Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:
Acaba yüzde bir ihtimâl-i helâket bulunan bir tehlike yolunda gitmemek için, bir tek muhbirin sözü nazara alınsa; ve onun sözünü dinlemeyip o yolda giden adamın endîşe-i helâketten gelen elem-i ma‘nevîsi, onun yemek iştihâsını kaçırdığı hâlde, böyle yüz binler sâdık ve musaddak muhbirlerin yüzde yüz ihtimâl ile dalâlet ve sefâhetin, göz önündeki kabir darağacına ve ebedî haps-i münferidine kat‘î sebep olduğunu; ve îmân ve ubûdiyetin yüzde yüz ihtimâl ile o darağacını kaldırıp, o haps-i münferidi kapatıp, şu göz önündeki kabri, bir hazîne-i ebediyeye, bir sarây-ı saadete açılan bir kapıya çeviriyor, diye ihbâr eden ve emârelerini ve âsârlarını gösterdikleri hâlde, bu acîb ve garib ve dehşetli ve azametli mes’ele karşısında bulunan bîçâre insan ve bâhusus Müslüman, eğer îmân ve ubûdiyeti olmazsa, bütün dünya saltanatı ve lezzeti bir tek insana verilse, acaba o göz önündeki, her vakit oraya çağrılmasını bekleyen bir insana verdiği o endişeden gelen elîm elemi kaldırabilir mi? 1
Bediüzzaman Hazretleri, insanın iman ve inkâr karşısındaki akıl ve vicdan muhasebesini çok çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri, eğer bir yol hakkında yüzde bir bile tehlike ihtimali varsa ve bunu güvenilir bir haberci bildirse, akıllı bir insanın o yoldan kaçınacağını söyler. Buna karşılık, ölüm ve sonrası hakkında yüz binlerce doğru haber veren peygamberler, âlimler ve iman ehlinin bildirdiği hakikatler vardır. Onlar, inkâr ve günah yolunun insanı kabir azabına, ebedî yalnızlığa ve bir çeşit manevî hapse sürüklediğini; iman ve ibadetin ise kabri bir hazineye, ölümü bir saadet kapısına çevirdiğini haber vermektedir. Buna rağmen insan bu kadar güçlü delilleri görmezden gelirse, kısa dünya lezzetleri içinde yaşasa bile vicdanında derin bir endişe ve korku taşır. Çünkü ölüm gerçeği, hastalıklar, ihtiyarlık ve çevresindeki vefatlar bu hakikati sürekli hatırlatır ve insanın kalbindeki o gizli endişeyi uyandırır.
Eğer iman yoksa, insan dünyadaki bütün lezzetlere sahip olsa bile kalbinde sürekli bir korku ve manevî azap hisseder. Bu durum, dışarıdan fark edilmese de iç dünyada yakan bir cehennem gibidir. Onu bu korkunç psikolojik azaptan koruyan ve geçici olarak ayakta tutan tek şey ise, gerçeği görmesini engelleyen ve adını gaflet dediğimiz o çok kalın, sarhoş edici ve uyuşturucu manevî sersemlik hâlidir. Gaflet ve aldanış, bu acıyı geçici olarak hissettirmeyebilir.
Özet olarak, gerçek huzurun ve emniyetin ancak iman ve ubûdiyetle mümkün olduğunu, aksi hâlde insanın en büyük dünya nimetleri içinde bile mânen azap içinde yaşayacağını ifade etmektedir. Bu sebeple “bin elem” sözü mübalağa değil, haramın görünen tek lezzetine karşı gizlenmiş pek çok acı neticesi bulunduğunu ifade eder. Haram yolda gidenler, bunu ya o anda hissetmezler ya da nefsin aldatmasıyla görmezden gelirler; fakat hakikat değişmez. Haram lezzetin içine elemin tohumu konulmuş olmasıdır; helâl lezzette ise ekseriyetle emniyet, huzur ve bereket vardır.
Bediüzzaman Said Nursi, Gençlik Rehberi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4.

