EMİRDAĞ LÂHİKASI 3. CİLD

351

Râbian: Medresetü’z-Zehrâ’nın bana gönderdiği bu def‘aki Asâ-yı Mûsâ fiyatından kalan altmış banknotu yakında göndereceğim. Hem nûr ticârethânesine teberrük ediyorum. İnşâallâh, yakın bir zamanda muhâberemiz nûr ticârethânesi sâhibi vâsıtasıyla olacak. Umûma birer birer selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[472]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Rehberden yüz tanesini nâşirlerinden elli banknota aldım ve kendi Asâ-yı Mûsâ nüshalarımdan sattığımdan onlara verdim. Bana son gönderdiğiniz Asâ-yı Mûsâ fiyatından borcum kalan altmış banknotun yerine size gönderdim. Yirmi otuz tanesi Medresetü’z-Zehrâ’nın dâhilinde ve mütebâkîsi Denizli, Milâs, Burdur, Antalya, Aydın, İzmir gibi yerlere tensîb ettiğiniz miktârda gönderirsiniz. Asıl bunun ehemmiyetli hakîkî fiyatı, alan adam hiç olmazsa on adama okutmaktır. Çünkü nüshaları azdır.

352

Sâniyen: Mahkemedeki müdâfaâtınızı beğendim, güzeldir. Teşrîn 22’ye te’hîri de hayırlıdır. Zâten onların elindeki kısmı, resmî adamların bir cihette hisseleridir, okusunlar. Okumasalar da yakınlarında, dâirelerinde bulunması ve onlar vazîfeten onların hakāikiyle mücmelen meşgūl olması, ma‘nevî ders alıyorlar. Hiç merâk etmeyiniz, nûrların inkişâfı ve fütûhâtı gittikçe ziyâdeleşiyor, resmî adamların çoklarını içine alıyor. Resmî me’mûrlara bir merâk düşmüş, arıyorlar. Buldukları vakit tokadını yedikleri hâlde, elini öpüyorlar.

Sâlisen: Küçük Isparta’nın kahramanlarından küçük İbrâhîm’le Sâlih’in mektûbları, beni fevkalâde mesrûr eyledi, bin bârekallâh. O iki kardeşimiz, o havâlîdeki ehemmiyetli kardeşlerimizi ziyâret edip sıhhat ve selâmlarını yazdıkları gibi, Karadeniz sâhillerinde, Ordu, Sinop, Gerze, Ayancık, Bartın, Zonguldak gibi yerler nûrlarla münevver olduklarını ve İstanbul’un Üsküdar tarafında Nûrcu vâiz ve hocalar nûra çalıştıklarını ve Gerze’den mühim bir tüccâr ve gāyet nûrlara müştâk ve nûrlara tam çalışmaya azmeden bir yeni kardeşimizin güzel mektûbunu aldık. İbrâhîm’le Sâlih’i ve o zâtı çok selâmımızla beraber tebrîk ediyoruz, muvaffakiyetlerine duâ ediyoruz.

Râbian: A‘lâmescid imamı fa‘âl kardeşimiz İbrâhîm Edhem’in kendi sisteminde tam Nûrcu olarak bulduğu Vâiz Alî Şentürk’ün ve Vâiz Osmân Nûrî’nin

353

samîmî ve fedâkârâne ve nûr hizmetinde azimkârâne mektûblarında arzu ettikleri tarzda hâs şâkird dâiresinde kabûl olmuşlar. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn. Alî Şentürk’ün mektûbunda ismi bulunan müftî-i belde Alî Rızâ’ya pek çok selâm edip, Alî Rızâ nâmındaki çok ehemmiyetli kardeşlerimizin içine nûr dâiresine girdiğini ve çoklara hüsn-ü misâl olacağını teblîğ edersiniz. Umûma binler selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

(473)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Mübârek, çok Muhterem Ağabeğimiz,

Evvelâ: İstifsâr-ı hâtırla mübârek ellerinizden öper, sıhhat ve âfiyetinize ve muvaffakiyetinize duâ ederiz. Bu Gençlik Rehberi, Eskişehir’in emniyet dâiresi hey’etinden tedkîkten geçti. Hiç medâr-ı i‘tirâz bir nokta bulamadılar. Yalnız Birinci Söz’ün hâşiyesinde, tabîiyyûnu vuran bir cümleye iliştiler. Fakat neşrinde mâni‘ yoktur dediler. Fakat biz neşretmedik. Tab‘dan sonra da, resmî on dört ehemmiyetli makama gönderildi. Üstâd, bir tane de sizin istemeniz üzerine eski hurûf bir Gençlik Rehberi

354

göndermiştir. Biz de bütün Emirdağ şâkirdleri ve nâşirleri çok selâm ile mübârek ellerinizden öperiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Emirdağ Nûr Nâşirleri

[474]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Husrev’in pek kıymetdâr yüzden ziyâde ve benim yazdığım mektûbların hulâsaları ve cevabları, şimdiye kadar sakladığımız mektûblarını tedkîk ettim, ehemmiyetli kısımlarını yazdırdım. Lâhikanın gāyet parlak bir zeyli olarak büyükçe bir risâle şeklini aldı. Sonra bir sûreti size gönderilecek. Bir kısmını veyâhûd tamamını Sâdık Bey ve Feyzî’nin yazdıkları Târîhçe-i Hayât’ın içine girebilmesini tensîbinize havâle ediyorum.

Sâniyen: Kastamonu’nun hanımlar dâiresinden, nûrlar hakkında pek fedâkâr ve alâkadâr Nûrcu Zehrâ’nın bana yazdığı mektûbda, ehemmiyetli bir Nûrcu hemşîremiz olan Hâcer’in vefâtını ve ehemmiyetli bir Nûrcu olan Lütfiye’nin, Nûrcu zevcinin füc’eten vefâtını haber veriyor. Ve bir dost müezzinin de nüzûl hastalığını yazıyor. Cenâb-ı Hakk o iki merhûma ve merhûmeye binler rahmet ve ona da şifâ verip keffâretü’z-zünûb eylesin. Âmîn.

355

Benim bedelime o merhûmların akrabasına ta‘ziyemi teblîğ edersiniz. Ve Kastamonu Husrev’i olan Mehmed Feyzî, benim hesabıma bir Sirâcü’n-Nûr’u, başta Zehrâ, o hemşîrelerimize versin. Ve oradaki umûm Nûrculara da selâmımı teblîğ etsin.

Sâlisen: Mu‘cizeli Kur’ân’ımızdan Sûre-i Rahmân tevâfukāt-ı latîfesi içinde bulunan cüz’ ile güzel tevâfuklu bir cüz’ ile İstanbul’da matbaacı Azîz’e göstermek için göndermiştik. O da çok beğenmiş, söz vermiş ki, ne vakit isterseniz, bunu da Hizb-i Kur’âniye ve Hizb-i Nûriye gibi fotoğrafla tab‘edeceğim. Hindistân’a bir milyon Kur’ân’ı göndermeye söz verdiğimden, bu mu‘cizâtlı Kur’ân’ı da içinde onlara göndermek güzel olur. Cenâb-ı Hakk, İnşâallâh Nûrcuları muvaffak eder.

Râbian: Eğer rehberi eski harfle makine veya matbaa ile teksîr etmeye karar verdiğiniz vakit, İhtiyâr Risâlesi’nden Yedinci Recâ ve Meyve’den Altıncı Mes’ele ve Dokuzuncu Şuâ‘ın mukaddeme-i haşriye ya tamam veya baştaki Îmân Meyveleri ve Hüve Nüktesi ve gençlere lâyık bulduğunuz sâir fıkraları da ilâvesi re’yinize ve tensîbinize havâledir. Herhalde burada tab‘edilen beş yüz nüsha rehber kâfî gelmeyecek. İnşâallâh eski harfe müsâade olsa, tab‘edilse çok iyi olur. Belki bu büyük sevâbı yine nûr şâkirdleri matbaacılara bırakmayacaklar, teksîr makinesi ile yapacaklar İnşâallâh.

Hâmisen: Nûrların ehemmiyetli nâşiri kardeşimiz Re’fet Bey’in İstanbul’da münâsib mesken tedârik edemeyişi. Hâlbuki onun orada bulunması nûrlar için lâzımdır.

356

Sâdisen: Sikke-i Gaybiye ne kadar yazılmış? Hem yazıldığı mikdâr bana gönderilse idi, tashîh de ederdim, kolaylık olurdu. Burada Rehber 140 kadar kalmış. Eğer size çok lüzûmu varsa bir mikdâr gönderilebilir. Mustafâ Ramazân’ın bir mektûbunu gönderiyoruz.

Sâbian: Gāyet güzel, müjdeli beş mübârek kardeşlerimizin beş mektûbuna gāyet kısacık bir iki cümle yazmaya şimdi mecbûr oldum. Çünkü kâtib başka bir iş için bu dakîkada Eskişehir’e gidiyor. Onun için mektûb sâhibleri gücenmesinler. Homalı nûr efesi Sâmî Bey’in seyâhatinde görüştüğü umûm o kardeşlerimize selâm ve muvaffakiyetlerine duâ ediyoruz.

Ve Muallim Abdurrahmân İhsân’ın te’sîrli mektûbundaki telâşlı hâllerine merâk etmesin. Mâdem nûr hizmetindedir, inâyet altındadır. Ve Safranbolu’da küçücük Medrese-i Nûriye sâhibi kardeşimiz Hıfzî ve ma‘sûmların kahramanlarından iki mahdûmu ve refîkasının yazıları benim dâimâ yanımdadır. O küçücük Medrese-i Nûriyenin şâkirdlerini ma‘nen görüyorum. Hüsnü’nün hem rüyası mübârek, bana hizmet etmek niyeti yapmış gibidir. Oradaki nûra hizmeti daha lâzımdır. Sart istasyonunda nûra çalışan ve kendi gibi Nûrcu bulan Mehmed Yayla’yı tebrîk ediyoruz. Umûm kardeşlerimize binler selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

357

Dârü’l-fünûn Nûrcu talebeleri nâmına Mustafâ Ramazân’ın mekteplilere hitâben yazdığı bu parça Lâhika’ya girebilir.

(475)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Üstâdım, bu fıkrayı mü’min arkadaşlarıma söyledim.

Ey kendilerini asr-ı saâdette tahayyül ederek, huzûr-u Peygamberî’de asm bulunmak şerefini duymak isteyen hasretli gönüller ve huzûr-u Nebevî’de asm bulunmanın zevk ve şevkiyle neş’elenip aldıkları feyizle İslâmiyet yolunda ihlâsla can ve mallarını fedâ etmeye niyetlenen iyi niyet sâhibi ve Ehl-i Beyt’e muhabbetleri tam olan mü’min kardeşlerim Sizlere müjdeler olsun ki, eğer o Nebiyy-i Zîşân Aleyhissalâtü Vesselâm’ı hoşnûd etmek ve tahayyülüyle mütelezziz olduğunuz îmân ve Kur’ân yolundaki hizmeti isterseniz, aynen zamanımızda da bu kudsî hizmette tavzîf edilebilirsiniz. Yalnız o Nebiyy-i Zîşân’ın asm sizlere bırakmış olduğu en kudsî emâneti olan Kur’ân-ı Hakîm ve Ehl-i Beyt’e muhabbette kusur etmez ve emânetine tam sâhib çıkmak isterseniz, Risâle-i Nûr’a sarılınız.

Eğer sâdıklardan iseniz kendinizi göstermelisiniz. Eğer Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın şefâatine mazhar olmak ve onu tam râzı etmek ve huzûruyla müşerref

358

olmanın zevkini tatmak isterseniz, Risâle-i Nûr’a sâhib olunuz. O sizleri tatmîne kâfîdir. Sakın, dikkat edin, emânete hıyânet edenlerden olmayasınız. Bu acîb zamanda Kur’ân ve îmân hakîkatlerinin neşrinde hizmet etmekten zevkli ve bu kudsî vazîfeden neş’eli ne olabilir

Bu garîp asırda bütün beşeriyet, ehl-i küfür ve ilhâdın en büyük temsîlcisinin tehdîdine ma‘rûz kalıyor ve kalacak. Bütün beşeriyet, bâhusûs ehl-i İslâm bir çatal yolun başında bulunuyor. Bütün beşeriyeti selâmet ve saâdete ulaştıracak, ancak İslâmiyet yolu olduğu yavaş yavaş tahakkuk ederek, beşer ukûlünü kabûle icbâr ediyor. Bu vaz‘iyet karşısında ehl-i İslâm’ın en büyük vazîfesi, en kudsî emânet olan Kur’ân-ı Kerîm ve onun ma‘nevî i‘câzının lem‘alarını temsîl eden Risâle-i Nûr’a tam sâhib çıkmasıdır. Bu sâyede ehl-i İslâm olan her ferd, en büyük düşmanı olan şimâlde gelen anarşist belâsının şahs-ı ma‘nevîsinin süflî hizmetkârlık zilletinden ve şerrinden kurtulup, Risâle-i Nûr’un hamiyetli, âlî-cenâb şahs-ı ma‘nevîsi olan bir mürşid-i a‘zamın izzetli şâkirdleri makamına yükselir. Vaktimiz dardır. Vaz‘iyetimiz çok nâziktir. Uyanalım artık, ey ehl-i îmân bu hâb-ı gafletten

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Duâlarınıza çok muhtâç talebeniz, üniversiteli Nûrcu talebeleri nâmına Mustafâ Ramazânoğlu

359

[476]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

[Üstâdımızın Isparta’ya yazdığı mektûbudur.]

Sikke-i Gaybiye’nin fiyatı olarak elli Rehberi, nâşirlerinden parasını verdim, aldım. Sizlere gönderiyorum.

Hem o mübârek mecmûanın bir mübârek fiyatı olarak, bana hizmet eden ve şimdilik pek lüzûmu bulunmayan ve başkalarına da vermek istemediğim iki tencerem ve on beş sene giydiğim pamuklu entâri ve gāyet mübârek bir kitaba mukābil, bir çaydanlık ve yirmi dört seneden beri traşa hizmet eden bir ustura ve çok zamandan beri bana hizmet eden bir çarşaf, hazır Kılınç Alî’nin pederi ile Ahmed Râsih’in tahmîn ve tensîbiyle dokuzar lira tencere, dokuz lira çaydanlık, dokuz lira traş bıçağı, pamuklu entâri ve çarşaf ile iki el havlusu ve bir iç donu ile bir pamuklu gömlek fiyatı, yekûnü yüz yirmi beş lira tahmîn edilmiştir. Hazır olan zâtlar bu kıymeti takdîr ettiler. Ben daha az fiyat verdim, bu fiyat çoktur dedim. Umûma selâm.

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

360

[477]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk ve hizmet-i Kur’âniyede fa‘âl, Sebâtkâr Arkadaşlarım,

Evvelen: Bu sene hacc-ı ekber ma‘nâsını taşıyan leyâlî-i aşerenizi rûh u cânımızla tebrîk ederiz.

Sâniyen: Hem dâhilde, hem hâriçte nûrun fütûhâtı devam ediyor. Fakat gizli düşmanlarımız olan ehl-i dalâlet ve sefâhet, ehemmiyetsiz bazı hâdiselerle nûr talebelerine telâş vermeye ve habbeyi kubbe yapıp sarsıntı veriyorlar. Bugünlerde ekser kitablarım ve üç senelik muhâbere mektûblarım, husûsen Husrev’in yüz mektûbunu bir risâle yapmak için meydanda bulunan ehemmiyetli bir şâkirdin hânesine yakın, gecede bir vukūât oldu. Ondan istifâde ile o şâkirdin hânesini taharrî etmek yüzde doksan ihtimâl-i kavî varken, Cenâb-ı Hakk inâyetiyle ve hıfz ve himâyetiyle o hâneyi taharrîden kurtardı. Eğer sabahleyin sâfdil iki kardeşimize ciddî îkāz etmese idim ve kitab ve mektûbları oradan kaldırmasa idim, yine nûr dâiresi içinde büyükçe bir mes’ele olacaktı. O vukūaâtta bir nevi‘ siyâset kokusu da görünüyor. Gerçi inâyet-i İlâhiye bizi muhâfaza etti. Fakat bu sırada ki,

361

mecmûalar çıkıyor ve intişâr ediyor ve biz de pek çok sükûnete ve ihtiyâta mecbûr olduğumuz hâlde böyle heyecanlı bir hâdise, habbeyi kubbe yapan düşmanlarımız bize telâş ve sarsıntı verecekti. İnâyet-i İlâhiye o plânı da def‘etti, bizi muhâfaza etti. Fakat o hilâf-ı me’mûl birden bu hâdiseden rûhuma gelen heyecan ve ma‘nevî darbe ve nûr hizmetine ehemmiyetli zarar gelmek düşünmesiyle, hiç ömrümde görmediğim bir sıkıntı ve a‘sâbımda ma‘nevî yaralar açıldı. İhtiyârsız teessürât beni çok eziyordu. Birden Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn, kemâl-i merhametinden o teessürât-ı ma‘nevî yaralarıma tam bir merhem olarak çok fedâkâr Nûrî Benli’yi ve Kastamonu kahramanı Sâdık Bey’i ve İnebolu kahramanlarından İsmâîl’i tam bir merhem ve ilaç olarak ikinci gün gönderdi. Hem on beş seneden beri şehîd olmuş işittiğim ve dâimâ Ubeyd gibi şehîd talebelerim içinde ona duâ ettiğim, hem İşârâtü’l-İ‘câz’ı, hem Onuncu Söz’ü tab‘eden Molla Hamza hayâtta, Irâk’ta olduğunu ve nûrları aradığını, memlekete giden kardeşimiz Emîn’in mektûbunda o müjde, tamamıyla yaramı tedâvi etti. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükrolsun dedim. Umûm kardeşlerimize binler selâm ederiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

362

[478]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Leyâlî-i aşerenizi tebrîk ile beraber, size nûrun iki kerâmetini beyân ediyoruz. Şöyle ki: Bu sıralarda çok cihetlerde, husûsen makine ile nûrların inkişâfâtı, gizli düşman zındıkları şaşırttı. Cüz’î, fakat elîm bir tarzda bir plân ile, çok evhâma ve iftirâlara medâr olabilir bu hâdiseyi, bir bîçâre muhâkemesiz bir adamın vâsıtasıyla yaptırdılar ki, burada nûrun en mühim ve vazîfesi en ehemmiyetli bir şâkirdini, tam hânesinin yanında dört gülle ile, o bîçâre adam yaralanıyor. Doktor Yüzde yüz ölecektir diyor. O mecrûhun tarafında da‘vâ edecek resmî, gayr-ı resmî çok adamlar varken ve yüzde doksan o ehemmiyetli şâkirde isnâd etmek ve o vesîle ile hânesindeki bütün nûr risâlelerini ve mektûblarını taharrî bahânesiyle elde etmek yüzde doksan ihtimâli varken ve o vâsıta ile beni ve Nûrcuları alâkadâr etmek ve o ma‘sûm şâkirdi de acîb iftirâlarla lekedâr etmek esbâblar hazır olduğu hâlde, فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَیْنِ الْعِنَایَةِ sırrıyla yine inâyet-i İlâhiye imdâda yetişti. O adam tam yüzünden dört gülle yakından vurulduğu hâlde ölmedi. Ve hârika bir sûrette hiç bir şâhid bulunmadı. Hiç bir emâre bulunmadı.

363

O vurulan adam, ne mahkemeye, ne babasına, ne kardeşlerine, kim vurduğunu ısrâr ettikleri hâlde söylemedi, yani söylettirilmedi. Eğer söylese idi, habbeyi kubbe yapan münâfıklar, acîb iftirâlar edeceklerdi. Cenâb-ı Hakk, ihsân ve keremiyle nûrları ve Nûrcuları himâye edip, o hâdise ve o bombanın patlaması bize zarar vermedi. Fakat kanâatımız gelmiş ki, bu bir kerâmet-i nûriyedir. Hem o adam nûrların bir parçasını okuduğu cihetiyle, onun kerâmetiyle hayatını kurtardığı gibi, ondan aldığı cüz’î bir ders-i hakîkat hissiyle, o elîm vaz‘iyetinde ve inatçı tabiatında, yine nûrlara zarar gelmemek için susturuldu. Ne mahkemeye, ne akrabasına söylettirilmedi. Fakat benim yanıma bir def‘a geldiği ve istikāmete söz verdiği hâlde yanlış hareket ettiği için tokat yedi. Hatta ithâma ma‘rûz olabilir şâkirdin de, kemâl-i sadâkat ve ihlâs içinde bazı lâkaydlıkları yüzünden bir şefkat tokadı yediğini anladık.

Sâniyen: Husrev’in kalemi yazdığı Rehber’in zeyli ile beraber Mübârekler Pehlivânı Küçük Alî’nin re’yine havâledir. Çünkü nöbet ona gelmiş. O müsâade etse, Rehber takdîm edilebilir. Rehber’in âhirinde küçücük parçaları, meselâ siyah dut meyvesi, siz münâsib görseniz ilâve edersiniz.

Sâlisen: Bu sâlisen fıkrasını kaleme almaya izin verildi. Ben ta‘mîmine izin var zannıyla

364

yazdırdım. Fakat ihtâr edildi ki, şimdilik bu ta‘mîm ve neşredilmesin. Onun için çizdik.

Râbian: Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından üç kardeşimiz, sizin umûmunuzun nâmına leyâli-i mübârekemizi tebrîk için kabûl ettik. Ve size üç canlı mektûb olarak gönderdik. Karye-i İrfân’dan ehemmiyetli kardeşlerimizden Mehmed Âsân ile Hâfız Hasan o civâr talebeleri nâmına kabûl edildi. Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

(479)

Risâle-i Nûr talebelerinden birisi, garaz ve ithâm ve yalan olduğu meydanda olan bir bahâne ile mahkemeye sevkettirilmiş ve hiç bir suç delîli bulunmayıp, bilakis ma‘sûmiyeti sâbit olarak tahliye edilmişti. Muallimlik me’mûriyetinde zâhir bir kanunsuzluk ve âşikâr bir haksızlığa ma‘rûz kalması üzerine, baş vekâlete, maârif vekâletine ve devlet şûrâsına yazdığı istid‘ânın bir parçası aşağıya yazılmıştır.

Üstâdımız hastadır. Mahkeme ve sâir işlerle alâkadâr olamadığından hizmetinde bulunan biz nûr talebeleri, son zamanlardaki soruşturmalara ve bazı gazetelerin

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç