Bağış Yap

Sorular

Tehaddi Nedir? Tehaddi Ayetleri Nelerdir?

Tehaddi; Kur'ân-ı Kerîm'in ilâhî kaynaklı olduğunu kabul etmeyenlere Kur'an'ın benzerini getirmeleri hususunda meydan okuması anlamında bir terimdir. İnsanların Kur'an'ın benzerini ortaya koymaktan âciz olduğunu belirtmek için “Tehaddî âyetleri” olarak bilinen âyetlerle inkârcı muhataplara meydan okunarak onlardan Kur'an'ın benzerini getirmeleri talep edilmiştir. Birinci safhada, müşriklerden Kur'ân'ın tamamına benzer bir kitap getirmeleri talep edilmiştir:De ki: “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, o hâlde Allah katından, bu ikisinden (Kur'ândan ve Tevrât'tan) daha doğru bir kitab getirin de, (ben) ona uyayım!” 1(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Yemîn olsun ki, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine yardımcı da olsalar,(yine) onun benzerini getiremezler.”"2Eğer (iddiâlarında) doğru kimseler iseler, haydi onun benzeri bir söz getirsinler!3Müşrikler Kur'ân'ın bir benzerini ortaya koymaktan âciz kalınca, meydan okumanın ikinci aşamasında kapsam daraltıldı ve onlardan yardımlaşarak Kur'ân'daki sûreleri andıracak on sûre getirmeleri istendi. Mekke döneminde nâzil olan Hûd Sûresi'nde bu husus şöyle ifade edilmektedir:Yoksa: “Onu (o Kur'ân'ı, kendisi) uydurdu” mu diyorlar? (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, o takdirde onun benzeri uydurulmuş on sûre getirin! (Yardım için) Allah'dan başka gücünüzün yettiklerini de çağırın!” 4Ancak inkârcılar, bu meydan okumaya da karşılık veremediler. Bunun üzerine üçüncü aşamada, Kur'ân'ın herhangi bir insan tarafından uydurulmuş bir söz olmadığı ve onun Âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ tarafından gönderildiği vurgulanarak, inkârcılardan yardımlaşarak Kur'ân'ın sadece bir sûresinin benzerini getirmeleri istendi:Yoksa, “Onu (Muhammed) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “O hâlde (iddiânızda)doğru kimseler iseniz, (yardım için) Allah'dan başka gücünüzün yettiklerini de çağırarak onun benzeri bir sûre getirin!” 5İnkârcılar buna da cevap veremeyince, dördüncü safhada Kur'ân onları, yardımlaşarak tam misli olmasa da kısmen kendisine benzeyen bir söz söylemeye dâvet etti:Ve eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'ân)dan şübhe içindeyseniz, haydi onun benzerinden bir sûre getirin; eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, Allah'dan başka şâhidlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın!6Fakat müşrikler bu teklif ve meydan okumalara rağmen Kurân'a ve ümmî olan Sevgili Peygamberimize (sav) itiraz edemedikleri için bu meydan okumalar düşmanları tarafından her defasında karşılıksız kalmıştır.Kurân'ın bir benzerinin getirilmesi imkansızdır. Müşrikler; bir iki satırla muâraza edip Hz. Peygamberin (sav) davasını iptal etmek gibi rahat bir çareleri varken canlarını, mallarını ve sahip oldukları her şeylerini tehlikeye atacak en son yol olan savaş yolunu tercih etmişlerdir.Nitekim edebiyatta çok ileri olan bir kavmin uzman oldukları sahada en kısa, rahat ve hafif bir yolu terk edip, en tehlikeli ve bütün mal ve canını tehlikeye atarak savaş yolunu tercih etmeleri acizliklerinin en açık delilidir. Zira en iyi edebiyatçıları birkaç harfle muâraza edebilseydi Kur'ân, davasından vazgeçerdi, onlar da maddî ve mânevî olarak yok olmaktan kurtulurlardı.Halbuki onlar istemeseler de savaş gibi dehşetli, kendilerini hüsrana uğratan bir yolu tercih ettiler. Demek ki Kurân'a karşı sözle mücadele etmek mümkün değildi, imkânsızdı. Onun için kılıç ile muâraza etmeye mecbur oldular. Tarih boyunca Kur'ân'ın bir benzeri getirilememiştir. Bundan sonra asla yapılamayacağı da açıktır.7 Çünkü her asırdaki bilginler, edipler, filozoflar, eleştirmenler ve yazarlar Kurân'ın mucizeliğini; belagat, fesahat ve ifadede onun derecesine çıkmaktan aciz olduklarını itiraf etmişlerdir.8Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN'A GÖRE TEHADDİ/ KUR'AN'IN MEYDAN OKUMASINDAKİ DOKUZ MERTEBETEHADDİ AYETLERİ HANGİ SIRA İLE İNMİŞTİR?7 KÜLLİ VECH-İ İ'CAZKUR'ÂN'IN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN DELİLLERİKUR'ÂN'IN BENZERİNİN İMKÂNSIZ OLUŞUNUN DELİLLERİKUR'ÂN'IN BELÂGAT MUCİZESİKUR'AN'IN MUCİZE OLUŞUKaynakçalarKasas, 28/49.İsrâ, 17/88.Tûr, 52/34.Hûd, 11/13.Yûnus, 10/38.Bakara, 2/23.Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 311.Detaylı izah için bakınız: Abdulkadir Ertaş, Peygamberliğin İspatı, Hayrat Neşriyat, Isparta 2014, s. 50-55.

Cuma Namazının Rekatları

Cuma namazının farzı iki rek'attır. Bunun yanında farzdan önce dört rek'at, farzdan sonra dört rek'at olmak üzere sekiz rek'at da sünneti vardır. 1 Zuhr-i âhir, son öğle namazı demektir. Bazı İslâm bilginleri, bir yerleşim yerinde birden fazla mescitte cuma namazı kılındığında ilk kılınan cumanın dışındakilerin sahih olmama ihtimaline binaen, ihtiyaten o günkü öğle namazının kılınmasını önermişlerdir. Zuhr-i âhir adıyla kılınan bu namaz, cuma namazına dâhil değildir. İşte bu şüpheli durumdan kurtulmak için içinde bulunulan cuma vakti kastedilerek ihtiyaten, zuhr-i âhir yani “vaktine ulaşılıp da eda edilemeyen son öğle namazı” niyeti ile dört rek'atlık bir namaz kılınması bazı âlimlerce uygun görülmüştür.2 Çünkü eğer cuma namazı sahih olmamış ise bu dört rekat ile o günün öğle namazı kılınmış olur.3 Zuhr-i âhir namazının ardındanda "sünneti vakit" niyetile tam sabah namazının sünneti gibi iki rekat namaz daha kılınır.4Hâsılı, Cuma namazının farzı 2 rekât olmakla beraber, farzdan önce 4 rekât Cuma sünneti, farzdan sonra 4 rekât Cuma sünneti, ardından 4 rekât Zuhr-i Âhir ve son olarak 2 rekât vaktin sünneti kılınır.Böylece Cuma günü kılınan bu namazların toplamı:4 + 2 + 4 + 4 + 2 = 16 rekâttır.Ayrıca BakınızCUMA VAKTİ VE CUMA GÜNÜNÜN BAŞLANGIÇ /BİTİŞ ZAMANICUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ HAKKINDA HADİSLERCUMA VAKTİNDE ALIŞVERİŞ HARAM MIDIR?ÜÇ CUMAYA GİTMEMEK MESELESİKADINLARIN CUMA NAMAZI KILMASIİSLÂM'A GÖRE YÖNETİLMEYEN ÜLKELERDE CUMA NAMAZI KILMANIN HÜKMÜ NEDİR?KaynakçalarKâsânî, Bedâi', 1/269-285İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 2/145-147; Karâfî, ez-Zahîre, 2/354-355; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/248; Şirbînî, Muğni'l-muhtâc, 1/544-545Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s.149.Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s. 146.

Borç Para Alarak Umreye Gitmek Caiz midir? Borçlanarak Umre Yapmanın Hükmü Nedir?

Borç para alarak umreye gitmek caizdir. Ancak alınacak borcun kesinlikle faiz içermemesi gerekir. Faizsiz bir borç alarak umreye gitmekte fıkhen bir sakınca yoktur. Bununla birlikte kişinin aldığı borcu ödeme imkânının bulunması da önemlidir.Buna karşılık bankalardan faizli kredi çekerek veya başka herhangi bir şekilde faizli borçlanarak hac ya da umre ibadetini yerine getirmek fıkhen uygun değildir. Zira faizli borç almak haramdır. Faizli krediyle umreye gitmek, bir sünneti yerine getirmek için haram olan bir fiile başvurmak anlamına gelir. Bir ibadeti gerçekleştirmek amacıyla dahi olsa haram bir yola başvurmak kesinlikle doğru değildir.Dolayısıyla umreye gitmek isteyen kimse, bunu faizsiz ve meşru bir borçlanma yoluyla gerçekleştirebilir; ancak faizli kredi kullanarak hac veya umre yapmak kesinlikle caiz değildir. Ayrıca BakınızPROMOSYON PARASI İLE UMRE YAPMAKUMREYE GİTMEDEN ÖNCE HELALLEŞMEK ŞART MIDIR?RAMAZAN UMRESİNİN FAZİLETİUMRE PARASINI FİLİSTİN'E GÖNDERMEKUMRENİN ŞARTLARI / YAPILIŞ ŞEKLİSUUDİ ARABİSTAN'A PARA KAZANDIRMAMAK İÇİN HAC VE UMRE İBADETİNİN TERK EDİLMESİ CAİZ MİDİR?

5.965

Bediüzzaman Hazretleri Adnan Menderes'e Neden “İslam Kahramanı” Demiştir?

Bediüzzaman Hazretleri'nin seçimlerde Menderes'i desteklediğini biliyoruz. Ancak bazıları, “Menderes rakı dahi içen birisiydi. Sadece ezanı asli şekline çevirdi diye kendisine bu kadar kıymet verilir mi? Ona 'İslam kahramanı' denir mi?” şeklinde itiraz ediyorlar. Üstad Hazretleri'nin Menderes hakkında böyle sena edici sözleri var mıdır? Varsa, bu ifadeleri nasıl anlamak gerekir?

5.848

Kur'an ve Sünnet Işığında Birlik ve Beraberliğin Önemi

İslam Birlik ve Beraberlik Dinidirİslamiyet, Allah'ın birliğine imanı gerektirir. İmandaki bu birlemeyi sosyal hayatta temel düstur kabul eder. Birlik ve beraberliği emreden emirleriyle şahsi ve sosyal hayatın saadetini temin eder. İbadet ve dua vasıtasıyla kalplerin birliğini sağlayıp manevi hayatta da mutluluğa sebep olur.Yaratılan her şey, tek olan yaratıcının emriyle hareket eder. Güneş yeryüzünün sobası, yıldızlar lambalarıdır. Dağlar hazinelerle dolu direkleri, ağaçlar oksijen deposudurlar. Rüzgar havadaki buharı ihtiyaç olan yerlere taşır, yağmur olarak bırakır. Yağmurla beslenen bitkiler havayı temizler, insanlara gıda olurlar. Her şey, el ele omuz omuza vermiş, Allah'ın emriyle birbirine yardım eder. Yarattıklarını dayanışma içinde böyle terbiye eden Allah, yeryüzünün halifesi olan insanlara da birlik ve beraberliği emretmiştir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle emredilir:O halde hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın ve parçalanmayın!1İnsan, maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamada diğer insanlara muhtaçtır. Tek başına insanın bu ihtiyaçları elde etmesi imkansızdır. Mutlu ve huzurlu bir hayat için diğer insanların yardımına ihtiyaç duyar. Kalp sevip sevilmek, akıl düşünceleri paylaşmak, bütün hisler hoş bir sohbet ve sıcak bir dost ister. Peygamber Efendimiz (sav) saadetin yolunun birlikten geçtiğini şöyle ifade etmektedir:Size birlik halinde bulunmanızı tavsiye eder; ayrılıp dağılmaktan şiddetle kaçınmanızı isterim. Zira şeytan, yalnız başına yaşayan insana yakın olup, beraber bulunan iki kişiden uzaktır.2Bediüzzaman Hazretleri de telif etmiş olduğu "Uhuvvet Risalesi"nde Müslümanların birlik ve beraberliğinin önemi ile alakalı bazı hususlara dikkat çeker. Mesela şöyle der:Evet, tevhîd-i îmânî, elbette tevhîd-i kulûbü ister. Ve vahdet-i i'tikād dahi, vahdet-i ictimâiyeyi iktizâ eder.3Burada, imanda birliğin kalplerde de birliği gerektirdiğini beyan eder. Ayrıca muhabbetimize, birlik ve beraberliğime vesile bu kadar sebepler var iken, bunları göz ardı edip ehemmiyet kıymetsiz şeyler sebebiyle, bir kişinin mümin kardeşine düşmanlık beslemesi vahdet hakikatine hürmetsizlik olduğunu da şu cümlelerle beyan eder:... Hâlik'ınız bir, Mâlik'iniz bir, Ma'bûdunuz bir, Râzık'ınız bir, bir bir, bine kadar bir bir. Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhîdi, vifâk ve ittifâkı, muhabbet ve uhuvveti iktizâ ettiği...4... Örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercîh edip mü'mine karşı hakîkî adâvet etmek ve kîn bağlamak, ne kadar o râbıta-i vahdete bir hürmetsizlik...5Ayrıca Ensar ve Muhacir kardeşliği, dünyada eşi bulunmaz bir beraberlik örneğidir. En zor şartlarda bile İslam'ın büyüyerek devam etmesi bu kardeşliğin sonucudur.Selamlaşmak, davete icabet, misafire ikram, ayıpları örtmek, komşuya iyilik gibi güzel hasletler, İslam'ın temel emirlerinden olup birlikteliğin devamını sağlar. Efendimiz (asm) bu hususa şu sözleri ile dikkat çeker:Mü'min kardeşine güler yüz göstermen sadakadır; iyiliği emredip kötülüklere engel olman sadakadır.6Ayrıca iyiliklere set çeken, birlik ve beraberliğimizi tahrip edici; kusurları araştırmak, gıybet, iki yüzlülük, yalan söylemek gibi kötülükleri de Sevgili Peygamberimiz (sav) yine şu sözleri ile yasaklamaktadır:Nemmam (insanlar arası laf taşıyarak onları birbirine düşüren) cennete giremeyecektir.7Cemaat halinde yapılan ibadetler de birlikteliğin önemini gösterir. Peygamberimiz (sav): "Cemaatle kılınan namaz, tek kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür." buyurarak ibadette de birlikte olmayı tavsiye etmiştir. Cuma ve bayram namazlarında, özellikle hacda milyonlarca insanın aynı ibadeti birlikte yapması, Allah'ın Müslümanların birliğinden razı olduğunu gösterir.Birliktelik sadece bir arada yaşamak değil, özellikle kalplerin bir olmasıdır. İnsan, dua ile kalben Müslüman kardeşleriyle beraber olduğunu gösterir.Son olarak; Peygamber Efendimiz (sav) in şu hadisi ile cevabımızı bitirelim;Müs­lüman bir kimsenin, din kardeşinin gıyabında yaptığı duası kabule şayandır. O kimsenin baş ucunda Allah'ın görevli bir meleği bulunur.- (o kişi) Din kardeşi için hayır dua yaptıkça, o melek de ona dua eder ve- (Melek) 'amin, kardeşin için istediğinin bir misli de senin için olsun.' der.8Dua etmek, birlik ve beraberliğin en önemli vesilelerindendir. En temiz toplulukla beraber olmakla kalpler en büyük teselliyi bulur.İslamiyet, günümüzde insanların birbirinden uzaklaştığı bir ortamda, birlik ve beraberliğe dair emirleriyle huzurun ve saadetin kaynağıdır. Sadece dünyada değil, ahiret hayatında da ebedi olarak birlikteliği temin eder.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA KARDEŞLİK, DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA DÜSTURLARIVAHDET-İ İTİKAD NE DEMEK? TOPLUMSAL BİRLİK NASIL SAĞLANIR?HAK YOLDA OLANLARIN AYRILIKLARININ VE EHL-İ DÜNYANIN BİRLİKTELİĞİNİN HİKMETİKaynakçalarAl-i İmran, 3/103.Tirmizî, Fiten, 7Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 109Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 109Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 110Tirmizî, Birr, 36Sahih-i Müslim, Îmân, 168Müslim, Zikir, 86, Ebû Dâvûd, Vitir, 29

Umuma Açık Olmayan Camilerde/Okullarda/Kışlalarda Cuma Namazı Kılınır Mı?

Hanefî mezhebine göre cuma namazının sıhhat şartlarından biri de izn-i amm, yani cuma namazı kılınan yerde herkesin oraya girişinin serbest olmasıdır.1 Binaenaleyh Hanefî mezhebinde köylerde, ceza evinde, askerî kışlalarda ve girişi serbest olmayan dairelerde cuma namazını kılmak câiz değildir. Fakat Şafii mezhebinde ise köyde, ceza evinde, kışlada veya herkes için girişi serbest olmayan yerde yerli kırk kişi olduğu takdirde cuma namazı kılınır.2Günümüzde güvenlik vb. gerekçelerle dışarıdan girişin izne tabi olduğu yerleşkelerde kılınan Cuma namazlarının sahih olup olmaması yukarıdaki şartlar bağlamında gündeme gelmektedir. Söz konusu yerlerde bulunan cami ve mescitlerin kapısının, yerleşke içerisinde bulunanların tamamına açık olması izn-i âm şartını sağlar. Zira dışardan girişin izne tabi olması camiye girişe veya namaza engel olmak için değil, güvenliği sağlamak içindir. Nitekim fıkıh kaynaklarında cuma namazının kılındığı başka camilerin bulunması durumunda güvenlik gibi gerekçelerle dışarıdan girişe açık olmayan yerleşkelerde Cuma namazı kılınmasının caiz olduğu ifade edilmiştir.3 Bu itibarla; kamu kurum ve kuruluşları, kışla, cezaevi, okul, site, fabrika vb. yerleşkeler içerisindeki mescitlerde ilgili müftülüklerden izin alınması kaydıyla cuma namazı kılınabilir.4Ayrıca BakınızİSLÂM'A GÖRE YÖNETİLMEYEN ÜLKELERDE CUMA NAMAZI KILMANIN HÜKMÜ NEDİR?KADINLARIN CUMA NAMAZI KILMASICAMİ OLMAYAN YERDE DIŞARIDA CUMA NAMAZI KILINABİLİR Mİ?CUMA VAKTİ VE CUMA GÜNÜNÜN BAŞLANGIÇ /BİTİŞ ZAMANICUMA VAKTİNDE ALIŞVERİŞ HARAM MIDIR?CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ HAKKINDA HADİSLERKaynakçalarSerahsî, el-Mebsût, 2/25; Zeylaî, Tebyînü'l-hakâik, 1/221; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 2/151Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.1, s. 182.Tahtâvî, Hâşiye, 511; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 2/152.Din İşleri Yüksek Kurulu, “Girişlerin İzne Tabi Olduğu Kışla, Okul, Site, Fabrika vb. Yerleşkelerde Cuma Namazı Kılınabilir mi?”, 18.12.2025, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu

Bediüzzaman Hazretlerinin Babil Misali Üzerinden Osmanlı'nın Dağılmasında Menfi Milliyetin Rolü

"Hem bizde ibtidâ-yı hürriyette, Bâbil Kal'ası'nın harâbiyeti zamanında tebelbül-ü akvâm ta'bîr edilen teşa'ub-u akvâm ve o teşa'ub sebebiyle dağılmaları gibi, menfî milliyet fikriyle, başta Rûm ve Ermenî olarak pek çok (kulüpler) nâmında sebeb-i tefrika-i kulûb, muhtelif milletçiler cem'iyetleri teşekkül etti. Ve onlardan şimdiye kadar ecnebîlerin boğazına gidenlerin ve perişan olanların hâlleri, menfî milliyetin zararını gösterdi."Bu kısmı açıklar mısınız? Teşa'ub-u akvâm ne demek? Dillerin ortaya çıkışıyla alakalı ifade edilen bu hadise sahih mi? Bu hadiseyle, Osmanlı'nın dağılmasının irtibatı nedir?

Hz. Ömer'in Ebu Hüreyre'ye “Allah'ın Düşmanı” Demesi Nasıl Anlaşılmalı?

Bahsi geçen olay, Hakim en-Nisaburi'nin el-Müstedrek isimli eserinde şu şekilde geçmektedir.O, Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle dediğini nakletti: Ömer bana, "Ey Allah'ın düşmanı ve İslam'ın düşmanı! Sen Allah'ın malına hainlik ettin." dedi. (Ebu Hureyre) dedi ki:- Ben ne Allah'ın düşmanıyım ne de İslam'ın düşmanıyım ama ben onlara düşmanlık edenlerin düşmanıyım. Allah'ın malına da hainlik etmedim ama (elimdeki) bu paralar, develerimin ve bana düşen ve bir arada bulunan paylarımın parasıdır, dedim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Aynı sözleri bana tekrar söyledi, ben de bu sözlerimi ona tekrar söyledim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Bana on iki bin (dirhem) tazminat ödetti. Ben de sabah namazında kalkıp (kunut duamda): "Allah'ım! Müminlerin emirine mağfiret buyur." dedim.Bundan sonra yine beni bir işe (zekat tahsilatı işine) görevlendirmek istedi. Ben de kabul etmedim. Bana: "Neden? Halbuki Yusuf işin kendisine verilmesini istemişti ve senden hayırlı idi." dedi. Ben de şöyle dedim:- Şüphe yok ki Yusuf, nebi oğlu nebi oğlu nebi oğlu nebi idi. Ben ise Humeyme'nin oğluyum ve ben üç şeyden ve iki şeyden korkuyorum, dedim. Ömer: "Ne diye beş şeyden korkuyorum demiyorsun?" dedi. Ben, "Hayır (beş demem)." dedim. O, "Peki bunlar nedir?" deyince, şöyle dedim:- Bilgisizce söylemekten korkuyorum,- bilgisizce fetva vermekten korkuyorum.- sırtıma vurulmasından,- şerefime sövülmesinden ve dövülerek malımın alınmasından korkuyorum, dedim.1Bu rivayet, Hz. Ömer'in (r.a) Ebu Hüreyre'ye (r.a) karşı şahsi bir düşmanlık veya tahkir içerisinde olduğunu göstermez. Nitekim Hz. Ömer, Ebu Hüreyre'yi gerçekten —haşa— “Allah'ın düşmanı” veya “İslam'ın düşmanı” olarak görmüş olsaydı, rivayetin devamında görüldüğü üzere onu yeniden bir vazifeye tayin etmek istemezdi. Bilakis hadise, Müminlerin Emiri'nin Beytülmal hususundaki son derece titiz ve hassas tutumunun bir neticesi olarak anlaşılmalıdır. Hadiseye dikkatlice bakıldığında, bu iki büyük sahabinin fazilet ve takvası daha iyi anlaşılabilir.Ebu Hüreyre'nin (r.a) Takvası: Kendisine yeniden görev teklif edildiğinde bunu kabul etmekten kaçınması, makam ve mevki arzusundan uzak olduğunu göstermektedir. Kendisini yönetici konumuna getirecek bir vazifeyi dahi sırf dünya menfaati için talep etmemiştir. Bununla beraber, Hz. Ömer'in (r.a) kendisini sorgulamasına ve mali bir tazminat ödemesine rağmen, sabah namazındaki duasında “Allah'ım, Müminlerin Emiri'ni mağfiret eyle” diye dua etmesi, Ebu Hüreyre'nin şahsi kin ve düşmanlık taşımadığını da net bir şekilde göstermektedir.Hz. Ömer'in (r.a) Beytülmâl Hassasiyeti: Hz. Ömer (r.a), kamu malı konusunda son derece titiz davranmış, vazife verdiği kimseleri mali yönden denetlemiş ve hak bildiği hususta hiçbir kimseye iltimas göstermemiştir. Buradaki sertlik, şahsi bir düşmanlığın değil, kamu hakkını koruma sorumluluğunun bir tezahürüdür. Öte yandan Hz. Ömer (r.a) Efendimizin şahsi düşmanlık taşımadığının en açık göstergesi, olaydan sonra Ebu Hüreyre'ye yeniden görev teklif etmesidir. Bu durum, Hz. Ömer'in (r.a) onu İslam düşmanı veya güvenilmez bir kimse olarak görmediğini; aksine onun liyakatine ve güvenilirliğine değer verdiğini ortaya koymaktadır.Dolayısıyla bu rivayet, iki sahabi arasında şahsi bir husumet veya tahkir bulunduğuna değil; Beytülmalın korunması, idarecinin sorumluluğu, görevlinin hesaba çekilmesi ve buna rağmen tarafların birbirlerine karşı kalbi kin taşımamaları gibi önemli ahlaki ve idari esaslara işaret etmektedir.Ayrıca BakınızHZ. ÖMER'İN EBU HUREYRE'YE HADİS RİVAYETİNİ YASAKLADIĞI YÖNÜNDEKİ İDDİALARIN ASLI VE İZAHIKaynakçalarHAKİM, el-Müstedrek, Tefsir-2, 3380

Peygamber Efendimiz (sav) Münafık Olan Abdullah bin Übey'in Cenaze Namazını Niçin Kıldırmıştır?

Abdullah bin Übey, münafıkların başı olarak Peygamber Efendimiz ﷺ ve Müslümanlara karşı çeşitli münafıkça ve haince faaliyetlerde bulunduğu hâlde, Peygamber Efendimiz ﷺ neden onun cenaze namazını kıldırmıştır? Tevbe Sûresi 84. âyette “Onlardan ölen hiçbirinin namazını asla kılma ve kabri başında durma” buyurulmasına rağmen bu olay nasıl anlaşılmalıdır?