Hayâ kelimesi sözlükte utanma, mahcubiyet, ar, namus ve edep gibi anlamlara gelmektedir.1 Kişinin çirkin, kötü işlerden sıkılması, çekinmesi ve terk etmesi manasını da içerir2. Hayâ duygusunun gerektirdiği çerçevede hareket etmeye ise edep denir. Hayâ, insanı dinin, aklın ve âdetlerin hoş karşılamadığı kötü davranışları yapmaktan alıkoyan en önemli ahlâkî değerlerden biridir. Hayâ duygusu, sahibini hem Allah’a hem de insanlara karşı mahcup olacağı çirkin işlerden uzak tutan, insanın fıtratında olan bir erdemdir.
Büyüklere hürmet etmek, konuşanın sözünü kesmemek, kahkahayla gülmemek, küfürlü konuşmaktan sakınmak, yerlere tükürüp çöp atmamak, insanlara lakap takıp alay etmemek, müstehcen sözler konuşmamak, tesettüre dikkat etmek; edep ve hayâ örneklerindendir.
Allah’a, Kur’ân’a, peygamberlere, kutsal değerlere, bütün insanlara ve çevreye karşı edepli ve hayâlı olmak ancak kuvvetli bir imanla mümkündür. Çünkü edepli ve hayâlı olmak ile iman arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Bu ikisi, dünya ve ahiret saadetini netice verir.
Edepli bir insan olmanın en kolay yolu, Peygamberimizin (sav) sünnetine tâbi olmaktır. Üstad Bediüzzaman bu hususta şöyle der:
Sünnet-i seniye, edebdir. Hiçbir mes’elesi yoktur ki, altında bir nûr, bir edeb bulunmasın. Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: اَدَّبَن۪ي رَبّ۪ي فَاَحْسَنَ تَاْد۪يب۪ي “Rabbim bana edebi güzel bir sûrette ihsân etmiş, edeblendirmiş.” Evet siyer-i Nebeviyeye dikkat eden ve sünnet-i seniyeyi bilen, kat‘iyen anlar ki: Cenâb-ı Hak edebin envâını, Habîbinde (asm) cem‘ etmiştir. Onun sünnet-i seniyesini terkeden, edebi terkeder. ب۪ى اَدَبْ مَحْرُومْ بَاشَدْ اَزْ لُطْفِ رَبْ kaidesine mâsadak olur, hasâretli bir edebsizliğe düşer.3
Yukarıdaki paragrafa ilave olarak sevgili Peygamberimiz (sav), hayâ hususunda birçok hadis-i şerif söylemiştir. Konumuza ışık tutması açısından birkaçını buraya alıyoruz:
Hayâ imandandır.4
İman yetmiş küsur şubedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah” demek, en düşüğü ise yoldaki eziyet veren bir şeyi kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.5
Her dinin bir ahlakı vardır; İslam’ın ahlakı da hayâdır.6
Gerçek hayâ, sadece insanlara karşı değil, her an bizi gören Yüce Allah’a karşı duyulan sorumluluktur.
Allah’a karşı hayâ duygusuyla ilgili şu hadis-i şerifi aklımızda tutmak faydalı olacaktır:
Allah’tan hakkıyla hayâ edin! (...) Allah’tan hakkıyla hayâ etmek; başı ve baştaki organları, karnı ve karın içindekileri korumak, ölümü ve çürümeyi unutmamaktır.7
Edeple ilgili ise şu hadis-i şerifler bize yol gösterici olacaktır:
Hiçbir baba, çocuğuna güzel edepten daha kıymetli bir miras bırakamaz.8
Müminlerin iman bakımından en kâmil/olgun olanı, ahlakı en güzel olanıdır.9
Şüphesiz Allah Teâlâ halîmdir (yumuşak davranan), hayâ sahibidir ve ayıpları örtendir. Sizden biri yıkanacağı zaman (edebine riayet ederek) örtünsün.10
Şemsettin Sami, Kâmûs-ı Türkî, Çağrı yayınları, İstanbul, 1996, s. 562
Rağıb el-Isfahani, Müfredât, çev: Yusuf Türker, Pınar yayınları, İstanbul, 2010, s. 460
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.56
Buhârî, Îmân, 16
Müslim, Îmân, 58
İbn Mâce, Zühd, 17
Tirmizî, Kıyâmet, 24
Tirmizî, Birr, 33
Ebû Dâvûd, Sünnet, 15
Ebû Dâvûd, Hammâm, 1

