Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 112
O makam çok mes’ûliyetli ve aynı zamanda çok şereflidir. Bunlar hak ve hakîkat nâmına hakla âmir olmalıdır. Bunlardan hissesi olmayana ulemâ denilmez. Hocalar ve avâm-ı mü’minîn kısmı ise, bu acîb zamanda dinsizlerin ithâmlarından aleyhlerindeki sistemli imhâ plânı ve birbirine düşürmekten kurtulmak ve küfr-ü mutlak nâmına îmân hakîkatlerine mülhidlerin hücûmundan kendilerini muhâfaza ve müdâfaa edebilmek, Kur’ân-ı Hakîm’in ma‘nevî iʻcâzından süzülmüş Risâle-i Nûr’a sâhip çıkmak ile ve onu elde etmekle mümkün müdür? Evet, Risâle-i Nûr onların küfürlerini hakîkat nâmına zîr u zeber ederek canlarını cehenneme göndermeğe vesîle olur. Ve ehl-i îmânı Hakk nâmına cennetle tebşîr eder.
Âciz kardeşiniz Mustafâ ve Ziyâ
[383]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Kardeşimiz, nûr kumandanlarından Re’fet’in on üç rakamıyla gösterdiği müjdeli tevâfuk kerâmeti bizi hakîkaten çok sevindirdi. Mâşâallâh, onun kalbi, fikri gibi, küçük mektûbları da letâfetlidir.
SAYFA 113
Sâniyen: Merhûm Hâfız Alî ve Hasan Feyzî’nin tam vârisi Ahmet Fuâd’ın fütûhât-ı nûriyeye dâir kıymetli mektûbu gösteriyor ki o havâlî de üçüncü bir Isparta olmaya başlıyor. Kuvvetli bir delîli Hatîb İbrâhîm’dir ki Ahmed Fuâd’ın aynı sistemindedir. Onun mektûbu ve Ahmed Fuâd’ın mektûbu gibi Nûrculara büyük bir ümîd ve müjde veriyor. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn âmîn. Onun rüyası hayırdır ve mübârektir. Dadaylı Hâfız Hasan’a da selâm ederiz.
Sâlisen: A‘lâmescid köyü hocası İbrâhîm Edhem’in hâlisâne mektûbuyla ve nûrun ma‘sûm şâkirdlerinin o mübârek hocanın dersinden tam hisse alan ve nûr dâiresine giren altı küçücük ma‘sûmların kendi kendilerine düşünüp hocalarına söyleyerek, altı pusula kendi kalemleriyle yazarak, bu ihtiyâr, hasta Saîd’e, o ma‘sûm mübârekler ömürlerinden her birisi bir kısmını vermesi hakîkaten gāyet medâr-ı hayret ve takdîr bir hâdise-i nûriyedir. Ben dahi o ma‘sûmların o mübârek hediyelerini kabûl edip, yine o küçücük Saîdlere hediye ederek, benim yerimde çalışmak için bağışlıyorum. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Ve Üstâdlarından ve peder ve vâlidelerinden râzı olsun. O küçücük Saîd’ler ise, İbrâhîm 9, Mustafâ Top 11, Halîl İbrâhîm 12, Emîn Yılmaz 14, Mehmed 11, Abdullâh 12 yaşlarındadırlar.
Râbian: Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından ve o medresenin Üstâd-ı mübâreki merhûm
SAYFA 114
Hacı Hâfız’ın mahdûmu ve vârisi Hâfız Mehmed’in, o medresenin umûm şâkirdleri nâmına yazdığı mektûbunda, nûrla iştigālin, ölümden başka her belâya ve hastalıklara bir ilaç olduğu gibi dehşetli ölümü de cennetin kapısı gösterip, ehl-i îmânı heyecanla şevke getiriyor. diye fıkrası hakîkat olduğuna pek çok hâdiseler var. Ma‘sûm mahdûmu da hâfızlığa başlaması, İnşâallâh muvaffak olacak. Ceddinin ve pederinin mübârek hâfızlık ünvânlarını dâimleştirecek.
Medrese-i Nûriyenin elmas kalemli kahramanlarından Mustafâ Yıldız’ın, sûreten kısa ve ma‘nen uzun ve kıymetli mektûbunda, Medrese-i Nûriyenin kahramânlarına havâle edilen Sikke-i Gaybiye’nin yağlı kâğıda yazılmasını, üç dört hüdhüdün ma‘nen alkışlaması gösteriyor ki, İnşâallâh Sikke-i Gaybiye Medrese-i Nûriye’de parlak bir tarzda çıkacak ve güzel fütûhât yapacak.
Hâmisen: Küçük Isparta’nın kahramanlarından Berber Alî Osmân’ın bize gelen mektûbunda, kardeşimiz Nazîf ve arkadaşlarının çalıştıklarını ve telâşları olmadığını ve onun üç ma‘sûm evlâdları Kur’ân’a ve Risâle-i Nûr’a çalışmaları bizi sevindirdi. Nazîf hakkında merâkımı izâle etti. İnebolulu Halîl’in bana yazdığı mektûbda bir Zülfikār istiyormuş. Ona da selâm ediyorum. Yakında İnşâallâh çokları bulacak İnebolu kardeşlerimizin sadâkatleri ve alâkaları tamdır. Fakat ihtiyâta ve tam tesânüde tam muvaffak olamadıklarından bazen tevakkufa mecbûr oluyorlar.
SAYFA 115
Sâdisen: Homa’nın nûr kahramanlarından ve hapis arkadaşlarımızdan Mehmed Alî vâsıtasıyla nûrun dâiresine ciddî bir tarzda giren ve bana mektûb yazan Karahâlli Hüseyin Mercân’a selâm ediyorum. İnşâallâh o da Homa kahramanları gibi sarsılmadan çalışacak. Başta Sâmî ve Mehmed Alî olarak oradaki kardeşlerimize çok selâm ediyorum. Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyoruz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[384]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Kastamonu’da satılan Hizb-i Nûriye’nin bedelini ve Kâtib Osmân’ın Risâle-i Nûr bağının mahsûlü şimdiye kadar muhâfaza edilen elmaları ve Terzi Mehmed’in beş ma‘sûm ve Nûrcu evlâdı, başta Tal‘at olarak teberrüklerini aldık. O ma‘sûmların hâtırı için o teberrükü ve Kâtib Osmân’ın elmasını ilaç nev‘inde isti‘mâl ediyorum. Ve kahraman Burhân’ın mektûbunda İbrâhîm Efendi’nin refîkasının râhatsızlığı için şifâ duâsını, ben kendi hastalığıma şifâ istediğim vakit, Nâdire ve Şaziye’yi iki def‘a hissedâr eyledim. Cenâb-ı Hakk şifâ versin.
SAYFA 116
Sâniyen: Asâ-yı Mûsâ nereye kadar yazılmış ve İnebolu’da yeni harfle ne kadar yazmış, çıkmış? Ve Nazîf ve arkadaşlarının fa‘âliyetleri var mı, sıkıntıları yok mu merâk ediyorum.
Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ ediyorum.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[ 385 ]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
(Maddî ve ma‘nevî bir suâl münâsebetiyle hâtıra gelen bir cevâbdır.)
Deniliyor ki: Neden nûr şâkirdlerinin kuvvetli hüsn-ü zanları ve kat‘î kanâatları, senin şahsın hakkında nûrlara daha ziyâde şevklerine medâr olan bir makamı ve kemâlâtı şahsına kabûl etmiyorsun? Yalnız Risâle-i Nûr’a verip, kendini çok kusûrlu bir hâdim gösteriyorsun?
Elcevab: Hadsiz hamd ve şükür olsun ki, Risâle-i Nûr’un öyle kuvvetli ve sarsılmaz istinâd noktaları ve öyle parlak ve keskin hüccetleri var ki, benim şahsımda zannedilen meziyete, isti‘dâda ihtiyacı yoktur. Başka eserler gibi, müellifin
SAYFA 117
kābiliyetine bakıp, makbûliyeti ve kuvveti ondan almıyor. İşte meydanda Yirmi senedir kat‘î hüccetlerine dayanıp, şahsımın maddî ve ma‘nevî düşmanlarını teslîme mecbûr ediyor. Eğer şahsiyetim ona ehemmiyetli bir nokta-i istinâd olsa idi, dinsiz düşmanlarım ve insafsız muârızlarım kusûrlu şahsımı çürütmekle, nûrlara büyük darbe vurabilirdiler. Hâlbuki o düşmanlar dîvâneliklerinden, yine her nevi‘ desîselerle beni çürütmeye ve hakkımda teveccüh-ü âmmeyi kırmaya çalıştıkları hâlde, nûrların fütûhâtına ve kıymetine zarar veremiyorlar. Yalnız bazı zayıf ve yeni müştâkları bulandırsa da vazgeçiremiyorlar.
Bu hakîkat için, hem bu zamanda enâniyet ziyâde hükmettiği için, haddimden çok ziyâde olan hüsn-ü zanları kendime almıyorum. Ve ben, kardeşlerim gibi, kendi nefsime hüsn-ü zan etmiyorum. Hem kardeşlerimin bu bîçâre kardeşlerine verdiği makām-ı uhrevî, hakîkî, dînî makam ise. Mektûbât’tan İkinci Mektûb’un âhirindeki kāideye göre, şahsıma verdikleri ma‘nevî hediye olan kemâlâtı, eğer hâşâ ben kendimi öyle bilsem, olmamasına delîldir. Kendimi öyle bilmesem, onların o hediyesini kabûl etmemek lâzım geliyor. Hem kendini makam sâhibi bilmek cihetinde enâniyet müdâhale edebilir.
Bir şey daha kaldı ki, dünya cihetinde, hakāik-i îmâniyenin neşrindeki vazîfedârlar makam sâhibi olsa, daha iyi te’sîr eder denilebilir. Bunda da iki mâni‘ var:
SAYFA 118
Birisi: Farazâ velâyet olsa da, bilerek, isteyerek makam yapmak tarzında, velâyetin mâhiyetindeki ihlâs ve mahviyete münâfîdir. Nübüvvetin vereseleri olan Sahâbeler gibi izhâr ve da‘vâ edemezler, onlara kıyâs edilmez.
İkinci mâni‘: Pek çok cihetlerle çürütülebilir ve fânî ve cüz’î ve muvakkat ve kusûrlu bir şahıs sâhib olsa, nûrlara ve hakāik-i îmâniyenin fütûhâtına zarar gelir. Fakat bir nokta var ki, mûcib-i şükrândır: Ehl-i siyâsetteki düşmanlarım, mezkûr hakîkatleri bilmedikleri için, şerefli, izzetli Eski Saîd’i düşünüp, mütemâdiyen nûrlar bedeline benim şahsıma ihânet ve tenkîs etmekle meşgūl oluyorlar. Bazı mutaassıb, enâniyetli hocaları da şahsımın aleyhine çeviriyorlar, güyâ nûrları söndürmeye çalışıyorlar. Hâlbuki nûrları daha ziyâde parlattırmaya vesîle oluyorlar. Nûrlar, âdî şahsımdan değil, Kur’ân güneşinin menba‘ından nûrları alıyor.
Umûm kardeşlerime pek çok duâ ediyoruz. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 120
[386]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Mübârek ve Sevgili Üstâdım, Şefkatli Efendim Hazretleri,
Biz Safranbolu ve havâlîsi Nûrcularına hemen her vesîle ile nazar-ı şefkat ve muhabbetle bakıyor ve bizlere hadsiz sürûrlar bahşediyorsunuz ki: bu şefkat ve muhabbetinizin bilhassa nâhiyemizde azîm te’sîrleri görülmektedir. Nihâyetsiz hamd ve şükür ol Hâlık-ı Zü’l-Celâl’e ki, bu son aylarda nûrun fütûhât dâiresi muhîtimizde çok genişlemiştir. Nûrları isteyen ve iştiyâkla yazmaya başlayan ve şâkirdliğe kabûllerini siz Üstâdımız Efendimiz'den ricâ edenlerin sayısı hergün biraz daha artmaktadır. Câmi‘lerde kadın ve erkek yüzlerle halk Risâle-i Nûr’un hakîkat derslerini derin bir alâka ile dinleyerek îmânlarını tazelemektedirler. Susamış bir toprakta Rahmet-i İlâhiyenin feyizleriyle fışkıran sünbüller gibi, muhîtimizde İnşâallâh îmânî hakîkatleri dinleyip de öğrenen mü’min kardeşlerimizin kalblerinde nûr sünbülleri inkişâf edecek ve İnşâallâh ileride burası üçüncü bir Isparta olacaktır. Bu mes‘ûd netîceyi arz ve mübârek ellerinizi öperek tebrîk ederim.
Eflâni nâhiyesi Nûrcuları nâmına çok kusûrlu perişan ve miskîn şâkirdiniz Ahmed Fuâd
SAYFA 121
(387)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Şefkatli Üstâdım Muhterem Efendim,
Uzun senelerden beri hâlisen muhlisen Lillâh için bir dost, bir kardeş olarak görüşüp tanışdığım şâkirdiniz Ahmed Fuâd, kendisinin Daday’dan te’mîn ederek istinsâh ettiği Risâle-i Nûr eczâlarını bu fakîre ve miskîn şâkirdinize de istinsâh ettirerek bizi nûr dâiresine çekmek isterdi. Bil'âhire Kastamonu’da zât-ı fâzılânelerenizi ziyâretle mübârek ellerinizden öpmek ve Risâle-i Nûr şâkirdliği gibi çok şevkli bir mesleği ihrâz etmekle mesrûren Kastamonu’dan avdet eden Ahmed Fuâd kardeşimiz, Risâle-i Nûr’a karşı kalblerimizde aşk derecesine varan bir şevk uyandırmıştır. Ne çâre ki, o zaman kader-i İlâhî sizi Kastamonu’dan uzaklaştırmış ve bizlere de ziyâret fırsatını bahşetmemiştir. Fakat bu arzu, iştiyâk, mübârek ellerinizi öpmek ihtiyacı kalblerimizde hergün biraz daha artmaktadır.
Sevgili Üstâdım, bu geçen aylarda zât-ı fâzılânelerinizin Safranbolu ve havâlîsine şefkat ve merhamet nazarıyla bakmanız eseridir ki, nûr dâiresine atılan kardeşlerimizin sayısı çoğalmaktadır. Bilhassa mevlid cem‘iyetleri vesîlesiyle muhîtimizde Risâle-i Nûr’un îmânî hakîkatlerini halkımıza duyurmaya ve nûr derslerini îzâha ve neşre
SAYFA 122
çalışan Ahmed Fuâd kardeşimizin bulunduğu câmi‘lerde, meclislerde, kadınlı erkekli yüzlerce halk toplanarak Risâle-i Nûr’un îmân derslerini dinlemektedirler. Bu dersler muhîtimizde o kadar alâka hâsıl etmiştir ki, hergün ve her hafta muhtelif köylerin câmi‘lerinde mevlid cem‘iyetleri tertîb edilmiş ve yüzlerce cemâat câmi‘leri doldurmuş, kalbler Risâle-i Nûr’un îmân tahkîm eden nûrlarıyla parlamıştır.
Üstâdım efendim, şu bir hakîkatdir ki, halkımızın nûrun derslerine şiddetli bir alâkası vardır. Bu alâka ile evvelce bir saf cemâat görülemeyen câmi‘lerimiz Elhamdülillâh şimdi hıncahınç dolmaktadır. Ahmed Fuâd kardeşimiz, Bu mes‘ûd netîcede bizim hiç bir te’sîrimiz yoktur. bu, Risâle-i Nûr’un ve hazret-i Üstâd’ın muhîtimize şefkatle bakışlarının bir netîcesidir demelerini biz de tasdîk ediyoruz.
Hâlık-ı Zü’l-Celâl size sıhhatli ve bereketli ömürler ihsân buyursun. Ve hayırlı duâlarınızdan bizleri daha uzun yıllar müstefîd eylesin. Âmîn. Başta Ahmed Fuâd kardeşimiz olarak buradaki bütün Nûrcu kardeşlerimiz selâm ve duâ ederek mübârek el ve ayaklarınızı hürmetle öper, hayırlı duâlarınızı yalvarırız.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Eflâni’de kusûrlu fakîr ve bîçâre şâkirdiniz Hatîb İbrâhîm
SAYFA 123
(388)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sizin hem makine, hem kalemle hizmet-i nûriyenize binler Bârekallâh ve Veffekakümullâh deriz.
Sâniyen: İlme’l-yakîne dâir pusulanız güzeldir. Merâklı kardeşimiz Re’fet Bey’in, Bedîüzzamân-ı Hemedânî üçüncü asırda vazîfe ve te’lîfâtı hakkında ma‘lûmât istiyor. Ben o zât hakkında, yalnız hârika bir zekâveti ve kuvve-i hâfızası bulunduğunu biliyorum. Elli beş sene evvel üstâdlarımdan Siirtli merhûm Mollâ Fethullâh, Eski Saîd’i ona benzeterek onun o ismini ona vermiş. Şimdilik o zâtın sâir şeylerini bilemiyorum, unutmuşum. Ve onuncu asırda İmâm-ı Rabbânî’nin ra zamanında, onun muhâtablarından ehemmiyetli bir zât, Bedîüzzamân ismiyle İmâm ra ona iki mektûb yazmış. Ben İmâm’ın ra kitabıyla tefe’ül ederken aynen o iki mektûb bana açıldı. Onun hâli bana benziyormuş ki, İmâm’ın ra ona verdiği ders, bana da ders oldu.
Sâlisen: Abdurrahmân Salâhaddîn’in size leffen gönderdiğim mektûbunu güzelce tashîh ve lüzûm varsa ta‘dîl edip, Asâ-yı Mûsâ âhirinde size evvelce gönderdiğim Halîl İbrâhîm’in ve Hasan Feyzî’nin ve onun fıkralarına ilâve edilsin. Asâ-yı Mûsâ’nın
SAYFA 124
arkasında yazılsın. Ben vakit bulamadım, size havâle ediyorum. Umûm kardeşlerimize ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Hem Lâhika’ya, hem Asâ-yı Mûsâ’nın âhirinde yazılsın.
[389]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ الْقُرْاٰنِ وَرَسَٓائِلِ النُّورِ
Çok Müşfik, çok Vefâkâr Efendim ve Fazîletli, İzzetli Üstâdım Hazretleri’ne,
Risâle-i Nûr, asrımızda Kur’ân-ı Hakîm’in resmî bir tercümanı ve nâşiri olduğuna dâir çok delîllerden birkaçını arzediyorum. Risâle-i Nûr’un tarihçesi aynen Asr-ı Saâdet'e benziyor. Birçok noktalarda tevâfuk ediyor. Yirmi üç senede hitâm bulan Risâle-i Nûr, Anadolu’yu maddî tehlikelerden korumuş, ma‘nevî îkāz tokatlarıyla okşamıştır. Ve milyonlarla kişinin îmânını kurtarmaya vesîle olmuştur.
SAYFA 125
En dehşetli ve korkunç ve karanlıklı bir muhîtte, hûnhâr düşmanları arasında, tazyîk altında, binbir mahrûmiyetler içinde. ihtiyâr, hasta, garîp, hürriyeti alınmış bir zâtın Kur’ân’dan aldığı ilhâmî ifadesiyle, en sıkıntılı ve tehlikeli ve kısa vakitlerde. sabî çocukların, acemî fakat ma‘sûm, bîçâre, zayıf ihtiyârların, titrek fakat tevbekâr elleri harekete geçerek, usanmadan, yılmadan binler sahîfe Risâle-i Nûr’u aşkla yazmaları ve âlim, câhil, feylesof ve muhtelif dîn sâliklerinden yüz binlerle insan, zevkle, huşû‘ ve huzû‘ ile bu hâsseli, güzel yazıları okumaları ve güzel sözleri dinlemeleri Eskişehir ve Denizli Ağır Cezâ Mahkemesi netîcesi, İstanbul ve Ankara ve sâir yerlerde profesörlerden, dîndâr âlim ve feylesoflardan müteşekkil hey’etler tarafından Risâle-i Nûr inceden inceye tedkîk ve tahlîl edilmiş, netîcede, Kur’ânî tam bir tefsîr olduğuna müttefikan karar vermeleri ve gizli düşmanlarının haksız ve yersiz isnâdlarının, yalnız siyâsî iftirâdan ibâret olduğu ve ilmî i‘tirâz edememeleri mahkemece kat‘iyetle anlaşılmış ve berâetle netîcelenmiştir
Bin dört yüz sene evvel, beşeriyet zulmet, cehâlet içinde vahşi örf ve âdetlerin bulunduğu Arabistân’da doğan nûrlu bir güneş, altmış üç sene yükselmiş ve yirmi üç senede inzâli hitâm bulan fermân-ı Kur’ânla her şey aydınlanmış. fenâ, abes örfler ve âdetler anlaşılmış. sa‘y-i Muhammedî asm ile saâdete çevrilmiş, bu sebeble bütün yabancı nazarlar gıbta ile Kur’ân’a dikilmişti. Asırlar geçmiş, İslâmiyet üç yüz elli