İlgili âyet şöyledir:Ve Rablerinin huzûrunda toplanacaklarından korkanları, onunla (Kur'ân ile) korkut; onlar için O'ndan (O Rablerinden) başka ne bir dost, ne de bir şefâatçi vardır; tâ ki(günahlardan) sakınsınlar.1Müfessirlerden bazılarının bu âyet ile ilgili görüşlerini aktaracak olursak;Elmalılı: O halde ki kendilerinin ondan, âlemlerin Rabbinden başka ne bir dostları, ne de bir şefaatçileri yoktur. Gerek ortaya çıkmasına inanmakla olsun ve gerek imkân ve ihtimal üzerine şüphe ve tereddütle olsun kalplerinde böyle bir haşr (toplanma) korkusu, bir ahiret hissi bulunduğu halde, korunmayan veya korunmasını bilmeyen, dolayısıyla takva sahibi olmayanları korkut, ki bunlar belki korunurlar. Yani bunlar içinde bu sayede sakınacak, korunacak olanlar vardır. Gerçi haşr ve ahireti tamamen inkâr edenler yahut ahirete inanmakla beraber Allah'ın azabından kendilerini kesin kurtarabilecek Allah'tan başka yakınları veya şefaatçileri bulunduğuna kesin bir şekilde inanmış bulunanlar, mesela putlarının ve diğer İlâh tanıdıklarının ve babalarının, dedelerinin, pirlerinin ve Allah'ın izni olmadan peygamberlerinin Allah'a karşı kendilerine sahip olup şefaat edeceğine inanmış olanlar korkutulmaları mümkün değilseler de, Allah'tan başka dost ve şefaatçileri olmadığına inanan veya ihtimal verenler, korkmaları ve tesir altında kalmaları mümkün olanlardır.2Fahreddin Razi: "Onların, O'ndan başka ne bir dostu, ne de bir şefaatçisi yoktur" buyruğu hakkında Zeccâc şöyle demektedir: "Başında “leyse” bulunan bu cümle, hal olmak üzere mahallen mansûbtur. Buna göre sanki, "Onlar, her türlü dost ve şefaatçiden uzak ve mahrum olarak..." denilmek istenmiştir. Bu durumda, hâlde âmil olan kelime “yehafun” lâfzıdır. Sonra, burada bir mevzu bulunmaktadır ki o da şudur: "Eğer, Rablerine toplanacaklarından korkanlar..." tabiriyle kâfirler murat edilmiş olursa, o zaman ifade açıktır. Zira, Allah katında onların hiçbir şefaatçisi bulunmamaktadır. Bu böyledir, çünkü Yahudî ve Hristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz..." Maide, 18) diyorlardı. Halbuki Allah, onları bu konuda yalanlamıştır.. Yine Cenâb-ı Hak başka bir âyette, "Zâlimlerin ne müşfik bir yakını, ne de dinlenebilecek bir şefaatçisi yoktur" (Mümin, 18) buyurmuştur. Ve yine "Artık, şefaat edicilerin hiç bir şefaati onlara fayda vermeyecek" Müddessir. 48) buyurmuştur.Eğer, bu ifadeyle murat edilenler Müslümanlar olursa, biz deriz ki: Hak Teâlâ'nın "Onların, Ondan başka ne bir dostu, ne de bir şefaatçisi yoktur" buyruğu, bizim müminlere şefaat edileceği şeklindeki görüşümüze ters düşmez.. Çünkü, meleklerin ve peygamberlerin müminlere şefaat etmesi, ancak yüce Allah'ın izni ve müsaadesiyle olur.. Zira Allah, "Onun izni olmadıkça, nezdinde şefaat edecek kimmiş?" (Bakara, 255) buyurmuştur. Bununla beraber bu şefaat, Allah'ın izni ve müsadesiyle olunca, gerçekte Allah tarafından yapılmış olur.3Zemahşeri: “Onunla uyar” cümlesindeki zamir, [önceki âyette geçen] “bana vahyolunana” ifadesine râcidir [yani “sana vahyedilenle uyar”].“Toplanacaklarından korkanlar” ya İslâm'a girip öldükten sonra diriltilmeyi kabul edenlerdir -ancak bu kişiler sâlih amel işlemede ihmalkârdırlar ve bu sebeple Peygamber (sav) kendisine vahyolunanla onları uyarır “ki sakınsınlar”, yani müttakî Müslümanlar topluluğuna katılsınlar- ya da Ehl-i Kitap'tır çünkü öldükten sonra diriltilmeyi kabul etmektedirler. Yahut müşriklerden bir grup insandır ki bunların halinden, 'öldükten sonra diriltilmenin gerçek olduğu ve bu durumda müşriklerin helâk olacağı sözünü duyduklarında korktukları' anlaşılmaktadır. Bu [üç] topluluk -inatçı olanları hariç- uyarının kendilerine fayda sağlayacağı ümit edilen kimselerdir. Bu sebeple Allah Teâlâ, onları uyarmasını [peygamberine] emretmiştir.“O'ndan başka bir veli ve şefaatçileri olmadığı...” ifadesi, يُحْشَرُوا fiilinin hâli konumunda olup mâna şöyledir: Kendilerine yardım ve şefaat edilmeksizin haşredilecek olmalarından korkarlar. Çünkü bundan kaçış yoktur, herkes haşredilecektir. Öyleyse korkulan tek şey, iş bu durum üzere haşredilmektir.4Netice olarak: Bu âyet, ahirette Rablerinin huzurunda toplanacaklarını hisseden ve bu ihtimali ciddiye alan kimselerin, Kur'ân ile uyarılmasının anlamlı ve etkili olacağını ifade eder. Elmalılı'ya göre bu uyarı, ahireti tamamen inkâr etmeyen fakat takvaya erememiş kimseler içindir. Zira Allah'tan başka mutlak bir dost ve şefaatçi bulunmadığını kabul edenler bu korkudan etkilenebilirler. Fahreddin Râzî, ifadenin kâfirler için açık olduğunu, müminler için ise Allah'ın izni olmadan hiçbir şefaatin söz konusu olmadığını, dolayısıyla gerçek şefaatin yine Allah'a ait bulunduğunu vurgulamaktadır. Zemahşerî ise uyarının, ahireti kabul etmekle birlikte amelde gevşek davranan Müslümanlara, Ehl-i Kitap'a veya ahiret ihtimali karşısında kalbi ürperen bazı müşriklere yönelik olduğunu belirtir. Ortak noktada, herkesin mutlaka haşredileceği, asıl korkulması gerekenin ise Allah'tan başka hiçbir veli ve şefaatçinin bulunmadığı bir hâl üzere huzura çıkmak olduğu sonucuna varılmaktadır.KaynakçalarEn'âm, 6 / 51.Elmalılı M. Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili", Azim Dağıtım Zehraveyn Yayın, c. 3, s. 433.Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 9, s. 443.Zemahşeri, "El-Keşşâf", En'âm 6/51.