Soru

İmanıma Zarar Gelmiş Olabilir Mi

Geçen internette bir yerde dinimizde önemli bir yeri olan biri ile ilgili espri yapılıyordu. Kişinin niyetini bilemem ama olumsuz bir espriydi. Gayr-i ihtiyari güldüm biraz ama sonra pişman oldum. Benim imanıma zarar gelmiş olabilir mi? 

Tarih: 5.11.2020 10:54:53
Okunma: 730

Cevap

Direk iman gider denilmez. Çünkü İman ancak inkâr etmekle kalpten çıkar. Fakat imannın çok dereceleri vardır. Bu tarz şeylere dikkat edilmezse imanın gücü zayıflayabilir. Günahların doğrudan imanı götüren şeyler olmadığına ehlisünnet imamları ittifak etmiştir. Bununla birlikte günahların kabir ve Cehennem azaplarına sebep olma ihtimali olduğu gibi günahlara aldırış etmeden devam etmenin kalbi kararta kararta zamanla insanı imandan çıkarabileceği bildirilmiştir.

İnsanın günah işlediği halde imandan çıkmamasının sebebi ise günahlara kolayca düşebilecek bir yaratılışta olmasıdır. Çünkü insanın akıl ve kalbi bir şeyin yanlışlığını kabul ettiği halde, hissiyat, heves ve vehim hüküm etse aklın sözünü dinlemez; az ve ehemmiyetsiz bir hazır lezzeti ileride alacağı gayet büyük bir mükâfata tercih eder. Ve az hazır bir sıkıntıdan ileride göreceği büyük bir azabdan daha çok çekinir. Çünkü insandaki vehim, heves ve his ileriyi görmüyorlar; belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse imanın mahalli olan kalp ve akıl susar, mağlub olurlar. Öyleyse büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmiyor. Belki hiss, heves ve vehmin galib gelmesiyle, aklın ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir. Hem fenalık ve hevesat yolu tahrib olduğu için gayet kolaydır. İnsi ve cini şeytanlar, insanları o yola çabuk sevk ediyor. İnsanın aklı ve kalbi yani imanı razı olmadığı halde nefis ve heveslerine mağlup olarak günahlara düştüğünün delili, hemen arkasından pişmanlık duymasıdır.[1]

Sözkonusu soru günahlar ve özellikle gıybet ile alakalıdır.

Hucurat Suresinde, alay etmek, lakap takmak, su-i zanda bulunmak ve gıybet etmek hususunda nehiy (yasaklama) vardır.

"Ey îmân edenler! Bir topluluk, (başka) bir toplulukla alay etmesin; olur ki(onlar), kendilerinden daha hayırlı olabilirler! Birtakım kadınlar da (başka) kadınlarla(alay etmesinler)! Belki (onlar da) kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendinizi(birbirinizi) de ayıplamayın ve birbirinizi (kötü) lâkablar ile çağırmayın! Îmandan sonra fâsıklık ismi (günahla anılmak), ne kötüdür! Artık kim (bu kötü amelinden vazgeçerek)tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir!

Ey îmân edenler! Zannın çoğundan sakının! Şübhesiz ki zannın bazısı günahtır;(birbirinizin kusûrunu inceden inceye) araştırmayın; bazınız, bazınızı gıybet etmesin! Sizden bir kimse, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! O hâlde Allah’dan sakının! Şübhe yok ki Allah, Tevvâb (tevbeleri çok kabûl eden)dir, Rahîm (çok merhamet eden)dir."[2]

Ayıpları örtmek: İnsanların kusurlarını örtmek, görmemezlikten gelmek, başkalarına açıklamamak demektir. Karşıtı "Kusurları yayma"dır.

Başkalarının kusurlarını arkalarından söylemek gıybettir. Öyle ki, bir kimsenin arkasından boyuna, elbisesine, yiyip içmesine, gezip yürümesine varıncaya kadar bir kusurunu dil göz veya el ile işaret ederek göstermek de bir gıybettir. Çünkü bunları öğrenince üzüleceğinde şübhe yoktur.

Başkalarına, yapmadıkları kusurları yüklemek de iftiradır, buhtandır. Bunlar İslam terbiyesine aykırıdır, kesinlikle haramdır.

Bir hadis-i şerif şöyle buyurulmuştur:

"Ne mutlu o kimseye ki, kendi kusuru kendisine, başkalarının kusurlarını görmeye zaman bırakmaz."

Onun için insan, kendi kusurunu görüp onu düzeltmeye çalışmalıdır. Ancak uygunsuz işleri hiç çekinmeksizin yapıp duran günahkar kimselerin bu çirkin hallerini arkalarından söylemek gıybet sayılmaz. Bu söyleme ile çirkin işler kötülenmiş ve başkaları bundan korunmuş olur. Bir İslam toplumuna karşı, küstahça hareket ederek ahlaka uymayan şeyleri açıkça yapıp duran kimselerin bu rezaletini söylemek, toplumsal anlayışın güzel bir tepkisidir. Yeter ki, bu söyleyiş şahsî bir kırgınlık neticesi olmasın.

Kişi, gıybetin sorumluluğundan kurtulması için, mümkünse gıybet edilen kimseden helallık dilemeli, özür dilemelidir. Bazı alimlere göre, yapılan gıybetten pişman olup istiğfarda bulunmak yeterlidir. Çünkü durumu haber verip gıybet edilen kimseden helallik dilemek, bir üzüntüye, bir dargınlığa sebebiyet vermiş olabilir. Ancak o kimse bu gıybetten haberdar olmuşsa, o zaman kendisinden özür dileyerek helallık istemek gerekir.

İki dargının özür dilemek için musafaha yapması (görüşüp el sıkışması) helallaşmak sayılır.

Ayrıca Ömer nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali kitabındaki Güzel ve çirkin huylar bölümü okunabilir.

Bahsettiğiniz konu gıybet ile ilgilidir. Gıybetin zararları çoktur, faydası da yoktur. Gıybetini zaraları, gıybetten kurtulmanın çareleri, büyük günah vb. İçin aşağıdaki linklere bakabilirsiniz:

https://risale.online/soru-cevap/giybet-hakkinda-2

https://risale.online/soru-cevap/giybet-ve-iflas

https://risale.online/soru-cevap/giybetten-kurtulma-yollari

https://risale.online/soru-cevap/dedikodu

https://risale.online/soru-cevap/haramlarin-sirasi-buyuk-gunahlar

https://risale.online/soru-cevap/buyuk-gunah-ve-iman

 


[1] Lem’alar, 74-75. (On Üçüncü Lem’a)

[2] Hucurât, 49/11-12.


Yorum Yap

Yorumlar