EMİRDAĞ LÂHİKASI 3. CİLD

290

gidiyordu. Bütün o mektûblar muhâfaza edilsin dedim. Şimdi hâtırıma geldi ki, bütün o mektûbların, fakat benim mektûblarımın hülâsalarına âit kısmı bir risâle sûretinde cem' edip Lâhika’ya parlak bir zeyl yapılsın. İnşâallâh müsâid bir vakitte bunu yaptıracağız.

Hâmisen: Bu gece geçen Leyle-i Kadr’inizi ve gelen bayramınızı, bütün rûh u cânımızla tebrîk edip, umûm kardeşlerimize birer birer selâm ederiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Bu mektûba vakit bulamadım ki, kendim bakayım. İmlâsında, kelimelerinde lüzûm varsa siz tashîh edersiniz. Üniversite talebesi olan Şevket’in Daday genç talebeleri nâmına yazdığı mektûbunu tashîhinizden geçtikten sonra Lâhika’ya girmek için leffen gönderiyoruz.

(451)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Pek Muhterem Üstâdım,

Risâle-i Nûr’u lezzetle okuyalıdan beri rûh ülkelerinin kapıları açıldı. Öyle bir âleme vardım ki, orada çiğ taneleri güneş kadar parlak ve ziyâsına hiç bir engel yok.

291

Hac yollarında bir kervâna önder gibi, şimdi siz Üstâdımız da mü’minlerin önünde, elinizde nûrlu meş‘ale ve sarsılmaz bir azim ve irâde ve hiç bir seddin engel teşkîl etmediği ve edemeyeceği kudretle îmân yollarını aydınlatınca, dîn-i İslâm’ın için için sızlayan yaralarına öyle bir ilaç sürüyorsunuz ki, fânîlik denilen mefkûre zihinlerden silinip, yerine bâkîlikleri, yani müebbed hayatı kudretle ve feyizli kaleminizle gösteriyorsunuz. İşte şimdi ben de Risâle-i Nûr deryasında bütün hevesimle yelken açıp o uçsuz ve sonsuzluklara doğru ilerliyor ve rûhumda hâsıl olan akisleri ağaran ufuklardaki îmânın müjde huzmelerini temâşâ ettikçe titriyor, titredikçe hızlanıyor, hızlandıkça o her bir damlası Kur’ân dan feyiz olarak ummân hâline gelen eserinizin nûrlu nûrlu sularında cismimi unutup garkolmak istiyorum.

Bu satırları şimdi elimden bıraktığım Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nın zihnimde kamçıladığı hislere kapılarak yazıyorum. Şu anda tatlı bir bahar sabahına benzeyen hayrete şâyân bir ferahlık tekmîl-i rûhumu kaplarken Allâh’tan yüzbinlerce şükürler ediyorum ki, siz Üstâdıma ben âciz talebinizi kavuşturdu. Tabiatıyla bu vuslat, Risâle-i Nûr’u, feyizli çizgileri, muhtâç olduğum rûhî gıdayı tam ma‘nâsıyla bana vermesi ve şimdiye kadar hiç bir eserde rastlamadığım ve bundan sonra da rastlayacağıma

292

aslâ ümîd etmediğim parlak ve nûrlu yolunun câzibesi oldu. Hiç şüphesiz ki, şimdi olduğu gibi, bilhassa âtîde Risâle-i Nûr’un kıymeti altın yaldızla İslâm’ın sinelerine işlenecek. Ve rûhlardan çağlayanlar hâlinde akacaktır.

Müslümanlığın en karanlık bir gününde, şark ufuklarından bir güneş kadar ihtişâmla parlayıp ışıklarında gafletle kendinden geçenlere yol gösterdin. Rûhlarda dîn aşkının İlâhî meş‘alesini yaktın.

En ziyâde feryâdın, korkusuzluğun, îmânın şemsi ebediyete kadar İslâmlığın sînesinde iftihâr ve şerefle terennüm edileceksin.

Düşünürken hakka uzanan yolu ân be ân

Nûrdan kollarını uzattı Bedîüzzamân

Risâle-i Nûr hemen çekti beni kendine

Okumaya koyuldum içime sine sine

Titrerken rûhum yürüyorken izinde

Açıldı birden gözlerimin önünde

Ben ondan amansız bir alev aldım sönemem

Kim ne derse desin onun yolundan dönemem

293

Kur’ân’ın feyzini hissettim uzun uzun

Daha ilk basamağında Risâle-i Nûr’un

Atıldım içine nûruyla hislerimi ördüm

Hiç sönmeyen ışığı onun içinde gördüm

Mehtâbın suda aksi gibi nûrdan çizgiler

Fecrî kucaklayan meş‘aleler gibi serâser

Altın yaldızla yazılmalı onun hurûfu

Mü’minler buradan alıyor en parlak nûru

Zevkimi salıverdim bu bucaksız engine

Daldım Risâle-i Nûr’da dinin âhengine

Nice eserleri yanında hep kuru buldum

Onun meş‘alesiyle İlâhî nûru buldum

Rûhlara latîf şırıltılarla çağlayan o

Nûrla kalbleri fetheden Bedîüzzamân o

Bütün semâlar boşansa ırmaklar çağlasa

Çimenler üzerinde çiçekler el bağlasa

294

Alev dolu hicrânları eflâka saçsalar

Gülistânda ne kadar gül varsa açsalar

Asırları kapayıp asırları açsalar

Avuçlarından bütün bilgileri saçsalar

Toplansa etrafına bilginler sihirbâzlar

Kıymetli varlığını gene anlayamazlar

Ey sen ki bir misâlsin koca bir bahr-i ummâna

Ey sen ki dâim bir nûr-u latîfsin serâpâ

Kınalı saçlarında sanki baharın şemsi

Şefkatli gözlerinde bir hakîkat huzmesi

Parıldıyor bir ebrî gonca hünere bürünmüş

Son asırda en büyük Kur’ân’ın dellâlı Saîdü’n-Nûrsî

Karşımda şimdi senin hârika gibi nûrun

Elimde îmânın yolu Risâle-i Nûr’un

Dâimâ duânıza muhtâç âciz ve kusûrlu talebeniz Dadaylı Şevket

Kıymetli Üstâdımız, başda siz Üstâdımız bütün Risâle-i Nûr talebelerinin mübârek Ramazân-ı Şerîf’ini kutlar, elinizden hürmetle öperiz.

295

Biz Kastamonu’da genç nûr talebeleri, Mehmed Feyzî kardeşimizle her zaman, sık sık giderek görüşür ve bu husûsda onun sâdık ve kıymetli irşâdıyla ve her bakımından gerek lafız, gerek hareket siz Üstâdımız yolunda gitmesi sebebiyle, nice yeni yeni nûr şâkirdlerine Risâle-i Nûr’un nûrlu ilhâmlarını dağıtdığı gibi, biz de istediğimiz risâleleri okutturarak îmânımızı nûrlandırıyoruz. Hâşiye

Kastamonu ve Daday genç Risâle-i Nûr talebeleri nâmına Şevket

(452)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Sirâcü’n-Nûr’u merâk ediyorum. Hitâm bulmamış mı? Mütebâkîsi bize gönderilmedi. Demek İstanbul’a da daha gönderilmemiş. Hâcılar da gitmek üzeredirler.

Sâniyen: Medresetü’z-Zehrâ’nın demirbaş talebelerinden Kâtib Osmân ve Mehmed Nûrî’nin bayramda arabî tekbîrler alınması müjdesi ile ve Isparta havâlîsinde eskidenberi

296

perde altında mevcûd olan nûrun küçücük medreseleri daha ziyâde intişârına çalışmaları bizi çok sevindiriyor. İnşâallâh bir zaman Isparta da Câmi‘-i Kebîr gibi Anadolu câmia-i a‘zamında şeâir-i İslâmiye ve kelimât-ı mukaddese, Allâhu Ekber, Allâhu Ekberlerle kendilerini gösterecek. Ve o küçücük nûr medreseleri birer medrese-i ilm-i hakîkat birer dershâne-i Ma‘rifetullâh olup, mecmûunda birden Medresetü’z-Zehrâ’nın bir sûreti maddeten görünecek.

Sâlisen: Ankara’nın resmî emriyle Mehmed Dayı ve Hilmî’nin müsâdere olunan mahrem ve gayr-ı mahrem bütün risâlelerinin onlara iâde edilmesi gösteriyor ki, daha hükûmet ve siyâset Risâle-i Nûr’a ilişmez ve berâet ve serbestiyet veriyor. Makine mahsûlünün verilmesinin bir parça te’hîri ise, Risâle-i Nûr i‘tibâriyle değil, belki eski hurûfla basmak cihetinde hafîfçe bir bahânedir. Âyetü’l-Kübrâ, Hizb-i Nûriyeyi mâdem verdiler. Elbette onları iâde etmeye kanunen mecbûrdurlar. Şimdilik vermeseler de, resmî me’mûrlar onları gizli okumak için kader-i İlâhî belki müsâade eder. Biz de râzıyız.

Râbian: Nûrun santrali birinci Sabrî’nin ma‘nîdâr mektûbunun işâret olunan kısmını ve Emirdağ şâkirdlerinin yazdığı tebrîknâme mektûbunu Lâhika’ya geçmek için leffen takdîm ediyoruz. Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

297

Aynen Lâhika’ya girsin.

(453)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Azîz, çok Muhterem, Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Âlem-i İslâm ve bilhassa nûr talebeleriniz için bir mahz-ı rahmet olan mübârek vücûd-u şerîfinizin sıhhat ve âfiyeti için Rabbü’l-âlemîn ve takaddes Hazretleri’ne her vakit niyâz eder mübârek dest-i şerîflerinizi öperiz.

298

İnşâallâh nûr şâkirdleri için çok büyük kazançları hazîne-i Rahmet-i İlâhiyeden bizlere getirmekle ehl-i îmânı cidden sürûrlara gark eden mübârek Ramazân-ı Şerîf’inizi ve içindeki seksen üç sene ibâdet mü’minlere bahş eden Leyle-i Kadr’inizi ve bunu müteâkib gelen bayram-ı mübârekenizi, başta siz sevgili Üstâdımız olmak üzere bütün mübârek nûr talebelerinin. ve bilhassa Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ ve Sirâcü’n-Nûr gibi her mü’minin şiddetli ihtiyacı bulunan nûrlu mecmûaları ehl-i îmâna yetişdirmekle Âlem-i İslâm’ı minnetdâr eden Medrese-i Nûriye kahramanlarının. Anadolu’nun eski ilim medresesi olmakla şimdi eski vaz‘iyetini tekrar almak için fedâkârâne genç mekteblilerle çok sür‘atli çalışan Konya muhterem şâkirdlerinin. ve ehl-i ilhâd ve inkâra karşı büyük zaferinizin hâmîsi bulunan Medrese-i Yûsufiye şâkirdlerinden kısa bir zamanda yazılarıyla kalbleri nûra teshîr ederek yirmi senelik hizmetini birden görerek dâr-ı bekāya Üstâdının bedeline giden ve nûr dâiresinin hakîkaten iftihâr edeceği şehîd merhûm Hasan Feyzî vârislerinin. ve küçük Isparta nâmını vermenize cidden elyak bulunan İnebolu Nûrcularının. ve siz sekiz sene orada kalmakla kadınları nûra çok hizmet eden ve takvâ cihetinde siz sevgili Üstâdımızı aynen taklîd etmekle o tarafdaki bir çok şâkirdlerin îmânlarının takviyelerine yardım eden Mehmed Feyzî gibi kardeşlerimizin vatanları bulunan Kastamonu ve civârı mübârek şâkirdlerinin. ve nûrun ilk te’lîf mevkii olmakla nûr talebelerinin acîb bir nazarla

299

baktığı Barla Nûrcularının. ve daha ismini söylemediğimiz bir çok yerlerdeki hâs Nûrcuların bayram-ı şerîflerini bütün rûh u cânımızla tebrîk eder ve hakîkat-i Leyle-i Kadri nûr şâkirdlerine kazandırmasını ve emsâl-i kesîresiyle cümleten müşerref etmesini Kadîr-i zü’l-Celâl, Rahîm-i zü’l-Kemâl Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz ederiz.

Üstâdımız efendimiz, üç ay evvel nûrun bazı mühim parçalarını müsâdere etmekle bize edilen taarruz İnşâallâh akîm kaldı. Ve münâfıklar aksi ile muvaffak oldular. Çünkü onların gāyesi نُورٌ عَلٰی نُورٍ olan Risâle-i Nûr’un parlak fütûhâtına bir perde çekmek istiyorlardı. Fakat bu hücûm, nûrun dâiresini daha ziyâde genişletti. Bu fütûhâtı merhûm şâirimiz gibi şöyle ifade edebiliriz:

Sönsün diye üflense o derya gibi kaynar

Söndürmeye hem kimde aceb mecâl var?

Evet, mübârek Üstâdımız, Kur’ân’ın otuz üç âyâtıyla ve İmâm-ı Alî’nin Kerremallâhü Vechehü Kasîde-i Ercüzesi’nde 17 yerde ihbârâtıyla ve Gavs-ı a‘zam’ın Kaddesallâhüsırruhû yüksek iânâtıyla hak ve hakîkat olduğu kat‘î tahakkuk eden Risâle-i Nûr sönmez ve ile’l-ebed sönmeyecektir.

Üstâdımız, bayram-ı şerîfe tevâfuk eden nûrlarımızın bir kısmının iâdesi, Ramazân’ın mesrûriyetine ilâve olmuş, bu perişan ve müşevveş kalblerimizi handân eylemiştir. Ey Kur’ân’la el ele vererek ve onu kendisine üstâd ve mürşid edinerek, bütün ömrünü ehl-i îmânın saâdet ve selâmeti için sarfeden ve hatta onların cennete girmesi

300

yolunda cehennemi dahi kabulden çekinmeyen ve kaleminden şimşekler çaktıran muhterem Üstâd Biz âciz talebeleriniz, bütün bu âsârınızı ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ı ve Rahmeten-li’l-âlemîn Efendimizi asm ve hakîkat-i Leyle-i Kadri ve şehr-i Ramazânda kazanılan bütün mü’minlerin hayrâtlarını şefâatçi ederek şöyle duâ ediyoruz:

Yâ Erhame’r-Râhimîn İsm-i A‘zamın hakkı için, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın hürmetine ve Nebiyy-i muhterem Sallallâhü teâlâ aleyhi vesellem Efendimiz’in şerefine, Üstâdımızı Cennetü’l-Firdevs’te ebediyen mes‘ûd eyle. Âmîn. Ve fütûhât-ı âzimesini bizzât hayât-ı dünyeviyede iken kendisine göster. Âmîn. Ve اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ düstûruna mazhar ederek hakîkat-ı Leyle-i Kadr’e vâsıl olan nûr talebelerinin hasenelerinin bir mislini defter-i a‘mâline yazdır. Âmîn. Ve başımızda nice seneler daha muammer kıl. Ve sıhhat ve âfiyet vererek duâlarını nûr şâkirdleriyle beraber dergâh-ı izzetinde kabûl eyle. Âmîn. Elfü-elfi âmîn. Yâ muîn.

Bütün kardeşlerinin şerefleriyle iftihâr eden çok kusûrlu Emirdağ Nûr Şâkirdleri

Yâ Erhame’r-Râhimîn Bu duâyı edenler hakkında dahi kabûl eyle. Âmîn. Ve onları Firdevste ebedî mes‘ûd eyle. Âmîn. Ben de bilmukābele bayramınızı tebrîk ederim.

Saîdü’n-Nûrsî

301

Lâhika’ya girsin.

(454)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ رَمَضَانَ الَّذٖی سَبَقَ وَسَیَلْحَقُ

Üstâd-ı Eazz ve Ekremim Efendim Hazretleri,

Hâssaten dest-i ekremîlerini kemâl-i tahassür ve iştiyâkla tekrar tekrar öperim. Ve şimdiye kadar îfâ edemediğim tebrîk-i Regāib ve Mi‘râc ve Berât ve Ramazân-ı Şerîf ve gelecek Leyle-i Kadr ve İyd-i Fıtrı te’hîr ile kusur ettiğimden, mazhar-ı afv olmamı diler, nice nice bu gibi eyyâm-ı mübârekeye idrâk-i daavât-ı nâçîzânemi arzeyler ve kabûlünü kâdıyü’l-hâcâttan tazarru‘ ve niyâz eylerim.

Sevgili Üstâdım, kalb-i hakîrânemden doğan dilekleri ketmetmek elimden gelmiyor. Şöyle ki: Bu bayram ziyâret ve tebrîkini bedenen ve vicâhen îfâ etmem için musırrâne izin ve ruhsât talep ediyor, Cevâben Üstâdımızın ikāmet ettikleri yere değil, ta'kib ettikleri nûrlu yola git diyorum. Bu fıkrada pek ziyâde hak ve hakîkatli ise de, cismen rü’yet ve müşerrefiyet ve mazhar-ı iltifât ve inâyet ve beşâret olmaktaki feyz-i bî-nihâye ve intibâh-ı fevkalâde ve irşâd-ı kerîmâne ve hitâbât-ı gālibâneden mütevellid semerât-ı adîde ve fevâid-i kesîre ve menâfi‘-i vefîrelerinin kābil-i inkâr bir kaziye olmadığı, delîle muhtâç

302

bir da‘vâ değildir, cümleleri ile yapılan mukābele karşısında sâkit ve sâmit kalarak اَللّٰهُمَّ یَسِّرْ نِیَّاتِنَا وَمَقَاصِدَنَا وَطَهِّرْ قُلُوبَنَا وَاَعْمَالَنَا وَانْصُرْنَا عَلٰی فِرْقَةِ الْمُلْحِدٖینَ وَالْمُنَافِقٖینَ وَالْمُبْتَدِ عٖینَ اٰمٖینَ. یَامُجٖیبَ السَّٓائِلٖینَ وَیَا خَیْرَ النَّاصِرٖینَ

Keremkâr Üstâdım, tahdîs-i ni‘met tarîkiyle şu hakîkati i‘tirâf ederim ki: Lisân-ı kudsî ve hitâbât-ı azbü’l-beyânlarından şeref sâdır hikemiyât-ı Kur’âniye ve ma‘rifet-i ezeliye ve i‘câzkâr fermân-ı Nebevî’nin asm mahsûl ve netâici olan ve Lâhika’mızı kemâl-i şeref ve zînetle donatan mektûbât-ı fâzilet-meâbîleri, mesleğimizdeki gāye ve âmâlimiz, hakka mukārenet ve ehemmiyet ve savâbiyeti zâhir bir hakîkat yolunda olduğundan, müekked ve müeyyed bir huccet-i kātıa, daha açıkça ta‘bîr-i hatâ değilse, Rahmânî bir radyonun hayret-bahş nidâ ve hakîkat-i emr-i iş‘ârları nûr tâliblerine ve ma‘neviyât müşterîlerine bilâ-fâsıla yetişip, îmânlarını günbegün tecdîd ve tezyîd ve takviye edip, bizim gibi muhtâç ve mücrimler nûr-u Kur’ândan alâ-kadri’t-tâka haz ve nasîbimizi alıyor ve müştâk bulunduğumuz nihâyetsiz füyûzâta nâiliyet karşısında kâffe-i Risâle-i Nûr müntesibîni sad hezâr şükür ve îfâ-yı şükrâna medyûn bulunuyoruz. نَشْكُرُهُ وَنَحْمَدُهُ تَعَالٰی وَنَدْعُوهُ اَنْ یُرْشِدَنَا اِلٰی طَرٖیقٍ مُصْتَقٖیمٍ وَكَذَا نَقُولُ وَنَطْلُبُ یَا رَبِّ یَسِّرْمَا نُرٖیدُ اٰمٖینَ

Şefkatli Üstâdım, sizin cansipârâne irşâdınız ile, mümtâz ehl-i îmânın ihlâslı hâdimleri ve medâr-ı ibtihâc ve iftihârları olan sarsılmaz nûr kahramanlarının

303

ciddî mesâî ve hakîkî mücâhedeleri ve meslek ve meşreblerinin hakîkatli yegâne tercümanı bulunan âlimâne, kâmilâne, hem müdakkikāne yazılan müteaddid takrîznâmelerini, takdîrkâr fıkralarını mütâlaa ettikçe, rûhumun sürûr ve hubûru tezâyüd ve inkişâf ile koltuklarım kabarıyor. Kendi kendime, Sen sus, sana bedel çok mübârek kardeşler nûrların medh ü senâlarını yapıyorlar, ancak sana teşekkür etmek düşer diyorum. Var olsun, sa‘yleri meşkûr olsun. Rabbim nihâyetsiz tevfîkâtıyla müşerref eylesin, münâcât-ı hâlisânesiyle iktifâ edip söylemekten ziyâde dinlemeye rağbet ediyorum. Bir zaman evvel kāsır nazarımla vaziyet-i İslâmiyeye baktıkça, acaba cemâat-i İslâmiyenin sükûtu, sukūttan mı neş’et ediyor diye endişe ediyordum. حَمْدًا لِلّٰهِ تَعَالٰی, Risâle-i Nûr peyderpey ehl-i îmânı, İsrâfîl’in as sûr’u mesâbesindeki telkînât ve tenvîrâtıyla ba‘sü ba‘de’l-mevt hâline ifrâğ etti.

İnâyete mazhar Üstâdım, geçenlerde kitablar ve makinemizin müsâderesi, âdetâ i‘câzkâr eserlerin, kendi kendilerini müdâfaa ve muhâkemesi sûretine inkılâb etti. Mütevehhimlerin zu‘m-u fâsidlerince müştâkları bir tehdît ve ta‘rîz ve vehhâmları nûrdan tenfîr ve teb‘îd olduğu hâlde, lutf-u bârî, aksü’l-amel sûretinde tecellî ve tezâhür etti.

Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’ın isim ve müsemmâsına mutâbakatla, mâhiyet-i İslâmiye ve esâsât-ı îmâniye ve erkân-ı meşrûanın ne kadar yüksek bir derecede mukni‘ ve müdellel ve makbûl usûl ve kavâid-i şer‘iyeyi câmi‘ ve hâvî bulunduğunu yâr ve ağyâr anlayıp

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç