EMİRDAĞ LÂHİKASI 3. CİLD

301

Lâhika’ya girsin.

(454)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ رَمَضَانَ الَّذٖی سَبَقَ وَسَیَلْحَقُ

Üstâd-ı Eazz ve Ekremim Efendim Hazretleri,

Hâssaten dest-i ekremîlerini kemâl-i tahassür ve iştiyâkla tekrar tekrar öperim. Ve şimdiye kadar îfâ edemediğim tebrîk-i Regāib ve Mi‘râc ve Berât ve Ramazân-ı Şerîf ve gelecek Leyle-i Kadr ve İyd-i Fıtrı te’hîr ile kusur ettiğimden, mazhar-ı afv olmamı diler, nice nice bu gibi eyyâm-ı mübârekeye idrâk-i daavât-ı nâçîzânemi arzeyler ve kabûlünü kâdıyü’l-hâcâttan tazarru‘ ve niyâz eylerim.

Sevgili Üstâdım, kalb-i hakîrânemden doğan dilekleri ketmetmek elimden gelmiyor. Şöyle ki: Bu bayram ziyâret ve tebrîkini bedenen ve vicâhen îfâ etmem için musırrâne izin ve ruhsât talep ediyor, Cevâben Üstâdımızın ikāmet ettikleri yere değil, ta'kib ettikleri nûrlu yola git diyorum. Bu fıkrada pek ziyâde hak ve hakîkatli ise de, cismen rü’yet ve müşerrefiyet ve mazhar-ı iltifât ve inâyet ve beşâret olmaktaki feyz-i bî-nihâye ve intibâh-ı fevkalâde ve irşâd-ı kerîmâne ve hitâbât-ı gālibâneden mütevellid semerât-ı adîde ve fevâid-i kesîre ve menâfi‘-i vefîrelerinin kābil-i inkâr bir kaziye olmadığı, delîle muhtâç

302

bir da‘vâ değildir, cümleleri ile yapılan mukābele karşısında sâkit ve sâmit kalarak اَللّٰهُمَّ یَسِّرْ نِیَّاتِنَا وَمَقَاصِدَنَا وَطَهِّرْ قُلُوبَنَا وَاَعْمَالَنَا وَانْصُرْنَا عَلٰی فِرْقَةِ الْمُلْحِدٖینَ وَالْمُنَافِقٖینَ وَالْمُبْتَدِ عٖینَ اٰمٖینَ. یَامُجٖیبَ السَّٓائِلٖینَ وَیَا خَیْرَ النَّاصِرٖینَ

Keremkâr Üstâdım, tahdîs-i ni‘met tarîkiyle şu hakîkati i‘tirâf ederim ki: Lisân-ı kudsî ve hitâbât-ı azbü’l-beyânlarından şeref sâdır hikemiyât-ı Kur’âniye ve ma‘rifet-i ezeliye ve i‘câzkâr fermân-ı Nebevî’nin asm mahsûl ve netâici olan ve Lâhika’mızı kemâl-i şeref ve zînetle donatan mektûbât-ı fâzilet-meâbîleri, mesleğimizdeki gāye ve âmâlimiz, hakka mukārenet ve ehemmiyet ve savâbiyeti zâhir bir hakîkat yolunda olduğundan, müekked ve müeyyed bir huccet-i kātıa, daha açıkça ta‘bîr-i hatâ değilse, Rahmânî bir radyonun hayret-bahş nidâ ve hakîkat-i emr-i iş‘ârları nûr tâliblerine ve ma‘neviyât müşterîlerine bilâ-fâsıla yetişip, îmânlarını günbegün tecdîd ve tezyîd ve takviye edip, bizim gibi muhtâç ve mücrimler nûr-u Kur’ândan alâ-kadri’t-tâka haz ve nasîbimizi alıyor ve müştâk bulunduğumuz nihâyetsiz füyûzâta nâiliyet karşısında kâffe-i Risâle-i Nûr müntesibîni sad hezâr şükür ve îfâ-yı şükrâna medyûn bulunuyoruz. نَشْكُرُهُ وَنَحْمَدُهُ تَعَالٰی وَنَدْعُوهُ اَنْ یُرْشِدَنَا اِلٰی طَرٖیقٍ مُصْتَقٖیمٍ وَكَذَا نَقُولُ وَنَطْلُبُ یَا رَبِّ یَسِّرْمَا نُرٖیدُ اٰمٖینَ

Şefkatli Üstâdım, sizin cansipârâne irşâdınız ile, mümtâz ehl-i îmânın ihlâslı hâdimleri ve medâr-ı ibtihâc ve iftihârları olan sarsılmaz nûr kahramanlarının

303

ciddî mesâî ve hakîkî mücâhedeleri ve meslek ve meşreblerinin hakîkatli yegâne tercümanı bulunan âlimâne, kâmilâne, hem müdakkikāne yazılan müteaddid takrîznâmelerini, takdîrkâr fıkralarını mütâlaa ettikçe, rûhumun sürûr ve hubûru tezâyüd ve inkişâf ile koltuklarım kabarıyor. Kendi kendime, Sen sus, sana bedel çok mübârek kardeşler nûrların medh ü senâlarını yapıyorlar, ancak sana teşekkür etmek düşer diyorum. Var olsun, sa‘yleri meşkûr olsun. Rabbim nihâyetsiz tevfîkâtıyla müşerref eylesin, münâcât-ı hâlisânesiyle iktifâ edip söylemekten ziyâde dinlemeye rağbet ediyorum. Bir zaman evvel kāsır nazarımla vaziyet-i İslâmiyeye baktıkça, acaba cemâat-i İslâmiyenin sükûtu, sukūttan mı neş’et ediyor diye endişe ediyordum. حَمْدًا لِلّٰهِ تَعَالٰی, Risâle-i Nûr peyderpey ehl-i îmânı, İsrâfîl’in as sûr’u mesâbesindeki telkînât ve tenvîrâtıyla ba‘sü ba‘de’l-mevt hâline ifrâğ etti.

İnâyete mazhar Üstâdım, geçenlerde kitablar ve makinemizin müsâderesi, âdetâ i‘câzkâr eserlerin, kendi kendilerini müdâfaa ve muhâkemesi sûretine inkılâb etti. Mütevehhimlerin zu‘m-u fâsidlerince müştâkları bir tehdît ve ta‘rîz ve vehhâmları nûrdan tenfîr ve teb‘îd olduğu hâlde, lutf-u bârî, aksü’l-amel sûretinde tecellî ve tezâhür etti.

Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’ın isim ve müsemmâsına mutâbakatla, mâhiyet-i İslâmiye ve esâsât-ı îmâniye ve erkân-ı meşrûanın ne kadar yüksek bir derecede mukni‘ ve müdellel ve makbûl usûl ve kavâid-i şer‘iyeyi câmi‘ ve hâvî bulunduğunu yâr ve ağyâr anlayıp

304

gizli a‘daya da parmak ısırttı. Bu eserlere müşteri ve müştâk olanların hakları varmış dedirtti. Hem şimdiye kadar nûrlara bîgâne ve zulümâta göğüs açanlara i‘lâm ve i‘lân vazîfesini bu sebeble yerine getirdi. Okumak emelinde olup da aramak sormakta vehimlenenlere, oh حَصَلَ الْمَطْلُوبُ dedirtti. اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الْغَالِبٖینَ الْحَاكِمٖینَ فٖی نَهْجِ الْقُرْاٰنِ الْعَظٖیمِ كَمَا وَفَّقْتَ وَاَیَّدْتَ نَبِیَّكَ الْكَرٖیمَ اٰمٖینَ اَلْفُ اَلْفِ اٰمٖینَ

İzzetli Üstâdım, bura nûr santrali Alî Çilingir dâire-i nûrda cihângîr külliyât-ı nûriye mecmûalarının iâde emrini aldığımda, mestûr bir hâlde değil, belki mutantan ve alenî bir sûrette şeref-i Kur’ânî ve meziyet-i nûriyeyi izhâr niyetiyle İnşâallâh 185 cild kitab için bir çok adamlar hazırlayıp, her bireri başları üstlerine üçer dörder alarak mecma‘-ı nâstan getirmek ile, kudsiyet-i Kur’âniye ve şeref-i nûrîyi ve elde edilen imtiyâzı hak nâmına bildirmek istiyor. Muvaffakiyet duâsını niyâz eder. اَللّٰهُمَّ یَسِّرْلَنَا بِحَقِّ شَهْرِ رَمَضَانَ الَّذٖٓی اُنْزِلَ فٖیهِ الْقُرْاٰنُ اٰمٖینَ

Eğirdir Bedreli

Perişan ve müşevveş kelâmları, kendini bildirmekle kâfî, imzâya ihtiyâç görmeyen, hizmette çok geri, kusûrda pek ileri âciz talebeniz;

305

[455]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Yirmi sahîfe ile sizin tebrîklerinize cevâb yazmak hakkınızdır. Fakat pek çok meşgalelerim içinde hâlim müsâade etmediği için gücenmeyiniz. Umûm ve çok tebrîk mektûblarınıza mukābil, bütün rûh u cânımızla yine sizin o mübârek gecelerde makbûl duâlarınızı şefâatçi ederek, hem Ramazân-ı Şerîf’inizin tam makbûl olmasını ve hem Leyle-i Kadr’inizi seksen sene ibâdet hükmünde olmasını rahmet-i İlâhiyeden niyâz ile, bayram-ı şerîfinizi tâife tâife, memleket memleket, birer birer tebrîk ediyoruz.

Sâniyen: Bu def‘a nûrların galebesiyle ve ma‘nevî fütûhâtıyla, müsâdere edilen kitablarınızı Ankara’nın emriyle size iâde etmek, büyük bir fâl-i hayırdır. Ve Risâle-i Nûr’un tam serbestiyetine bir vesîle olduğu cihetle, büyük bir fütûhât ve maslahat-ı nûriye oldu.

(اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی)

Sâlisen: Nûr santrali Mehmed Sabrî’nin güzel, samîmî, hâlis tebrîk mektûbuna bin Bârekallâh ve fıtrî, bana mahsûs nişânı taşıyan o yüksek kardeşimin hâs akrabam içinde yeri var. Ve onların içindedir. Suâline karşı, tevhîd hatmi yetmiş bin bir, celsede olması şart değil.

306

Râbian: Eflâni kahramanı ve Hasan Feyzî’si Ahmed Fuâd’ın Medrese-i Nûriyesi’nin şâkirdleriyle ve vaazında dâimâ nûrları ders veren hoca Tâhir Efendi’nin tebrîklerine mukābil, rûh u cânımızla, hem Leyle-i Kadrlerini, hem bayramlarını tebrîk edip, Ahmed Fuâd’ın çok güzel, emsâlsiz duâsına binler âmîn deriz.

Ve Safranbolu kahramanı Mustafâ Usman’ın o Medrese-i Nûriyenin şâkirdleri nâmına ve ehemmiyetli bir kardeşimiz Bartınlı Seyyid Efendi nâmlarına tebrîklerine mukābil, rûh u cânımızla, hem bayramlarını tebrîk, hem Karabük’te Mustafâ Usman’ın perde altında nûrların hizmetinde muvaffakiyetine ve Seyyid Efendi’nin nûrları vaazlarında mütemâdiyen ders vermesine Bârekallâh, Mâşâallâh ve وَفَّقَكُمُ اللهُ deriz.

Hâmisen: Denizli Medrese-i Yûsufiye’nin neşrettiği nûrları, merhûm şehîd Hasan Feyzî’nin hâlis arkadaşları ve oradaki nûr şâkirdleri nâmına Ahmedlerin tebrîk mektûblarına ve Tavas’da Abdullâh Yılmaz’ın ve çok ehemmiyetli kardeşimiz Muharrem’in tebrîklerine mukābil, Ramazân ve Leyle-i Kadr’in hakîkatlerini şefâatçi ederek onların bayramlarını tebrîk ile, onların hizmet-i nûriyede her biri Hasan Feyzî gibi te’sîrli hizmette muvaffak olmalarını rahmet-i İlâhiyeden niyâz ediyoruz. Ve bilhassa Ahmedlerin hacca niyet edip Risâle-i Nûr’u beraber götürüp ve neşretmek arzularına bin Bârekallâh deriz. Fakat onlar gibi rükûnlerden olan zâtlar, Isparta erkânıyla meşveret netîcesinde vereceği karara havâle ediyorum.

307

Sâdisen: Alîl Alî Osmân ve Çilingir Alî, nûrun pek çok çalışkan kardeşlerimizin tebrîklerini rûh u cânımızla hem bayramlarını, hem Leyle-i Kadrlerini, hem hârika ve kıymetli ve çok sevâblı hizmet-i nûriyelerini tebrîk ediyoruz ve muvaffakiyetlerine ve mahfûziyetlerine duâ ediyoruz. Onlar, nûr dâiresini ebede kadar bir cihette minnetdâr ettiler, Allâh râzı olsun. Âmîn. Alî Osmân’ın mektûbunda isimleri bulunan kardeş ve hemşîirelerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz ve duâlarını istiyoruz. Ve mübârek bir kardeşimiz olan Kâzım’ın ruhuna Cenâb-ı Hakk binler rahmet eylesin ve kabrini pürnûr etsin, âmîn.

Alî Osmân’ın mübârek kaleminin bir kerâmetidir ki, gönderdiği on beş parça risâlecikler, aynı vakitte Konya Medrese-i Nûriyesi’nin iki mühim şâkirdi geldiler, aynı o risâleler bize lâzımdır dediler, onlara verildi. Alî Osmân’a daha geniş bir sâhada sevâb kazandıracaklar.

Umûma birer birer selâm ve duâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Vakit dar olduğundan tashîh edemedim. Siz ıslâh edersiniz.

308

(456)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Evvelen: Sirâcü’n-Nûr, Asâ-yı Mûsâ’yı aldık. Bin Bârekallâh Mükemmel ve yanlışları az Bin Elhamdülillâh ki, maddî ma‘nevî, hem dar, hem geniş dâirelerde dîn lehinde tezâhürâtın aynı zamanında nûr mecmûaları meydana çıkıyorlar. İnşâallâh Tılsım ve Lem‘alar ve Sikke-i Gaybiye ile tevfîk-i İlâhî ile ehl-i îmânın imdâdına yetişecekler.

Sâniyen: Dünkü gün kerâmet-i Gavsiye’yi tashîh ederken وَیَا مُنْشِدًا نَظْمٖی fıkrasında ظ olsa makamı bin, رَسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ بِهَا yine bin denilmiş, bir küçük sehiv var. رِسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ bin ikidir. بِهَا kelimesi de lüzûmsuz oraya girmiş. Hem رَسَالَةُ النُّورِ dokuz yüz doksan sekizdir. İki fark var. رَسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ ile beraber iki bin olur. Yalnız رِسَالَةُ النُّورِda şeddeli ن iki ن sayılır. رَسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ ise, النُّورdaki ل aslî sayılır. Buna binâen, nüshalarınızdan بِهَا kelimesi kalkmalı, رِسَالَةُ النُّورِda ilâve edilmeli.

Sâlisen: Eskide nûrların ehemmiyetli bir merkezi olmaya zannedilen, bazı ârızalarla o vaz‘iyet bilfiil çıkmayan, şimdi Ahmed Feyzî’nin gayretiyle Aydın’da yine nûrlar lehinde bir intibâh var. Husûsen Alî Akdağ gāzî bulvarında, Masuracı Mestan eliyle,

309

Aydın adresiyle bize mektûb yazan, ehemmiyetli ve nûrlara müştâk ve çalışkan o kardeşimize husûsî mektûb yazamadığımdan ve Isparta’nın adresini bizden sorduğundan, ona münâsib gördüğünüz şeyleri yazarsınız. Benim bedelime hem ona, hem Ahmet Feyzî’ye ve Doktor Şevket ve merhûm Hâcı Emîn’in akrabalarına hem selâmımı, hem onların bayramlarını tebrîk ettiğimi onlara yazınız. Umûma binler selâm ve duâ ediyoruz. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Mübârek Ağabeylerim, İstifsâr-ı hâtır ile ellerinizden hürmetle öperim. Üstâdımız kendi nafakası için sattığı Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ’yı mübârek insanlara vermiş. Bedeli olan paralar çok mübârektirler. Size şimdi iki yüz lira gönderiyoruz. Yüz lirası İnebolu’nun yirmi tane Asâ-yı Mûsâ’sına bedel on tanesi hediye, size de yüz lira Sirâcü’n-Nûr’unuza mukābil olarak gönderiyor. Üstâdımız çoklara hediye vermeye mecbûr olduğundan, ancak beşer lira gönderebilir.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Küçük kardeşiniz Ceylan

310

Pek acele yazıldı. Tashîh edilmedi. Siz güzelce imlâsına dikkat ediniz. Islâh ediniz. Sonra neşrediniz.

(457)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Bu def‘aki mektûblarda tekrar bir kısım kardeşlerimizin tebrîklerine mukābil rûh u cânımızla maddî ve ma‘nevî bayramlarını tebrîk ederiz. Ve Sava Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından Marangoz Ahmed, Mustafâ Gül, Alî Gül gibi o medresenin değerli, kıymetdâr üstâdlarından merhûm Hacı Hâfız Mehmed ve merhûm Hâfız Mehmed’in tam hayru’l-halefleri olan o çalışkan kardeşlerimizin Sikke-i Gaybiye’ye başlamalarını tebrîk ve muvaffakiyetlerine duâ ediyoruz. Eğer siz münâsib görseniz, Sikke-i Gaybiye’nin başında bu fıkranın meâlini yazarsınız. Şöyle ki: Bu Sikke-i Gaybiye’yi mahrem tutardık. Yalnız hâs kardeşlerime mahsûstu. Ben vefât ettikten sonra neşredilsin demiştim. Fakat zâbıta geldi, Adliye hesabına onu sakladığımız yerden çıkardılar. İki sene ellerinde kaldı. Üç mahkeme tedkîkinden sonra iâde edildi. Bize muhâlif gāyet nâmahremler dahi beraber okudular. Bize çok yabânî insanlar gördüler. Bu iki

311

def‘adır, Isparta Adliyesi’nin eline başka risâlelerle beraber girmiş. Hiç bir i‘tirâz edilmeden geri verilmiş. Mâdem umûmun nazarına istemediğimiz hâlde gösterilmiş ve mâdem Risâle-i Nûr’un ehemmiyetini isbat edip şâkirdlerini şevke getiriyor, kuvve-i ma‘neviyelerini ziyâdeleşdiriyor. Elbette Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının, neşrine karar vermelerine iştirâk ederim. Saîd

Sâniyen: Sirâcü’n-Nûr, Sikke-i Gaybiye ve yeni hurûf Asâ-yı Mûsâ hediyesine dâir münâsib gördüğünüz yedi buçuk gibi fiyatı sizin re’yinize havâle ediyorum. Münâsibdir. Fakat lâyık olmayan ellere verilmemeli. Hem tam şâkird ve fakîr olmayana fiyatsız vermemeli. Çünkü ucuz alan ehemmiyetsiz bakar. Risâle-i Nûr, müşterîleri aramaz. Müşterîler Risâle-i Nûr’u aramalı ve yalvarmalı. Hem kemiyete ehemmiyet verilmez, keyfiyet nazara alınır. Bazen bir adamın tam şâkird olması yüz adam yerini tutar. Hem kendini satmaya çalışanlara, husûsen enâniyetli hocalara hediye verilmemeli. Nûrlara herkesten evvel sâhib çıkmaya medreseden çıkanlar lâzım iken. nûrların bir cihette tokatlarını yiyen fen muallimleri ve talebeleri rûh u cân ile fedâkârâne nûrlara müşteri olup fazla kıymet verdikleri hâlde, istinkâf eden ve çekinen bir kısım hocalara fiyatsız vermek, nûrların onların nazarında ehemmiyetini kırar. Onun için nûr kumandanlarından Re’fet kardeşimizin İstanbul hocalarına risâleleri hediye etmek, şimdilik maslahat görünmüyor.

312

Sâlisen: Sirâcü’n-Nûr’dan 237 sahîfesi bize gelmişdi. Mütebâkîsi varsa gönderilsin ki beraber cildleyeceğiz. Ve tashîh edip hatâ-savâb cedveli yapılsın.

Râbian: Medrese-i Nûriye kahramanlarından Marangoz Ahmed’in şa‘şaalı mektûbunda çok güzel şeyler bulunduğu ve büyük bir ümîd beyân ettiği hâlde Mehdî lafızları siyâseti îmâ ettiği için münâsib değil. Ve Asâ-yı Mûsâ’yı benim için tevâfukātını yaldızla yazmasına bin Bârekallâh deriz. Ve üstâdlarımın içine ma‘nevî kazançlarımı bağışlamak vaktinde, Hâfız Alî ve Hâcı Hâfız Mehmed’le beraber giren merhûm Hâfız Mehmed’in iki kıymetli kardeşlerinin tebrîklerine ve Sikke-i Gaybiye’ye başlamalarına bin Bârekallâh ve Veffekakümullâh deriz. Ve nûrun erkânından Milâslı Halîl İbrâhîm’in ve civârındaki Nûrcuların bayram tebrîklerine mukābil, onların bayramlarını rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz.

Hâmisen: Nûrun demirbaş kâtiblerinden kardeşimiz Kâtib Osmân’ın güzel ve benim için müjdeli mektûbunda, akrabasından hacca giden o mübârek kardeşimiz benim bedelime de o mübârek mevki‘leri ziyâret edeceğine bütün rûh u cânımla sevindim, mesrûr oldum. Bu münâsebetle size beyân ediyorum ki: Çok zâtlar bu sene benim bedelime de hacda beni hayâlen beraber farzedip ziyâret edecekleri vaadlerine mukābil, ben de onları nûr şâkirdlerinin hâslar dâiresinde kabûl edib ma‘nevî kazançlarıma

313

şerîk ettiğimi ve şirket-i ma‘neviyemiz i‘tibâriyle nûrun hâs şâkirdleri dahi sizleri ma‘nevî kazançlarına şerîk edecekler diye onlara söz verdiğim için, siz de duâlarınızda dersiniz ki: Yâ Rabbî Kardeşimiz Saîd’in nûr şâkirdi dâiresi duhûlüne kabûl ettiği bu sene hacca gidenlerin hem gitmeyenlerin de ve şâkird yerinde kabûl ettiklerinin defter-i hasenâtına dahi geçir. meâlinde bir fıkra ile benim va‘dimi tasdîk etmenizi arzu ediyorum.

Tavaslı Molla Mehmed ve a‘mâ Mehmed’in tebrîknâmelerine ve Tavas havâlîsinde, husûsen çok ehemmiyetli bir kardeşimiz Muharrem’in bayramlarını rûh u cânımızla tekrar tebrîk ediyoruz.

Sâdisen: Ben risâleleri hediye vermeye mecbûr olduğumdan, İnebolu’nun bana göndereceği otuz aded nüshasının her birine ve Sirâcü’n-Nûr’unuzun otuz adedinden her birisine beşer lira verebilirim. Tâhirî’nin on tanesini hediye kabûl ederim. Umûm kardeşlerimize binler selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

314

[458]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim, evvelen Bugün İnebolu’dan gelen yeni hurûf Asâ-yı Mûsâ’yı aldım. Mâşâallâh, küçük Isparta vazîfesini yapıyor. Gerçi çok ihtiyât ediyorlar, fakat sarsılmıyorlar.

Sâniyen: Nûrun küçük kahramanlarından muallim Mustafâ Sungur hem Eflâni, hem Safranbolu, hem Kastamonu, hem İnebolu, hem Daday, hem Araç kardeşlerimizin nâmına bayram tebrîki için yanımıza geldi. Biz de onu küçük bir Saîd olarak hem size, hem o kardeşlerimize maddî ve ma‘nevî bayramlarını tebrîk için gönderdik. Ve Emirdağı’nın Süleyman Rüştü’sü olan Çalışkan Mehmed’i, Sirâcü’n-Nûr’u almak ve hârice giden kitabları anlamak niyetiyle İstanbul’a gönderdik.

Sâlisen: Nûrların muârızları her cihetle mağlûb olduktan sonra, zâhiren bize hoş görünmeyen ve hakîkaten nûrlara daha menfaâtli bir plân ta'kib ediyorlar. Güyâ Nûrcuların tesânüdünü kırıp bilinmeyecek bir tarzda bazı mühim erkânlarını başka yerlere gitmelerine sebebiyet veriyorlar. Hâlbuki onların gitmesi ile tesânüd kırılmadığı gibi, gideceği yerlerde lüzûmları var. Ezcümle, Muharrem’i Tavas’a, Mustafâ Usman’ı Karabük’e, Re’fet’i İstanbul’a gibi, bazı kardeşlerimizi dağıtmaya sebebiyet

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç