EMİRDAĞ LÂHİKASI 3. CİLD

109

Kezâ İlama’da Hulûsî ve Hâfız Hakkı Efendiler bugünlerde risâle yazmaya başladılar. Kezâ onlar da kemâl-i hürmetle el ve ayaklarınızı öperler, efendim.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Özü sözüne uygun olduğunu kasemle tasdîk eden âciz ve pek çok hakîr Sabrî

Kısmen Lâhika’ya. size havâledir.

(382)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Hizmet-i Nûriyede azîz ve mübârek kardeşlerimle bir hasbihâldir.

Beşeriyet târîhinde asrımız kendine mahsûs husûsiyet kesbetmiştir. Dünyevî sâhadaki fevkalâde keşfiyât ve ilerileme, insanların nazarını tamâmen dünyaya çevirmiş Ve çoğalan ihtiyâçlarını tezyîdden başka bir işe yaramamıştır. Rûhlarının gıdasını unutmak için kendini sefâhat derelerine atmıştır. Beşerin bu derin yaralarına çâre bulabilmek için bir çok tabîiyyûn bedbahtlar, beşeri tabiat bataklığına düşürmüştür.

110

İnşâallâh yakında aklını başına alarak, Kur’ân-ı Hakîm’in eczahâne-i kübrâsında tedâvi olarak insan olacaktır. Beşeriyet âleminde vukū‘ bulan bu acîb inkılâbların çarpışmalarından husûle gelen bu bîkarâr hâlin, tıpkı bir havuza atılan bir taşın meydana getirdiği dalgalar gibi İslâmiyet âleminde de te’sîrini göstereceği muhakkaktı. Nitekim Âlem-i İslâm dünyada vukū‘a gelen bu büyük değişikliklerden, bilhassa asrımızda daha ziyâde müteessir olmuştur. Maatteessüf içimizde yetişen bazı frenk meşreb bedbahtlar, Âlem-i İslâm’ın vahdetini parçalayarak memleketimizi frenk meşreb bir hâle getirmek için çalıştılar. Frenklerin bed-nazariyelerine bazı bedbahtları meftûn ettiler. Fakat beşeriyeti hakîkî saâdet ve selâmete ulaştıracak ve bu dîn-i celîl-i İslâm’ı tâ kıyâmete kadar muhâfaza edecek olan Hâfız-ı Hakîkî, küfr-ü mutlak hesabına Kur’ân ve îmân hakîkatlerine hücûm eden ehl-i ilhâda yine Kur’ân-ı Kerîm’in ma‘nevî i‘câzından süzülmüş ve onun bir nevi‘ Lem‘aları olan Risâle-i Nûr’la cevâb verdi.

Evet, felsefe ve dalâletten gelen şeklere ve ehl-i ilhâdın küfrüne karşı ancak Kur’ân nâmına ders veren, Kur’ân ve îmân hakîkatlerinin müdâfi‘i ve küfr-ü mutlakı zîr u zeber eden Risâle-i Nûr’a sâhip çıkmakla karşı konulabilir. Zîrâ ehl-i küfrün silâhlarına karşı bir nevi‘ atom bombası hükmünde olan nûr bombası ile mukābele edilir. Nûr bombası tahrîb değil, ta‘mîr eder. Hepimiz hak ve hakîkat yolcusu olmamız hasebiyle

111

bu kudsî hizmet yoluna canımız fedâ olsun. Zîrâ Hakk yolunda can verebilenlerdir ki, Hakk’a kavuşsun. Hakk yolunda korku değil, muhabbet esastır. Korkakların içimizde yeri yoktur. Hakk yolunda çalışanların yardımcılarının Cenâb-ı Hakk olduğuna kat‘î inancımız vardır. O Muînimiz olduktan sonra, bütün dünya kâfir olsa kıymeti yoktur.

Ey bu dîn-i celîl-i İslâm’a hizmet arzusunda bulunan mü’min kardeşlerim ve bu hizmette çalışır görünen hocalar Bilmiş olunuz ki, bu zamanda ibâdetin en hayırlısı, dinsizlerle ma‘nen mücâhede ederek îmân hakîkatlerinin neşrine çalışmaktır. Zîrâ zamanımız iyi ile kötüyü ayıran mihek taşı hükmündedir. Vazîfeniz mes’ûliyetlidir. Onun için elinize nûr meş‘alesini alarak Âlem-i İslâm’ın tenvîrine çalışınız. Ve şems-i hakîkatin nûr sancağı altında birleşiniz. Her hareketi bir sükûnet ve her inişi bir yokuş ta'kib ettiği gibi, İnşâallâh istikbâlde İslâmlar için hayırlı ve mes‘ûd günler ümîd ediyoruz. Yalnız Elhamdülillâh, ben mü’minim diyen her ferdin riâyet etmesi zarûrî ve Müslümanlık muktezâsı olan tebârüz ettirilmeye değer noktalar var. Ulemâ ve hocalar sınıfı, bunların bu acîb zamanda vazîfeleri çok mühim ve mes’ûliyetlidir. Onların vazîfesi sâde bir dînî makam sâhibi olmak değil, bu bakımdan o makamı temsîl edebilmeye liyâkat kesbetmek, îcâbında şerîat-ı Ahmediye’nin asm teblîğinde o uğurda fedâ-yı cân edebilmektir.

112

O makam çok mes’ûliyetli ve aynı zamanda çok şereflidir. Bunlar hak ve hakîkat nâmına hakla âmir olmalıdır. Bunlardan hissesi olmayana ulemâ denilmez. Hocalar ve avâm-ı mü’minîn kısmı ise, bu acîb zamanda dinsizlerin ithâmlarından aleyhlerindeki sistemli imhâ plânı ve birbirine düşürmekten kurtulmak ve küfr-ü mutlak nâmına îmân hakîkatlerine mülhidlerin hücûmundan kendilerini muhâfaza ve müdâfaa edebilmek, Kur’ân-ı Hakîm’in ma‘nevî iʻcâzından süzülmüş Risâle-i Nûr’a sâhip çıkmak ile ve onu elde etmekle mümkün müdür? Evet, Risâle-i Nûr onların küfürlerini hakîkat nâmına zîr u zeber ederek canlarını cehenneme göndermeğe vesîle olur. Ve ehl-i îmânı Hakk nâmına cennetle tebşîr eder.

Âciz kardeşiniz Mustafâ ve Ziyâ

[383]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Kardeşimiz, nûr kumandanlarından Re’fet’in on üç rakamıyla gösterdiği müjdeli tevâfuk kerâmeti bizi hakîkaten çok sevindirdi. Mâşâallâh, onun kalbi, fikri gibi, küçük mektûbları da letâfetlidir.

113

Sâniyen: Merhûm Hâfız Alî ve Hasan Feyzî’nin tam vârisi Ahmet Fuâd’ın fütûhât-ı nûriyeye dâir kıymetli mektûbu gösteriyor ki o havâlî de üçüncü bir Isparta olmaya başlıyor. Kuvvetli bir delîli Hatîb İbrâhîm’dir ki Ahmed Fuâd’ın aynı sistemindedir. Onun mektûbu ve Ahmed Fuâd’ın mektûbu gibi Nûrculara büyük bir ümîd ve müjde veriyor. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn âmîn. Onun rüyası hayırdır ve mübârektir. Dadaylı Hâfız Hasan’a da selâm ederiz.

Sâlisen: A‘lâmescid köyü hocası İbrâhîm Edhem’in hâlisâne mektûbuyla ve nûrun ma‘sûm şâkirdlerinin o mübârek hocanın dersinden tam hisse alan ve nûr dâiresine giren altı küçücük ma‘sûmların kendi kendilerine düşünüp hocalarına söyleyerek, altı pusula kendi kalemleriyle yazarak, bu ihtiyâr, hasta Saîd’e, o ma‘sûm mübârekler ömürlerinden her birisi bir kısmını vermesi hakîkaten gāyet medâr-ı hayret ve takdîr bir hâdise-i nûriyedir. Ben dahi o ma‘sûmların o mübârek hediyelerini kabûl edip, yine o küçücük Saîdlere hediye ederek, benim yerimde çalışmak için bağışlıyorum. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Ve Üstâdlarından ve peder ve vâlidelerinden râzı olsun. O küçücük Saîd’ler ise, İbrâhîm 9, Mustafâ Top 11, Halîl İbrâhîm 12, Emîn Yılmaz 14, Mehmed 11, Abdullâh 12 yaşlarındadırlar.

Râbian: Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından ve o medresenin Üstâd-ı mübâreki merhûm

114

Hacı Hâfız’ın mahdûmu ve vârisi Hâfız Mehmed’in, o medresenin umûm şâkirdleri nâmına yazdığı mektûbunda, nûrla iştigālin, ölümden başka her belâya ve hastalıklara bir ilaç olduğu gibi dehşetli ölümü de cennetin kapısı gösterip, ehl-i îmânı heyecanla şevke getiriyor. diye fıkrası hakîkat olduğuna pek çok hâdiseler var. Ma‘sûm mahdûmu da hâfızlığa başlaması, İnşâallâh muvaffak olacak. Ceddinin ve pederinin mübârek hâfızlık ünvânlarını dâimleştirecek.

Medrese-i Nûriyenin elmas kalemli kahramanlarından Mustafâ Yıldız’ın, sûreten kısa ve ma‘nen uzun ve kıymetli mektûbunda, Medrese-i Nûriyenin kahramânlarına havâle edilen Sikke-i Gaybiye’nin yağlı kâğıda yazılmasını, üç dört hüdhüdün ma‘nen alkışlaması gösteriyor ki, İnşâallâh Sikke-i Gaybiye Medrese-i Nûriye’de parlak bir tarzda çıkacak ve güzel fütûhât yapacak.

Hâmisen: Küçük Isparta’nın kahramanlarından Berber Alî Osmân’ın bize gelen mektûbunda, kardeşimiz Nazîf ve arkadaşlarının çalıştıklarını ve telâşları olmadığını ve onun üç ma‘sûm evlâdları Kur’ân’a ve Risâle-i Nûr’a çalışmaları bizi sevindirdi. Nazîf hakkında merâkımı izâle etti. İnebolulu Halîl’in bana yazdığı mektûbda bir Zülfikār istiyormuş. Ona da selâm ediyorum. Yakında İnşâallâh çokları bulacak İnebolu kardeşlerimizin sadâkatleri ve alâkaları tamdır. Fakat ihtiyâta ve tam tesânüde tam muvaffak olamadıklarından bazen tevakkufa mecbûr oluyorlar.

115

Sâdisen: Homa’nın nûr kahramanlarından ve hapis arkadaşlarımızdan Mehmed Alî vâsıtasıyla nûrun dâiresine ciddî bir tarzda giren ve bana mektûb yazan Karahâlli Hüseyin Mercân’a selâm ediyorum. İnşâallâh o da Homa kahramanları gibi sarsılmadan çalışacak. Başta Sâmî ve Mehmed Alî olarak oradaki kardeşlerimize çok selâm ediyorum. Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[384]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Kastamonu’da satılan Hizb-i Nûriye’nin bedelini ve Kâtib Osmân’ın Risâle-i Nûr bağının mahsûlü şimdiye kadar muhâfaza edilen elmaları ve Terzi Mehmed’in beş ma‘sûm ve Nûrcu evlâdı, başta Tal‘at olarak teberrüklerini aldık. O ma‘sûmların hâtırı için o teberrükü ve Kâtib Osmân’ın elmasını ilaç nev‘inde isti‘mâl ediyorum. Ve kahraman Burhân’ın mektûbunda İbrâhîm Efendi’nin refîkasının râhatsızlığı için şifâ duâsını, ben kendi hastalığıma şifâ istediğim vakit, Nâdire ve Şaziye’yi iki def‘a hissedâr eyledim. Cenâb-ı Hakk şifâ versin.

116

Sâniyen: Asâ-yı Mûsâ nereye kadar yazılmış ve İnebolu’da yeni harfle ne kadar yazmış, çıkmış? Ve Nazîf ve arkadaşlarının fa‘âliyetleri var mı, sıkıntıları yok mu merâk ediyorum.

Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyorum.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[ 385 ]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

(Maddî ve ma‘nevî bir suâl münâsebetiyle hâtıra gelen bir cevâbdır.)

Deniliyor ki: Neden nûr şâkirdlerinin kuvvetli hüsn-ü zanları ve kat‘î kanâatları, senin şahsın hakkında nûrlara daha ziyâde şevklerine medâr olan bir makamı ve kemâlâtı şahsına kabûl etmiyorsun? Yalnız Risâle-i Nûr’a verip, kendini çok kusûrlu bir hâdim gösteriyorsun?

Elcevab: Hadsiz hamd ve şükür olsun ki, Risâle-i Nûr’un öyle kuvvetli ve sarsılmaz istinâd noktaları ve öyle parlak ve keskin hüccetleri var ki, benim şahsımda zannedilen meziyete, isti‘dâda ihtiyacı yoktur. Başka eserler gibi, müellifin

117

kābiliyetine bakıp, makbûliyeti ve kuvveti ondan almıyor. İşte meydanda Yirmi senedir kat‘î hüccetlerine dayanıp, şahsımın maddî ve ma‘nevî düşmanlarını teslîme mecbûr ediyor. Eğer şahsiyetim ona ehemmiyetli bir nokta-i istinâd olsa idi, dinsiz düşmanlarım ve insafsız muârızlarım kusûrlu şahsımı çürütmekle, nûrlara büyük darbe vurabilirdiler. Hâlbuki o düşmanlar dîvâneliklerinden, yine her nevi‘ desîselerle beni çürütmeye ve hakkımda teveccüh-ü âmmeyi kırmaya çalıştıkları hâlde, nûrların fütûhâtına ve kıymetine zarar veremiyorlar. Yalnız bazı zayıf ve yeni müştâkları bulandırsa da vazgeçiremiyorlar.

Bu hakîkat için, hem bu zamanda enâniyet ziyâde hükmettiği için, haddimden çok ziyâde olan hüsn-ü zanları kendime almıyorum. Ve ben, kardeşlerim gibi, kendi nefsime hüsn-ü zan etmiyorum. Hem kardeşlerimin bu bîçâre kardeşlerine verdiği makām-ı uhrevî, hakîkî, dînî makam ise. Mektûbât’tan İkinci Mektûb’un âhirindeki kāideye göre, şahsıma verdikleri ma‘nevî hediye olan kemâlâtı, eğer hâşâ ben kendimi öyle bilsem, olmamasına delîldir. Kendimi öyle bilmesem, onların o hediyesini kabûl etmemek lâzım geliyor. Hem kendini makam sâhibi bilmek cihetinde enâniyet müdâhale edebilir.

Bir şey daha kaldı ki, dünya cihetinde, hakāik-i îmâniyenin neşrindeki vazîfedârlar makam sâhibi olsa, daha iyi te’sîr eder denilebilir. Bunda da iki mâni‘ var:

118

Birisi: Farazâ velâyet olsa da, bilerek, isteyerek makam yapmak tarzında, velâyetin mâhiyetindeki ihlâs ve mahviyete münâfîdir. Nübüvvetin vereseleri olan Sahâbeler gibi izhâr ve da‘vâ edemezler, onlara kıyâs edilmez.

İkinci mâni‘: Pek çok cihetlerle çürütülebilir ve fânî ve cüz’î ve muvakkat ve kusûrlu bir şahıs sâhib olsa, nûrlara ve hakāik-i îmâniyenin fütûhâtına zarar gelir. Fakat bir nokta var ki, mûcib-i şükrândır: Ehl-i siyâsetteki düşmanlarım, mezkûr hakîkatleri bilmedikleri için, şerefli, izzetli Eski Saîd’i düşünüp, mütemâdiyen nûrlar bedeline benim şahsıma ihânet ve tenkîs etmekle meşgūl oluyorlar. Bazı mutaassıb, enâniyetli hocaları da şahsımın aleyhine çeviriyorlar, güyâ nûrları söndürmeye çalışıyorlar. Hâlbuki nûrları daha ziyâde parlattırmaya vesîle oluyorlar. Nûrlar, âdî şahsımdan değil, Kur’ân güneşinin menba‘ından nûrları alıyor.

Umûm kardeşlerime pek çok duâ ediyoruz. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

120

[386]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Mübârek ve Sevgili Üstâdım, Şefkatli Efendim Hazretleri,

Biz Safranbolu ve havâlîsi Nûrcularına hemen her vesîle ile nazar-ı şefkat ve muhabbetle bakıyor ve bizlere hadsiz sürûrlar bahşediyorsunuz ki: bu şefkat ve muhabbetinizin bilhassa nâhiyemizde azîm te’sîrleri görülmektedir. Nihâyetsiz hamd ve şükür ol Hâlık-ı Zü’l-Celâl’e ki, bu son aylarda nûrun fütûhât dâiresi muhîtimizde çok genişlemiştir. Nûrları isteyen ve iştiyâkla yazmaya başlayan ve şâkirdliğe kabûllerini siz Üstâdımız Efendimiz'den ricâ edenlerin sayısı hergün biraz daha artmaktadır. Câmi‘lerde kadın ve erkek yüzlerle halk Risâle-i Nûr’un hakîkat derslerini derin bir alâka ile dinleyerek îmânlarını tazelemektedirler. Susamış bir toprakta Rahmet-i İlâhiyenin feyizleriyle fışkıran sünbüller gibi, muhîtimizde İnşâallâh îmânî hakîkatleri dinleyip de öğrenen mü’min kardeşlerimizin kalblerinde nûr sünbülleri inkişâf edecek ve İnşâallâh ileride burası üçüncü bir Isparta olacaktır. Bu mes‘ûd netîceyi arz ve mübârek ellerinizi öperek tebrîk ederim.

Eflâni nâhiyesi Nûrcuları nâmına çok kusûrlu perişan ve miskîn şâkirdiniz Ahmed Fuâd

121

(387)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Şefkatli Üstâdım Muhterem Efendim,

Uzun senelerden beri hâlisen muhlisen Lillâh için bir dost, bir kardeş olarak görüşüp tanışdığım şâkirdiniz Ahmed Fuâd, kendisinin Daday’dan te’mîn ederek istinsâh ettiği Risâle-i Nûr eczâlarını bu fakîre ve miskîn şâkirdinize de istinsâh ettirerek bizi nûr dâiresine çekmek isterdi. Bil'âhire Kastamonu’da zât-ı fâzılânelerenizi ziyâretle mübârek ellerinizden öpmek ve Risâle-i Nûr şâkirdliği gibi çok şevkli bir mesleği ihrâz etmekle mesrûren Kastamonu’dan avdet eden Ahmed Fuâd kardeşimiz, Risâle-i Nûr’a karşı kalblerimizde aşk derecesine varan bir şevk uyandırmıştır. Ne çâre ki, o zaman kader-i İlâhî sizi Kastamonu’dan uzaklaştırmış ve bizlere de ziyâret fırsatını bahşetmemiştir. Fakat bu arzu, iştiyâk, mübârek ellerinizi öpmek ihtiyacı kalblerimizde hergün biraz daha artmaktadır.

Sevgili Üstâdım, bu geçen aylarda zât-ı fâzılânelerinizin Safranbolu ve havâlîsine şefkat ve merhamet nazarıyla bakmanız eseridir ki, nûr dâiresine atılan kardeşlerimizin sayısı çoğalmaktadır. Bilhassa mevlid cem‘iyetleri vesîlesiyle muhîtimizde Risâle-i Nûr’un îmânî hakîkatlerini halkımıza duyurmaya ve nûr derslerini îzâha ve neşre

122

çalışan Ahmed Fuâd kardeşimizin bulunduğu câmi‘lerde, meclislerde, kadınlı erkekli yüzlerce halk toplanarak Risâle-i Nûr’un îmân derslerini dinlemektedirler. Bu dersler muhîtimizde o kadar alâka hâsıl etmiştir ki, hergün ve her hafta muhtelif köylerin câmi‘lerinde mevlid cem‘iyetleri tertîb edilmiş ve yüzlerce cemâat câmi‘leri doldurmuş, kalbler Risâle-i Nûr’un îmân tahkîm eden nûrlarıyla parlamıştır.

Üstâdım efendim, şu bir hakîkatdir ki, halkımızın nûrun derslerine şiddetli bir alâkası vardır. Bu alâka ile evvelce bir saf cemâat görülemeyen câmi‘lerimiz Elhamdülillâh şimdi hıncahınç dolmaktadır. Ahmed Fuâd kardeşimiz, Bu mes‘ûd netîcede bizim hiç bir te’sîrimiz yoktur. bu, Risâle-i Nûr’un ve hazret-i Üstâd’ın muhîtimize şefkatle bakışlarının bir netîcesidir demelerini biz de tasdîk ediyoruz.

Hâlık-ı Zü’l-Celâl size sıhhatli ve bereketli ömürler ihsân buyursun. Ve hayırlı duâlarınızdan bizleri daha uzun yıllar müstefîd eylesin. Âmîn. Başta Ahmed Fuâd kardeşimiz olarak buradaki bütün Nûrcu kardeşlerimiz selâm ve duâ ederek mübârek el ve ayaklarınızı hürmetle öper, hayırlı duâlarınızı yalvarırız.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Eflâni’de kusûrlu fakîr ve bîçâre şâkirdiniz Hatîb İbrâhîm

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç