Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 179
temâşâ ettiğimden bana fevkalâde bir inşirâh ile bir sevinç verdi. O umûm çiçeklerin lisân-ı hâlleri, küllî ve geniş ve gāyet fasîh ve gāyet parlak ve sarîh bir tarzda Sâni‘-i Zü’l-Celâl’in kemâlât-ı san‘atını ve o Nakkāş-ı ezelî’nin mu‘cizât-ı kudretini o derece belîğ bir tarzda bize ders verirken, bütün rûh u cânımla dedim: Keşke muktedir olsa idim, bunların dillerini ve tahmîdâtlarını tercüme etse idim. Birden ihtâr edildi: Risâle-i Nûr düşündüğünün pek fevkinde o vazîfeyi yapmıştır. Onun içindir ki, nûrda çiçekler pek çok tarzlarda konuşturulmuş. Ben de hadsiz şükrettim. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰی رِسَالَةِ النُّورِ بِعَدَدِ كُلِّ الْاَزْهَارِ وَالْاَثْمَارِ فٖی جَمٖیعِ الْاَقْطَارِ
Sâlisen: Muallim İhsân yine güzel kalemiyle eski vazîfe-i nûriyesine başlaması ve sadâkat ve alâkasında sarsılmaması, bizi çok sevindirdi. Onun bu güzel fıkrasını sâir muallimlere bir medâr-ı teşvîk olarak Lâhika’ya dercediniz. Umûma selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Lâhika’ya Küreli Muallim İhsân’ın fıkrasıdır.
Siz ıslâh ve ta‘dîl edebilirsiniz.
(408)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
SAYFA 180
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Kıymeti Nûruyla Görülen Üstâdımız Hazretlerine,
Uzun zamandan beri bir kûşe-i gaflet ve telâşe-i maîşet-i âlâma dalan ve fakat hasretiyle yanan İhsân Abdurrahmân’ın kalbi ve dili ile sohbetlerde nûrun ilhâmıyla tezâhür eden temsîlâtlar ile muhibleri nûr-u hakîkatin tecellîsine yardımda tekâsül edilmedi. Lehü’l-hamd tekrar iâde-i me’mûriyet, yani muallimliğe alınmaklığım hasebiyle terbiyesine me’mûr bulunduğum çocukların pek yolsuz vaziyetlerinden de üzüldüğüm bir sırada, sonradan Risâle-i Nûr’a talebe olanların yazdıkları Mektûbât, kalblerdeki gayr-i muhabbeti silerek mücellâ ve musaffâ bir hâl ile hâllendirmekte, bayılmamak imkân hâricinde olduğu kat‘iyetle okuyan herhangi nûr nasîblisi bulunan ehl-i îmân, o kat‘î ve sarîh belâgatin önünde meczûp ve müştâk olmasın, imkânı yok. Zerre kadar îmân kıvılcımı olan kalp, bu nûr talebelerinin aldığı feyizle ateşîn mektûbâtını alınca, bütün vücûdu aşk-ı îmânla yanmaktadır. Kat‘î şâhit, göz önünde görülen bir hakîkat, günden güne nûr risâleleri bütün mevcûdâtı titreten yakıcı ifadeleriyle her tarafta nev‘-i insanı insanlık hakîkatiyle abd-i sâlih zümresine çekiyor. Misâli meydanda, Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın mübelliği Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in az zamanda intişârı ile dünyayı yeniden ihyâ eden Kur’ân hakîkatinin şu zamanımızda beşerin bi-iznillâh keşfiyâtı arasında nefsin şaşırıp tamâmen şeytana ve şeytanın
SAYFA 181
yardımcılarına uyduğu bir sırada, Rahmet-i İlâhiyenin son bir tecelliyâtı olan nûr sözleriyle, nûr Lem‘alarıyla, nûr Şuâ‘larıyla, nûr Reşahât’ıyla yanan kalb-i sâfiyânenin menba‘-ı nûrdan aldığı nûrlu eşhâs-ı muhtelife-i ihvânın ifâdâtı ve tecelliyâtı olan nûrlu Mektûbât arasına tekrar girmek aşk-ı harîsânesiyle bu kalem de harekete geçirildi.
Geçen bir çok mütâlaa edilen nûr risâle ve Lemeât ve Şuâât’ın ve Mektûbât Lâhikaların bir kısım mütâlaa netîcesi ile düşünüldü. Şöyleki: Hâlık-ı Zü’l-Celâl-i lemyezelimiz emr-i kelâmında یَٓا اَیُّهَا النَّاسُ hitâbıyla insanlık iddiâsında olanlara اِلَّا الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ emriyle îmânı, sâlih ameli, hakkı tavsiyeyi ve bu tavsiye meyânında sabrı tavsiye etmiyor mu? İlmi emretmiyor mu? O hâlde Risâle-i Nûr Kur’ân’a bağlı olduğu, bunca mahkeme müdâfaâtında Üstâd hazretlerimiz himâye-i İlâhiye’de bulunduğunu beyân etmiş. Ve her gün, her yerde ikrâmât-ı İlâhiye ile taltîf edilen Üstâd hazretleri ve Risâle-i Nûr ve talebeleri muhâfaza edildiği görünüyor. Fakat ey ehl-i ilim ve ehl-i tarîkat, biliniz, dünün vesâit-i nûriyesi bugünkü elektrik yanında müzeye kondu. Zîrâ güneşin yanında yıldız görünmez ki Dünün patika münferid yolu, orada zuafânın bile gitmediği bir yol bâtıl oldu. Yerine otobüslerin, trenlerin ve elektrikli trenlerin keşfi yanında, o yoldan gitmek şöyle dursun, bakarken yorulacak derecede sıklet veriyor. Böyle güzel
SAYFA 182
Risâle-i Nûr caddesinde asfalt, tren, tramvay dururken, patikaya gitmek ne derece cehâlet olur Veya göz kapamak ne derece doğrudur Bu ni‘met-i İlâhiyeye göz kapamak ne derece hasârettir Tayy-ı zaman ve mekânı peygamberân ve evliyâsına denizden yürümek mu‘cizâtı, kezâ enbiyâ ve evliyâsına verildiği hâlde, zâhirîlerin tayyâre ile havada uçması, radyo ile dünyanın öbür tarafında konuşması ve tahte’l-bahr ile deniz altından geçmesi ve seyr ü sülûk yanında tünel geçitlerini ileri süren zâhirî maddiyûn ve tabîiyyûnun güyâ icâtlarıyla öğünmesi ve hedef ve gāyenin neye varacağını bilemedikleri gibi, îmânın hissiyle ve ma‘rifet-i İlâhiye aşkıyla bu günkü Risâle-i Nûr yolunu görmemek, anlamamak, sonu nereye vardığını düşünmemek veya benim bildiğim bana yeter gibi sâbıkînin patika yolundan bugünkü vesâit-i nakliyeyi geçirmek gibi gülünç bir harekete düştüğünü, şu temsîlâtımla insafla düşün, anla
Diğer bir cihet-i mütâlaa düşünce, bütün yollar menzile bakar. Vuslata medâr birer tarîktir. İnkâr edilmez. Ya o yol bir emr-i mühim ile kapatılmış ise, ya türlü tâğîlerle dolmuş ise, sönük fenerle mi gidilir? Risâle-i Nûr yolu kat‘îlemiştir. Zîrâ ilm-i hakîkat ilmelyakîn, aynelyakîn yoludur. Bu cihâd-ı ekberde bugünkü vesâitin en keskin te’sîrlisi ile cihâd edilir.
Ey kardeş, kurûn-ı vustâda değiliz. Asr-ı âhirdeyiz. Hâlâ çakmaklı tüfenk kullanmak sevdâsında olmak hatâdır. Hasmın atom bombası, makineli kullanıyor.
SAYFA 183
Şu temsîlâttan da anla ki, Kur’ân’ın tefsîr-i tâmmı olan Risâle-i Nûr Sözleriyle, Lem‘alarıyla, Müdâfaâtıyla, Şuâ‘larıyla, Lâhika’ya geçen Mektûbâtıyla ve Mektûbât tebşîrâtlarıyla, başta Üstâdımız Bedîüzzamân olduğu hâlde, yüreği aşk-ı muhabbet, nûr-u hak, vuslat-ı hakk ile yanan, nûrlanan envâ‘-ı eşhâsın türlü türlü tasdîk terennümâtıyla bir cadde-i kübrâ olan nûr risâlelerden sen de al. Nûr nâr ile tev’emdir. Nûrla yolun aydınlansın. Nârı da nefis ve şeytânı ve şeytânîleri yaksın. Oku, yaz, gör ki, beyhûde geçirdiğin ömürle şimdiki feyz-i lutf-u Hakk’a gözünün yaşı aksın. Âmîn. تَوَاصَوْا emr-i celîline ittibâen söylüyoruz. İcbâr yok, ihbâr var.
Bugünkü câdde-i kübrâ-yı ilm-i hakîkati bırakıp başka yollara sapma. İşte îmân muhabbetiyle yoldaşlığımız nâmına sana teblîğ ediliyor. Gözünü aç, yolcular günbegün nûra dönmekte. Sen de nûr al, nûra kavuş. Yoksa bir sürü gāfil, câhil avına tutulursun. Bir de zaman-ı hâzırda her şeyin terakkî ettiği gibi, şeytanın, nefsin dinsizliğin düşmanlığı da artmıştır. O hâlde insafla düşün. Ve lutf-u Hakk’ı iste. Bu büyük mücâhede de Kelâm-ı Ezelî’nin esrârlı beyânâtının son bir şekl-i hidâyeti olarak nûr risâleleri ile Hakk dostluğu rızâsını arayanlara aldırıyor. Senin yolun nereye gidiyor? Hangi şehre, hangi kumandana gideceksin? Bugünkü harp, bugünkü vesâitle oluyor. Ve böyle olursa muvaffakiyet görülüyor.
SAYFA 184
Ma‘nevî harp de böyledir. Dünün erkân-ı harbi bugünün yardımcısı. Zîrâ kullanılacak âlet, yeni erkân-ı harbin zamanında îcâd edilmiş. Vazîfe-i âmiriyet eskiler yardımcı. O hâlde geçmişlere duâ, hürmet, ta‘zîm. yeniye itâat farzdır. Nûr dellâllığı, hizmetkârlığı muhabbetiyle herhangi bir kardeşimiz berây-ı mütâlaa ve tefekkür, gayrete lutf-u Hakk’la gelir, nûr talebeliğine girer. İlmi yüksekse, bir derece noksânlarına belki îzâhta yardım eder. Zîrâ ehl-i îmân ile ehl-i küfür taban tabana zıttır. O hâlde ehl-i îmân ve tâatin nûr ilmiyle mücehhez olup, küfür ve felsefe dalâlet bataklığına düşenlerin karşısında sarsılmaz, şaşırmaz bir inâyet-i Hakk’la Risâle-i Nûr silâhıyla silahlanmalıyız. فَانْصُرْنَا عَلَی الْقَوْمِ الْكَافِرٖینَ Âmîn. Tazarruâtımızı emir buyuran Rabbimizin nusretlerini dilemekle her zaman müşâhede etmekteyiz.
İşbu arîzamı Üstâdımız hazretlerine takdîmle zuhûr edecek hatâmın tashîhleriyle, nûrlu kardeşlerimle sıla-i nûr-u muhabbet sevâbı kasdıyla nûr-u aşkla nûr ordusuna iltihâklarını kemterâne arzularımı bir niyâz-ı âcizâne olarak içimden gelen arzu ile yazdırılmış bulundum. Hüsn-ü kabûl ve tasvîbleri Rabb-i Rahîmimizin ve Habîb-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin kabûl buyurmalarıyla Mektûbât’a katılırsa, kāriîn-i kirâm-ı envârın hayır ile yâd ve duâlarında hissedâr olmaklığımı ricâ ile Üstâdımız hazretlerinin ellerinden öper, kāriîne selâm.
Safranbolu diyârında duânıza muhtâç muallim İhsân Abdurrahmân Bendeniz
SAYFA 185
Arayın nûru her yerde, şifâdır her derde
Risâle-i Nûr ile aydınlanıyor özümüz
Bir nevi‘ cilve-i rahmet yazılıyor sözümüz
Nûr rahmetiyle nûrlansın ebede kadar gözümüz. Âmîn.
İlmini, aklını nûr deryasına daldır
Îmân aleyhine çalışana nûr kılıcıyla saldır
Yâ Rab Ehl-i îmâna gelen menhûs belâyı kaldır. Âmîn.
Zîrâ bu ne korkunç bir âfet, bir hâldir
Nûr risâlesiyle maskelenmeyenin hâli yamandır
Maskenin nûru aşkla okuyup yazmaktır
Kitabımız Kur’ân, zamanımız âhirzamandır
Üstâdımız son Bedîüzzamân’dır
Açıldı baharın gülü öter bülbülü
Bu gülü bekleyen varsa âşık bülbülü
Nûr bağında derildi bu bir nevi‘ gülü
Lâyıksa sıraya girmeye olur sevgili
Nûr şâkirdlerinden İhsân Abdurrahmân
SAYFA 186
(409)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Asâ-yı Mûsâ’nın bazı nüshaları Eğirdir Adliyesi’nin eline geçmesi İnşâallâh yine hakkımızda büyük bir hayra vesîle olacak. Nasıl ki bizden alınan bir nüsha Zülfikār bize verdiği zararın yirmi mislî ma‘nevî fâideler verdi. Hem herkesten ziyâde Asâ-yı Mûsâ’ya me’mûrlar ve adliyeler muhtâçtırlar. En evvel onların okumaları gerektir. Hem eğer bu fırtınacık hafîf geçse, öteki üç mecmûanın serbestiyetine bir derece fâide verecek. Hem siz hiç merâk etmeyiniz, فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَیْنِ الْعِنَایَةِ sırrıyla inâyet ve hıfz-ı Rabbânî altındayız. Bu hâdise tesâdüfe benzemiyor. Gizli münâfıklar bir şey bulamadılar. Bu sırada böyle hafîf bir bulantı vermeye çalıştılar. İhtiyâtın lüzûmunu gösterdi. Bana göndereceğiniz nüshaları eğer kolay ve münâsib görseniz İstanbul’da cildlensin.
Sâniyen: Bir Nûrcu dedi ki: Hindistân buradan iki milyon liraya mukābil Kur’ânlar istiyor, diye bir gazete yazıyormuş. Bunda iki ihtimâli var: Biri, şimâlde İsveç, Norveç’te olduğu gibi, cenûbda da Kur’ân’a fevkalâde ihtiyâç hisseden bir cereyân çıkmış. Zayıf bir ihtimâl ile de, şark-ı şimâlîdeki dinsizlik cereyânının imhâsına
SAYFA 187
uğramamak için öyle bir azîm yekünle Kur’ânlar istenilmiş. Birinci kuvvetli ihtimâle binâen Mu‘cizâtlı Kur’ân’ımızı, Hizb-i Nûriye, Hizb-i Kur’âniye gibi fotoğrafla tab‘edilip binler nüshalarını o kuvvetli dîndâr cereyâna ve dinin fedâî ve himâyetkârlarına göndereceğiz İnşâallâh. Beraberinde Kur’ân’ın kılınçlı iki hizmetkârı olan Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’ı göndereceğiz. Öyle ise Risâle-i Nûr kahramanı Husrev’in kerâmetli kalemi, yanımızdaki Mu‘cizâtlı Kur’ânımızda zâyi‘ olmuş yirmi dördüncü cüz’ünü yazsın.
Sâlisen: Safranbolu kahramanlarından Mustafâ Usman ve Hıfzı’nın şuhûr-u selâsemizi tebrîklerine mukābil hem onların, hem Eflâni ve Kastamonu havâlîsindeki bütün kardeşlerimizin, hem Receb-i şerîflerini, hem fevkalâde çalışmalarını tebrîk ediyoruz. Ve Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından Marangoz Ahmed’in mektûbunda merhûm Hâfız Mehmed’in bir vârisi olan İsmâîl Gül’ün çocukları aynı Hâfız Mehmed gibi hem Kur’ân’ı, hem Risâle-i Nûr’u ders vermesi ve hanımlar ve kızların iştiyâk ile Kur’ân dersine başlamaları ve o derste bazılarını, hatta bir a‘mâ kızı hıfza çalıştırmalarını bütün rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn. Ve Hüseyin Hilmî’nin bizim için yazdığı Asâ-yı Mûsâ’nın her harfine mukābil, Cenâb-ı Hakk ona bin merhamet etsin.
Râbian: Denizli’nin merhûm Hasan Feyzî’nin vârisleri mübârek hey’etinden Ahmedlerin samîmî hâlisâne mektûbları, gerçi benim hakkımda pek ziyâde hüsn-ü zanla ta‘bîrâtları
SAYFA 188
meşrebime gelmiyor. Fakat onun o ta‘bîrâtlarını sâir mektûbu içindeki duâları gibi bir duâ-yı ma‘nevî olarak telakkî ediyoruz. Hem onun duâlarına âmîn demekle beraber hem ona, hem nûrun başta baş Kâtibi Şâmlı Hâfız Tevfîk’e ve mübârek hey’etinin her birisine ve hâkim-i âdile binler selâm ediyoruz. Ve Hâfız Tevfîk’in göz hastalığının selâmeti için duâ ediyoruz. Cenâb-ı Hakk şifâ versin ve vazîfe-i nûriyesine dönsün. Âmîn.
Hâmisen: Hocaların yeni kahramanlarından ve ayrı bir tarzda Hasan Feyzî’nin vazîfesini gören A‘lâmescid imamı İbrâhîm Edhem’in sadâkatinin bir kerâmeti olarak, yeni çıkan Asâ-yı Mûsâ’nın bir kısım nüshalarını Isparta’dan beraber alıp bana getirmiş. Bu sırada bana çok kıymetdâr oldu. Çok şiddetli bir merâk ile beklerdim. Hâlbuki bu def‘a müsâdere hâdisesi, bütün bütün beni merâkta bırakacaktı. Onun sadâkatinin kerâmeti olduğunu kanâat verdi. Cenâb-ı Hakk onu, hem onun gibi çokları nûrlara teşvîk eden Homalı Mehmed Alî kardeşimizden râzı olsun. Hem Çivril kazâsının Sütlâç köyünden Alî Çelik imzasıyla gelen mektûbda isimleri bulunan yeni kardeşlerimiz ve hemşîrelerimiz nûr dâiresinde kabûl edilmişler. Cenâb-ı Hakk onları muvaffak eylesin. Âmîn. Umûm kardeşlerimize binler selâm ve duâ eder ve duâlarınızı talep ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 189
Muhterem Efendim,
Bugün posta ile Berber Burhân adresine 405 lira gönderildi. Bu para Tâhirî’nin otomobil için verdiği dört yüz lira ile İstanbul’dan satılan Zülfikār bakiyesi 5 liradır. Hürmetle ellerinizden öperiz. Duâlarınızı pek çok ricâ ederim. Umûm efendilerimize arz-ı hürmet ederiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Duânıza muhtâç Ceylan
[410]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Merâk etmeyiniz, inâyet-i Rabbâniye devamdadır. Bu yeni taarruzları İnşâallâh akîm kalacak, hem nûrun fütûhâtına yardım edecek. Şimdilik telâşsız, kanun dâiresinde hakkımızdaki kanunsuz muâmeleyi def‘etmek için, bir kardeşimiz Ankara’ya gitsin. Eski partinin müfettişi Hilmî Uran ve Afyon vilâyetinin müfettişi meb‘ûs Celâl’i ve Diyânet Riyâseti’nde Ahmed Hamdî ve ehl-i vukūftaki Yûsuf Ziyâ gibi zâtları görsün. Bize edilen kanunsuz ve keyfî muâmeleyi değiştirmeye çalışsın.
SAYFA 190
Isparta’da müsâdere edilen Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâlar ve makine için mahkemeye ve zâbıtaya deyiniz ki: Bunların nüshalarının teksîri, hâriç içindir, hârice gönderilecektir. Mâdem şimâlde üç devlet Kur’ân’ı kabûl edip mekteblerinde ders vermeye başlamışlar. Ve mâdem Hindistân bu hükûmetten iki milyon liralık Hâşiye Kur’ân-ı Kerîm istedi. Ve mâdem Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ eczâlarını iki sene üç mahkemeniz ve feylesoflarınız ve âlimleriniz, onları tedkîk ettikten sonra ittifâkla berâetimize karar verip bu kitabları takdîr ve tahsîn etmişler. Ve mâdem bu iki kitab, Kur’ân’ın iki keskin kılıncı ve iki parlak hüccetleridir ve en muannidleri de teslîme mecbûr ediyorlar. Ve mâdem bu iki eser, dehşetli ve tahrîbci anarşistliği yetiştiren, şimâlden gelen dinsizlik cereyânına karşı tam mukābele edebilir bir kuvvette olduklarını binler ehl-i tahkîk ve ehl-i fen şehâdet ediyorlar. Ve mâdem şimdiki hükûmet Kur’ân’ı ve dîn derslerini mekteblerde okutturmak için emretmiş. Elbette bize karşı bu muâmele, emsâlsiz ve keyfî bir zulüm ve vatana ve millete ve âsâyişe ve hürriyet-i vicdâna bir cinâyettir. Biz istemiyoruz ki, dünya siyâseti bize bulaşsın.
SAYFA 191
Yoksa, haberiniz olsun ki, biz hakkımızı tam müdâfaa edebiliriz. Bizi mecbûr etmeyiniz
Umûma binler selâm.
Benim için de münâsib bir vakitte cildlettirdiğiniz Asâ-yı Mûsâ’dan gönderirsiniz. Husrev’in vazîfesini tam yaptıktan sonra gelen bu maddî zararın hiç ehemmiyeti yok. Zülfikārlar tam intişâr etti. Asâ-yı Mûsâ da az zâyiât olmakla beraber, İnşâallâh ma‘nevî pek çok menfaati olacak. Yalnız Nûrcular sebât ve tesânüdlerini muhâfaza edip telâş etmesinler, şevkleri kırılmasın.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(411)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: عَسٰٓی اَنْ تَكْرَهُوا شَیْٔاً وَهُوَ خَیْرٌ لَكُمْ sırrıyla şimdiye kadar pek çok tecrübelerimizle bize kat‘î kanâat gelmiş ki, Risâle-i Nûr hizmeti ve şâkirdleri bir dest-i inâyet ve rahmet altında çalıştırılıyor. Ona binâen ihtiyâtınızı ziyâdeleştirmekle beraber şevk ve gayretiniz ziyâdeleşmeli. Evet, bu hâdisenin hiç bir fâidesi olmasa da,
SAYFA 192
yalnız en ziyâde muhtâç olan resmî me’mûrlar dikkate mecbûr olmakla vartaya düşmüş bir kısmı îmânlarını kurtarmak, bu maddî zarardan çok ziyâde menfaat-i ma‘neviye te’mîn eder. Bilirsiniz, ben size hapiste mahremce yazmıştım ki, Ankara’ya giden Risâle-i Nûr’la îmânlarını kurtarmak şartıyla, beni i‘dâma mahkûm etseler râzıyım. Helâl ediyorum, demiştim.
Mâdem vazîfemiz îmânı kurtarmaktır. Ve mâdem ahâlinin eline üç yüz elli Zülfikār dağılmış. En ziyâde muhtâç resmî me’mûrlara yüz elli Zülfikār gitmesi, hem onları vazîfece dikkate mecbûr etmesi ve Zülfikār’ın iştihârına bir i‘lânnâme ve bir propaganda hükmüne geçmesi, husûsen şimdiki dâhilî hâricî dîn cereyânının kuvvetlenmesi hengâmında lâzımdı. Hem çok fâidesi var. Çabuk iâde edilmezse de hiç zararı yoktur.
Denizli Mahkemesi’nde perde altında Âyetü’l-Kübrâ ile çok risâleler çokların îmânlarını kurtardıkları gibi, İnşâallâh bu hâdise de öyle hayırlı netîceler verecek. Fakat bu mes’elede bid‘akârların kıskanmak cihetiyle ve şimâldeki dinsiz cereyânını dinsizcesine okşamak fikriyle, Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ’ya karşı çoktan beri bir dolap çevriliyordu. İnşâallâh onların aks-i maksûduyla netîcelenecek. Ve onları utandıracak.