EMİRDAĞ LÂHİKASI 3. CİLD

58

(370)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Bu def‘a gelen çok mektûblara hiç vaktim hâlim müsâade etmiyor ki, tam bakayım. Mektûb sâhibleri gücenmesinler. Yalnız Sav Medrese-i Nûriyenin kahramanları bir mecmûayı makine ile yazmak niyetlerini rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. İnşâallâh şimdiki evhâm fırtınası bir sükûnet bulsa, Sikke-i Gaybiye Mecmûası’nı ve yâhûd mecmûalara girmeyen Lem‘alar Mecmûası’nı yazacaklar İnşâallâh.

Isparta Hulûsî’si kardeşimiz Re’fet’in, İstanbul’a gidip dört Huccet-i Îmâniye ve meyvenin iki mes’elesini ecnebî lisânıyla sıhhatli, dikkatli tercüme ettirmeye çalışacağı büyük bir hizmet-i nûriyedir. Allâh muvaffak eylesin. Âmîn. Ve ayrı bir fütûhâta anahtar olacak İnşâallâh.

Sâniyen: Antalya’daki kardeşlerimizin Zülfikār’ı alması münâsebetleriyle samîmî mektûblarına mukābil, benim tarafımdan onlara pek çok selâmımı teblîğ ediniz. Ben Antalya ile ehemmiyetli bir alâka hissediyorum. Ve Denizli’nin merhûm kahramanının vârislerinden Ahmedler ve Bakırcı ve Kalaycı Kâzım ve Alî’nin mektûblarına mukābil, onlara ve mübârek hey’etlerine pek çok selâm ediyorum. Ve Mâşâallâh, Bârekallâh derim. Hasan Feyzî’nin ruhunu memnûn ediyorlar.

59

Sâlisen: Şimdilik bahar fırtınası gibi ma‘nevî bir evhâm fırtınası var olduğuna, İstanbul hocaları ve Şemsi Zülfikār’ı almaktan çekinmesi ve burada hakkımızda tekrar az ve hafîf ve akîm kalan ehemmiyetsiz bir taarruz olması gösteriyor.

Hiç merâk etmeyiniz, yalnız ihtiyât ve dikkat edip telâş etmeyiniz. Bu münâsebetle derim ki: Isparta şâkirdleri müstesnâ oldukları gibi, oranın hükûmeti de insaf noktasında bir imtiyâzı var. Onlara ve zâbıtasına Risâle-i Nûr hesabına minnetdârım.

Râbian: Sizden aldığım Zülfikār’ın bâkî fiyatı olan yüz banknot posta ile gönderildi.

Umûmunuza binler selâm ve duâ eden

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

(371)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Sirâcü’n-Nûr nâmında olan ma‘nevî Târîhçe-i Hayât Mecmûası’nın âhirinde yazılacak Denizli müdâfaanâmesinin bir nüshasını tashîh ettim. Bazı yerlerini münâsib görmediğimden çizdim. Denizli ehl-i vukūfuna karşı i‘tirâznâmenin tamamını

60

çizdim ki yazılmasın. Hem Ankara ehl-i vukūfunun on adet sehivlerinin cevablarından dört tane yazılacak. Ötekilere çizgi çektim, yazılmasın. Hakîkaten bu müdâfaanâme hem ilmî, hem nûrlu, hem kuvvetli bir Risâle-i Nûriyedir. Onu hem Sirâcü’n-Nûr olan Târîhçe-i Hayât’ın âhirinde, hem bir kısım nüshaları müstakil bir risâle olsa münâsibdir. Hem bu sıralarda evhâm fırtınası var. Elli sene evvel yazılan şeyh Ahmed’in vasiyetnâmesinin gizli intişârında bazı hocalara korku veriyorlar. Hatta İstanbul’da Zülfikār’dan iki üç hoca çekindiler, alamadılar. Çok dikkat ve ihtiyâtla beraber devam etmek ve telâş etmemek gerektir. Hâşiye

Sâniyen: Yirmi Dokuzuncu Mektûb’un birinci makamında Hücûmât-ı Sitte’nin yazılı ve işârât-ı seb‘a şimdilik Tılsım Mecmûası’na konulmasın. Sonra ilâve edilebilir. Hem Beşinci Şuâ‘ dahi şimdilik Târîhçe-i Hayât’ın içine konulmasın,

61

fakat yazılsın, İnşâallâh müdâfaanâmedeki kuvvetli hakîkatler bütün mu‘terizleri susturup Risâle-i Nûr’daki parlak ve zedelenmez ve hiç bir şeye âlet olmaz ve tam ihlâsla yoğrulmuş olduğunu bildirecektir. Mübâreklerin pehlivânı, Tılsım Mecmûası’nda Yirmi Dokuzuncu Söz’ün İkinci Makamı’nı yazsın, eliflere bakmasın.

Umûm kardeşlere binler selâm ve selâmetlerine duâ eden

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

(372)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Risâle-i Nûr’un erkânından ve elmas kalemleriyle hârika bir sûrette hizmet eden ve iki Hâfız Alî hükmünde Kahraman Tâhirî ve mübârekler pehlivânı Küçük Alî’nin, az zamanda Sirâcü’n-Nûr ve Tılsım Mecmûalarındaki büyük hizmetleri İnşâallâh nûrların büyük fütûhâtına bir mukaddemedir. Ve Rüştü ve ma‘sûm Câvîd’i ve Mehmed ve ma‘sûm Tal‘at’ı ve Halîl’in ve Burhân’ın az zamanda pek büyük ve çok kudsî hizmetleri, İnşâallâh Anadolu ve Asya’yı, belki zemîn yüzünün tebrîklerini

62

ve alkışlarını kazanacaklar. Mâdem Cenâb-ı Hakk Medresetü’z-Zehrâ’dan böyle şâkirdleri ihsân etmiş, bu vazîfe-i îmâniyede benim daha endişelerim kalmadı. Hafîf ve ehemmiyetsiz fırtınalar beni daha müteessir etmez.

Sâniyen: Size Sirâcü’n-Nûr’a girmek için gönderdiğim müdâfaâtta çok yerlere çizgi çektim. Mütebâkî yazılacak kısmı çok ehemmiyetlidir. İnşâallâh Sirâcü’n-Nûr’u daha ziyâde parlattıracak. Beşinci Şuâı da ben tashîh ediyorum. Onu da re’yinize havâle ediyorum. Münâsib görseniz şimdide Sirâcü’n-Nûr’da dâhil olsun, münâsib olmasa yine müstakil ileride o mecmûaya konulmak için yazılsın.

Sâlisen: İki Zülfikār’ı, İstanbul’da Risâle-i Nûr’la kendini çok alâkadâr bildiğimiz ve hapiste bize arkadaşlık eden hocalara korkularını ve vaz‘iyetlerini tecrübe etmek için göndermiştim. Hâtırları kırılmamak için iki pusula da yazmıştım. Benim şiddetli hastalığımdan, nûrlara tam sâhib olamadığımdan, sizi de hâs şâkirdler gibi nûrlara sâhib çıkacağınızı ümîd ederim diye bir pusulada yazmıştım. O iki kısım dostlar Zülfikār’dan korkmaları, bîçâre onlar gibi hocaların ne derece acınacak hâle girdikleri anlaşıldı.

Bundan siz müteessir olmayınız. Muallimler cesûrâne ve müştâkāne nûrlara sarılmaları onlar gibi hocalara ihtiyâç bırakmıyor.

63

Râbian: Kardeşim Re’fet Bey’in mektûbunda Nûreddîn, Mehmed Feyzî nâmında iki zâtın nûrlar dâiresine ciddî girmelerini tebrîk ve onlara selâm ediyoruz.

Hâmisen: Bu mektûbu Kahraman Tâhirî’nin bir mektûbu münâsebetiyle yazıp Kahraman Tâhirî’ye göndermek niyet ederken aynı vakitte geldi. Bu muvaffakiyetli, hakîkî ve hârika ve samîmî hizmet-i nûriyesi ve en mühim işlerde, husûsen nûrun teksîr ve neşrinde gāyet kolay yaptırması, husûsî bir eser-i inâyet olduğuna kanâatimiz var. Ben Beşinci Şuâ‘ı onun için tashîh edip ve bazı kelimelerini sû’-i tefehhüme medâr olmamak için çizdim. Ona teslîm ettim. Müdâfaâtın yanında Sirâcü’n-Nûr’a girmesi İnşâallâh zarar vermez. Siz de tedkîk edersiniz. Eğer münâsib görmediğiniz kelimeler varsa çıkarabilirsiniz. Eğer bir makine dört müstensihe kâfî gelmezse daha birisini alabilirsiniz.

Sâdisen: Sav Kahramanlarının, Emirdağ şâkirdlerine hediye ettikleri kitabların aynı fiyatı olan yüz kırk banknotu o kahramanların hayrına olarak kâğıt masrafı için burada Kahraman Tâhirî’ye teslîm edildi.

Sâbian: Çok çalışkan ve muvaffakiyetli bir kardeşimiz Alîl Alî Osmân’ın uzunca ve içinde çok talebelerin isimleri bulunan bir mektûbu adreste çalışkan kelimesi bulunmamasından Mehmed nâmında başka bir adama vermişler. Onlar da o mektûbu açmışlar. Bu sırada muhâbereme çok dikkat ettikleri için müteessir

64

oldum. Demek Isparta vâsıtasıyla olmayan muhâbereye ma‘nen izin yok ki, çalışkan lafzı adreste konmamış, yanlış ellere geçmiş. Bu ehemmiyetli ve uzun mektûbu câsûslar görmemesi ve bir dostun eline geçip bize vermesi, Alîl Alî Osmân’ın sadâkatinin bir kerâmetidir. Ve nûrlara hizmetinin makbûliyetine bir alâmettir. Yoksa Eğirdir’le muhâberemize ve irsâlâta ehemmiyetli zarar olurdu. Râhatsızlığım cihetiyle husûsî mektûb yazamadığımdan gücenmesinler. On dokuz yirmiden ziyâde ehemmiyetli Nûrcuların isimlerini ve hizmetlerini ve alâkalarını beyân eden ve beni pek çok müferrah eden o mektûbundaki zâtlara ve o kardeşlerimize birer birer selâm ve muvaffakiyetlerine duâ ediyoruz. Ve Cenâb-ı Hakk’a çok şükür ediyorum ki, Risâle-i Nûr’un birinci medresesi olan Barla’nın vazîfesini görüyorlar. Ve Barla’nın kahramanı Bahrî ve evlâdı ve Barla Nûrcuları Eğirdir’le teşrîk-i mesâî ederek, o çok ehemmiyetli vazîfelerini İnşâallâh devam ettirecekler. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. âmîn âmîn. Ve benim o kazâda sekiz sene nûrların yazmasıyla geçen hayâtımı başka bir tarzda, daha bereketli bir tarzda nûrların neşriyle idâme ettirecekler.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Umûm kardeşlerimize binler selâm ve selâmetlerine duâ eden

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

65

[373]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Medrese-i Nûriye kahramanlarından Sâlih Çavuş ve Mustafâ Gül’ün kerâmetli ve müjdeli mektûblarına ve onların umûm arkadaşlarına Bârekallâh ve Veffekakümullâh deriz. Ve Hâfız Alî’nin vârislerinden Mustafâ ve Halîl İbrâhîm’in mektûblarına ve Mustafâ’nın suâline karşı cevâb vermeye ve düşünmeye hâlim müsâade etmediği için gücenmesinler. Ve Halîl İbrâhîm’in üstâdı hakkında pek ziyâde hüsn-ü zanını gösteren manzûmesi, Milâslı Halîl İbrâhîm’in mektûbu gibi güzeldir. Yalnız Saîd hakkında hüsn-ü zanları haddimden pek çok ziyâdedir. İnşâallâh o senâları hayırlı bir duâ hükmüne geçer.

Sâniyen: Erkândan Milâslı Halîl İbrâhîm’in mektûbunda, ben vefât etmeden evvel bütün ma‘nevî malımı kardeşlerimin her birisine tamâmen vermesini ve her bir şâkird bir genç Saîd olması noktasını tam takdîr edip şahsımın medhine âit kısmı müstesnâ olarak çok güzel gördüm. Bârekallâh derim.

Sâlisen: İstanbul’daki Amerika sefîri vâsıtasıyla Amerika’daki Müslüman hey’etine Zülfikār’ı ve bir Asâ-yı Mûsâ’yı göndermesini isteyen o dostumuz ve kardeşimize

66

deyiniz ki: Sefîrlerin kafası siyâsetle meşgūl olduğundan ve Risâle-i Nûr siyâsetle alâkası olmadığından, siyâsî bir kafa çabuk takdîr edemiyor. Hem Risâle-i Nûr, müşterîleri aramaz, müşterîler aramalı ve yalvarmalı. Amerika, buranın en küçük bir havâdisini merâkla ta'kib ettiği hâlde, buranın en büyük bir hâdisesi olan Risâle-i Nûr’u elbette arayacaktır.

Bundan sonra her mes’elemizde emir, Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsini temsîl eden hâs şâkirdlerin ve sizlerindir. Benim de şimdi bir re’yim var.

Umûm kardeşlerimize binler selâm ve selâmetlerine duâ eden ve duâlarını isteyen

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Konyalı Sabrî’nin müjdeli mektûbunun sûretini leffen gönderiyoruz.

(374)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk ve eşsiz Üstâdım Efendim Hazretleri,

Sizin feyzinizden ve zekânızdan coşan Risâle-i Nûr nûru ile bütün Âlem-i İslâm’ı ihâta etmekte berdevâmdır. İşte Konya’mızda Şükrü Bey kardeşimizle

67

gönderdiğimiz risâleler ilk mahsûldür. İnşâallâhu Teâlâ ikinci postada göndereceğimiz bunun birkaç misli olacaktır. Çünkü herkes yazıyor. Hatta gençler, yazıp okuması olmayanlar, bu Risâle-i Nûr’daki ders verme kerâmetini görünce ihtiyârsız sarılıyorlar. Sebebi ise yirmi sene medrese görmüş, ismini yazmaktan âciz çok zâtlar olduğundan, hiç mekteb medrese görmeyen bîçâre bir câhil, bir ay zarfında Risâle-i Nûr’u hem yazıyor ve hem okuyor. Bu kerâmetiniz bütün âlimleri bile hayrette bırakıyor.

İşte Şükrü Bey’le siz efendimiz hazretlerine mektûb gönderen Zîver kardeşimiz bugün bile Kur’ân okumasını bilmediği hâlde, bugün Risâle-i Nûr’un kerâmetini bütün Konya halkına göstermiştir. Diğer kardeşimiz Recep de, aynı Zîver gibi köylü çocuğudur. Ve okuryazar olmadığı hâlde, o da bütün böyle câhil gençleri hayrette bırakıyor. Bu kardeşlerimizi herkese numûne olarak gösteriyoruz. Ve diyoruz ki: Risâle-i Nûr hoca istemiyor, kim arzu ederse bir ay buna devam etsin, kendi kendine hem okur, hem yazar Himmet ve kerâmetinizin bereketiyle herhangi bir genç bir ay zarfında okuryazar oluyor. Şimdi ekseriyeti kazâlar, köyler, yazı bilmeyen bazı hocalar bu kerâmet-i nûriyeyi görünce herkes yazı yazmaya mecbûr oluyor.

Azîz Üstâdım, size ne kadar bu husûsta yazı yazsam yazmaktan âcizim. Çünkü Risâle-i Nûr’a talebe olanlar, îcâbında anasını babasını dinlemediği gibi canını

68

fedâ etmeye hazırdırlar. Hatta müteaddid yüksek âilelerden lisenin onuncu sınıfına kadar okuyanlar Kur’ân dersine devam ettikleri gibi, Risâle-i Nûr’a da mıknatıs gibi yapışmışlar. Ve diyorlar ki: Îcâbında Risâle-i Nûr uğruna canımızı bile fedâ etmeye hazırız. Artık bu büyük müjdenin ta‘rîfini yapmaktan âcizim.

[Fezaî’nin şiirinin bazı mısrâ‘ları]

Bu mısrâ‘lardaki hikmetler Risâle-i Nûr’un gösterdiği yolu açık olarak gösteriyor. Burada Mahmûd Bey isminde bir kardeşimiz var. Bu hem yüksek bir âileye mensûb ve hem de bir câmi'nin hatîbidir. Bu bizdeki Risâle-i Nûr’un dörtten birini okumuş ve yazmıştır. Ve bütün hocaları evine çağırarak Risâle-i Nûr’un hikmetini ve kerâmetini onlara söylemekle beraber ve her hutbesinde hep Risâle-i Nûr’dan okur ve husûsî el ve ayaklarınızdan öper, duâlarınızı diler. Maraşlı vâiz hocası Zekeriyyâ Efendi el ve ayaklarınızdan öper. Ve Ilgın müftüsü ve Ilgın’da Nebî Efendi kardeşimiz ellerinizden öperler. Ankara’da biri tıpta, biri de mühim bir vazîfede bu iki kardeşimiz Rıf‘atlar ellerinizden öperler. Onlara on dörde kadar mektûbları gönderdim, yazacaklar. Bu risâleleri gönderen kardeşimiz Receb el ve ayaklarınızdan öper, hayırlı duânızı diler. Daha burada çok yazan kardeşlerimiz vardır. Onların risâlelerini gönderdiğim zaman isimlerini bildiririm. Bütün buradaki Risâle-i Nûr’un gençleri el ve ayaklarınızdan öper, duânızı diler.

69

Isparta’dan üniversiteye göndermek için Yirmi Dokuzuncu Mektûb’un Yedinci kısmı, şimdilik İşârât-ı Seb‘a’dan yirmi adet, yirmi adet Sirâcü’l-Gāfilîn ve Otuz Birinci Mektûb’un Lem‘aları onar adet, on adet Yirmi İkinci Sözler ve daha başka eserlerden bedeli mukābilinde istedim. Gençleri bunlarla elde ediyoruz. İlmi ile mağrûr hoca efendilere Yedinci Şuâ‘ı ve İhlâs Lem‘ası’nı veriyoruz. Derhâl teslîm oluyorlar. İstanbul’daki talebeler istediğiniz Asâ-yı Mûsâ’dan parçaları tercüme ettirmek için çalışıyorlarmış. Cenâb-ı Hakk muvaffak etsin.

Hac ve ziyâretiniz için müsâade buyurulursa cevâb bekliyorum.

Âciz günâhkâr köleniz Sabrî

[375]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Medrese-i Nûriye kahramânlarına me’haz olmak için tashîh etmek ile meşgūl olduğum Sikke-i Gaybiye Hâşiye Mecmûası’nın Yirmi Dördüncü âyetin ihtârdan sonra

70

تَنْزٖیلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزٖیزِ الْحَكٖیمِ: hesâb-ı cifrîsinde küçücük bir sehiv gördüm. Bin üç yüz kırk iki ettiği hâlde, sehven bin üç yüz kırk altı yazılmış. Kırk ikide Risâle-i Nûr’un bidâyet-i intişârı, kırk altıda Mu‘cizât-ı Ahmediye, Yirminci ve Yirmi Dördüncü Mektûblarla parlaması tarihidir. Siz nüshalarınızda kırk altı yerinde, kırk iki yazınız. Bir satır sonra O târihte Mu‘cizât-ı Ahmediye Risâlesi yerine O târihten az sonra Mu‘cizât-ı Ahmediye Risâlesi yazınız.

Sâniyen: Sikke-i Gaybiye’yi de müdâfaât gibi bazı sahîfelerini ve bazı satırlarını ve bazı mes’elelerini çok ehemmiyetli olmadığından çizgiler çektim. O çizgili yerler yazılmasa, hem müdâfaât, hem Sikke-i Gaybiye gāyet ehemmiyetli bir risâle-i nûriye-i ilmiye olur. Hem Sikke-i Gaybiye’nin âhirinde merhûm Hasan Feyzî’nin Zülfikār’a geçen uzun mektûbu yazılmamak için işâret ettim. İğne ile kapattım. Bu Sikke-i Gaybiye’nin âhirinde yine merhûm Hasan Feyzî’nin iki manzûmesi var. Onlar da güzeldir. Bunlardan birincisi, uzun olanı Sikke-i Gaybiye’de, İnâyât-ı Seb‘a’dan evvel yazılsın. İkinci manzûmesi ya Sirâcü’n-Nûr’un veya Tılsım Mecmûası’nın âhirinde sizin Lâhikadan intihâb ettiğiniz bazı kısa parçalarla beraber yazılsa münâsib olur. İsterseniz Sikke-i Gaybiye’nin âhirinde de kalsın.

Hem başkaların da bazı fıkraları var. Bir kısmını ta‘dîl ettim. Bir kısmına çizgi çektim. Tâ Sikke-i Gaybiye’nin kuvvetine bir zarar gelmesin. Size gönderdiğim bu nüsha

71

acele yazılmış güzel okunmuyor. Onun için çok dikkat etmek lâzım ki yanlış olmasın. Hem bazı hâşiyeleri sahîfenin içinde yazılmış, kenarında yazılmamış. Makinede olduğu vakit sahîfenin kenarında yazılsın. İnşâallâh, Medrese-i Nûriye bu Sikke-i Gaybiye ile Medresetü’z-Zehrâ’yı daha ziyâde nûrlandıracak.

Sâlisen: Sikke-i Gaybiye’nin, Kerâmet-i Gavsiye’nin âhirinde Şâmlı Hâfız’ın fıkrasından tâ Kâtib Osmân’ın acîb rüyasının nihâyetine kadar ve daha kerâmetli ondan sonra gelen fıkralardan münâsib gördüğünüzü alıp beraber Sikke-i Gaybiye’nin başında mukaddemesi olarak benim baştaki mektûblarımdan sonra yazılsa münâsib oluyor, zannederim. Öteki kısmı, âhirinde hâtimesi ve lâhikası olarak yazılsın. Çünkü, o tarzda herkes birden Sikke-i Gaybiye’nin tasdîkini ve kıymetini anlar. Siz daha iyi bilirsiniz. Tensîbinize havâledir.

Sonra Karadağ meyvesi nâmında Sûre-i ve’l-Asr’ın bir nükte-i i‘câziyesi ve arkasında Sûre-i (Fil) in bir nükte-i i‘câziyesi beraber Sikke-i Gaybiye’nin mukaddemesinde yazılsın.

Husûsen o mukaddemenin başlarında Hâfız Mustafâ’nın Emirdağı’nda bana risâleleri getirdiği vakit, onun münâsebetiyle yazdığım mektûbun başında Azîz Sıddîk Kardeşlerim, bizim kat‘iyen şek ve şüphemiz kalmadı ki, bu hizmetimizin netîcesi ilâ âhir diye Risâle-i Nûr’un berâet ve teslîmine dâir üç kerâmetlerine Leyle-i Mi‘râc ve Leyle-i Regāib’le

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç