
SAYFA 456
[503]
[Adliyenin şahs-ı ma‘nevîsine ve Dâhiliye Vekîli’ne berây-ı ma‘lûmât takdîm edilen ve Emirdağı’ndaki istintâkta verdiğim ifâdenin hâşiye ve lâhikasıdır.]
Bu yirmi beş seneden beri hiç bir gazeteyi okumayıp, dinlemeyip, dünkü gün bana hizmet eden bir adam, gazetenin bir parçasını bana okudu. İçinde, Ankara Maârif Dâiresi iki milyon lira zararla, hem yine Ankara’da otomobil garajı binâsı, aynı vakitte İzmir’de ehemmiyetli fabrika, hem aynı vakitte Adana’da büyük bir binânın tamâmen yandığını işittiğim vakit, pek çok teessür ve yazıklarla bu fakîr millete acımakla, aynı zamanda bütün ömrümde çekmediğim bir sıkıntı içinde ve hiç bir mahkemede benim gibi ihtiyâr ve hasta hâlimde dört buçuk sâat mütemâdiyen ifâdemi suâl-cevâba mecbûr olduğum bir zamanda, eğer bura adliyesinin insaniyeti ve bir derece şefkati olmasa idi, kat‘iyen dayanamadığım gibi, kat‘î karar vermiştim ki, sert bir söz ile bu soğukta, bu hastalığımda hapse girmeyi gözüme almıştım. Hatta bana hizmet edenin birini odamda yatırmak, birine bir tokat vurup benim hizmetim için hapse, yanıma gelmek için karar vermiştik. Fakat bura adliyesinin insaniyeti ve inâyet-i İlâhiye bana sabır verdi, tahammül ettim.
Bu acîb vaz‘iyetin ve asılsız evhâmın sebebini merâk ettim. Gençlik Rehberi’nin resmen tab‘ edilmesi ve intişârı ile, pek çok mektepleri tenvîr etmiş. Hatta Ankara
SAYFA 457
Dârü’l-fünûnu’ndaki ve İstanbul Dârü’l-fünûnu’ndaki kıymetdâr gençlerin Risâle-i Nûr’un esâsâtını, bu vatan milletinin saâdetine bir vesîlesi olduğunu bilmeleri ve pek çok muallimler, hamiyet-i milliye ve vataniye ve haysiyet-i ilmiye cihetiyle Risâle-i Nûr’a kemâl-i iştiyâk ile alâkadâr olmaları, maârif dâiresinin nazar-ı dikkatini celbetmiş. Nûrlara karşı bir derece beğenmemek tarzında bir ilişmek istemişler. Hatta burada gençleri elde ediyor, matbû‘ Gençlik Rehberi ile mektep talebelerinin nazarlarını dine çeviriyor, diye ihbâr edilmiş. Bunun üzerine hem bana, hem ekser Risâle-i Nûr şâkirdlerine bazı vilâyetlerde ilişilmiş.
Hâlbuki ben, medreseden çıktığım için hocalardan istimdâd etmek lâzımken, bütün kuvvetimle maârif dâiresine ve mekteplilere i‘timâd edip onlara dayanmak istiyordum. Çünkü nûr dâiresine girenlerin çoğu mekteplilerdir, hocalar azdır. Çoğu çekindiği hâlde, mektepliler, kemâl-i takdîr ile nûrlara sâhib çıktığından, kalbimden derdim: İnşâallâh maârif dâiresi, nûr şâkirdlerini himâye edecek. Ve yardımları beklerken, birden bize bu yeni taarruzun sebebi, matbû‘ Gençlik Rehberi’nin âhirinde Nûr şâkirdleri, hükûmetin müsâadesine binâen, mümkün olduğu kadar nûr dershâneleri açılmak münâsibdir diye bizim gizli düşmanlarımız maârif dâiresini aleyhimize çevirmeye çalışması bir vesîle oldu.
SAYFA 458
Şimdiye kadar o düşmanlarımız, desîselerle kaç def‘a adliye cihetiyle bizi perişan etmek istediler, muvaffak olamadılar, bir şey de çıkaramadılar. Sonra mutaassıb ve enâniyetli ve resmî makamlardaki hocaları aleyhimize sevketmeye çalıştılar, onda da bir şeye muvaffak olamadılar. Şimdi en ziyâde bana yardıma güvendiğimiz maârif idaresini aleyhimize isti‘mâl etmekle, hükûmetin bazı me’mûrlarını üç mahkemede kat‘î berâet kazandığımız cem‘iyetçilik ve tarîkatcilik bahânesiyle, geniş bir dâirede bîçâre ma‘sûm nûr şâkirdlerine ve beni Risâle-i Nûr’un mütâlaasından mahrûm etmeye çalıştıkları bir zamanda ve benim acınacak dört buçuk sâat istintâkımın aynı vaktinde maârif dâiresinin sebebsiz yanması ve söndürülmesine hiç imkân bulunmaması ve tamâmen yanması, tesâdüfe benzemiyor, bir eser-i hiddet görünüyor.
O ifâdemin âhirinde ve aynı zamanda demiştim ki: Beni bu gurbette, yalnızlıkta kitablarımın mütâlaasından mahrûm etmeyiniz. Yoksa hem bana, hem bu vatana yazık olur. Hâşiye Belki zemîn, yine zelzele ile hiddet eder dediğimden, üç dakîka sonra üç saniye devam eden zelzele ve o fıkrayı mahkemede tekrar ettiğim aynı zamanda ya gece veya gündüzde zemîn ateşle maârif dâiresine saldırması ve mahkemece dört def‘a isbat edilen çok def‘a zelzelenin Risâle-i Nûr’a ve şâkirdlerine taarruzun
SAYFA 459
aynı zamanında gelmesi, elbette bunda tesâdüf olamaz. Demek bu vatanın ve milletin ve âsâyişin büyük bir temel taşı olan Risâle-i Nûr’un hakîkatleridir ki, böyle vukūâtlı tokatlarla bu milletin nazar-ı dikkatini Kur’ân’ın hakîkî ve hakîkatli ve kuvvetli bir tefsîri olan Risâle-i Nûr’a çeviriyor. Milleti ona teşvîk edip muârızlarına şefkat tokadı vuruyor.
Şimdi nasıl sadaka belâyı def‘ediyor, öyle de, Risâle-i Nûr bu memlekette belânın def‘ine vesîle olduğu, çok hâdiselerle tahakkuk etmiş. Bu def‘a da Risâle-i Nûr’a hücûm edildiğinin aynı zamanında bu yangın belâsının gelmesi, Risâle-i Nûr belânın def‘ine vesîle olduğunu isbat ediyor.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 460
[بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ]
یَٓا اَللّٰهُ یَا رَحْمٰنُ یَا رَحٖیمُ یَا فَرْدُ یَا حَیُّ یَا قَیُّومُ یَا حَكَمُ یَا عَدْلُ یَا قُدُّوسُ
İsm-i A‘zam’ın hakkına ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın hürmetine ve Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın şerefine, bir kalem ile binler nüsha yazan Husrev’i ve mübârek yardımcılarını ve Nûrcu arkadaşlarını Cennetü’l-Firdevs’te saâdet-i ebediyeye mazhar eyle. Âmîn Ve hizmet-i îmâniye ve Kur’âniyede dâimâ muvaffak eyle. Âmîn Ve defter-i hasenâtlarına bu mecmûanın her bir harfine mukābil bin hasene yazdır. Âmîn Ve nûrların neşrinde sebât ve devam ve ihlâs ihsân eyle. Âmîn Âmîn Âmîn
Yâ Erhame’r-Râhimîn Umûm Risâle-i Nûr şâkirdlerini iki cihânda mes‘ûd eyle. Âmîn İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhâfaza eyle. Âmîn Ve bu âciz ve bîçâre Saîd’in kusûrâtını affeyle. Âmîn Âmîn Âmîn
Umûm nûr şâkirdleri nâmına Saîdü’n-Nûrsî