EMİRDAĞ LÂHİKASI 3. CİLD

314

[458]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim, evvelen Bugün İnebolu’dan gelen yeni hurûf Asâ-yı Mûsâ’yı aldım. Mâşâallâh, küçük Isparta vazîfesini yapıyor. Gerçi çok ihtiyât ediyorlar, fakat sarsılmıyorlar.

Sâniyen: Nûrun küçük kahramanlarından muallim Mustafâ Sungur hem Eflâni, hem Safranbolu, hem Kastamonu, hem İnebolu, hem Daday, hem Araç kardeşlerimizin nâmına bayram tebrîki için yanımıza geldi. Biz de onu küçük bir Saîd olarak hem size, hem o kardeşlerimize maddî ve ma‘nevî bayramlarını tebrîk için gönderdik. Ve Emirdağı’nın Süleyman Rüştü’sü olan Çalışkan Mehmed’i, Sirâcü’n-Nûr’u almak ve hârice giden kitabları anlamak niyetiyle İstanbul’a gönderdik.

Sâlisen: Nûrların muârızları her cihetle mağlûb olduktan sonra, zâhiren bize hoş görünmeyen ve hakîkaten nûrlara daha menfaâtli bir plân ta'kib ediyorlar. Güyâ Nûrcuların tesânüdünü kırıp bilinmeyecek bir tarzda bazı mühim erkânlarını başka yerlere gitmelerine sebebiyet veriyorlar. Hâlbuki onların gitmesi ile tesânüd kırılmadığı gibi, gideceği yerlerde lüzûmları var. Ezcümle, Muharrem’i Tavas’a, Mustafâ Usman’ı Karabük’e, Re’fet’i İstanbul’a gibi, bazı kardeşlerimizi dağıtmaya sebebiyet

315

veriyorlar. Bu kardeşlerimiz de, onlara hissettirmeyerek, güyâ kendi ihtiyârlarıyla gidiyorlar. Hakîkat ise, hiç ihsâs edilmeyecek bir tarzda, tesânüde zarar niyetiyle öyle zemîn ihzâr ediliyor.

Hem bir plânları da, onların usûlünce hapse müstehak olduğumuz hâlde hapsimize tarafdâr çıkmıyorlar, aman hapse girmesinler diyorlar. Sebebi, birden Denizli hapsi bir nûr medresesi olmasıyla, hem oradan başka hapishânelere gidenler oraları tenvîre çalışmaları, gizli düşmanlarımızı bütün bütün şaşırttı. Onun için hapisten çıkmamıza onlar da tarafdâr oldular. Adliyeler, Risâle-i Nûr’un hakāikine karşı bir nevi‘ teslîmiyetle istikbâlde gelecek olan şiddetli i‘tirâzdan çekinmek için çekindiler, keyfî kanunların aleyhimizdeki hükümlerini nazara almadılar. Ve muannid bazı dinsizler, nûrun hakîkatine karşı mağlûb olup inâdı terkettiler. Gizli düşmanlarda, Aman, hapisten çıksınlar, yoksa hapishâneler nûr medreseleri hükmüne geçecek diye üç kısım da müttefikan berâetimize tarafdâr çıktılar. Bu da inâyet-i İlâhiyenin Risâle-i Nûr’a verdiği bir kerâmettir ki, nasıl ki bu asrın en dehşetli üç büyük kumandanlarını korkutup hârika bir tarzda, hem Mart Hâdisesi’nde Hareket Ordusu’nun başkumandanı, hem İstanbul’un eski harb-i umûmîdeki istilâsındaki Hareket-i Milliye sırasında İstanbul’u istîlâ eden dehşetli ecnebî kumandanını Ankara dîvân-ı riyâsetinde en dehşetli reîsin hiddetini tarziyeye çevirmesi gibi, üç adliyenin de

316

dokunaklı, şiddetli müdâfaâta karşı binler bahâne tutabildikleri hâlde, hakperestâne ve musâlahakârâne ittifâk ile berâet kararını vermeleri, elbette Kur’ân’ın bir mu‘cize-i ma‘neviyesi olan Risâle-i Nûr’un bir kerâmetidir diye kat‘î bu gece bir ihtâr hissettim ve kaleme aldım. Fakat gāyet müşevveş ve tashîh ve ıslâh edilmeden size gönderildi. Binler selâm. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Saîdü’n-Nûrsî

317

[Lâhika’ya girsin. Ta‘dîli siz yaparsınız.]

(459)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Üstâd-ı âlî-kadrimiz, Sevgili Efendimiz,

Hem bu bîçâre hakîr şâkirdiniz, hem Safranbolu ve Eflâni Medrese-i Nûriyesi’ndeki şâkirdleriniz bedeline siz fazîlet-meâb ve azîz Üstâdımız efendimizi ziyâretle hürmet ve ta‘zîmlerimizin arz ve iblâğı için nûrun küçük kahramanlarından muallim Mustafâ Sungur huzûr-u fâzılânelerinize kabûl buyurulursa, hepimizi temsîlen mübârek el ve ayaklarınızı öpecektir.

Mustafâ Sungur, nâhiyemiz Medrese-i Nûriyesi mensûblarının çok kısa bir zamanda Risâle-i Nûr’dan feyiz-yâb oluşlarının bir numûnesidir. Buradaki diğer talebeleriniz nûrları okuyarak, yazarak ve yazdırarak neşr ve ta‘mîmine çalışmakta ve bu işi her vazîfenin fevkinde çok kudsî bir hizmet ve bir meslek bilmektedirler.

Okuma ve yazma ni‘metinden mahrûm olan binlerle ehl-i îmân da, bu hakîr şâkirdinizin münhasıran nûrlar üzerindeki musâhabe ve mev‘izalarını istimâ‘ sûretiyle îmânlarını tahkîm ve takviye etmektedirler.

318

Azîz Üstâdım efendim, bir ağaç dalındaki hâm meyve, güneşin harâret ve nûruyla gün geçtikçe dolgunlaşarak olgunlaştığı gibi, halkımızda Elhamdülillâh Risâle-i Nûr güneşinin feyz ve nûruyla günden güne îmânlarında inkişâf ve kemâle doğru mütezâyid bir terakkî vardır. Bilhassa geçen yıllara nazaran nâhiyemizden bu yıl Ramazân-ı Şerîf de çok güzel geçmiştir. Halkımızda, husûsen Nûrcularda Risâle-i Nûr’un kazandırdığı tahkîkî îmân zembereğine takılmış ibâdet, sâlih amel, takvâ, hüsn-ü ahlâk çarklarıyla pek güzel işleyen İslâmiyet rûhu, akıl ve irâde anahtarıyla Risâle-i Nûr’a bakarak kurulmuş ve ayarlanmıştır. Duâ ve himmetlerinizle bu ayar bozulmadan İnşâallâh rûhlarımız işleyecek ve son nefeslerimize kadar Risâle-i Nûr havasıyla tenneffüs edecektir.

Cenâb-ı Hakk azîz ve mübârek Üstâdımızdan ebediyen râzı olsun. Müşârun ileyhi sıhhatli ve saâdetli ömürle muammer ve bütün nûr ailesini şefkat ve himâyesinden ve hayır duâlarından ayırmasın. Âmîn.

Berzahda ve ebediyet âleminde dahi Fahr-i Âlem ve Seyyidü’l-Beşer, Sultânü’l-Enbiyâ Efendimiz Sallallâhü aleyhi vessellemin âb-ı havz-ı kevserde şeref-i musâhabetlerine mazhar sevgili Üstâdımızın cemâat-i nûriyesiyle bir arada dâim ve sâbit eylesin. Âmîn âmîn.

Başta azîz kardeşimiz Mustafâ Usman ve Hıfzı efendiler olmak üzere buradaki

319

bütün kardeşlerimiz hürmetle tekrar tekrar el ve ayaklarınızdan iştiyâkla öper, saâdetler içinde bereketli ömür ve âfiyetlerinizi Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn’den niyâz eyleriz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

İltifâtlarınıza hak kazanamayan, hizmette kusûrlu duâlarınıza pek muhtâç şâkirdiniz Ahmed Fuâd

[Lâhika’ya girsin. Siz ta‘dîl ve iktisâr edersiniz.]

[460]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Müşfik, çok Sevgili Üstâdım Efendim Hazretleri,

Evvelen: Mübârek el ve ayaklarınızdan ta‘zîm ve ihtirâmla öper, devamlı kusurlarımın affını cenâh-ı şefkatinize ilticâ ederek yalvarıyorum.

Sâniyen: Azîz Üstâdımız, bu bayram biz âciz Safranbolu’lu kardeşler, mübârek İnebolu’lu kardeşlerimizin hediye ettikleri Asâ-yı Mûsâları cildlemekle meşgūl olarak nûr âilesinin ve o mübârek âilenin şahs-ı ma‘nevîsinin kudsî mümessili azîz Üstâdımızın huzûr-u ma‘nevîlerinde kıymetli, bereketli, nûrlu, huzûrlu bayram yaparak râbıta-i muhabbet ve râbıta-i ma‘neviyelerimizi takviye eyledik. Bayramın birinci günü, cesedim

320

yol üzerinde, rûhum ulvî huzûrlarınızda o Kâ‘be-i ma‘neviyeyi tavâf eylerken, nûrlarla ve zât-ı fazîlet-meâbınızla alâkalı hayvanâttan mübârek hüdhüd kuşunun yolum üzerine konarak, iki üç dakîka kadar refâkat edip on def‘adan fazla kalkıp, oturup, âdetâ bir müjde vermek ister gibi selâmlaşıyordu. Hayırdır dedim.

Allâh’a hadsiz hamd ü senâ ve şükür olsun ki, kardeşlerimizden Osmân ve İzzet efendilere nûrun serkâtibi mübârek Feyzî ve Sâdık Bey ve arkadaşlarını ziyâreti nasîb ve biz hizmetle meşgūl olanlara da bir ücret-i âcile ve bir ikrâm ve İnâyet-i Rabbâniye olarak İnebolu’lu mübâreklerden meşreb-i İbrâhîmiyede serfirâz küçük İbrâhîm kardeşimizle, ismi müsemmâsına uygun Sâlih efendi kardeşlerimizi ve bir kısım Eflânili kardeşleri göndererek hem hüdhüdün haber vermek istediği müjdeyi sâha-i zuhûra çıkarmış, hem de biz âcizleri nûr ve sürûra gark buyurmuştur. Bu mübârek kardeşlerimizin huzûrlarında bulundukça, kendimizi azîz Üstâdımızın huzûrunda gibi saymış ve azîz Üstâdımızın ve mübârek Nûrcu kardeşlerimizin zikr-i cemîlini bir vird-i zebân gibi sohbetimizde esas tutarak, bu mübârek günlerde o dâire-i ma‘neviyenin içinde bulunmaya muvaffak olduk. هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی

Azîz Üstâdım, bu fakîri selâm ve hürmetlerinin iblâğına şifâhen ve tahrîren me’mûr eden hadsiz Nûrcu ve nûr muhiblerinden, başta azîz kardeşim İbrâhîm, Sâlih, Hıfzı

321

ve mahdûmları ve umûm Safranbolu ve Karabük Nûrcuları, Dadaylı Hâfız Hasân ve arkadaşları, Eflânili Fuâd Efendi ve talebeleri velhâsıl Kastamonu, İnebolu, Daday, Araç, Eflâni, Karabük Nûrcuları, birer birer ta‘zîm ve ihtirâmla mübârek hâk-i pâyinizden öperler. Selâm ve duâ ederler. Ve bizlere vekâleten hâdimlik şerefine nâil olan mübârek Ceylan ve arkadaşlarına ve oradaki umûm Nûrcu kardeşlere de hâssaten selâm ve duâ ve minnetdârlıklarımızı arzeder, ellerinden öperiz.

Sâlisen: Azîz Üstâdımız, şu hürmetnâmemizi takdîm vesîlesiyle zât-ı fazîlet-meâbınızı nûrlar şahs-ı ma‘nevîsinin en azîz, en kudsî, en büyük mümessili sıfatıyla tebrîk etmeyi bir borç biliyoruz. Verilen ihbârât-ı gaybiyeler, büyük dâirelerde zuhûr eden fütûhât-ı nûriye ile aynen çıktığı gibi, en ehemmiyetli olan küçük dâirede de bâriz bir şekilde görünüyor. İşte kahraman ordu, alâmet-i küfür olan şapkayı başından çıkarıp atmaya gayret etmeye başlayalı, silsile hâlinde fütûhâtlar zuhûra başladı. Bugün gördüğüm yeni tedâvüle çıkarılan bir yüz kuruşluk parada âdet-i menhûs ve onlarca ehemmiyetli olan resim koymaya muvaffak olamamışlar. Bunu bir alâmet-i kat‘iye olarak kabûl ettim ki, süfyânın prensipleri de kendi gibi ölüyor. Senelerdir yanan cehennemi sönüyor, devir artık dönüyor. İnşâallâh önümüzdeki bayramlar bizlere daha çok hayırlarla ve saâdetlerle yüklü gelecek.

322

Sevgili Üstâdım, sizleri çok meşgūl ettim. Affınızı bu liyâkatsiz âcizi mektûb yazmaya me’mûr eden kardeşlerimi şefî‘ tutarak yalvarıyorum. Bâkî Allâh’ım siz sevgili Üstâdımızı, semâvât ve zemîn yed-i beyzâ-yı İslâm’a teslîm olmadıkça başımızdan eksik etmesin ve vücûdunuza sıhhat ve âfiyet ihsân buyursun. Ve ebeden sizden ve Nûrculardan râzı olsun. Âmîn âmîn âmîn. بِحُرْمَةِ سَیِّدَ المْرُسَلٖینَ Duâsıyla hatm-i kelâm eyler, mübârek hâk-i pâyinizden ta‘zîm ve ihtirâmla öperim efendim. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kastamonu, İnebolu, Eflâni, Daday, Araç, Safranbolu Nûrcuları nâmına En âsî, en hakîr, en liyâkatsiz hizmetkârınız, niyâz-mendiniz Mustafâ

323

(461)

فَیَامُنْشِدًا نَظْمٖی fıkrasında نَظْمٖی kelimesi makam-ı ebcedîsi bin olup رِسَالَةُ النُّورِ iki farkla Hâşiye رَسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ un iki medde sayılmazsa ve şedde de lâm sayılsa makam-ı ebcedîsi yine bindir. Demek فَیَامُنْشِدًا نَظْمٖی فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ fıkrasının meâl-i gaybîsi şudur ki: یَا مُؤَلِّفَ رِسَالَةِ النُّورِ رِسَالَةِ النُّورِ جَاهِدْ بِهَا فَقُلْ وَلَا تَخَفْ ilâ-âhirihî;

Sevgili Üstâdımız efendimiz, bu def‘aki tashîhi emir buyurulan kerâmet-i Gavsiye’nin bu fıkrasını böylece tashîh edip efendimiz’e arzediyoruz. Lütfen nazar buyurulduktan sonra, bu varakpârenin iâdesini istirhâm eyleriz efendimiz hazretleri.

Kusûrlu talebeniz Husrev

Azîz kardeşlerim, mâdem kerâmet-i Gavsiye’nin çoğu imzâlarınız ile tasdîk edilmiş. Elbette siz kerâmet-i Gavsiyede istediğiniz ta‘dîlâtı yaparsınız, kısaltabilirsiniz, ehemmiyetsiz tahlîlâtı kaldırabilirsiniz. Hem Sikke-i Gaybiye’de, hem ma‘nevî Târîhçe-i Hayât’ta ki Sâdık ve Feyzî çalışıyorlar nûrun mesleğine ve izzetine yakışmayan cümleleri veya geçmiş zamana mahsûs ihtiyâtkârâne ve müsâmahakârâne kelimeleri veya medâr-ı i‘tirâz olacak olan zayıf işaretleri tayyedip kaldırırsınız. Ve Sâdık Bey’e de haber gönderirsiniz.

324

Kardeşlerim Merâk etmeyiniz ve nûrun fevkalâde perde altındaki fütûhâtına kanâat ediniz. Şimdiye kadar hiç bir eser, böyle ağır şerâit altında bu derece te’sîrli intişârını târîh göstermiyor. Hem tam serbestiyet verilmemesinin sebebi ve hikmeti, nûrların fevkalâde kuvvetinden korkuyorlar. Belki sarsıntı verecek diye, tam takdîr ve kabûl etmek ile beraber, şimdilik resmen intişârından telâş ettiklerini, diyânet reîsi büyük reîsle görüşmesinden haber alınmış. Eskisi gibi hücûm yok, belki musâlaha istiyorlar. Fakat nûrlar lehinde kuvvetli cereyânlar, İnşâallâh o telâşı iştiyâkla resmen neşrine çevirecek. Hem çok enâniyetliler, eserlerini tervîc etmek için, nûrların meydana çıkmalarına kıskanmak damarıyla tarafdâr olmuyorlar. Merâk etmeyiniz, nûr galebe edecek. Umûma selâm

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[462]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Sirâcü’n-Nûr’un biri tamam, biri de bakiyesini iki parça aldık. Yanlışları pek az. Hatâ-savâbın küçük cetvelini leffen gönderiyoruz.

325

Sâniyen: Mâdem Isparta, ma‘nevî bir Medresetü’z-Zehrâ’dır ve mâdem o mübârek dershanedeki hükûmeti ki şimdiye kadar mümkün olduğu kadar müsâadekârâne davranıyor ve başta emniyet müdürü olarak takdîrkârâne Risâle-i Nûr’a bakıyorlar, biz oradaki hükûmete karşı dost nazarıyla bakıyoruz. Ne yaparlarsa gücenmeyeceğiz. Hem şimdiye kadar onların bize karşı az tazyîkleri netîcesinde ehemmiyetli hayırlar olmuş. Şimdi bir maslahat için bütün bütün serbest olarak her tarafa neşretmek, belki سِرًّاتَنَوَّرَتْ sırrına münâfî olduğundan, bir derece ihtiyât tavsiyelerinde bir hayır var.

Sâlisen: Dadaylı ehemmiyetli muallimlerden ve kıymetli nûr nâşirlerinden Hâfız Hasan’ın ve Nûrcu iki mübârek mahdûmlarının, Doktor Hakkı ve Hüsnü ve Araçlı Tâhir’in ve Daday’daki Fuâd gibi kıymetli kardeşlerimizin bayram tebrîklerine mukābil, rûh u cânımızla hem geçmiş bayramlarını, hem nûr hizmetinde sebâtkârâne muvaffakiyetlerini tebrîk ediyoruz. Ve mektûbunu Lâhika’ya geçmek için leffen gönderiyoruz.

Râbian: Nûr kumandanlarından Re’fet kardeşimiz, kendi sisteminde, gāyet ehemmiyetli Abdülehad nâmında bir büyük hocayı, Risâle-i Nûr’a tam bağlı bir kardeşi İstanbul’da bulmuş. Cenâb-ı Hakk ikisini de dâimâ muvaffak eylesin. Âmîn.

Hâmisen: Bir miktârdır, hiç görmediğim bir tarzda pek şiddetli bir alâka ile, çoktan görmedikleri peder, vâlidelerine harâretli bir iştiyâk ile ellerine

326

sarılmaları gibi, iki yaşından on yaşına kadar ma‘sûm çocuklar, faytonla gezdiğim vakit beni görünce, aynen öyle uzaktan koşup benim ellerime sarıldıklarının ne hikmeti var diye hayret ediyordum. Birden ihtâr edildi ki: Bu küçücük ma‘sûmlar tâifesi, bir hiss-i kable’l-vukū‘ ile ileride Risâle-i Nûr’la saâdeti bulacaklarını ve tehlike-i ma‘neviyeden kurtulacaklarını, belki de içinde çokları şâkird olacaklarını ve buranın maddîma‘nevî havasına imtizâc edemediğim için menfîlere verilen serbestiyet münâsebetiyle buradan gitmemekliğim için lâkayd olan büyüklerin bedeline, Bizler nûr dâiresindeyiz, bizi bırakma, gitme gibi bir ma‘nâ var, hissettim.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Umûm kardeşlerime binler selâm ve duâ eden ehemmiyetli muallimlerden Hâfız Hasan’ın bir parça mektûbudur. Lâhika’ya girsin.

(463)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا

Çok Muhterem, Fazîletli Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Ey Hazret-i Üstâd Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve keremiyle biz zayıf ve bîçârelere hediye ve emânet buyurduğunuz nûrlar fânî vücûdumuzun dâhil ve hâricini tenvîr ederek ebediyete

327

kuvvetli bir elektrik nûru bahşetmekle beraber, nûrlar çerçevesi dâhilinde bulunan bütün nûrlu kardeşleri öyle birbirimize bağladı ki, hiç bir insanı kuvvet ve te’sîr bu râbıtayı kesip izâle edemiyor. Çünkü اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ âyet-i celîlesinin sırrı olan tam kardeşlik şerefini, ancak Risâle-i Nûr te’mîn etmiştir. Öyle kardeşlik ki, bugün ve bu zamanda bir hânede yaşayan ana baba bir iki kardeşin biri birine te’mîn edemediği muhabbet ve hürmet ve tesânüdü nûrlar te’mîn etmiştir. Bizzât fakîr, nâçîz talebenizin bu def‘aki seyâhatimde bu samîmiyete şâhid oldum.

Ey unutulmaz ve unutmak imkânı olmayan Hazret-i Üstâd Nasıl ki şu fânî dünyanın zemîn ve semâsındaki hadsiz masnû‘lar, Cenâb-ı Sâni‘-i Zü’l-Keremin turra-i İlâhiyesini muhâfaza ederek biz zîşuûr kullarına nasıl müşâhede ettiriyorlarsa, bugün göğüslerde tutulan bunca Risâle-i Nûr eczâlarının her bir kelime ve cümle ve satırları da hakîkat-i îmâniye ve saâdet-i ebediyeyi müşâhede ettiriyorlar. İnşâallâh, siz daha çok sıhhatle yaşarsınız. Nihâyet bu fânîden ebede göç ettikten sonra bile, nûrların yazıları silinip kayboluncaya kadar, siz Üstâdımızı bütün mü’minlere duâlarında müşâhede ettirecektir.

İnşâallâh, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve kereminden dileriz ki, nûrlar vâsıtasıyla bağladığınız biz günâhkâr, zayıf talebe ve kardeşlerinizi, haşir zamanımızda da Cenâb-ı Rabb-i Kerîmimizin izn-i İlâhiyesiyle bir ordu ve bir tümen hâlinde, Livâü’l-Hamd ismindeki mübârek sancak-ı şerîfi

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç