EMİRDAĞ LÂHİKASI 3. CİLD

116

Sâniyen: Asâ-yı Mûsâ nereye kadar yazılmış ve İnebolu’da yeni harfle ne kadar yazmış, çıkmış? Ve Nazîf ve arkadaşlarının fa‘âliyetleri var mı, sıkıntıları yok mu merâk ediyorum.

Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyorum.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[ 385 ]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

(Maddî ve ma‘nevî bir suâl münâsebetiyle hâtıra gelen bir cevâbdır.)

Deniliyor ki: Neden nûr şâkirdlerinin kuvvetli hüsn-ü zanları ve kat‘î kanâatları, senin şahsın hakkında nûrlara daha ziyâde şevklerine medâr olan bir makamı ve kemâlâtı şahsına kabûl etmiyorsun? Yalnız Risâle-i Nûr’a verip, kendini çok kusûrlu bir hâdim gösteriyorsun?

Elcevab: Hadsiz hamd ve şükür olsun ki, Risâle-i Nûr’un öyle kuvvetli ve sarsılmaz istinâd noktaları ve öyle parlak ve keskin hüccetleri var ki, benim şahsımda zannedilen meziyete, isti‘dâda ihtiyacı yoktur. Başka eserler gibi, müellifin

117

kābiliyetine bakıp, makbûliyeti ve kuvveti ondan almıyor. İşte meydanda Yirmi senedir kat‘î hüccetlerine dayanıp, şahsımın maddî ve ma‘nevî düşmanlarını teslîme mecbûr ediyor. Eğer şahsiyetim ona ehemmiyetli bir nokta-i istinâd olsa idi, dinsiz düşmanlarım ve insafsız muârızlarım kusûrlu şahsımı çürütmekle, nûrlara büyük darbe vurabilirdiler. Hâlbuki o düşmanlar dîvâneliklerinden, yine her nevi‘ desîselerle beni çürütmeye ve hakkımda teveccüh-ü âmmeyi kırmaya çalıştıkları hâlde, nûrların fütûhâtına ve kıymetine zarar veremiyorlar. Yalnız bazı zayıf ve yeni müştâkları bulandırsa da vazgeçiremiyorlar.

Bu hakîkat için, hem bu zamanda enâniyet ziyâde hükmettiği için, haddimden çok ziyâde olan hüsn-ü zanları kendime almıyorum. Ve ben, kardeşlerim gibi, kendi nefsime hüsn-ü zan etmiyorum. Hem kardeşlerimin bu bîçâre kardeşlerine verdiği makām-ı uhrevî, hakîkî, dînî makam ise. Mektûbât’tan İkinci Mektûb’un âhirindeki kāideye göre, şahsıma verdikleri ma‘nevî hediye olan kemâlâtı, eğer hâşâ ben kendimi öyle bilsem, olmamasına delîldir. Kendimi öyle bilmesem, onların o hediyesini kabûl etmemek lâzım geliyor. Hem kendini makam sâhibi bilmek cihetinde enâniyet müdâhale edebilir.

Bir şey daha kaldı ki, dünya cihetinde, hakāik-i îmâniyenin neşrindeki vazîfedârlar makam sâhibi olsa, daha iyi te’sîr eder denilebilir. Bunda da iki mâni‘ var:

118

Birisi: Farazâ velâyet olsa da, bilerek, isteyerek makam yapmak tarzında, velâyetin mâhiyetindeki ihlâs ve mahviyete münâfîdir. Nübüvvetin vereseleri olan Sahâbeler gibi izhâr ve da‘vâ edemezler, onlara kıyâs edilmez.

İkinci mâni‘: Pek çok cihetlerle çürütülebilir ve fânî ve cüz’î ve muvakkat ve kusûrlu bir şahıs sâhib olsa, nûrlara ve hakāik-i îmâniyenin fütûhâtına zarar gelir. Fakat bir nokta var ki, mûcib-i şükrândır: Ehl-i siyâsetteki düşmanlarım, mezkûr hakîkatleri bilmedikleri için, şerefli, izzetli Eski Saîd’i düşünüp, mütemâdiyen nûrlar bedeline benim şahsıma ihânet ve tenkîs etmekle meşgūl oluyorlar. Bazı mutaassıb, enâniyetli hocaları da şahsımın aleyhine çeviriyorlar, güyâ nûrları söndürmeye çalışıyorlar. Hâlbuki nûrları daha ziyâde parlattırmaya vesîle oluyorlar. Nûrlar, âdî şahsımdan değil, Kur’ân güneşinin menba‘ından nûrları alıyor.

Umûm kardeşlerime pek çok duâ ediyoruz. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

120

[386]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Mübârek ve Sevgili Üstâdım, Şefkatli Efendim Hazretleri,

Biz Safranbolu ve havâlîsi Nûrcularına hemen her vesîle ile nazar-ı şefkat ve muhabbetle bakıyor ve bizlere hadsiz sürûrlar bahşediyorsunuz ki: bu şefkat ve muhabbetinizin bilhassa nâhiyemizde azîm te’sîrleri görülmektedir. Nihâyetsiz hamd ve şükür ol Hâlık-ı Zü’l-Celâl’e ki, bu son aylarda nûrun fütûhât dâiresi muhîtimizde çok genişlemiştir. Nûrları isteyen ve iştiyâkla yazmaya başlayan ve şâkirdliğe kabûllerini siz Üstâdımız Efendimiz'den ricâ edenlerin sayısı hergün biraz daha artmaktadır. Câmi‘lerde kadın ve erkek yüzlerle halk Risâle-i Nûr’un hakîkat derslerini derin bir alâka ile dinleyerek îmânlarını tazelemektedirler. Susamış bir toprakta Rahmet-i İlâhiyenin feyizleriyle fışkıran sünbüller gibi, muhîtimizde İnşâallâh îmânî hakîkatleri dinleyip de öğrenen mü’min kardeşlerimizin kalblerinde nûr sünbülleri inkişâf edecek ve İnşâallâh ileride burası üçüncü bir Isparta olacaktır. Bu mes‘ûd netîceyi arz ve mübârek ellerinizi öperek tebrîk ederim.

Eflâni nâhiyesi Nûrcuları nâmına çok kusûrlu perişan ve miskîn şâkirdiniz Ahmed Fuâd

121

(387)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Şefkatli Üstâdım Muhterem Efendim,

Uzun senelerden beri hâlisen muhlisen Lillâh için bir dost, bir kardeş olarak görüşüp tanışdığım şâkirdiniz Ahmed Fuâd, kendisinin Daday’dan te’mîn ederek istinsâh ettiği Risâle-i Nûr eczâlarını bu fakîre ve miskîn şâkirdinize de istinsâh ettirerek bizi nûr dâiresine çekmek isterdi. Bil'âhire Kastamonu’da zât-ı fâzılânelerenizi ziyâretle mübârek ellerinizden öpmek ve Risâle-i Nûr şâkirdliği gibi çok şevkli bir mesleği ihrâz etmekle mesrûren Kastamonu’dan avdet eden Ahmed Fuâd kardeşimiz, Risâle-i Nûr’a karşı kalblerimizde aşk derecesine varan bir şevk uyandırmıştır. Ne çâre ki, o zaman kader-i İlâhî sizi Kastamonu’dan uzaklaştırmış ve bizlere de ziyâret fırsatını bahşetmemiştir. Fakat bu arzu, iştiyâk, mübârek ellerinizi öpmek ihtiyacı kalblerimizde hergün biraz daha artmaktadır.

Sevgili Üstâdım, bu geçen aylarda zât-ı fâzılânelerinizin Safranbolu ve havâlîsine şefkat ve merhamet nazarıyla bakmanız eseridir ki, nûr dâiresine atılan kardeşlerimizin sayısı çoğalmaktadır. Bilhassa mevlid cem‘iyetleri vesîlesiyle muhîtimizde Risâle-i Nûr’un îmânî hakîkatlerini halkımıza duyurmaya ve nûr derslerini îzâha ve neşre

122

çalışan Ahmed Fuâd kardeşimizin bulunduğu câmi‘lerde, meclislerde, kadınlı erkekli yüzlerce halk toplanarak Risâle-i Nûr’un îmân derslerini dinlemektedirler. Bu dersler muhîtimizde o kadar alâka hâsıl etmiştir ki, hergün ve her hafta muhtelif köylerin câmi‘lerinde mevlid cem‘iyetleri tertîb edilmiş ve yüzlerce cemâat câmi‘leri doldurmuş, kalbler Risâle-i Nûr’un îmân tahkîm eden nûrlarıyla parlamıştır.

Üstâdım efendim, şu bir hakîkatdir ki, halkımızın nûrun derslerine şiddetli bir alâkası vardır. Bu alâka ile evvelce bir saf cemâat görülemeyen câmi‘lerimiz Elhamdülillâh şimdi hıncahınç dolmaktadır. Ahmed Fuâd kardeşimiz, Bu mes‘ûd netîcede bizim hiç bir te’sîrimiz yoktur. bu, Risâle-i Nûr’un ve hazret-i Üstâd’ın muhîtimize şefkatle bakışlarının bir netîcesidir demelerini biz de tasdîk ediyoruz.

Hâlık-ı Zü’l-Celâl size sıhhatli ve bereketli ömürler ihsân buyursun. Ve hayırlı duâlarınızdan bizleri daha uzun yıllar müstefîd eylesin. Âmîn. Başta Ahmed Fuâd kardeşimiz olarak buradaki bütün Nûrcu kardeşlerimiz selâm ve duâ ederek mübârek el ve ayaklarınızı hürmetle öper, hayırlı duâlarınızı yalvarırız.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Eflâni’de kusûrlu fakîr ve bîçâre şâkirdiniz Hatîb İbrâhîm

123

(388)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Sizin hem makine, hem kalemle hizmet-i nûriyenize binler Bârekallâh ve Veffekakümullâh deriz.

Sâniyen: İlme’l-yakîne dâir pusulanız güzeldir. Merâklı kardeşimiz Re’fet Bey’in, Bedîüzzamân-ı Hemedânî üçüncü asırda vazîfe ve te’lîfâtı hakkında ma‘lûmât istiyor. Ben o zât hakkında, yalnız hârika bir zekâveti ve kuvve-i hâfızası bulunduğunu biliyorum. Elli beş sene evvel üstâdlarımdan Siirtli merhûm Mollâ Fethullâh, Eski Saîd’i ona benzeterek onun o ismini ona vermiş. Şimdilik o zâtın sâir şeylerini bilemiyorum, unutmuşum. Ve onuncu asırda İmâm-ı Rabbânî’nin ra zamanında, onun muhâtablarından ehemmiyetli bir zât, Bedîüzzamân ismiyle İmâm ra ona iki mektûb yazmış. Ben İmâm’ın ra kitabıyla tefe’ül ederken aynen o iki mektûb bana açıldı. Onun hâli bana benziyormuş ki, İmâm’ın ra ona verdiği ders, bana da ders oldu.

Sâlisen: Abdurrahmân Salâhaddîn’in size leffen gönderdiğim mektûbunu güzelce tashîh ve lüzûm varsa ta‘dîl edip, Asâ-yı Mûsâ âhirinde size evvelce gönderdiğim Halîl İbrâhîm’in ve Hasan Feyzî’nin ve onun fıkralarına ilâve edilsin. Asâ-yı Mûsâ’nın

124

arkasında yazılsın. Ben vakit bulamadım, size havâle ediyorum. Umûm kardeşlerimize ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Hem Lâhika’ya, hem Asâ-yı Mûsâ’nın âhirinde yazılsın.

[389]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ الْقُرْاٰنِ وَرَسَٓائِلِ النُّورِ

Çok Müşfik, çok Vefâkâr Efendim ve Fazîletli, İzzetli Üstâdım Hazretleri’ne,

Risâle-i Nûr, asrımızda Kur’ân-ı Hakîm’in resmî bir tercümanı ve nâşiri olduğuna dâir çok delîllerden birkaçını arzediyorum. Risâle-i Nûr’un tarihçesi aynen Asr-ı Saâdet'e benziyor. Birçok noktalarda tevâfuk ediyor. Yirmi üç senede hitâm bulan Risâle-i Nûr, Anadolu’yu maddî tehlikelerden korumuş, ma‘nevî îkāz tokatlarıyla okşamıştır. Ve milyonlarla kişinin îmânını kurtarmaya vesîle olmuştur.

125

En dehşetli ve korkunç ve karanlıklı bir muhîtte, hûnhâr düşmanları arasında, tazyîk altında, binbir mahrûmiyetler içinde. ihtiyâr, hasta, garîp, hürriyeti alınmış bir zâtın Kur’ân’dan aldığı ilhâmî ifadesiyle, en sıkıntılı ve tehlikeli ve kısa vakitlerde. sabî çocukların, acemî fakat ma‘sûm, bîçâre, zayıf ihtiyârların, titrek fakat tevbekâr elleri harekete geçerek, usanmadan, yılmadan binler sahîfe Risâle-i Nûr’u aşkla yazmaları ve âlim, câhil, feylesof ve muhtelif dîn sâliklerinden yüz binlerle insan, zevkle, huşû‘ ve huzû‘ ile bu hâsseli, güzel yazıları okumaları ve güzel sözleri dinlemeleri Eskişehir ve Denizli Ağır Cezâ Mahkemesi netîcesi, İstanbul ve Ankara ve sâir yerlerde profesörlerden, dîndâr âlim ve feylesoflardan müteşekkil hey’etler tarafından Risâle-i Nûr inceden inceye tedkîk ve tahlîl edilmiş, netîcede, Kur’ânî tam bir tefsîr olduğuna müttefikan karar vermeleri ve gizli düşmanlarının haksız ve yersiz isnâdlarının, yalnız siyâsî iftirâdan ibâret olduğu ve ilmî i‘tirâz edememeleri mahkemece kat‘iyetle anlaşılmış ve berâetle netîcelenmiştir

Bin dört yüz sene evvel, beşeriyet zulmet, cehâlet içinde vahşi örf ve âdetlerin bulunduğu Arabistân’da doğan nûrlu bir güneş, altmış üç sene yükselmiş ve yirmi üç senede inzâli hitâm bulan fermân-ı Kur’ânla her şey aydınlanmış. fenâ, abes örfler ve âdetler anlaşılmış. sa‘y-i Muhammedî asm ile saâdete çevrilmiş, bu sebeble bütün yabancı nazarlar gıbta ile Kur’ân’a dikilmişti. Asırlar geçmiş, İslâmiyet üç yüz elli

126

milyona yükselmiştir. Abdülkādir-i Geylânî ks, İmâm-ı Gazâlî ks, İmâm-ı Rabbânî ks misillü sâir İslâm allâmeleri, zamanında fen ve felsefeden neş’et eden küfre karşı Kur’ân-ı Azîm’i ve hadîs-i şerîfi tefsîr etmişler ve küfrün yayılmasını önlemekle beraber, yüz binlerle kişi İslâmiyet’e girmişlerdir. Hangi İslâm diyârında küfür çıksa, o mıntıkada Kur’ân belirip, nûrlu kılıcı ile mukābele eder, küfrü def‘ ve ref‘eyler. Asrımızda buna en büyük bir numûne Risâle-i Nûr’dur En kuvvetli şâhid, binlerle Risâle-i Nûr talebeleridir

Harb-i Umûmî’de, Âlem-i İslâm’ın bazı merkezlerinde istiklâliyet tehlikeye düşeceği zamanda, Fâs, Cezâyir, Mısır, Irâk, Cava, Hindistân, Türkistân ulemâlarına, fen ve felsefeden doğacak tabîiyyûn fikrini cerhedecek hakîkat-i Kur’âniyeyi ve hakāik-i îmâniye-i beşeriyenin muhâfazasını, Risâle-i Nûr’un çekirdeği olan İşârâtü’l-İ‘câz risâlesiyle göstermiş. Ve bunun netîcesidir ki, Risâle-i Nûr’da çok evvel tebşîr ve beyân edildiği gibi, bu mezkûr milletler yeniden istiklâliyetlerine kavuşuyorlar

Risâle-i Nûr’un bu vatanda ekdiği nûrlu tohumlar filiz vermeye başlamış, bu sâyede dînî gazetelerin çıkması ve Kur’ân mekteblerinin açılmasına zemîn teşkîl etmiş ve milyonlarla ma‘sûmun îmânlarını kurtarmaya sebeb olmuştur

Şark-ı şimâlîde çıkan, dünya çapında tasavvur edilen bir ejderhadan daha korkunç, dehşetinden bütün beşeriyeti titreten dinsizlik cereyânının beş pençesi, dünyanın beş

127

kıt‘asına uzanmış, iğneli tırnaklarıyla zehirlemeye çalışıyor. Bu muazzam tehlikeyi bin dört yüz sene evvel işâret buyuran Kur’ân-ı Azîmüşşân, bu asırda bu azîm tehlikeye karşı Risâle-i Nûr’u mukābele çıkarıyor

Dünya siyâsiyyûnlarının dinsizliğe bilmeyerek yardım ettikleri yıllarda, Risâle-i Nûr Hristiyan âlemine Müslümanlarla ittihâd etmeyi işâret ediyor. Katolik ve protestan misyonerlerini, Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār risâlesiyle îkāz ediyor, maddî ve ma‘nevî mes’ûliyeti gösteriyordu Yer yüzünde en mütemeddin milletlerden Finlandiya, İsveç, Norveç, bu hakîkat-i nûriye karşısında Kur’ân-ı Kerîm ve Hakîm’i rehber etmiş, İslâmiyet’le bir nevi‘ ittihâd ederek, şark-ı şimâlîde tam Deccâl’in ensesine vahy-i semâvî kılıcını, Zülfikār’ı çekmiştir. اَلْحَمْدُلِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی

İnebolu Risâle-i Nûr talebelerinden çok kusûrlu günâhkâr Abdurrahmân Çelebi Salâhaddîn

(390)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Denizli’deki mu‘cizâtlı ve yaldızlı Kur’ân’ımız, bize iki hâlis Nûrcuların ve

128

mübârek hey’etinden iki zâtın ve Denizli’de nûrlarla alâkadâr çokların nâmına bu kudsî vazîfeyi gördüler, getirdiler. Yalnız yirmi dördüncü cüz’ü noksândır. İnşâallâh yakında o da bulunur veya yazılır.

Sâniyen: Ben hayatı ve sıhhati ve dünyada kalmayı, yalnız Medresetü’z-Zehrâ’nın başladığı dört mecmûanın çıkmasına ve tashîh cihetinde benim de bir parça hizmetim olması ve intişârını görmem için istiyorum. Yoksa Medresetü’z-Zehrâ’nın yetiştirdiği talebeler bana da öyle bir hayât-ı ma‘neviyeyi te’mîn ediyorlar ki, bu dünyevî hayât-ı şahsiyemden bin def‘adan ziyâde kıymetdârdır.

Sâlisen: Yakında bana zarûrî lüzûmu olmayan bazı mübârek eşyâmı ve bana gönderdiğiniz bazı Zülfikārlarımı sattığımdan o mübârek fiyatı olan yüz elli banknotu siz de yeni çıkacak Asâ-yı Mûsâ’nın nüshalarından almak için göndereceğiz.

Râbian: Şarkta çok çalışan Hulûsî’nin mektûbu ile, üniversitede gençleri uyandıran Mustafâ ile Ziyâ’nın oradaki Nûrcu gençler nâmına müşterek mektûblarını ki nûrlarla nefislerini terbiyeye başlamalarına bir numûne olarak Lâhika’ya girmek için leffen gönderildi. Fakat siz ta‘dîl ve ıslâh edersiniz.

Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

129

Lâhika’ya

(391)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی وَبَرَكَاتُهُ مِلْءَ الدُّنْیَا وَمِلْءَ الْاٰخِرَةِ

Azîz ve Muhterem ve Mübârek Üstâdım,

Evvelâ: Maddî ve ma‘nevî sıhhat ve âfiyetinizin devamını Rahmet-i bînihâye-i İlâhiye’den niyâz ederim.

Sâniyen: Fütûhât-ı Nûrâniye’nin müjdeli haberlerinden dolayı اَلْحَمْدُلِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی derim.

Sâlisen: Fütûhât-ı Nûrâniye’nin bütün sekene-i arz üzerinde feyizli netîcelerini idrâke mazhariyeti abîdâne tazarru‘ eylerim.

Râbian: Memleketimde iki seneye yakındır nûrlardan tefeyyüz eden ve talebeliğinize kabûl buyurduğunuz uhrevî kardeşimiz Hâfız Ömer’in vaazları ile çok müessir hizmette bulunduğunu ve yedi ay evvel izinli gittiğim zaman kendisine bıraktığım nûrlardan istifâde ederek bu feyizli Kur’ânî ve îmânî hizmete devam etmekte olduğunu arzederim.

Hâmisen: Bu muhîtte hutbe mev‘izalarının çok müessir olduğunu ve yazanların çoğaldığını, şimdiye kadar hutbe mev‘izalarının yirmi dörde bâliğ olduğunu,

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç