Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 65
[373]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Medrese-i Nûriye kahramanlarından Sâlih Çavuş ve Mustafâ Gül’ün kerâmetli ve müjdeli mektûblarına ve onların umûm arkadaşlarına Bârekallâh ve Veffekakümullâh deriz. Ve Hâfız Alî’nin vârislerinden Mustafâ ve Halîl İbrâhîm’in mektûblarına ve Mustafâ’nın suâline karşı cevâb vermeye ve düşünmeye hâlim müsâade etmediği için gücenmesinler. Ve Halîl İbrâhîm’in üstâdı hakkında pek ziyâde hüsn-ü zanını gösteren manzûmesi, Milâslı Halîl İbrâhîm’in mektûbu gibi güzeldir. Yalnız Saîd hakkında hüsn-ü zanları haddimden pek çok ziyâdedir. İnşâallâh o senâları hayırlı bir duâ hükmüne geçer.
Sâniyen: Erkândan Milâslı Halîl İbrâhîm’in mektûbunda, ben vefât etmeden evvel bütün ma‘nevî malımı kardeşlerimin her birisine tamâmen vermesini ve her bir şâkird bir genç Saîd olması noktasını tam takdîr edip şahsımın medhine âit kısmı müstesnâ olarak çok güzel gördüm. Bârekallâh derim.
Sâlisen: İstanbul’daki Amerika sefîri vâsıtasıyla Amerika’daki Müslüman hey’etine Zülfikār’ı ve bir Asâ-yı Mûsâ’yı göndermesini isteyen o dostumuz ve kardeşimize
SAYFA 66
deyiniz ki: Sefîrlerin kafası siyâsetle meşgūl olduğundan ve Risâle-i Nûr siyâsetle alâkası olmadığından, siyâsî bir kafa çabuk takdîr edemiyor. Hem Risâle-i Nûr, müşterîleri aramaz, müşterîler aramalı ve yalvarmalı. Amerika, buranın en küçük bir havâdisini merâkla ta'kib ettiği hâlde, buranın en büyük bir hâdisesi olan Risâle-i Nûr’u elbette arayacaktır.
Bundan sonra her mes’elemizde emir, Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsini temsîl eden hâs şâkirdlerin ve sizlerindir. Benim de şimdi bir re’yim var.
Umûm kardeşlerimize binler selâm ve selâmetlerine duâ eden ve duâlarını isteyen
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Konyalı Sabrî’nin müjdeli mektûbunun sûretini leffen gönderiyoruz.
(374)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk ve eşsiz Üstâdım Efendim Hazretleri,
Sizin feyzinizden ve zekânızdan coşan Risâle-i Nûr nûru ile bütün Âlem-i İslâm’ı ihâta etmekte berdevâmdır. İşte Konya’mızda Şükrü Bey kardeşimizle
SAYFA 67
gönderdiğimiz risâleler ilk mahsûldür. İnşâallâhu Teâlâ ikinci postada göndereceğimiz bunun birkaç misli olacaktır. Çünkü herkes yazıyor. Hatta gençler, yazıp okuması olmayanlar, bu Risâle-i Nûr’daki ders verme kerâmetini görünce ihtiyârsız sarılıyorlar. Sebebi ise yirmi sene medrese görmüş, ismini yazmaktan âciz çok zâtlar olduğundan, hiç mekteb medrese görmeyen bîçâre bir câhil, bir ay zarfında Risâle-i Nûr’u hem yazıyor ve hem okuyor. Bu kerâmetiniz bütün âlimleri bile hayrette bırakıyor.
İşte Şükrü Bey’le siz efendimiz hazretlerine mektûb gönderen Zîver kardeşimiz bugün bile Kur’ân okumasını bilmediği hâlde, bugün Risâle-i Nûr’un kerâmetini bütün Konya halkına göstermiştir. Diğer kardeşimiz Recep de, aynı Zîver gibi köylü çocuğudur. Ve okuryazar olmadığı hâlde, o da bütün böyle câhil gençleri hayrette bırakıyor. Bu kardeşlerimizi herkese numûne olarak gösteriyoruz. Ve diyoruz ki: Risâle-i Nûr hoca istemiyor, kim arzu ederse bir ay buna devam etsin, kendi kendine hem okur, hem yazar Himmet ve kerâmetinizin bereketiyle herhangi bir genç bir ay zarfında okuryazar oluyor. Şimdi ekseriyeti kazâlar, köyler, yazı bilmeyen bazı hocalar bu kerâmet-i nûriyeyi görünce herkes yazı yazmaya mecbûr oluyor.
Azîz Üstâdım, size ne kadar bu husûsta yazı yazsam yazmaktan âcizim. Çünkü Risâle-i Nûr’a talebe olanlar, îcâbında anasını babasını dinlemediği gibi canını
SAYFA 68
fedâ etmeye hazırdırlar. Hatta müteaddid yüksek âilelerden lisenin onuncu sınıfına kadar okuyanlar Kur’ân dersine devam ettikleri gibi, Risâle-i Nûr’a da mıknatıs gibi yapışmışlar. Ve diyorlar ki: Îcâbında Risâle-i Nûr uğruna canımızı bile fedâ etmeye hazırız. Artık bu büyük müjdenin ta‘rîfini yapmaktan âcizim.
[Fezaî’nin şiirinin bazı mısrâ‘ları]
Bu mısrâ‘lardaki hikmetler Risâle-i Nûr’un gösterdiği yolu açık olarak gösteriyor. Burada Mahmûd Bey isminde bir kardeşimiz var. Bu hem yüksek bir âileye mensûb ve hem de bir câmi'nin hatîbidir. Bu bizdeki Risâle-i Nûr’un dörtten birini okumuş ve yazmıştır. Ve bütün hocaları evine çağırarak Risâle-i Nûr’un hikmetini ve kerâmetini onlara söylemekle beraber ve her hutbesinde hep Risâle-i Nûr’dan okur ve husûsî el ve ayaklarınızdan öper, duâlarınızı diler. Maraşlı vâiz hocası Zekeriyyâ Efendi el ve ayaklarınızdan öper. Ve Ilgın müftüsü ve Ilgın’da Nebî Efendi kardeşimiz ellerinizden öperler. Ankara’da biri tıpta, biri de mühim bir vazîfede bu iki kardeşimiz Rıf‘atlar ellerinizden öperler. Onlara on dörde kadar mektûbları gönderdim, yazacaklar. Bu risâleleri gönderen kardeşimiz Receb el ve ayaklarınızdan öper, hayırlı duânızı diler. Daha burada çok yazan kardeşlerimiz vardır. Onların risâlelerini gönderdiğim zaman isimlerini bildiririm. Bütün buradaki Risâle-i Nûr’un gençleri el ve ayaklarınızdan öper, duânızı diler.
SAYFA 69
Isparta’dan üniversiteye göndermek için Yirmi Dokuzuncu Mektûb’un Yedinci kısmı, şimdilik İşârât-ı Seb‘a’dan yirmi adet, yirmi adet Sirâcü’l-Gāfilîn ve Otuz Birinci Mektûb’un Lem‘aları onar adet, on adet Yirmi İkinci Sözler ve daha başka eserlerden bedeli mukābilinde istedim. Gençleri bunlarla elde ediyoruz. İlmi ile mağrûr hoca efendilere Yedinci Şuâ‘ı ve İhlâs Lem‘ası’nı veriyoruz. Derhâl teslîm oluyorlar. İstanbul’daki talebeler istediğiniz Asâ-yı Mûsâ’dan parçaları tercüme ettirmek için çalışıyorlarmış. Cenâb-ı Hakk muvaffak etsin.
Hac ve ziyâretiniz için müsâade buyurulursa cevâb bekliyorum.
Âciz günâhkâr köleniz Sabrî
[375]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Medrese-i Nûriye kahramânlarına me’haz olmak için tashîh etmek ile meşgūl olduğum Sikke-i Gaybiye Hâşiye Mecmûası’nın Yirmi Dördüncü âyetin ihtârdan sonra
SAYFA 70
تَنْزٖیلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزٖیزِ الْحَكٖیمِ: hesâb-ı cifrîsinde küçücük bir sehiv gördüm. Bin üç yüz kırk iki ettiği hâlde, sehven bin üç yüz kırk altı yazılmış. Kırk ikide Risâle-i Nûr’un bidâyet-i intişârı, kırk altıda Mu‘cizât-ı Ahmediye, Yirminci ve Yirmi Dördüncü Mektûblarla parlaması tarihidir. Siz nüshalarınızda kırk altı yerinde, kırk iki yazınız. Bir satır sonra O târihte Mu‘cizât-ı Ahmediye Risâlesi yerine O târihten az sonra Mu‘cizât-ı Ahmediye Risâlesi yazınız.
Sâniyen: Sikke-i Gaybiye’yi de müdâfaât gibi bazı sahîfelerini ve bazı satırlarını ve bazı mes’elelerini çok ehemmiyetli olmadığından çizgiler çektim. O çizgili yerler yazılmasa, hem müdâfaât, hem Sikke-i Gaybiye gāyet ehemmiyetli bir risâle-i nûriye-i ilmiye olur. Hem Sikke-i Gaybiye’nin âhirinde merhûm Hasan Feyzî’nin Zülfikār’a geçen uzun mektûbu yazılmamak için işâret ettim. İğne ile kapattım. Bu Sikke-i Gaybiye’nin âhirinde yine merhûm Hasan Feyzî’nin iki manzûmesi var. Onlar da güzeldir. Bunlardan birincisi, uzun olanı Sikke-i Gaybiye’de, İnâyât-ı Seb‘a’dan evvel yazılsın. İkinci manzûmesi ya Sirâcü’n-Nûr’un veya Tılsım Mecmûası’nın âhirinde sizin Lâhikadan intihâb ettiğiniz bazı kısa parçalarla beraber yazılsa münâsib olur. İsterseniz Sikke-i Gaybiye’nin âhirinde de kalsın.
Hem başkaların da bazı fıkraları var. Bir kısmını ta‘dîl ettim. Bir kısmına çizgi çektim. Tâ Sikke-i Gaybiye’nin kuvvetine bir zarar gelmesin. Size gönderdiğim bu nüsha
SAYFA 71
acele yazılmış güzel okunmuyor. Onun için çok dikkat etmek lâzım ki yanlış olmasın. Hem bazı hâşiyeleri sahîfenin içinde yazılmış, kenarında yazılmamış. Makinede olduğu vakit sahîfenin kenarında yazılsın. İnşâallâh, Medrese-i Nûriye bu Sikke-i Gaybiye ile Medresetü’z-Zehrâ’yı daha ziyâde nûrlandıracak.
Sâlisen: Sikke-i Gaybiye’nin, Kerâmet-i Gavsiye’nin âhirinde Şâmlı Hâfız’ın fıkrasından tâ Kâtib Osmân’ın acîb rüyasının nihâyetine kadar ve daha kerâmetli ondan sonra gelen fıkralardan münâsib gördüğünüzü alıp beraber Sikke-i Gaybiye’nin başında mukaddemesi olarak benim baştaki mektûblarımdan sonra yazılsa münâsib oluyor, zannederim. Öteki kısmı, âhirinde hâtimesi ve lâhikası olarak yazılsın. Çünkü, o tarzda herkes birden Sikke-i Gaybiye’nin tasdîkini ve kıymetini anlar. Siz daha iyi bilirsiniz. Tensîbinize havâledir.
Sonra Karadağ meyvesi nâmında Sûre-i ve’l-Asr’ın bir nükte-i i‘câziyesi ve arkasında Sûre-i (Fil) in bir nükte-i i‘câziyesi beraber Sikke-i Gaybiye’nin mukaddemesinde yazılsın.
Husûsen o mukaddemenin başlarında Hâfız Mustafâ’nın Emirdağı’nda bana risâleleri getirdiği vakit, onun münâsebetiyle yazdığım mektûbun başında Azîz Sıddîk Kardeşlerim, bizim kat‘iyen şek ve şüphemiz kalmadı ki, bu hizmetimizin netîcesi ilâ âhir diye Risâle-i Nûr’un berâet ve teslîmine dâir üç kerâmetlerine Leyle-i Mi‘râc ve Leyle-i Regāib’le
SAYFA 72
gelen yağmurla beyân eden mektûbu da mukaddemede nazar-ı dikkati celbedecek bir yerde yazarsınız.
Râbian: Bu baharın ma‘nevî fırtınaları ve bu mevsimin ma‘nevî ferahları ve dünyanın ve derd-i maîşetin meşgaleleri, evhâmcıların fütûr veren desîseleri, elbette bu mevsimde bir derece fütûr verir. Ve şevk ile çalışanları bir derece teneffüse ve istirâhate sevkeder. Fakat kat‘iyen biliniz ki, Risâle-i Nûr hizmeti inâyet-i İlâhiye ve himâyet-i Rabbâniye altındadır. Onun için hiç telâş etmeyiniz. Muvakkat tevakkuflarda da müteessir olmayınız. Bize karşı olan her şeyde bir hayır, bir hikmet var.
Meselâ, bir kısım bedbahtlar Zülfikār’ın parlak fütûhâtına perde çekmek için bir Zülfikār’ı postahâneden alıp müsâdere ederek, buraya gelen yeni vâliye ve yeni emniyet müdürüne verdiklerini işittim. Bir iki dakîka müteessir oldum fakat birden tahakkuk etti ki, bizim tarafımızdan o iki adama bir nüsha Zülfikār vermek lâzım imiş ki, asılsız fenâ evhâmlara kapılmasınlar. Ve nûrların himâyesine çalışsınlar. Bu sûrette daha ziyâde dikkat edecekler. Her ne ise, hiç merâk etmeyiniz.
Umûm kardeşlerimize binler selâm ve selâmetlerine duâ eden
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Hasta Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Muhlis Hulûsî’nin mektûbunu leffen gönderiyoruz.
SAYFA 73
(376)
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی وَبَرَكَاتُهُ مِنَ الْاَزَلِ اِلَی الْاَبَدِ
Mübârek Üstâdım,
Aslâ lâyık olmadığım ve hak etmediğim hâlde, dâimâ şefkatinize ve duânıza dâhil etmekle bu hakîr kardeşinize, çok zayıf, dâimâ ma‘nevî yardıma muhtâç bîçâre talebenize, Cenâb-ı Kerîm-i Mutlak’ın tevfîk buyurduğu kadar Risâle-i Nûr müellifine ve nûrlu şâkirdlerine, Allâh için muhabbet ve fütûrsuz, şuûrsuz îmân ve Kur’ân hizmetinde bulundurulan bu âciz Muhlis’inize yaptığınız duâlara ebede kadar şükre mecbûrum. Ve öyle kanâatim var ki, nûrlara hâdim olmakla ancak Hakk şükür, maa’l-kusûr edâ edilebilir. Böylelikle nûrların zayıf bir hâdimi cüz'î hizmetini bütün nûrlu hâdimlerin münevver hizmetleri arasında görürse, ücretini de peşin olarak aldığını hisseder. O cemâatle şükür, Elhamdülillâh der.
Tecrübenizden geçtiğim için ta‘rîfe kalkıp huzûrunuzu ihlâl etmek istemem. Fakat hâtıra geleni de yazmaktan men‘-i nefîs edemedim. Kedi nasıl okşandığı zaman Yâ Rahîm, Yâ Rahîm, Yâ Rahîm diyorsa, mübârek Üstâdımın bizi şefkatli okşaması, O Rahîm-i Zü’l-Cemâl’in dergâhına Yâ Rahîm, Yâ Kerîm, Yâ Latîf gibi esmâyı vâsıta ederek, Yâ Rabb Azîz ve Muhterem ve şefkatli Üstâdımızın dünyevî ve uhrevî bütün duâlarını kabûl buyur. Ve nûr-u Kur’ân hâdimlerinin üzerinden duâsını
SAYFA 74
eksik etme, sıhhat ve âfiyetle dâim eyle. بِحُرْمَةِ اسْمِكَ الْاَعْظَمِ وَبِحُرْمَةِ قُرْاٰنِكَ الْاَحْكَمِ وَبِحُرْمَةِ حَبٖیبِكَ الْاَكْرَمِؐ اٰمٖینَ اٰمٖینَ اٰمٖینَ münâcâtını yaptırıyor.
Evet, ebed için halk olunan, ebede müştâk olan, ebed yolculuğu yapan insana bu yolculuk esnâsında kendisi gibi bir insandan küçük bir iyilik görünce, onu yapan insana karşı fıtratı muktezâsı Allâh râzı olsun derse, ebedî yolculuğunda, ebede yetecek kadar zâd ve zahîre, nûr ve burâk olan îmân-ı tahkîkî dersini veren ve bihakkın Üstâd olan ve bu ma‘nevî vazîfeyi kemâl-i şefkatle îfâ eden bir insân-ı ekmele قُلْ مَا یَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّٖی لَوْلَا دُعَٓاؤُكُمْ fermân-ı akdesinden gelen nûrlu feyizle, o insân-ı mazhar, ezelden ebede kadar gelmiş ve gelecek bütün mevcûdâtı da imdâdına çağırıp duâ etmeli ki, talebeliğin, dostluğun, kardeşliğin Üstâda karşı vazîfesini ve bu nûrânî perde arkasındaki Üstâd-ı Ezelî’nin nihâyetsiz ni‘metlerinin şükrünü bir dereceye kadar yerine getirebilsin.
Azîz ve Muhterem Üstâd, ta‘bîrâtımda gayr-ı kābil-i ictinâb hatâlarım varsa af buyur. Beş adet düstûrunuzla bir zaman kardeşimiz Abdülmecîd’e yazdığınız Bir hüznü, bir gāilesi var idiğini hissediyorum. Risâle-i Nûr şâkirdlerine inâyet ve rahmet-i İlâhiye nezâret ederler. Dünyanın meşakkatleri mâdem sevâb verir, geçerler. O müsîbetlere karşı sabır içinde şükür ile metânetle mukābele edilmek gerektir. Sen ve Hulûsî
SAYFA 75
bütün duâlarımda ve kazançlarımda berabersiniz. emr-i irşâdınızı her sabah Dost istersen Allâh yeter le başlayan beş adet nûrânî düstûrla beraber okurum. Bu nasîhatlerden çok feyiz ve kuvvet alıyorum. Allâh Üstâdımdan ebediyen râzı olsun. Âmîn. Bu havâlîdeki alâkadârlar selâm, duâ ile ellerinizden öperler. İsminin yazılmasında ısrâr eden Erzurûm’da Vehbî Efendi ile oğlu olup geçen Ramazân’da Kars’da vaaz etmiş olan hoca ve Hâfız İdris Efendilerin duâlarını tahsîsen arzederim.
Alvarlı Mehmed Efendi’ye selâm ve duâlarınızı yazmıştım. Çok memnûn olmuş. Ve çok duâ etmiş. İsmi geçen Vehbî Efendi’ye yazdırdığı yazıda hulâsaten:
Yâdigâr, Fahr-i Âlem’den O Zât bu ümmete,
Nâil eyledin dû-dîdem sen bizi bu himmete.
Bu meydân-ı hidâyette nice bir Şîr-i ner var.
O zât-ı âlî kadr ش ve ش bize bugün siper var.
Cenâb-ı Zü’l-Kerem, o Zât-ı Muhterem’in bu ümmet-i Muhammed’e asm sâyebân olması için lütuf ve keremiyle uzun ömürle muammer buyursun. Ve sizler gibi bir yâr-ı sâdıkın, sıdk-ı sadâkatini müzdâd ederek o zâtın feyzinden istifâde etmeye müyesser buyursun. Âmîn. Bu tarafta olan ihvân-ı dîn, o zât-ı âlî-kadrin göndermiş olduğu selâmlarını can-berâberi kabûl etmişlerdir demektedir, arzederim.
SAYFA 76
Başta vâsıta-i muhâberemiz zâta ve eski-yeni bütün nûr şâkirdleri uhrevî kardeşlerime selâm ve duâlar eder, hayır duâlarını niyâz ederim. Mübârek ellerinizden kemâl-i hürmet ve ta‘zîmle öper, dâimâ muhtâç olduğum mübârek hayırlı duâlarının üzerimden eksik edilmemesini arz ve istirhâm eylerim. وَاٰخِرُ دَعْوٰیهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَ
اَلْبَاقٖی اَلْحُبُّ فِی اللّٰهِ
Âciz kardeşiniz Muhlis
[377]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Bu def‘a on altı aded mektûbları birden kardeşlerimden, husûsen ehemmiyetli rükûnlerden çok uzun mektûbları aldım. O umûm mektûblara ancak bir mektûb yazabilirim. Hâlim, vaktim, hastalığım müsâade etmediğinden, husûsî mektûb yazamadığımdan o kıymetli kardeşlerim gücenmesinler.
Sâniyen: Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür ediyoruz ki, Medresetü’z-Zehrâ’nın erkânları, hakîkî bir tesânüd ve sarsılmaz bir ittihâd kerâmetiyle, bütün müşkilâta ve mânialara galebe edip nûrun elmas Zülfikārlarını ve hârika mu‘cizâtlı huccetlerini muhtâçlara
SAYFA 77
yetiştirmeye muvaffak oluyorlar. Bu netîceye mukābil çektiğimiz zahmet bin derece ziyâde olsa da ucuzdur, ehemmiyeti yoktur.
Sâlisen: Kardeşimiz Re’fet’in mektûbunda Münevvere, Nazmiye, Sâim nâmındaki üç ma‘sûmun üç ayda eliften başlayıp Kur’ân-ı Hakîm’i hatmetmeye muvaffak olmalarından ve Kur’ân dersiyle beraber nûr hakîkatlerini ve hakāik-i îmâniyeyi ma‘sûmâne, müştâkāne dinlemeleri için onları ve üstâdlarını ve peder ve vâlidelerini tebrîk ediyoruz. Münevvere ve Nazmiye, Abdülbâkî ve Mehmed Celâl’in nûr hizmetinde noksân kalan vazîfelerini İnşâallâh tekmîl edecekler.
Bizi ve Risâle-i Nûr’u çok minnetdâr eden kahraman Burhân’ın mektûbunda yazılan hastaya Cenâb-ı Hakk şifâ versin. Ve kardeşimiz Zekâî’nin vefât eden vâlidesine çok rahmet eylesin, âmîn. âmîn.
Râbian: Nûrun erkânından ve hocalar kısmının yüzünü ak eden nûrun santrali Sabrî’nin mektûbunda, merhûm Hâfız Alî, Hasan Feyzî ve onların halefi ve vazîfelerini gören Ahmed Fuâd’ın, ihtiyâr ve vazîfesi bitmek üzere olan bu bîçâre üstâdlarına bedel ömrünü fedâ etmek, onun yerinde çabuk berzaha gitmek gibi. Sabrî kardeşimiz de dördüncü olmak üzere ve ömrünü kābilse bana vermek, nefis ve kalbini iknâ‘ edip bana yazıyor. Ben, bu pek eski ve sarsılmaz ve nûrlar için hayatı çok fâideli kardeşime binler Bârekallâh deyip, bana verdiği ömrünü kabûl edip,
SAYFA 78
ona aynen Ahmed Fuâd gibi o bâkî kalan iki ömrümü, o iki kardeşime ve o iki yeni Saîd’e emânet verip, benim bedelime hizmet-i îmâniyede ve nûriyede hizmet etsinler.
Ve onun mektûbunda, Barla Medrese-i Nûriyenin baş kâtibi Şâm'lı Hâfız Tevfîk’in halka-i tedrîsinde Sıddîk Süleymân’ın mahdûmu Yûsuf ve merhûm Mustafâ Çavuş’un ve Ahmed’in oğulları gibi Kur’ân dersiyle Kur’ân yazısını ve nûrları öğrenmesi. ve Hulûsî ve Hâfız Hakkı’nın nûrları şevk ile yazmaları, Barla’ya karşı benim ümîdimi kuvvetlendirdiler ve derince bir ferah ve sürûr verdiler. Cenâb-ı Hakk muvaffak etsin. Âmîn Ve Tevfîk’e tevfîk-i refîk eylesin. Âmîn
Sabrî’nin mektûbu içinde, ben Barla’da iken bana çok hizmet eden ve çok def‘a hâtırıma gelen Sıddîk Süleymân’ın hemşirezâdesi Hüseyin’in mektûbu beni çok sevindirdi. Hem onun hakkındaki merâkımı izâle eyledi. Mâşâallâh, tam Sıddîk Süleymân’ın mâhiyetinde eski alâkadârlığını muhâfaza ediyor.
Hem Sabrî’nin mektûbuyla beraber Eğirdir, Cire Köyü Risâle-i Nûr talebelerinden Şükrü, Süleymân, Osmân Çavuş’un samîmî ve ciddî alâkalarını nûrlara karşı gösteren mektûblarına karşı, Bârekallâh, Cenâb-ı Hakk sizleri muvaffak etsin deriz.
Hâmisen: Kastamonu’nun Husrev’i ve Rüştü’sü olan Mehmed Feyzî ve Emîn’in gönderdikleri benim Kastamonu’da kalan bir kısım risâleler emânetlerini aldım. Ve size