Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 340
yetiştiriyor. Emir ve irâde-i İlâhiyenin bir arşı olduğunu kat‘î bir sûrette isbat ediyor. Ve serseri tesâdüf ve kör kuvvet ve sağır tabiat ve karışık, hedefsiz esbâb ve âciz, câmid, câhil maddeler bu sahîfe-i havâiyenin kitabetine ve vazîfelerine karışmasına hiç bir cihetle ihtimâl ve imkânı bulunmadığını ayne’l-yakîn derecesinde isbat ettiğini kat‘î bildim ve kanâat getirdim. Ve her bir zerrenin ve her bir parçanın lisân-ı hâl ile لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ, قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ dediklerini bildim. ve bu هُوَ anahtarı ile, havanın maddî cihetinde bu acâibini gördüğüm gibi, hava unsuru da bir هُوَ olarak âlem-i misâl ve âlem-i ma‘nâya bir anahtar oldu. Mütebâkîsi şimdilik yazdırılmadı.
Umûma binler selâm Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(469)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Medresetü’z-Zehrâ’nın yirmi derslerini ve hediyesini aldım. Ona mukābil, Dârü’l-Hikmet’te vazîfe-i ilmiyede iken, ta‘yînâtım olarak elime verilen ve o zaman tab‘ettiğim risâlelerin masrafından fazla kalan ve onunla hacca gitmek niyet ettiğim ve yirmi otuz seneye yakın bir zamanda benim ihtiyât erzâkım bulunan doksan
SAYFA 341
banknot ki nazarımda bin banknot kadar kıymeti vardı Medresetü’z-Zehrâ’nın kudsî derslerine medâr olmak için, nûrun ehemmiyetli bir nâşiri ve Hâfız Alî’nin rh. çalışkan vârisi Hâfız Mustafâ rh ile size gönderdim. Bu yeni derslerin fiyatı, aynı Sirâcü’n-Nûr ve Sikke-i Gaybiye gibi benim hakkımdan yedi buçuk lira olsun. Çünkü ben çoklara hediye vermeye mecbûr oluyorum. Bununla beraber, her bir ders ve nüshayı Medresetü’z-Zehrâ’nın erkânlarından bin hediye hükmünde kabûl ediyorum.
Sâniyen: Risâle-i Nûr, hâcılarla hâriç âlem-i İslâm’a yayılıyor, kendi kendini lâyık ellere yetiştiriyor. Ve Şâm’a el yazısıyla gönderdiğimiz Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’ı, hey’et-i ilmiye on beş gün tedkîk etmiş, tam takdîr etmelerine alâmet olarak demişler: Biz bunu mecmûalar hâlinde, kısım kısım tab‘edelim. Hem bunu birden tab‘etmeye çok para lâzımdır. Hem bunu şimdi birden Arabîye tercüme etmek uzun zaman lâzım. imkân olmuyor. Onun için oradaki eski talebem ve yeni gönderdiğim şâkird, kitabı onların elinden kurtarmaya çalışmışlar ki, para kazanmak için tab‘etmesinler. O kardeşlerim, kendi ellerinde müştâklara okutturuyorlar. Hâlbuki ben, tab‘etmek için iznim yoktu. Şimdi zamanı değil. Hem Arabîye çevirmek, Mısır ulemâsının iştirâkiyle ehemmiyetli ve yüksek bir hey’et-i ilmiye lâzım. Her ne ise, acele edilmiş.
SAYFA 342
Sâlisen: Hârice göndermek için İstanbul’a gönderdiğimiz bir kısım nüshalar daha gönderilmemiş. Sebebi, hacca gitmek için pek çoklar rağbet göstermediklerinden ve hudûdda fazla dikkat ediliyor ve bir bahâne ile çevriliyor diye, elinde olan emânet bulunan, hacca gidecek olan zât, bize yazmış ki: Bunu posta ile doğrudan doğruya Mekke-i Mükerreme’de Mehmed Alî Mâlikî, Vâziye Mahalle-i Şâmiye adresiyle gönderilsin diye münâsib görmüş. Onu, o bahâne ile hudûddan çevrilmemek için beraber götürmemiş. Çok da isâbet olmuş. Çünkü benim ve nûr şâkirdlerinin nâmına şimdi bu mecmûaları göndermek, herhalde inkişâfa başlayan İslâm birliği fikri ve ittihâd-ı İslâm siyâseti, Risâle-i Nûr’u kendine bir kuvvet, bir âlet yapmaya çalışacaktı. Ve bizleri siyâset-i İslâmiyeye bakmaya mecbûr edecekti. Hâlbuki Risâle-i Nûr’un mesleğindeki sırr-ı ihlâs, îmân ve Kur’ân hakîkatlerinden başka hiç bir şeye âlet ve tâbi‘ olmadığı;
Hem müşterîleri aramak değil, belki müşterîler hakîkî ihtiyâcını hissedip ve yarasının tedâvisi için Risâle-i Nûr’u aramasının lüzûmu. hâlbuki gönderilecek o mübârek merkezler, şimdilik nûrlara hakîkî ihtiyâcını değil, belki âlem-i İslâm’ın hayât-ı dünyasına âit cihetleri düşünmeye mecbûr olması;
Hem nûr mesleğinde benlik ve gösteriş, bir nevi‘ şöhretperestlik merdûd olduğundan, bu enâniyet zamanında insanlar kendini satmaya çalışmak ve beğendirmek, bir anda
SAYFA 343
nûr şâkirdleri böyle büyük bir imtiyâz gibi bu eserlerle meşhûr mevki‘lere kendilerini göstermek, bir nevi‘ gösteriş olması cihetiyle, kader-i İlâhî nûr şâkirdlerini tam ihlâsının muhâfazası için şimdilik müsâade etmiyor.
Râbian: Kardeşimiz Ya‘kūb Cemâl’in güzel duâsına binler âmîn demekle beraber, şahsıma verdiği ve hiç lâyık olmadığım bazı kelimeleri çizdim. Ve size Lâhika’ya geçirmek için işâret ettiğim kısmını gönderdim. Ve Denizli’deki küçük Ahmed Hoca ve hem Ya‘kūb Cemâl ve oradaki mübârek hey’etle beraber, bayramda merhûm Hâfız Alî ve Hasan Feyzî’nin mezarlarına nûr şâkirdleri nâmına onların bayramlarına gitmeleri, aynen o iki şehîdin hayâtta oldukları gibi bir bayramlaşmak nazarıyla bakıyorum ve telakkî ediyorum.
A‘lâmescid köyünden bana mektûb yazan ve bana ve nûr dâiresinde ehemmiyet kazanan Abdullâh Çavuş ismini gördüğüm vakit, bu yeni Abdullâh Çavuş da o sistemde olacağını tefe’ül ettim. Onu pek samîmî ve ciddî, yeni bir nûr şâkirdi ve İbrâhîm Edhem’in bir talebesi Risâle-i Nûr dâiresinde elbette tam kabûl edilmiş. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak etsin.
Hâmisen: Kahraman ve sadâkatta hiç sarsılmadan ve kardeşiyle, ma‘sûm evladlarıyla ve az zamanda pek çok ve kıymetdâr hizmet eden Süleymân Rüştü’nün dünyada, âhirette Cenâb-ı Hakk onu ma‘nevî ve maddî ticâretinde dâimâ onu ihsânâtına mazhar eylesin. Âmîn.
SAYFA 344
Sâdisen: Hüve Nüktesi pek ince sırr, gerçi çok mücmel ve muhtasar olmuş, fakat herkes ondan pek kuvvetli bir nûr-i îmânî hissedebilir diye size gönderildi. Fakat o nüktenin âhirlerinde, Her zerre, cezbedârâne hâl diliyle لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ve قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ deyip gezer cümlesinde, hâl diliyle ve mezkûr hakîkatin şehâdeti ve lisânıyla kelimeleri ilâve edilecek. Bu Hüve Nüktesi’yle 29. Mektûb’un Beşinci Kısmı olan اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ âyeti münâsebetiyle bir seyâhat-i hayâliye ve yine 29. Mektûb’un Birinci Kısmında yalnız nûn-u نَعْبُدُ nün kapısıyla cemâat sırrını gösteren seyâhat-i hayâliye dahi beraber Sikke-i Gaybiye’nin âhirine veyâhûd münâsib gördüğünüz yere konulsun. Eğer İnâyât-ı Seb‘a Sikke-i Gaybiye’ye konulmamış ise, onun da bir hulâsasının dercedilmesini size havâle ediyorum.
Hâfız Mustafâ ve Hasan’ı, Medresetü’z-Zehrâ nâmına ve umûmunuz hesabına rûh u cânımla kabûl ettiğim gibi, bizim hesabımıza hem iki Saîd, hem iki canlı mektûb olarak Medresetü’z-Zehrâ’nın şâkirdlerine gönderiyoruz. Bu müşevveş ve mücmel mektûbumuzu o îzâh edecek. Umûma birer birer selâm ve duâ ve duâlarınızı isteriz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 345
(470)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Bayram tebrîki münâsebetiyle yazılan bu duâ Lâhika’ya girsin.
Ey ehad-i kadîm, ey samed-i vâcibü’t-ta‘zîm, ey zü’l-fadli ve’l-atâ, ey melik-i rûz-u cezâ Senin lutfun dil-hastelerinin şifâsıdır ve keremin mecrûh kulûbün devâsıdır. İnâyetin fukarâ ve mesâkînin destgîr-i rahmetin gam ateşine yanmış gönüllerin merhemidir. Ey ehl-i vefânın kulûbün efdâl ile münevver eden. Ve ey ervâh-ı müştâkānı lutf ve ihsânıyla mesrûr eden. ey ashâb-ı intihânın bâtınlarını hüsn-ü cemâl ile tezyîn eden güzel Allâh’ım Ashâb-ı sülûk bâtınlarında olan esrâr-ı hafiye hürmetiçün ve müştâk olan âşıkların harâret-i kulûbü hürmetiçün, günc-ü inzivâda ihlâs ile amel eden ehl-i takî hürmetiçün, dünyayı nûra müstağrak eden Risâle-i Nûr hürmetiçün, لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ kelime-i mübâreke hürmetiçün, iki cihân güneşi dost ve Habîb’in hürmetiçün, Saîdü’n-Nûrsî radiyallâhü teâlâ anh'ı yarın rûz-u cezâda, hakkında لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ buyurduğun sevgili Habîb’ine komşu edip kendisini şâd eyle yâ Rabbî
Te’lîfâtı Risâle-i Nûr’un fütûhâtını yevmen feyevmen artırarak nûruyla bütün dünyayı münevver eyle yâ Rabbî
SAYFA 346
Ezcümle, Risâle-i Nûr hâdimlerine baharı âb-ı mağrifetin ile tâzelendir yâ Rabbî Ve umûr-u cüz’iye ve külliyemizi ale’d-devâm kendi inâyetlerin ile sedâd ve reşâd üzere eyle yâ Rabbî Tevhîd-i mübârek ve Risâle-i Nûr’u nasîb eyle. Âhir nefeste beşâret-i îmân ile melâike gelip اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا nidâsıyla tebşîr. ve kabirde فَرَوْحٌ وَرَیْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعٖیمٍ ve Münker ve Nekîr aleyhimüsselâm geldikte یُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذٖینَ اٰمَنُو بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ huccetin müyesser eyle yâ Rabbî Ve ba‘ste لَاخَوْفٌ عَلَیْكُمُ الْیَوْمَ nidâsını kulağımıza îrgür yâ Rabbî Hesabımızı suhûletle ve hasenâtımız keffesin ağır kıl yâ Rabbî Sırâtı yıldırım gibi geçirip, cennette وَلَكُمْ فٖیهَا مَا تَشْتَهٖٓی اَنْفُسُكُمْ lutfunu müyesser eyle yâ Rabbî Ve melâikeden سَلَامٌ عَلَیْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدٖینَ hitâbın işittirmek nasîb eyle yâ Rabbî Dergâh-ı nûriyede gece gündüz hayatını fedâ eden ve o nûr-u mübârekin zabt me’mûru olan sevgili kardeşimiz Husrev Efendi’yi deryâ-yı rahmetine müstağrak eyle yâ Rabbî Mekânını âlî, cemâl-i bâkemâlinle kendisini müşerref eyle yâ Rabbî Feyzinden bizleri de müstefîz eyle yâ Rabbî
Hayatımızda Üstâd-ı muhteremimiz Saîdü’n-Nûrsî radiyallâhü teâlâ anh birlikte Ka‘be-i Muazzama’ya varıp, Üstâdımızın arkasında tavâf-ı Beytullâh’ta cümle Nûrcu talebeleriyle birlikte Cenâb-ı Hakk’a âh u enîn ile yalvarıp اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ tekbîrinin sadâsıyla dünyayı sarsması, cümle melâike temâşâ ederek affımız için Cenâb-ı Vâhibü’l atâyâdan, Ey lutf u keremi çok,
SAYFA 347
deryâ-yı rahmetin intihâsı yok, padişahlar padişahı Beytinde âh u enîn eden ve dünyayı zelzeleye getiren o sevgili Habîb’in asm Hazret-i Resûl’ün bir vârisi Saîd’i, talebeleriyle birlikte affedip istediklerini ver dedikleri kelâm-ı âlîlerini işittirmek nasîb ve mukadder eyle yâ Rabbî Ve ol sadr-ı kâinât ve bedr-i mevcûdât hâce-i kevneyn ve Rasûlü’s-sekaleyn sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri’nin türbe-i saâdetlerine yüz sürerek ağladığımızda, o şefâat-i uzmâ sâhibi şems-i dü-cihânın, gel Beni canından çok fazla aşkla seven Saîd’im Benim dîn-i celîlim için çok işkencelere uğradın, Sabır ve tahammül ettin. Benim izimden ayrılmadın ve izimi ta'kib ettin ve beni buldun. Senin izinden gelen talebelerin ile birlikte kabûl ettim. Nidâ-yı mübârekesini kulağımıza işittirmekle cümlemizin kalplerini fahırla malâ-mâl eyle yâ Rabbî Risâle-i Nûr’un feyzini kalplerimize nîl-i mübârek gibi akıt yâ Rabbî Nûr şâkirdlerini Risâle-i Nûr’un sırrına mazhar ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-beyân’ın esrârına vâkıf eyle yâ Rabbî Üstâdıma ve talebelerine fenâ gözle bakan dîn kardeşlerinin kalplerini Risâle-i Nûr’un ilacıyla yıkayıp tenvîr eyle yâ Rabbî Dünyada bulunan bütün ümmet-i Muhammed’in asm kalplerini Risâle-i Nûr ile pürnûr edip nûrları onlara nasîb eyle yâ Rabbî Nûr hâdimlerinden âhirete irtihâl edenlerin rûhlarını pürnûr, mekânlarını âlî eyle yâ Rabbî
Denizli Nûrcuları nâmına bayram tebrîki yazan Ya‘kūb Cemâl
SAYFA 348
[471]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Sirâcü’n-Nûr’un başındaki Münâcât’ın başında بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ اِنَّ فٖی خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ilâ âhirihi. âyetinin bir parçası veya tamamı, hem Münâcât Risâlesi kelimesinden sonra Mezkûr âyetin bir nevi‘ tefsîridir diye yazılsın, Ve makine ile çıkan bütün nüshaların başında besmele ile bu yazılsa münâsib olur.
Sâniyen: Mısır, Şâm, Medîne-i Münevvere ve Hind’e göndermeye teşebbüs ettiğimiz üç mecmûanın her birinden birer tane gönderilmesi için bundan evvel yazdığım hâlde, bir hikmete binâen, kader aynı tedbîrimize müsâade etmedi. Yalnız düşündüğümüzün hâricinde daha güzel bir tarzda ve Mısır’a Zûlfikār’ın gitmesi müstesnâ olarak esbâb hazırlanmış. Eğer bizim tedbîrimiz ve düşüncemiz olsa idi, bir gösteriş ve onlara görünmek ve şimdiki siyâset-i İslâmiyeye alâka ve dünyaya bakmak ma‘nâsında olurdu. Beşon hâcı ki bizim nâmımız ile o emânetleri söyleyeceğimiz yerlere takdîm edecektiler. Fakat, şimdi bir evhâm yüzünden vazgeçmişler. Hâlbuki ihtiyârımızın hâricinde aynen emânetler yerlerine gidecekler, inşâallâh. Biz de
SAYFA 349
gösterişten ve kendimizi satmaktan kurtulduğumuz gibi. Zülfikār’ın bizim tarafımızdan Mısır’a hediye gitmesi, ehemmiyetli bir hâdiseye şimdilik vesîle olabilirdi. Kader-i İlâhî, inâyet-i İlâhiye ile bu esnâda benim nâmım ile Zülfikār’ı onlara hediye ettirmedi. Hikmeti şöyle olmak ihtimâli var: Gerçi Câmiü’l-Ezher’in Zülfikār’ın derin, yüksek mesâil-i ilmiyesine. allâmeleri dahi bir derece muhtâç olabilirler. Fakat Âlem-i İslâm’ın büyük medresesi hükmünde olan o Câmiü’l-Ezher’in pek yüksek ve mükemmel ulemâlarının hey’etine ve şahs-ı ma‘nevîlerine münzevî bir adam, ilmî bir eserini onlara ders sûretinde vermek, mesleğimiz i‘tibâriyle bir gösteriş olmakla beraber. o allâmelerin enâniyet-i ilmiyelerini ve üstâdlık vakārını tahrîk etmeye. ve Biz bu dersi almaya muhtâç değiliz dedirmeye vesîle olduğu gibi, tenkîde medâr emâreleri inceden inceye en küçük bir müstensih sehvini de bahâne ederek, i‘tirâz etmek ihtimâli vardır. İnâyet-i İlâhiyenin himâyesi, onların ellerine Asâ-yı Mûsâ ve Sirâcü’n-Nûr’un geçmesine müsâade etti, fakat Zülfikār’ı müsâade etmedi. İnşâallâh yakın bir zamanda, şimdiki mezkûr hakîkati ve vakâr-ı ilmiyelerini okşayacak bir mektûbla Zülfikār da onlara gönderilecek.
Sâlisen: Mesmûâtıma nazaran, Şemsi ve isimlerini söylemeyi münâsib bulmadığımız müellifler, Zülfikār’dan ve sâir Risâle-i Nûr’dan bazı kısımları kendi nâmlarına neşretmelerine râzıyım ve helâl ediyorum ve memnûn olurum. Onlar da nûrun şâkirdleridirler,
SAYFA 350
bu sûrette nûrları neşrederler. Yirmi seneden beri çoklar, hatta büyük hocalar, eserlerinde ve müelleflerinde nûrun mes’elelerinden çoklarını almışlar ve alıyorlar. Hatta değil böyle dost zâtları, belki resmî makamları bulunan ve eserler yazan ve nûrların intişârlarına tarafdâr olmayan ve eserleri revâc bulmak niyetiyle nûrun neşrine mâni‘ olanları dahi helâl ediyoruz. Çünkü onların men‘leri, başka bir tarzda ve daha fâideli intişârına ve fütûhâtına vesîle oluyorlar. Ben hâl-i hâzıra bakmadığım için bilemiyorum. İstemeyerek işittim ki: Eser yazan ve nûrdan çalan resmî büyük zâtlar diyorlar: Risâle-i Nûr’u okuyabilirsiniz, başkasına vermeyiniz. Güyâ nûrlar onların eserlerini sukūt ettirecek. Hâlbuki nûrlar, o eserlerdeki hakîkatleri tasdîk eder, onlara kuvvet ve revâc verir. İnşâallâh bir zaman onlar resmen neşrine mecbûr olacaklar. Fakat İzmirli hâkimin dediği gibi, Risâle-i Nûr gizlenmiyor ve başka kitablara benzemiyor ve temellük edilmiyor, nerede bulunursa bulunsun, Ben nûrdan gelmişim der. Hem Risâle-i Nûr’un sekiz senedir en mühim parçaları İstanbul’a gidiyordu ve kemâl-i şevk ile müellifler okuyorlardı. Esâsen Risâle-i Nûr ise, ona şâkird olmak şartıyla, herkesin kendi malı gibidir. Isparta’dan hacca giden ve benim bedelime dahi ma‘nen haccetmeye va‘deden o mübârek kardeşlerimizi, hâs şâkirdler dâiresinde, bütün ma‘nevî kazançlarımıza hissedâr etmeye karar verdik. Cenâb-ı Hakk onları iki cihânda mes‘ûd eylesin. Âmîn.
SAYFA 351
Râbian: Medresetü’z-Zehrâ’nın bana gönderdiği bu def‘aki Asâ-yı Mûsâ fiyatından kalan altmış banknotu yakında göndereceğim. Hem nûr ticârethânesine teberrük ediyorum. İnşâallâh, yakın bir zamanda muhâberemiz nûr ticârethânesi sâhibi vâsıtasıyla olacak. Umûma birer birer selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[472]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Rehberden yüz tanesini nâşirlerinden elli banknota aldım ve kendi Asâ-yı Mûsâ nüshalarımdan sattığımdan onlara verdim. Bana son gönderdiğiniz Asâ-yı Mûsâ fiyatından borcum kalan altmış banknotun yerine size gönderdim. Yirmi otuz tanesi Medresetü’z-Zehrâ’nın dâhilinde ve mütebâkîsi Denizli, Milâs, Burdur, Antalya, Aydın, İzmir gibi yerlere tensîb ettiğiniz miktârda gönderirsiniz. Asıl bunun ehemmiyetli hakîkî fiyatı, alan adam hiç olmazsa on adama okutmaktır. Çünkü nüshaları azdır.
SAYFA 352
Sâniyen: Mahkemedeki müdâfaâtınızı beğendim, güzeldir. Teşrîn 22’ye te’hîri de hayırlıdır. Zâten onların elindeki kısmı, resmî adamların bir cihette hisseleridir, okusunlar. Okumasalar da yakınlarında, dâirelerinde bulunması ve onlar vazîfeten onların hakāikiyle mücmelen meşgūl olması, ma‘nevî ders alıyorlar. Hiç merâk etmeyiniz, nûrların inkişâfı ve fütûhâtı gittikçe ziyâdeleşiyor, resmî adamların çoklarını içine alıyor. Resmî me’mûrlara bir merâk düşmüş, arıyorlar. Buldukları vakit tokadını yedikleri hâlde, elini öpüyorlar.
Sâlisen: Küçük Isparta’nın kahramanlarından küçük İbrâhîm’le Sâlih’in mektûbları, beni fevkalâde mesrûr eyledi, bin bârekallâh. O iki kardeşimiz, o havâlîdeki ehemmiyetli kardeşlerimizi ziyâret edip sıhhat ve selâmlarını yazdıkları gibi, Karadeniz sâhillerinde, Ordu, Sinop, Gerze, Ayancık, Bartın, Zonguldak gibi yerler nûrlarla münevver olduklarını ve İstanbul’un Üsküdar tarafında Nûrcu vâiz ve hocalar nûra çalıştıklarını ve Gerze’den mühim bir tüccâr ve gāyet nûrlara müştâk ve nûrlara tam çalışmaya azmeden bir yeni kardeşimizin güzel mektûbunu aldık. İbrâhîm’le Sâlih’i ve o zâtı çok selâmımızla beraber tebrîk ediyoruz, muvaffakiyetlerine duâ ediyoruz.
Râbian: A‘lâmescid imamı fa‘âl kardeşimiz İbrâhîm Edhem’in kendi sisteminde tam Nûrcu olarak bulduğu Vâiz Alî Şentürk’ün ve Vâiz Osmân Nûrî’nin
SAYFA 353
samîmî ve fedâkârâne ve nûr hizmetinde azimkârâne mektûblarında arzu ettikleri tarzda hâs şâkird dâiresinde kabûl olmuşlar. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn. Alî Şentürk’ün mektûbunda ismi bulunan müftî-i belde Alî Rızâ’ya pek çok selâm edip, Alî Rızâ nâmındaki çok ehemmiyetli kardeşlerimizin içine nûr dâiresine girdiğini ve çoklara hüsn-ü misâl olacağını teblîğ edersiniz. Umûma binler selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(473)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Mübârek, çok Muhterem Ağabeğimiz,
Evvelâ: İstifsâr-ı hâtırla mübârek ellerinizden öper, sıhhat ve âfiyetinize ve muvaffakiyetinize duâ ederiz. Bu Gençlik Rehberi, Eskişehir’in emniyet dâiresi hey’etinden tedkîkten geçti. Hiç medâr-ı i‘tirâz bir nokta bulamadılar. Yalnız Birinci Söz’ün hâşiyesinde, tabîiyyûnu vuran bir cümleye iliştiler. Fakat neşrinde mâni‘ yoktur dediler. Fakat biz neşretmedik. Tab‘dan sonra da, resmî on dört ehemmiyetli makama gönderildi. Üstâd, bir tane de sizin istemeniz üzerine eski hurûf bir Gençlik Rehberi