi onlara yazınız. Umûma binler selâm ve duâ ediyoruz. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Mübârek Ağabeylerim, İstifsâr-ı hâtır ile ellerinizden hürmetle öperim. Üstâdımız kendi nafakası için sattığı Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ’yı mübârek insanlara vermiş. Bedeli olan paralar çok mübârektirler. Size şimdi iki yüz lira gönderiyoruz. Yüz lirası İnebolu’nun yirmi tane Asâ-yı Mûsâ’sına bedel on tanesi hediye, size de yüz lira Sirâcü’n-Nûr’unuza mukābil olarak gönderiyor. Üstâdımız çoklara hediye vermeye mecbûr olduğundan, ancak beşer lira gönderebilir.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Küçük kardeşiniz Ceylan
SAYFA 310
Pek acele yazıldı. Tashîh edilmedi. Siz güzelce imlâsına dikkat ediniz. Islâh ediniz. Sonra neşrediniz.
(457)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Bu def‘aki mektûblarda tekrar bir kısım kardeşlerimizin tebrîklerine mukābil rûh u cânımızla maddî ve ma‘nevî bayramlarını tebrîk ederiz. Ve Sava Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından Marangoz Ahmed, Mustafâ Gül, Alî Gül gibi o medresenin değerli, kıymetdâr üstâdlarından merhûm Hacı Hâfız Mehmed ve merhûm Hâfız Mehmed’in tam hayru’l-halefleri olan o çalışkan kardeşlerimizin Sikke-i Gaybiye’ye başlamalarını tebrîk ve muvaffakiyetlerine duâ ediyoruz. Eğer siz münâsib görseniz, Sikke-i Gaybiye’nin başında bu fıkranın meâlini yazarsınız. Şöyle ki: Bu Sikke-i Gaybiye’yi mahrem tutardık. Yalnız hâs kardeşlerime mahsûstu. Ben vefât ettikten sonra neşredilsin demiştim. Fakat zâbıta geldi, Adliye hesabına onu sakladığımız yerden çıkardılar. İki sene ellerinde kaldı. Üç mahkeme tedkîkinden sonra iâde edildi. Bize muhâlif gāyet nâmahremler dahi beraber okudular. Bize çok yabânî insanlar gördüler. Bu iki
SAYFA 311
def‘adır, Isparta Adliyesi’nin eline başka risâlelerle beraber girmiş. Hiç bir i‘tirâz edilmeden geri verilmiş. Mâdem umûmun nazarına istemediğimiz hâlde gösterilmiş ve mâdem Risâle-i Nûr’un ehemmiyetini isbat edip şâkirdlerini şevke getiriyor, kuvve-i ma‘neviyelerini ziyâdeleşdiriyor. Elbette Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının, neşrine karar vermelerine iştirâk ederim. Saîd
Sâniyen: Sirâcü’n-Nûr, Sikke-i Gaybiye ve yeni hurûf Asâ-yı Mûsâ hediyesine dâir münâsib gördüğünüz yedi buçuk gibi fiyatı sizin re’yinize havâle ediyorum. Münâsibdir. Fakat lâyık olmayan ellere verilmemeli. Hem tam şâkird ve fakîr olmayana fiyatsız vermemeli. Çünkü ucuz alan ehemmiyetsiz bakar. Risâle-i Nûr, müşterîleri aramaz. Müşterîler Risâle-i Nûr’u aramalı ve yalvarmalı. Hem kemiyete ehemmiyet verilmez, keyfiyet nazara alınır. Bazen bir adamın tam şâkird olması yüz adam yerini tutar. Hem kendini satmaya çalışanlara, husûsen enâniyetli hocalara hediye verilmemeli. Nûrlara herkesten evvel sâhib çıkmaya medreseden çıkanlar lâzım iken. nûrların bir cihette tokatlarını yiyen fen muallimleri ve talebeleri rûh u cân ile fedâkârâne nûrlara müşteri olup fazla kıymet verdikleri hâlde, istinkâf eden ve çekinen bir kısım hocalara fiyatsız vermek, nûrların onların nazarında ehemmiyetini kırar. Onun için nûr kumandanlarından Re’fet kardeşimizin İstanbul hocalarına risâleleri hediye etmek, şimdilik maslahat görünmüyor.
SAYFA 312
Sâlisen: Sirâcü’n-Nûr’dan 237 sahîfesi bize gelmişdi. Mütebâkîsi varsa gönderilsin ki beraber cildleyeceğiz. Ve tashîh edip hatâ-savâb cedveli yapılsın.
Râbian: Medrese-i Nûriye kahramanlarından Marangoz Ahmed’in şa‘şaalı mektûbunda çok güzel şeyler bulunduğu ve büyük bir ümîd beyân ettiği hâlde Mehdî lafızları siyâseti îmâ ettiği için münâsib değil. Ve Asâ-yı Mûsâ’yı benim için tevâfukātını yaldızla yazmasına bin Bârekallâh deriz. Ve üstâdlarımın içine ma‘nevî kazançlarımı bağışlamak vaktinde, Hâfız Alî ve Hâcı Hâfız Mehmed’le beraber giren merhûm Hâfız Mehmed’in iki kıymetli kardeşlerinin tebrîklerine ve Sikke-i Gaybiye’ye başlamalarına bin Bârekallâh ve Veffekakümullâh deriz. Ve nûrun erkânından Milâslı Halîl İbrâhîm’in ve civârındaki Nûrcuların bayram tebrîklerine mukābil, onların bayramlarını rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz.
Hâmisen: Nûrun demirbaş kâtiblerinden kardeşimiz Kâtib Osmân’ın güzel ve benim için müjdeli mektûbunda, akrabasından hacca giden o mübârek kardeşimiz benim bedelime de o mübârek mevki‘leri ziyâret edeceğine bütün rûh u cânımla sevindim, mesrûr oldum. Bu münâsebetle size beyân ediyorum ki: Çok zâtlar bu sene benim bedelime de hacda beni hayâlen beraber farzedip ziyâret edecekleri vaadlerine mukābil, ben de onları nûr şâkirdlerinin hâslar dâiresinde kabûl edib ma‘nevî kazançlarıma
SAYFA 313
şerîk ettiğimi ve şirket-i ma‘neviyemiz i‘tibâriyle nûrun hâs şâkirdleri dahi sizleri ma‘nevî kazançlarına şerîk edecekler diye onlara söz verdiğim için, siz de duâlarınızda dersiniz ki: Yâ Rabbî Kardeşimiz Saîd’in nûr şâkirdi dâiresi duhûlüne kabûl ettiği bu sene hacca gidenlerin hem gitmeyenlerin de ve şâkird yerinde kabûl ettiklerinin defter-i hasenâtına dahi geçir. meâlinde bir fıkra ile benim va‘dimi tasdîk etmenizi arzu ediyorum.
Tavaslı Molla Mehmed ve a‘mâ Mehmed’in tebrîknâmelerine ve Tavas havâlîsinde, husûsen çok ehemmiyetli bir kardeşimiz Muharrem’in bayramlarını rûh u cânımızla tekrar tebrîk ediyoruz.
Sâdisen: Ben risâleleri hediye vermeye mecbûr olduğumdan, İnebolu’nun bana göndereceği otuz aded nüshasının her birine ve Sirâcü’n-Nûr’unuzun otuz adedinden her birisine beşer lira verebilirim. Tâhirî’nin on tanesini hediye kabûl ederim. Umûm kardeşlerimize binler selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 314
[458]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim, evvelen Bugün İnebolu’dan gelen yeni hurûf Asâ-yı Mûsâ’yı aldım. Mâşâallâh, küçük Isparta vazîfesini yapıyor. Gerçi çok ihtiyât ediyorlar, fakat sarsılmıyorlar.
Sâniyen: Nûrun küçük kahramanlarından muallim Mustafâ Sungur hem Eflâni, hem Safranbolu, hem Kastamonu, hem İnebolu, hem Daday, hem Araç kardeşlerimizin nâmına bayram tebrîki için yanımıza geldi. Biz de onu küçük bir Saîd olarak hem size, hem o kardeşlerimize maddî ve ma‘nevî bayramlarını tebrîk için gönderdik. Ve Emirdağı’nın Süleyman Rüştü’sü olan Çalışkan Mehmed’i, Sirâcü’n-Nûr’u almak ve hârice giden kitabları anlamak niyetiyle İstanbul’a gönderdik.
Sâlisen: Nûrların muârızları her cihetle mağlûb olduktan sonra, zâhiren bize hoş görünmeyen ve hakîkaten nûrlara daha menfaâtli bir plân ta'kib ediyorlar. Güyâ Nûrcuların tesânüdünü kırıp bilinmeyecek bir tarzda bazı mühim erkânlarını başka yerlere gitmelerine sebebiyet veriyorlar. Hâlbuki onların gitmesi ile tesânüd kırılmadığı gibi, gideceği yerlerde lüzûmları var. Ezcümle, Muharrem’i Tavas’a, Mustafâ Usman’ı Karabük’e, Re’fet’i İstanbul’a gibi, bazı kardeşlerimizi dağıtmaya sebebiyet
SAYFA 315
veriyorlar. Bu kardeşlerimiz de, onlara hissettirmeyerek, güyâ kendi ihtiyârlarıyla gidiyorlar. Hakîkat ise, hiç ihsâs edilmeyecek bir tarzda, tesânüde zarar niyetiyle öyle zemîn ihzâr ediliyor.
Hem bir plânları da, onların usûlünce hapse müstehak olduğumuz hâlde hapsimize tarafdâr çıkmıyorlar, aman hapse girmesinler diyorlar. Sebebi, birden Denizli hapsi bir nûr medresesi olmasıyla, hem oradan başka hapishânelere gidenler oraları tenvîre çalışmaları, gizli düşmanlarımızı bütün bütün şaşırttı. Onun için hapisten çıkmamıza onlar da tarafdâr oldular. Adliyeler, Risâle-i Nûr’un hakāikine karşı bir nevi‘ teslîmiyetle istikbâlde gelecek olan şiddetli i‘tirâzdan çekinmek için çekindiler, keyfî kanunların aleyhimizdeki hükümlerini nazara almadılar. Ve muannid bazı dinsizler, nûrun hakîkatine karşı mağlûb olup inâdı terkettiler. Gizli düşmanlarda, Aman, hapisten çıksınlar, yoksa hapishâneler nûr medreseleri hükmüne geçecek diye üç kısım da müttefikan berâetimize tarafdâr çıktılar. Bu da inâyet-i İlâhiyenin Risâle-i Nûr’a verdiği bir kerâmettir ki, nasıl ki bu asrın en dehşetli üç büyük kumandanlarını korkutup hârika bir tarzda, hem Mart Hâdisesi’nde Hareket Ordusu’nun başkumandanı, hem İstanbul’un eski harb-i umûmîdeki istilâsındaki Hareket-i Milliye sırasında İstanbul’u istîlâ eden dehşetli ecnebî kumandanını Ankara dîvân-ı riyâsetinde en dehşetli reîsin hiddetini tarziyeye çevirmesi gibi, üç adliyenin de
SAYFA 316
dokunaklı, şiddetli müdâfaâta karşı binler bahâne tutabildikleri hâlde, hakperestâne ve musâlahakârâne ittifâk ile berâet kararını vermeleri, elbette Kur’ân’ın bir mu‘cize-i ma‘neviyesi olan Risâle-i Nûr’un bir kerâmetidir diye kat‘î bu gece bir ihtâr hissettim ve kaleme aldım. Fakat gāyet müşevveş ve tashîh ve ıslâh edilmeden size gönderildi. Binler selâm. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 317
[Lâhika’ya girsin. Ta‘dîli siz yaparsınız.]
(459)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Üstâd-ı âlî-kadrimiz, Sevgili Efendimiz,
Hem bu bîçâre hakîr şâkirdiniz, hem Safranbolu ve Eflâni Medrese-i Nûriyesi’ndeki şâkirdleriniz bedeline siz fazîlet-meâb ve azîz Üstâdımız efendimizi ziyâretle hürmet ve ta‘zîmlerimizin arz ve iblâğı için nûrun küçük kahramanlarından muallim Mustafâ Sungur huzûr-u fâzılânelerinize kabûl buyurulursa, hepimizi temsîlen mübârek el ve ayaklarınızı öpecektir.
Mustafâ Sungur, nâhiyemiz Medrese-i Nûriyesi mensûblarının çok kısa bir zamanda Risâle-i Nûr’dan feyiz-yâb oluşlarının bir numûnesidir. Buradaki diğer talebeleriniz nûrları okuyarak, yazarak ve yazdırarak neşr ve ta‘mîmine çalışmakta ve bu işi her vazîfenin fevkinde çok kudsî bir hizmet ve bir meslek bilmektedirler.
Okuma ve yazma ni‘metinden mahrûm olan binlerle ehl-i îmân da, bu hakîr şâkirdinizin münhasıran nûrlar üzerindeki musâhabe ve mev‘izalarını istimâ‘ sûretiyle îmânlarını tahkîm ve takviye etmektedirler.
SAYFA 318
Azîz Üstâdım efendim, bir ağaç dalındaki hâm meyve, güneşin harâret ve nûruyla gün geçtikçe dolgunlaşarak olgunlaştığı gibi, halkımızda Elhamdülillâh Risâle-i Nûr güneşinin feyz ve nûruyla günden güne îmânlarında inkişâf ve kemâle doğru mütezâyid bir terakkî vardır. Bilhassa geçen yıllara nazaran nâhiyemizden bu yıl Ramazân-ı Şerîf de çok güzel geçmiştir. Halkımızda, husûsen Nûrcularda Risâle-i Nûr’un kazandırdığı tahkîkî îmân zembereğine takılmış ibâdet, sâlih amel, takvâ, hüsn-ü ahlâk çarklarıyla pek güzel işleyen İslâmiyet rûhu, akıl ve irâde anahtarıyla Risâle-i Nûr’a bakarak kurulmuş ve ayarlanmıştır. Duâ ve himmetlerinizle bu ayar bozulmadan İnşâallâh rûhlarımız işleyecek ve son nefeslerimize kadar Risâle-i Nûr havasıyla tenneffüs edecektir.
Cenâb-ı Hakk azîz ve mübârek Üstâdımızdan ebediyen râzı olsun. Müşârun ileyhi sıhhatli ve saâdetli ömürle muammer ve bütün nûr ailesini şefkat ve himâyesinden ve hayır duâlarından ayırmasın. Âmîn.
Berzahda ve ebediyet âleminde dahi Fahr-i Âlem ve Seyyidü’l-Beşer, Sultânü’l-Enbiyâ Efendimiz Sallallâhü aleyhi vessellemin âb-ı havz-ı kevserde şeref-i musâhabetlerine mazhar sevgili Üstâdımızın cemâat-i nûriyesiyle bir arada dâim ve sâbit eylesin. Âmîn âmîn.
Başta azîz kardeşimiz Mustafâ Usman ve Hıfzı efendiler olmak üzere buradaki
SAYFA 319
bütün kardeşlerimiz hürmetle tekrar tekrar el ve ayaklarınızdan iştiyâkla öper, saâdetler içinde bereketli ömür ve âfiyetlerinizi Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn’den niyâz eyleriz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
İltifâtlarınıza hak kazanamayan, hizmette kusûrlu duâlarınıza pek muhtâç şâkirdiniz Ahmed Fuâd
[Lâhika’ya girsin. Siz ta‘dîl ve iktisâr edersiniz.]
[460]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Müşfik, çok Sevgili Üstâdım Efendim Hazretleri,
Evvelen: Mübârek el ve ayaklarınızdan ta‘zîm ve ihtirâmla öper, devamlı kusurlarımın affını cenâh-ı şefkatinize ilticâ ederek yalvarıyorum.
Sâniyen: Azîz Üstâdımız, bu bayram biz âciz Safranbolu’lu kardeşler, mübârek İnebolu’lu kardeşlerimizin hediye ettikleri Asâ-yı Mûsâları cildlemekle meşgūl olarak nûr âilesinin ve o mübârek âilenin şahs-ı ma‘nevîsinin kudsî mümessili azîz Üstâdımızın huzûr-u ma‘nevîlerinde kıymetli, bereketli, nûrlu, huzûrlu bayram yaparak râbıta-i muhabbet ve râbıta-i ma‘neviyelerimizi takviye eyledik. Bayramın birinci günü, cesedim
SAYFA 320
yol üzerinde, rûhum ulvî huzûrlarınızda o Kâ‘be-i ma‘neviyeyi tavâf eylerken, nûrlarla ve zât-ı fazîlet-meâbınızla alâkalı hayvanâttan mübârek hüdhüd kuşunun yolum üzerine konarak, iki üç dakîka kadar refâkat edip on def‘adan fazla kalkıp, oturup, âdetâ bir müjde vermek ister gibi selâmlaşıyordu. Hayırdır dedim.
Allâh’a hadsiz hamd ü senâ ve şükür olsun ki, kardeşlerimizden Osmân ve İzzet efendilere nûrun serkâtibi mübârek Feyzî ve Sâdık Bey ve arkadaşlarını ziyâreti nasîb ve biz hizmetle meşgūl olanlara da bir ücret-i âcile ve bir ikrâm ve İnâyet-i Rabbâniye olarak İnebolu’lu mübâreklerden meşreb-i İbrâhîmiyede serfirâz küçük İbrâhîm kardeşimizle, ismi müsemmâsına uygun Sâlih efendi kardeşlerimizi ve bir kısım Eflânili kardeşleri göndererek hem hüdhüdün haber vermek istediği müjdeyi sâha-i zuhûra çıkarmış, hem de biz âcizleri nûr ve sürûra gark buyurmuştur. Bu mübârek kardeşlerimizin huzûrlarında bulundukça, kendimizi azîz Üstâdımızın huzûrunda gibi saymış ve azîz Üstâdımızın ve mübârek Nûrcu kardeşlerimizin zikr-i cemîlini bir vird-i zebân gibi sohbetimizde esas tutarak, bu mübârek günlerde o dâire-i ma‘neviyenin içinde bulunmaya muvaffak olduk. هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی
Azîz Üstâdım, bu fakîri selâm ve hürmetlerinin iblâğına şifâhen ve tahrîren me’mûr eden hadsiz Nûrcu ve nûr muhiblerinden, başta azîz kardeşim İbrâhîm, Sâlih, Hıfzı
SAYFA 321
ve mahdûmları ve umûm Safranbolu ve Karabük Nûrcuları, Dadaylı Hâfız Hasân ve arkadaşları, Eflânili Fuâd Efendi ve talebeleri velhâsıl Kastamonu, İnebolu, Daday, Araç, Eflâni, Karabük Nûrcuları, birer birer ta‘zîm ve ihtirâmla mübârek hâk-i pâyinizden öperler. Selâm ve duâ ederler. Ve bizlere vekâleten hâdimlik şerefine nâil olan mübârek Ceylan ve arkadaşlarına ve oradaki umûm Nûrcu kardeşlere de hâssaten selâm ve duâ ve minnetdârlıklarımızı arzeder, ellerinden öperiz.
Sâlisen: Azîz Üstâdımız, şu hürmetnâmemizi takdîm vesîlesiyle zât-ı fazîlet-meâbınızı nûrlar şahs-ı ma‘nevîsinin en azîz, en kudsî, en büyük mümessili sıfatıyla tebrîk etmeyi bir borç biliyoruz. Verilen ihbârât-ı gaybiyeler, büyük dâirelerde zuhûr eden fütûhât-ı nûriye ile aynen çıktığı gibi, en ehemmiyetli olan küçük dâirede de bâriz bir şekilde görünüyor. İşte kahraman ordu, alâmet-i küfür olan şapkayı başından çıkarıp atmaya gayret etmeye başlayalı, silsile hâlinde fütûhâtlar zuhûra başladı. Bugün gördüğüm yeni tedâvüle çıkarılan bir yüz kuruşluk parada âdet-i menhûs ve onlarca ehemmiyetli olan resim koymaya muvaffak olamamışlar. Bunu bir alâmet-i kat‘iye olarak kabûl ettim ki, süfyânın prensipleri de kendi gibi ölüyor. Senelerdir yanan cehennemi sönüyor, devir artık dönüyor. İnşâallâh önümüzdeki bayramlar bizlere daha çok hayırlarla ve saâdetlerle yüklü gelecek.