4.384
“Niyet Tevazuyu Fesada Verir” Ne Demektir?
Tevazu ve Niyet kelimeleri birbirinden farklı kavramlardır. Tevazu; alçakgönüllü olmaktır. Kendini beğenmişlikten ve böbürlenmekten uzak durmaktır. Gurur ve kibirden arınmış bir hayatı benimsemektir. Yaratılmış her bir canlıya saygı, şefkat ve merhamet göstermek, kibar davranmaktır. Rabbimiz bir ayetinde tevazu ile ilgili şöyle buyurur:Rahmân'ın kulları ise, öyle kimselerdir ki, yeryüzünde tevâzû' (ve vakar) içinde yürürler; câhiller onlara bir lâf attıkları zaman, “Selâm (Allah selâmet versin)!” derler (geçerler).1Peygamber Efendimiz (sav) en tevazu sahibi insandı. O, daima sade bir hayat sürmüş, insana, insan olduğu için değer vermiş, mütevazı olmanın, cennet ehlinin özelliklerinden biri olduğunu bildirmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde tevazu sahibi olmanın insanı Allah katında yücelten bir vasıf olduğunu şu şekilde bildirir:Allah, bir kulun hoşgörülü olması sebebiyle izzetini artırır, Allah için tevazu gösteren kişiyi ise yüceltir.2Sözlükte “yönelmek, ciddiyet ve kararlılık göstermek” gibi anlamlara gelen niyet kelimesi ise dini bir terim olarak ele alındığında “Allah'ın rızasını kazanma arzusuyla ve O'nun hükmüne tabi olmak üzere fiile yönelen irade” şeklindeki tariftir. Bununla ilgili Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurur:Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûlü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûlü"nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.3İslam'da amelin değerini belirleyen asıl unsurun niyet olduğu görülmektedir. Dışarıdan bakıldığında yapılan iş aynı olsa bile -örneğin hicret gibi büyük ve zahmetli bir amel- onu Allah rızası için yapanla, dünyevi bir fayda için yapan arasında büyük bir fark vardır. Allah ve Resulü (sav) için yapılan hicret, yapanı İlahi rızaya ve sevaba ulaştırır. Mal, makam ya da evlilik gibi dünyevi bir amaç için yapılan hicret ise sadece o amaçla sınırlı kalır ve ahirette bir karşılığı olmaz. Fiil aynı ama neticeleri farklıdır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikatten şu şekilde bahseder:Ve kezâ, nazar ile niyet, mâhiyet-i eşyâyı tağyîr eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalb eder. Evet, niyet, âdî bir hareketi ibâdete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibâdeti, günaha kalb eder. Maddiyâta esbâb hesabıyla bakılırsa cehâlettir. Allah hesabıyla olursa maârif-i İlâhiyedir.4Yani bir işe bakışımız ve o işi yaparken içimizde taşıdığımız niyet, yapılan fiilin değerini tamamen değiştirir. Aynı hareket, niyete göre ibadet de olabilir, günah da. Eşyanın ve olayların hakikati yalnızca dış görünüşüyle değil, hangi amaçla ve kimin hesabına yapıldığıyla anlaşılır. Mesela, birine sadaka vermek, Allah rızası için yapıldığında büyük sevap kazandırırken, insanların takdirini kazanmak ve övülmek için verilirse sevabı gider, hatta riya sebebiyle günaha dönüşür. Yine Üstad Bediüzzaman Hazretleri niyetin tevazuyu fesada verdiği ile ilgili şöyle der:Niyet, a'mâli tam kuvvetleştirir. Meselâ tevâzuu fesâda verir, tekebbürü izâle eder. Ferah ve sürûru uçurur, gam ve kederi tahfîf eder. 5Tevazu fıtri ve kendiliğinden olunca ihlaslı, saf ve güzel bir hal iken, ona özellikle insanların nazarını hedefleyen bir niyet karıştığında kişinin yapmış olduğu tevazu bozulup yapmacık bir hal alır. Tevazu aslında kalbi bir haldir. Kişi zayıf, güçsüz ve fakir olduğunu hisseder, başkasının meziyetini görünce samimiyetle takdir eder, kendini öne çıkarmaktan çekinir.Fakat insan mütevazı görüneceğim diye tevazuyu bilinçli biçimde üretmeye başlarsa, tevazu bir fazilet olmaktan çıkıp bir gösteriş veya bir taktik haline gelebilir. O zaman davranışın içine gizli bir beğenilme arzusu girer. Beni ne kadar mütevazı bulacaklar? düşüncesi fark edilmeden bile kalbi yönlendirebilir. Böylece tevazu Allah rızasına bakan bir kulluk hali olmaktan çıkıp, insanların takdirine bakan bir vitrine döner.Sonuç olarak, tevazunun değerini dış görünüş değil, içteki maksad belirler. Tevazu, Allah rızası niyetiyle olursa fazilettir; insanların nazarını kazanmak, övülmek, mütevazı görünmek gibi bir niyet karışırsa, aynı tevazu görünümü riya ile bozulur ve fesada gider.Ayrıca BakınızNİYET NASIL GÜNAHI SEVABA DÖNÜŞTÜRÜR?"AMELLER NİYETLERE GÖREDİR" HADİSİNİN GÜNLÜK HAYATTAN ÖRNEKLERLE İZAHIKaynakçalarFurkân, 25/63.Müslim, Birr, 69.Müslim, İmâre, 155.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 48.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 193.

