RİSALE-İ NUR

18.01.2017

3364

İman Esasları Neden Bu Asırda Risale-i Nur İle Takviye Ediliyor?

Risale-i Nur, imanın esasatını kurtarıyor deniyor. Bunu açıklar mısınız?

26.01.2017 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Risale-i Nur, sadece îmânın sevaplarını, huzurunu ve güzel neticelerini anlatmakla kalmaz; doğrudan doğruya îmânın temel direklerini ispat eder, şüpheleri dağıtır ve kalbi olduğu kadar aklı da ikna eder. Bu zamanda saldırı, daha çok îmânın köklerine yapıldığı için, Allah’a îmân, âhiret, nübüvvet, kader, haşir gibi esasların, yani temellerin, delillerle yeniden sağlamlaştırılması zaruri bir hâle gelmiştir.

“Esasât” kelimesi, temeller demektir. Îmânın esasâtı da başta îmânın altı şartı olmak üzere, dînin üzerine kurulduğu ana hakikatlerdir ki şunlardır: Allah’a îmân, meleklere îmân, kitaplara îmân, peygamberlere îmân, âhiret gününe îmân, kadere ve kazaya îmân. Bir bina nasıl kolonlarıyla ayakta durursa, mü’minin mânevî hayatı da bu esaslarla ayakta durur. Bu sebeple, bu esaslardan birindeki inanç problemi, insanın düşüncesini, ibadetini ve hayata bakışını da sarsar.

Önceki zamanlarda insanların çoğu, îmânın esaslarını genel olarak kabul ediyor, daha çok îmânın feyizleri ve meyveleri üzerinde duruyordu. Fakat zamanımızda inkâr fikri, maddecilik, tesadüf anlayışı, tabiata yaratıcı gibi bakmak ve hayatı sadece dünya ile sınırlı görmek gibi sapkın inançlar, îmânın doğrudan köklerine hücûm etti. Bunun için yalnız nasihat etmek yetmedi; delil göstermek, aklı ikna etmek ve şüpheyi kökünden söküp atmak gerekti. Risale-i Nur’un bu asırda yaptığı en mühim hizmetlerden biri budur.

Şimdi ise, îmân ve ma‘rifetin köklerine ve erkânına şiddetli ve cemâatli bir sûrette taarruz ediliyor... Risâle-i Nûr ise, Kur’ân’ın bir ma‘nevî mu‘cizesi olarak îmânın esâsâtını kurtarıyor.1

Risale-i Nur, Allah’ın varlığını ve birliğini anlatırken kâinata bakar. Güneşten havaya, çiçekten insan bedenine kadar her şeyin bir düzen, ölçü ve hikmetle yaratıldığını gösterir. Böylece “Bu âlem kendi kendine olmuş”, “Tabiat yaptı”, “Tesadüf meydana getirdi” gibi iddiaların ne kadar akıldan uzak olduğunu delillerle açıklar. Özellikle tabiata yaratıcı vasfı vermenin yanlışlığını göstererek, her şeyin doğrudan Allah’ın kudretiyle var edildiğini ispat eder. Bu yönüyle, gençlerin zihnine gelen yaratıcının varlığı ile alakalı şüphelere cevap verir.

Âhirete îmân konusunda da Risale-i Nur çok kuvvetli izahlar yapar. İnsandaki sonsuzluk arzusu, dünyadaki adâlet ihtiyacı, baharda yeryüzünün yeniden dirilmesi ve kâinattaki rahmet tecellîleri gösterir ki, ölüm her şeyin sonu değildir. Nasıl kıştan sonra bahar geliyor ve ölmüş gibi görünen yeryüzü yeniden canlanıyorsa, insan da kabir kapısından geçip ebedî hayata gönderilecektir. Böylece “Ölünce her şey biter mi?”, “Dirilmek nasıl olacak?” gibi sorulara hem aklî hem kalbî cevaplar verilir.

Peygamberlere ve kitaplara îmân bahsinde ise, insanlığın başıboş bırakılmadığı, vahyin bir rahmet olduğu anlatılır. İnsan aklı tek başına her hakikati kuşatamaz; onun için Allah Teâlâ peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. En son ve en büyük rehber olan Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın doğruluğu da hem ahlâkı, hem getirdiği hakikatler hem de Kur’ân’ın i‘câzı ile ortaya konur. Böylece “Peygamberlik gerekli miydi?”, “Vahiy neden gelsin?” gibi modern şüphelere karşı sağlam cevaplar verilir.

Kader meselesinde de insanın en çok zorlandığı noktalara açıklık getirilir. Risale-i Nur, kaderi inkâr etmeden insan irâdesini, insan irâdesini inkâr etmeden de kaderi anlatır. Böylece “Madem kader var, insan niçin mes’ul oluyor?” veya “İnsan tamamen serbestse Allah’ın ilmi nasıl her şeyi kuşatıyor?” gibi karışık görünen meseleler anlaşılır hâle getirilir.

Bu asrın şüpheleri sadece bilgi eksikliğinden çıkmıyor; çoğu zaman çevreden, internetten, inkârcı fikirlerden ve günahların kalpte açtığı yaralardan da geliyor. Bunun için yalnız kuru bilgi yetmiyor. Risale-i Nur, hem akla delil verir hem kalbe kuvvet verir hem de insanın iç dünyasını toparlar. Yani bir taraftan “Neden îmân etmeliyim?” sorusuna cevap verir, diğer taraftan “Îmânla nasıl yaşamalıyım?” sorusunun yolunu gösterir. Bu sebeple birçok insanın yalnız bilgisini değil, îmânını da muhafaza etmesine vesile olmuştur.

Netice olarak, Risale-i Nur’un îmânın esasâtını kurtarması; îmânın temel hakikatlerini kuvvetli delillerle ispat etmesi, bu zamanın inkâr ve şüphelerini cevaplandırması, insanın akıl ve kalbini birlikte tatmin etmesi demektir. Yani sadece “îmân güzel bir şeydir” demekle kalmaz; neden doğru olduğunu gösterir, sarsılan yerleri sağlamlaştırır ve insanı şüphelerden muhafaza etmeye hizmet eder.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 9


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız