EMİRDAĞ LÂHİKASI 3. CİLD

149

Sâniyen: Yeni çıkan Asâ-yı Mûsâ’nın en âhirinde, Husrev’e ve yardımcılarına olan husûsî duâ ki, Zülfikār’ın en âhirinde yazılmıştır, aynen o duâ Asâ-yı Mûsâ’nın âhirinde yazılsın. Yalnız Zülfikār hurûfu yerine, Asâ-yı Mûsâ hurûfu, Zülfikār kelimesi yerine Asâ-yı Mûsâ yazılsın. Hem Nazîf ve yardımcıları dahi aynı duâyı Husrev kelimesi yerinde, Nazîf olarak yeni harfle çıkardıkları Asâ-yı Mûsâ’nın âhirinde yazsınlar.

Sâlisen: Bana çok lüzûmu bulunan ve etraftan bazen istenilen Zülfikār nüshalarından beş on Zülfikār’ı benim için husûsî bir yere ayrı bırakınız. Sonra bir müsâid vakitte bana gönderiniz. Umûm kardeşlerimize binler selâm ve bugünkü Hıdırellez olan bayram-ı âmmenizi tebrîk ederiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Hasta fakat memnûn kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

(399)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, Asâ-yı Mûsâ’nın hitâmıyla beraber üç ehemmiyetli mecmûalar güzel ve sıhhatli bir sûrette yazılmaya başlanmış. Cenâb-ı Hakk

150

bunların hitâmına kadar muvaffakiyet sıhhat ve selâmet ihsân eylesin. Âmîn. Gönderilen üç sahîfede yalnız arabî münâcâtta iki hareke, bir harften başka sehiv yok. Harekenin birisi تِلْكَ الْاُمُورُ sehven تِلْكَ الْاُمُورِ yazılmış. İkinci hareke بَیْتُ الْوَحْدَةِ sehven بَیْتَ الْوَحْدَةِ yazılmış. Harf ise اِعْتِیَادَتًا yerine sehven ة noksân bırakılmış, اِعْتِیَادًا yazılmış. Fakat bu üç kahramanların numûne gönderdikleri üç sahîfe, o sahîfelere kadar makine ile yazılmış mı, merâk ediyorum. Hem makine üçüne kâfî gelir mi?

İnşâallâh Sirâcü’n-Nûr, Asâ-yı Mûsâ arkasında parlak fütûhâtı olacak. Ve Sikke-i Gaybiye, Tılsım ve Lem‘alar Mecmûası’yla i‘câzkârâne gaybî imzayı en muannidlere de tasdîk ettirecek. İnşâallâh.

Sâniyen: Fa‘âl, sarsılmaz Isparta Hulûsî’si büyük Re’fet’in seyyidler hakkındaki suâlinin cevâbını bu dakîkada pek ziyâde meşgūliyetime binâen yine ona havâle ediyorum. İnşâallâh bir müsâit zamanda, belki cevâb verilecek. O gayretli ve te’sîrli kardeşim hakkımızda sırlı on üç rakamıyla ve mübârek mahdûmu Bedrî ile de Zülfikār’ın neşrine ciddî gayreti, nûrun ehemmiyetli bir rüknünün vazîfesini yapmasına delîldir. Cenâb-ı Hakk muvaffak eylesin. Âmîn.

Sâlisen: Denizli’nin çok ehemmiyetli ve risâleleri elime yetiştiren ve sâdıkāne kıymetdâr hizmet eden ve pederi Şeyh Hâcı Saîd’le hâslar içine nûr dâiresi içinde

151

bulunan Hâfız Mustafâ’nın kısacık bana yazdığı bir mektûbu, onun vaz‘iyeti hakkındaki merâklarımı izâle etti. O zât az zamanda çok kıymetdâr iş gördü. Hâkim-i Âdil ve mübârek hey’etiyle dâimâ duâdadırlar, unutulmuyorlar. Onlara pek çok selâm ederim. Onlara minnetdârım.

Râbian: Merâk etmeyiniz. Belki bunda da bir hayır var ki, beş on gündür pek sıkıntılı, hem uykuyu men‘eden, hem iştihâyı kesen bir râhatsızlık kışdaki tesemmümden bâkî kalan hastalığa ilâve olmuş. Belki de ondan çıkmış. Dört günde yirmi dirhem ekmek yiyemediğim hâlde, Cenâb-ı Hakk’a şükür olsun ki, sâir işlerime muhâlif olarak müstesnâ bir sûrette tashîhât-ı nûriyeye zarar vermiyor. Ve husûsî evrâdımı terk etmeye mecbûr etmiyor. Şimdiye kadar tecrübelerle kanâatimiz gelmiş ki, böyle sıkıntıların altında büyük hayırlar var. Ben mesrûrum, müteessir olmuyorum. Siz de duâ ediniz, fakat müteessir olmayınız. Umûma selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Asâ-yı Mûsâ’nın fiyatı tensîb ettiğiniz on banknot münâsiptir. Fakat Asâ-yı Mûsâ’da on bir rakamı ehemmiyeti var. On bir mes’ele, on bir Hüccet-i Îmâniye on bir banknota tevâfuk etmek hâtırı için, bir kısmını on bir banknot fiyatla vermekle bu latîf tevâfuku hâtırlamaktır.

Saîdü’n-Nûrsî

152

(400)

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی

وَبَرَكَاتُهُ مِنَ الْاَزَلِ اِلَی الْاَبَدِ بِعَدَدِ كَلِمَاتِ اللّٰهِ

Azîz ve Muhterem ve Müşfik Üstâdım,

Haddimin pek çok fevkinde teveccühlerini hâvî emîrnâme-i Üstâdânelerini şükrânla aldım. Hürmetle, dikkatle ve defaâtle okudum. Dedim: Ey nefis, sen sakın medhediliyorsun sanma İhtiyârsız nûrlu hizmette istihdâmın, mahzâ lütf-u İlâhîdir. Bu mazhariyetten dolayı tebrîk edildiğini anla ve şükret. Hem sen bir talebesin. Talebenin vazîfesi, üstâdının emirlerini kayıtsız ve şartsız dinlemek ve yapmaktır. Hem talebenin üstâddan matlûbu duâdır, rızâdır. Şefkate nâiliyettir. İhtiyârsız bu nûrlu hizmette teklîf olunan vazîfeyi iyi niyetle, Üstâdın duâsını celb edecek tarzda inâyet-i Rabbâniye ile yapabilen talebenin ücreti peşinen verilmiştir. Çünkü hâdim ne kadar âdî ise de, hizmet o derece âlî ve nûrludur. O hâdimin böyle nûrlu vazîfede bulundurulması bir inâyet-i gaybiye eseridir. Ve nihâyetsiz şükre vesîledir. Bu çok nûrlu hizmete iştirâk edenler Hizbullâh denilen Hizb-i Kur’ânî’dir. Ferdleri bir geminin mürettebâtı ve tâifeleri bir makinenin âlâtı ve çarkları ve bir fabrikanın teferruâtı ve tezgâhtârıdırlar. Her sâat başı kaptanın, baş makinistin ve fabrika müdürünün şu irâdesi duyuluyor:

153

Aczinizi biliniz. Fakr ve ihtiyâcınızı anlayınız. Şevkle ve şükürle işleyiniz. Niyette, düşünüşte, işleyişte hatâ ve kusur. haksızlık, şükürsüzlük ve küfrân-ı ni‘met demektir. Sonra tokata müstehak, azâba lâyık ve şefkatten mahrûm olursunuz. Bazı numûne ve misâlleri de i‘lân tahtasında görüyorsunuz. Felân hâdim şu kusurundan dolayı bu sûretle cezâlandırılmıştır, diyerek nefsimle konuştuktan sonra اَلسَّلَامُ عَلَیْكَ اَیُّهَا الْاُسْتَادْ diyerek girdiğim ma‘nevî huzûrunuzda birkaç dakîka fazla kalmak için ma‘rûzâtıma devam ediyorum. Hutbe mev‘izaları Risâle-i Nûr’un kendisinden başka bir şey değildir. Yazılış sırasında bazı tulûât oluyor. Onlar da nûrların te’sîriyledir. Hiç bir iyi şey bana âit değildir. İçlerindeki bazı bozuk yerler oluyorsa, benim fuzûlî müdâhele ve kusûrumdandır. Ne dünkü suâllerim ve mektûblarım ve diyâr diyâr dolaşmaklığım ve ne de bugünkü hizmet tarzım, aslâ ihtiyârımla değildir.

Mübârek Üstâdım, Nihâd bir hafta evvel askerlikten terhîs edildi. Ve kardeşimiz Abdülmecîd’in yanına gitti. Her ne kadar Nihâd yanımda değil idi ise de, yakınımda idi. Birkaç ayda bir görmekle mütesellî oluyordum. Esâsen efrâd-ı âilem yanımda değiller yalnızım. Nûrlarla iştigāl ve Nûrcularla ünsiyet ederek ve henüz kalkmayan ma‘lûm musîbetin ref‘ini niyâz ederek imrâr-ı vakit eylemekteyim.

Azîz Üstâdımı Ehl-i Beyt’in de büyüğü biliyorum. Ve karâbet cihetiyle onun mensûpları ile de

154

bir âile efrâdı olduğumuzu hissediyorum. Bu hislerim beni اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ fermanına daha kuvvetli bağlıyor. Ramazân’ın hikmetlerinden bâhis nûrlu dersin dört mev‘izası hâriç, yirmi sekiz mev‘iza bitti. Üstâdıma tebean otuz üç aded-i mübârekinden sonra, ikinci tertîp adıyla yine birden ve baştan başlamak düşünüyorum. وَمِنَ اللّٰهِ التَّوْفٖیقُ bu def‘a Alvarlı Mehmed Lütfü Efendi hocadan vâsıta ile ve size çok muhib, Vehbî Efendi vâsıtasıyla aldığım manzûm mektûbundan bir sûret leffen takdîm ediyorum.

Mehmed Lütfü Efendi hazretlerinin ihtiyârlıktan rü’yeti çok azaldığı ve kâtibin de imlâsı bozuk olduğu için ne kadar anlayabildimse o kadar yazabildim. Yanlışları azîz Üstâdım tashîh buyururlar. Benim hesabıma asâleten bütün bu havâlîdeki alâkadârlar nâmına vekâleten siz sevgili Üstâdımın kemâl-i hürmet ve ta‘zîmle mübârek ellerinden öper. başta vâsıta-i muhâbere olmak üzere, bütün o havâlîdeki Nûrcu kardeşlerime yüksek vâsıtanızla selâm ve duâlar eder, hayır duânızı istirhâm ederim.

Elhamdülillâh, Saîdü’n-Nûrsî azîz Üstâdım

Eşşükrülillâh, bâ-emr-i Üstâd muhlis bir adam

Vird-i zebânım لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ tır dâim

Sana canım da ben de fedâyım müşfik Üstâdım

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی اَلْبَاقٖی الْحُبُّ فِی اللّٰهِ

Uhrevî âciz kardeşiniz Muhlis

155

(401)

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَلٰی وَبَرَكَاتُهُ

Hâlde hâldâşım, yolda yoldaşım, dinde kardeşim Mehmed Hulûsî Efendi,

Hamdülillâh, nûr-u tevhîd yâr-ı gārındır senin

Nûr-u tevhîd nûr-u dîdem dilde yârindir senin

Rahm-i Rahmân ez ezel be-ebed ihsân-ı Hakk

Mahzâ fazlından hüdây-ı bâkî varındır senin

Bir Kerîm’dir, bir Rahîm’dir, bir Hakîm’dir Zü’l-Celâl

Kerem-i fazl-ı İlâhî yâr-ı gārındır senin

Nice hamdetmek gerektir Lütfiyâ bu ni‘mete

Gubâr-ı kadem-i cânân müşk-i bârındır senin

Bi-inâyetillâhi Teâlâ meyân-ı ümmet-i Muhammed’de (asm)

Şem‘a-i hidâyet nûrunu fürûzân eden

Bir Zât-ı âlî-kadrin huzûr-u saâdetine nâm-ı kemterânemi tahrîr ile tezekkürde bulunduğunuz ve bize hüsn-ü himmetlerini celb ve selâmlarını teblîğiniz kıymet-i dünyâ ve mâ-fî-hâ olan eşyâdan değerlidir.

Ol Zât-ı âlî-kadrin himmetlerini istirhâmında bir bende-i âciz ve müznib-i kemterim, ol bâbda himmetlerine havâle.

156

Esselâm ey şem‘a-i nûr-u hidâyet, esselâm

Esselâm ey matla‘-i mihr-i saâdet, esselâm

Gülbün-ü tevhîdde gonca-i hemrâh Mehmed Hulûsî Efendi kardeş

Nûr-u tevhîd ise dilde dil-ârâ Bir hak nümâ zâta olmuşsun yoldaş

Tuttuğun dâmeni elden bırakma İlm-i ledün zâta olmuşsun sırdaş

Kerem-i kerîme bu mazhariyet Bir kadr-i vâlâya olduğun hâldaş

Hamdeyle Mevlâya rû ber zemîn ol Nâ-ehile esrârı eyleme sen fâş

Alvarlı Mehmet Lütfü

(402)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür ki, Asâ-yı Mûsâ kırılmadan mükemmel olarak hitâm buldu. Dalâlette firavunlaşmış nefisleri mağlûb edeceğine ve ehl-i îmâna ma‘nevî rahmetler yağdırmaya vesîle olacağına bir emâresi, onun çıkması, bizim tarafa neşre başlaması, aynı zamanında yağmura çok ihtiyacı bulunan hem Isparta, hem bu havâlîde emsâlsiz, devamlı bir haftadan beri rahmetin gelmesine tevâfukudur.

157

Sâniyen: Bize göndereceğiniz yeniden Zülfikār nüshalarına mukābil şimdilik hediyesini gönderemeyeceğim. Çünkü onları muhâfaza edip gāyet lüzûmlu vakitte ehemmiyetli yerlere verilecektir. Çok fa‘âl ve te’sîrli nûr nâşiri Re’fet Beyin, kırk sene evvel bizimle alâkadâr ve ehemmiyetli bir zamanda Eski Saîd’in İhlâs başındaki âyete dâir hitâbetini dinleyip alâkadârlık gösteren, kırk sene sonra aynı hakîkati Re’fet vâsıtasıyla gören ve nûrun bir kerâmeti diye nûr dâiresine giren zâta bilhassa selâm ediyorum. Ve mektûbunda ismi bulunan kahraman Burhân’ı unutmuyorum. Ve nûr hesabına ona çok minnetdârım. Merhûm Lütfü’nün vârisi ve kahraman Tâhirî’nin ciddî bir kardeşi ve metîn bir Nûrcu kardeşimiz Atabeyli Abdullâh Çavuş’un ma‘nîdâr mektûbunu ve kendine mahsûs tesbîhât namazının sonunda duâsı güzeldir. Hem o kardeşime, hem mektûbunda isimleri bulunan başta kahraman Tâhirî’nin mübârek pederi olarak o kardeşlere ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Ve makbûl duâlarını istiyoruz.

Sâlisen: Sekiz sene Kastamonu’daki hizmet-i nûriyeyi tam semeredâr bir sûret vermesine bir vesîle olan ve Kastamonu’da olması lâzım gelen ehemmiyetli vazîfe-i nûriyeyi bilfiil yapan, Safranbolu, Eflâni civârındaki Nûrcular nâmına ve Mehmed Feyzî ve Muallim İhsân gibi kardeşlerimizle teşrîk-i mesâî eden kahraman Mustafâ Usman ve Hıfzı kardeşlerimizin mektûbları bizleri çok mesrûr eyledi. Husûsen büyük üstâdlarımdan

158

Ahmed Ziyâeddî’nin ks hafîdi Seyyid Efendi nûr dâiresine tam bir şerefle girmesi, bizi fevkalâde sevindirdi. Ve o havâlîde daha çok Hasan Feyzî ve Ahmed Fuâdların çıkmasına ümîd veriyor. Hıfzı’nın ma‘sûm mahdûmlarının yazdıkları risâleleri medâr-ı ibret için dâimâ yanımda bulunduruyorum. Onların yazılarını gören buradaki ma‘sûmlar şevke geliyorlar. Cenâb-ı Hakk o havâlîyi üçüncü bir Isparta hükmüne getirsin İnşâallâh. Âmîn. Güzel kalemiyle Risâle-i Nûr’a çok hizmet eden ve ciddî alâkasıyla çok mekteplileri nûrlara sevk eden Muallim İhsân Abdurrahmân, Safranbolu havâlîsine muallimlikle gelmesi çok güzeldir. İnşâallâh Küre Medrese-i Nûriyesi’nin hizmet-i nûriyesini orada da yapacaktır. İnşâallâh Cenâb-ı Hakk muvaffak eylesin. Âmîn.

Râbian: Denizli hapsinde, bizleri ehemmiyetli bir cihette âhir hayâta kadar minnetdâr eden Sâdık Bey, Hilmî Bey, Beylerbeyli Süleymân Bey’i çok merâk ediyordum. Husûsen hapiste kalan Süleymân, ne hâlde olduğunu haber almamıştım. Bu def‘a Çorum hapsinden benim nâmıma bana bir mektûb geldi. Gençlik Rehberi gibi bazı risâleleri istiyor. Mektûbunu size gönderiyorum, istediğini gönderirsiniz. Benim tarafımdan ona çok selâm ve onu unutmuyoruz diye yazınız.

Hâmisen: A‘lâmescid köyü imamı Hoca Edhem’in uzun mektûbunun bir kısmını tay edip ehemmiyetli kısmını Lâhika’ya geçirmek için size gönderiyorum. Bu hoca, hocalar içinde

159

aynen muallimler içinde Hasan Feyzî gibi görünüyor. İnşâallâh öyle olacaktır. Hem o, hem talebeleri nûrun tam kıymetini anlıyorlar ve tam sarılıyorlar hissediyorum. Husûsen mektûbunda Risâle-i Nûr’a ciddî şâkird olmaya, isimleri yazılan bu yeni kardeşlerimiz Mollâ Mestân, Mustafâ Hoca, Ahmed Hamdî Çavuş, Abdülkādir, Alî Şengül, İsmâîl Pala, Mehmet Pala, Hasan Koçak, Abdullâh Çavuş, Ahmed Kılınç, Mehmed Atmaca, İbrâhîm Kaygusuz, İbrâhîm Caran, Bekir Aktaş, Ahmed Koçak, Mustafâ Ceviz, Ahmed Akçay, Mustafâ Yılmaz, Hasan Esen, husûsen evvelce ömürlerinin bir kısmını bana hediye eden oradaki ma‘sûmların nâmına on dört yaşındaki Emîn Yılmaz ile beraber nûrun dâiresine tamamıyla kabûl edildiler. Cenâb-ı Hakk onları ve üstâdlarını muvaffak eylesin. Ve nûrun hizmetinde dâim eylesin. Âmîn.

Fa‘âl ve çalışkan kardeşimiz Hoca Edhem, Risâle-i Nûr’un kıymetini takdîr etmeyen veya zarar veren bazı hocalara ve bir kısım enâniyetli şeyhlere hiddet ediyor. Bazı tokat vuruyor. Hâlbuki Risâle-i Nûr’un mesleği, münâkaşayı kabûl etmiyor. Ehl-i îmân kim olursa olsun, onlarla meşgūl olmuyor. Onun için bu kardeşimiz hiddetle değil, ihtâr ile, dokundurmamak tarzda onlarla nûr dâiresinde görüşsün. Hakîkaten bu kardeşimizin gayretine ve himmetine Bârekallâh deriz.

160

Sâdisen: Buradaki evvelce müsâdere edilen bir nüsha Zülfikār, Afyon’da çokların îmânını kurtardığını ve vâli muâvini onu tamamıyla okuyup çok beğendiğini söylemiş. Sonra da Ankara’ya göndermişler. İnşâallâh orada da çokların îmânını kurtaracak. Mâdem birkaç ay evvel hem Isparta’dan, hem buradan ellerine birer nüsha geçmiş. Hiç ilişmek tereşşuhâtı görünmedi. Elbette Zülfikār galebe etmiş. Şâyet ehemmiyetsiz, zararsız bir ilişmek gibi bir şey olsa da, hiç merâk etmeyiniz. Hiç ehemmiyeti yok. Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Lâhika’ya geçsin

(403)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

هَرْكِە دَادْ اِقْرَارْ اِینْجَا مَحْرَمِ اَبْرَارْ شُدْ

قَلْبِ آنْ اَزْ عِشْقِ رِسَالَۀِ نُورْ پُرْ اَنْوَارْ شُدْ

Îmânımızı نورٌ علی نور eden, Candan Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Mahall-i iskânım olan Balıkesir, Karaağaç havâlîsindeki Nûrcu kardeşlerimizi ziyâret için iki hafta me’zûniyetle gittim. Elhamdülillâh ziyâret ettim. Oranın Nûrcu kardeşlerimizin yirmi beşe kadar bâliğ olduğunu ve şimdiki hâl-i hâzırda

161

Risâle-i Nûr’a hevesi, seviyeleri, Hazret-i Hâlık-ı kâinâtın inâyet-i hikmetiyle ve Mu‘cizât-ı Ahmediye asm ile ve siz Üstâdımızın duâ ve himmetinizle Risâle-i Nûr o muhîtte gāyet büyük bir rağbet kazanmıştır.

Âcizâne o kardeşlerimin Risâle-i Nûr’a ta‘zîmen fa‘âliyetlerini ve Risâle-i Nûr’un her vardığı karanlık yerleri ve kararmış kalbleri ân-ı vâhidde aydınlık içinde bıraktığının te’sîrini görünce, sürûrumdan ağlamaya başladım. Gāyet çok iftihâr eyledim. Ve İnşâallâhu Teâlâ kendilerinden ve her birinin kısa künyesiyle talebeliğe kabûlü husûsunda istirhâmkârane bir mektûb gönderecekler. Yalnız ben âcizin kalbimde bir endişe vardı. O da âcizâne zât-ı fâzılânelerine arz-ı ihtirâmât ve kölenizi de Nûrcu kardeşlerimizin en geri safına ve en tembel bir şâkirdi olarak kabûlü husûsunda bir mektûb göndermiştim. Kabûl olacak mıyım acaba, çok tereddüdde idim. Avdetimde A‘lâmescid köyüne geldiğimde Nûrcu kardeşlerimden Mustafâ Hoca ve Ahmed Hamdî Çavuş ve Abdülkādir kardeşlerim beni görünce dediler, müjde olsun: Üstâdımız efendimiz hazretleri’nden mektûbun cevâbı geldi. Ve okumaklığım için bana verdiler. Verdiler ama, o mübârek mektûb-u şerîfi okumak için sürûrumdan mecâl kalmadı. Acayip bir hâl vâki‘ oldu. 130 hânelik olan A‘lâmescid köy âcizâneme dar geldi. Artık o mes‘ûd günümüzün târîhini bulunduğum odamın başım ucuna yazdım. Yalnız âcizânemi değil, umûm Nûrcu kardeşlerimizin kalblerini tenvîr edip

162

şereflendiren mektûbunuzda Risâle-i Nûr’un intişârı hakkında çok yüksek fa‘âliyet ve cesâret gösteren Medresetü’z-Zehrâ erkânı olan ağabeyimiz Husrev ve kardeşlerimize buyurmuşsunuz ki: Hakkımda olan senâları kaldırıp sonra Lâhika’ya geçiriniz köleniz Lâhika’ya geçecek kadar olmadığım gibi, âcizâne fazılânelerinizin şahs-ı âlînizi medh ü senâ etmedim. Ve hatâ diye buyurduğunuzu âcizânem bilmeyerek değil, bilerek ve düşünerek yazdım. Gerçi Yirmi Yedinci Söz’de buyurmuşsunuz ki, Sahâbelere kimse erişemez.

Muhterem Üstâdımız efendimiz, gerçi bir mikdâr ta‘cîz edeceğiz, lütfen ve hâlimize merhameten afv buyurmanızı gözyaşlarımızla yalvarırız. Köleniz her nerede olursa olsun, hak hakîkati zâhiren görüp ve kalben tasdîk ettikten sonra, hâşâ min-huzûr, bir takım enâniyetlilere var kuvvetimle müdâfaa etmeye her vakit her ân hazırım. Çünkü hakk hakîkati gizlemek âdeten değil, hakîkî ve kat‘î bir cürümdür.

Şimdiye kadar emsâli nâdir değil, tamâmen emsâli bulunmayan Risâle-i Nûr gibi te’sîrli ve dinini îmânını herkesin anlayacağı bir şekilde bir kitab olduğunu enâniyetli hocalardan başka bütün ehl-i îmân takdîr etmektedir. Bilhassa zindandan daha karanlık bu fesâd zamanda, hakîkî uhrevî bir ilaç hükmünü alan Risâle-i Nûr’un intişârı hakkında yılmadan usanmadan ve her şeyi gözüne alan ve her türlü meşakkatlere katlanan, her fedâkârlığı esirgemeyen siz Üstâdımız değil misiniz? Bu da şahsınızı

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç